benim bir death listim var,* işte bu death liste ait kişiler hayvan gibi yiyip şişmanlamama özelliğine sahipse ilk sıralara çıkıyorlar listede. sonra onları görünce şu melodi eşliğinde,
1) the authority'den jenny sparks listeme ilk sıradan giriyor.
2) yine aynı gruptan midnighter'ı alıyorum listeye.
3) üçüncülük wonder woman'a gidiyor. great hera!
4) buraya batwoman'ı alalım.
5) beşincilik de the walking dead'den rick grimes'a gitsin. the walking dead çizgi romanlarının yapı taşı hala kendisi.
en iyi temsilcimiz yıldıray çınar'dır bu konuda. benim için pek normal değil ama gurur duyuyorum kendisiyle.
ad35
son olarak da superior iron man'in çizerliğini yapmaya başlamış. tebrik ediyorum gerçekten.
amerika olmadığımız ve başımızda akp'nin olduğu gerçeği ile yüzleşince bende "her şey bitti o mu kaldı?" tepkisine yol açan sistem. belki bir gün, ama akp ile değil.
bir yandan evliliğe teşvik bir yandan bekarlığa... ne yapacaklarını şaşırdı bunlar.
bekar kadının cinsel ihtiyaçları olmuyor muymuş bu arada?
doğru ya türkiye'de olmuyordu o.
ırkçılık gibi kendi kendini çürüten iğrenç bir duruştur.
ayrıca son zamanlarda homofobilerinden gurur duyan tipleri çıkarmıştır ortaya. meğer biz dışlıyormuşuz zavallıları. "eşcinselliği doğal gösterip bizi anormalleştirmeye çalışıyorlar" diye geziyorlar ortalıkta. burdan ağızlarına sıçayım onların.
bir de homofobi kelimesini ağızlarında sakız eden bir güruh var. ota boka homofobik diyorlar. hani tayyip vandal, provokatör, çapulcu diye tutturmuştu ya bi ara sürekli ağzındaydı. işte bu grup da tutturdu homofobik diye gelene geçene saldırıyor. bazı insanlarda bir mağdur psikolojisi var böyle anlamıyorum. kimse homofobik olmasa bile "homofobikleeğr!" diye yırtınıyorlar. burdan onlara da sesleniyorum, bu kelime sizin düşündüğünüzden çok daha ciddi. rusya'da gencecik çocukların kafasında karpuz kıranlar, onlara idrarlarını içirenler, sokak ortasında dövenler var ya işte onlar homofobik. hani şu güzel ülkemizde transeksüelleri yaşatmayan şerefsizler var ya onlar homofobik. hani iran'da eşcinselleri asanlar var ya onlar da homofobik bak. küçükken ibne şakalarına gülmek zorunda olduğumuz zihniyet var ya, homofobinin kaynağı işte o.
seninle aynı safta savaşan ve ortak haklarımız için çabalayan biz yurdum geyleri ve heteroları homofobik değiliz. uçan kuş homofobik değil, tamam mı?
of çok dolmuşum.
ilgi alanlarıma* cart curt gözüyle bakmasın yeter. valla biri dalga geçince ağzına yüzüne vurasım geliyor. ailem dahil herkes "çocuk musun yea" muhabbetine girdi benle yıllardır. eşek kadar oldum hala devam ediyorum. demek ki neymiş: çocuklukla ilgisi yokmuş.
bunun dışında kıskançlık olayına pek gelemiyorum.
bir de insan olsun yeter.
küçükken saçlarımı dikip "go go go ale ale ale" şeklinde ortalıkta zıplamama sebep olan şarkıcı. o zamandan belliymiş şimdi düşününce. adam ruhuma hitap ediyormuş.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *