sevgili sözlük, elimde kesmediğim yer kalmadı. yakında kökünden gidecek bence. acaba kana ilgim olduğundan beynim bana oyunlar oynayıp bu eğlenceli aktiviteye kaza süsü mü vermeye çalışıyor?*
oryantasyondan sonra okulun ilk günü stand açmışlardı yanılmıyorsam. hemen yazdırdım ismimi. sonra bilgi'deki gay friendly ortamdan herhalde gerek yok kafasıyla bütün yıl hiçbir eylemde bulunmadılar. tanışma toplantısı bile yapmadılar yani. ya da özel olarak beni çağırmadılar bilemiyorum. kolay gelsin ne diyeyim.
sinirliysem, üzgünsem, boşluktaysam; yani kısaca depresifsem ölüm makinesine dönüştüğüm oyun. genellikle lux ile.
kişisel intikam yeminleri ediyorum maçlar esnasında. jungler bana gank mi attı mesela erkenden? karşı takımın top oyuncusu taa ordan götlük olsun diye mid'e gelip bana mı bulaşıyor? işaretliyorum onları kafamda ve terminatöre dönüşüyorum. takımı örgütleyip ormanını sikiyorum mesela o herifin. beş kişiyle toplu gank attırıyorum mesela top'a. hele asla q kaçırmıyorum o kaltaklara rastlarsam. q+e+ulti -caps lock açık- çat! -caps lock kapalı- öldün çık.
resmen stres attım ya pc başında delirmişlerdir umarım.
benim bu. kendimi yazarak neredeyse eksiksik ifade edebilmeme rağmen konuşmaya gelince sınıfta kalıyorum. gerekmedikçe konuşmuyorum, gerekince de konuşmuyorum. dolayısıyla ortada konuşma dili diye bir şey kalmıyor.*
en mütevazı, en samimi, en hüzünlü aşk şarkılarının sahibi. bağıra bağıra eşlik edesiniz gelir ona, içinizi acıtır. ama dinlersiniz işte. güzel olan her şey acıtır zaten.
sıkılmamak için olması gereken gibi sanki. seks ve romantizm dışında eğlenebilmek, konuşabilmek, birlikte arkadaşça vakit geçirmek sağlıklı olmalı bir ilişki için. zaten sevgili dediğin arkadaşlık üzerine seks ve aşk ekleyince oluşan bir formül değil mi? değilse de bilemem, benim algım bu şekilde.
bir iki güzel istisna dışında gülmediğim yıl. geriye bakınca koca bir karanlık görüyorum böyle, boğuluyorum düşündükçe. ağlamaktan, beklemekten, özlemekten, hayal kırıklığından, nefretten, her şeyden çok yoruldum. gerçekten gülmeyi özledim ben. lütfen güleyim artık.
üç yaşımda oynamaya başladığım tomb raider'ın da etkisiyle beni inanılmaz heyecanlandıran bilim dalıdır. umarım paralel bir evrende gelecekte tüm dünyayı gezerek kaybolmuş ve unutulmuş tarihten parçalar bulmanın hayaliyle arkeoloji okuyorumdur.
olabilir, olmayabilir de. sigara içmek karaktersel* bir özellik olmadığından sigara içip içmemenin hoşlanma üzerinde bir etkisi olması gerektiğini düşünmüyorum.
"cool" kelimeleri, olayları ve olguları ortaya çıkan anlamı yoksayıp birlikte kullanarak ifadesiz ve özenti bir sanat anlayışı yaratan insanları etiketleme amacıyla leoparsiz burjuva ile lisede yarattığımız edebiyat türü. şiirsokaktacılar, yeraltı edebiyatçıları, twitter'ın ikinci yenicileri falan hepsi dahil bu gruba. mantıklarını kavrar kavramaz zorlama hikayeler, şiirler veya en basitinden cümleler yazmak dünyanın en kolay şeyi olur. sıkıldıkça yazıp dalga geçiyoruz biz mesela.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
arkadaşlar inanmayın buna, a4 kağıtta fotoğrafla olmaz bu işler. platoniğinizin tükürüğü, saç teli, tırnağı falan lazım. çok daha güçlü olmasını istiyorsanız bir damla kan hatta, bakın bu da yılların vampirinden tavsiye size. ah bu günümüz büyücüleri... 3d printerla voodoo doll yapacaklar utanmasalar.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
bugün yürüyüşe başlayayım dedim, gittim bir yürüyüş parkuruna yürümeye başladım emekli amcalar gibi. emekli amca demişken üç-dört tur attıktan sonra eşofmanlı bir amca jet hızıyla yürüyerek yanımdan geçti. ben de gaza geldim tabi, kaç yaşında amca bana parkurun tozunu attırıyor. hızlandım, deli gibi yürümeye başladım ve sonunda yetiştim amcaya. bi yan gözle baktı bana ve "hmpf"* efektiyle bastı yine gaza. iyice dellendim bu sefer, ride the lightning'i açarak yürüyüş atletine bağladım hemen. evet amcayı geçtim baya fakat vücudumu hissetmiyorum sözlük.
özet: spordan nefret ediyorum.
istabul'daki ilk günümde katıldığım (ve ilk katıldığım) zirve oldu. bu kadar tatlı insanı bir arada görmek gerçekten mutlu etti. dark bear'a teşekkürlerimi borç bilirim.*
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *