yağmura maruz kalmaktan tiksiniyorum, herhalde bu sebeple ne zaman duygusal buhranlara girsem yağarak intikam alıyor benden. istanbul'a geldim bugün, yorgunluktan hiçbir şeyi gözüm görmüyor tabi. laptop çantamı havataş'ta unuttum dolayısıyla. eve geldikten saatler sonra fark ettim bunu. söylene söylene taksim'e gittim, hafif atıştıran yağmur kafamı sikmeye başladı bu sefer. çantayı aldım, metroya girdim eve dönmek için, akbili bastım geçtim. sonra bir durdum orda, geri çıkmaya karar verdim metrodan. amaçsız bir şekilde ıslana ıslana istiklal'de yürüdüm. düşündüm durmadan, gözüm bir şeyleri aradı. "bir işaret" dedim, işaret falan görmedim. hayal kırıklığı gerisi. yağmur büyülü bir hava olayı değilmiş işin kısası. sevmediğim kadar varmış. yapış yapış o ne öyle. laptopım da ıslandı zaten.
uyumaktan yorulmaya başladığınızı hissedip yine de uyumaya devam ettiğinizde kafası gelen zevkli sarhoşluk. biri üstüme çıkıp işkence yapmadıkça asla ayılmam bu haldeyken.
dram kokan başlık fakat cidden inanılmaz sinir bozucudur o lekeler, ağlamaktan soğutur. bir de sokağın ortasında falan yedi derece miyopla... aman kalsın.
aylar sonra geri döndüğüm oyun. neden döndüm peki? action camera denen zımbırtıyla omuz üstünden bakarak oynayabilmek için wow'u, elder scrolls oyunları gibi yani. role playerlar, single playerlar için harika bir özellik bu. oyunun içine giriyorsunuz adeta.
peki ne yapmışlar? 1 ağustos'ta kaldırmışlar bu özelliği. gelecek patchlerde gelecekmiş tekrar. tüm hevesim kaçtı lanet olsun blizzard sana.
yaptığım hiçbir şey doğru şeymiş gibi gelmiyor. hayatımdan memnun değilim, hiç olmadım, olacak gibi de görünmüyorum. öte yandan geçmişe bakınca güzel şeyler bulabiliyorum, fakat o sırada fark etmiyorum bunları. geçmişe bağlı yaşamak çok yorucu gerçekten, aylarca geriden takip ediyorum hayatı. bıkmıyorum bundan ama. asla da vazgeçmiyorum. eski kafalı, basit ve çelişkili olduğumdan bu kadar iticiyim belki de.
kendimi sevmiyorum evet ya. valla sevmiyorum.
korkunun en yıkıcı duygu olduğunu bizzat yaşamıyla gösteren star wars karakteridir. rüyasında hayatının aşkı olan padme'nin ölümünü gördükten sonra her önlemi almaya çalışır bu geleceği önlemek için. insanlığından bile vazgeçmeye başlar. böylelikle farkında olmadan kendi sebep olur onun ölümüne. ve darth vader'a dönüşerek evrimini tamamlar. trajik bir karakterdir.
dünyanın gördüğü en büyük nimet. en sevdiğim çikolata, en sevdiğim tatlı şey. yalnızlığın çaresi yani, yerken mutluluktan başka hiçbir şey gelmiyor aklıma. daha paragraflarca abartabilirim, susuyorum.
yoktur öyle bir özellik. tipiniz olarak gördüğünüz ve kafa yapınızın yüzde yüz uyduğu bir insan da çıksa karşınıza, verdiğiniz tek tepki bön bön bakmak olabilir sadece. aşk rastgele bir olgu, o sebeple bu kadar sancılı ve akılda kalıcı.
bugün ilk defa denediğim içki. aşık oldum resmen yumuşak içimine. ortam müsait olmadığından bir dublede bıraktım, en kısa zamanda kafasını tecrübe edeceğim.
vizyonsuzluk değildir, saygı gösterisidir. sevgili kavramının değerine bağlı tabi gözünüzde. ilişkiniz değerli ve karşınızdaki sizin için önemliyse "rahatlık" kisvesi altında düşüncesizlik yapmak hoş değil. hornet'i silmek veya yüklemek iki saniye sürmüyor sonuçta. ilişkiye girdiyseniz biraz götünüzü yırtın.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
arkadaşlar inanmayın buna, a4 kağıtta fotoğrafla olmaz bu işler. platoniğinizin tükürüğü, saç teli, tırnağı falan lazım. çok daha güçlü olmasını istiyorsanız bir damla kan hatta, bakın bu da yılların vampirinden tavsiye size. ah bu günümüz büyücüleri... 3d printerla voodoo doll yapacaklar utanmasalar.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
bugün yürüyüşe başlayayım dedim, gittim bir yürüyüş parkuruna yürümeye başladım emekli amcalar gibi. emekli amca demişken üç-dört tur attıktan sonra eşofmanlı bir amca jet hızıyla yürüyerek yanımdan geçti. ben de gaza geldim tabi, kaç yaşında amca bana parkurun tozunu attırıyor. hızlandım, deli gibi yürümeye başladım ve sonunda yetiştim amcaya. bi yan gözle baktı bana ve "hmpf"* efektiyle bastı yine gaza. iyice dellendim bu sefer, ride the lightning'i açarak yürüyüş atletine bağladım hemen. evet amcayı geçtim baya fakat vücudumu hissetmiyorum sözlük.
özet: spordan nefret ediyorum.
istabul'daki ilk günümde katıldığım (ve ilk katıldığım) zirve oldu. bu kadar tatlı insanı bir arada görmek gerçekten mutlu etti. dark bear'a teşekkürlerimi borç bilirim.*
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *