Canlı Yayınlar
Canlı Yayına Git

loranahmes2

Durum: 900 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2013 01:01

Puan: 9188 - Sözlük Kezbanı

Live Seviyesi: Yayıncı

15 yıl önce kayıt oldu.
3.Nesil Yazar.

ve düşünürüm: belki hiç yaşamadım, ne öğrendin, ne sevdin, ne de inandın... belki de kuyruklu yalanlar mutlu etti bazı bazı... kahrolsun bağzı şeyler!!
  • /
  • 45

gezi parkı'ndaki seyyar satıcılar

bir çoğu taksimin gözde mekanlarının fiyat listesini aratmayan köylü kurnazı satıcılardır. bir çaya bir buçuk-iki lira diyeni gördüm. plastik bardakta, çay üstüne çay demleyip çaylıktan çıkan ve rengi kahverengiye dönen çaylar! en basit örneği bu. gezi parkının bu "şölen" havası hayra alamet değil. cık değil! en kısa zamanda seyyar satıcılara karşı bir karar almak lazım. mesela alışveriş yapılmaması gibi. bu direnişin selameti için elzem. sivil polis mi? evet, ne sandın!

melih gökçek

rıza kayaalp

ahmet hakan coşkun

gezi parkı işgalinin bir direniş olduğu medya tarafından "fark edildiğinde" cnn türk'teki programında, konuklarının yardımıyla da hükumeti yerden yere vurmuş; hızını alamamış sonraki gün yazdığı gazetede de bu eleştirilerine devam etmiştir. sırf bu yüzden geçmiş olsun'u benim nezdimde hak ediyor.

lgbt blok

lgbt blok basin açıklaması:

siz, saygıdeğer gezi parkı direnişi bileşenlerine ve tüm anadolu kentlerinde devlet zulmüne karşı birleşen insanlığa duyurulur/bir sözümüz var.

bizler bu coğrafyada varoluşu için birçok mücadele vermiş ve hala vermekte olan insanlarız.

dişimizi tırnağımıza takıp, ekmeği için canını öne atan insanlarız.

sokakta yürüme hakkı elinden alınan, gündüzlerden uzaklaştırılan, gecelere mahkum edilen insanlarız.
eğitim hakkı olmayan, barınmak, yaşamak, güvenli bir şekilde nefes alma hakkı başkalarının ellerine bırakılmış;

erkeklik şiddetinin, küfürün, ayrımcılığın, ötekileştirmenin bir yaşam şekli biçildiği insanlarız.

şimdi bugün, hep beraber burada gösterdiğimiz bu muazzam direniş bir hikayeye dönüşmeden, siz duyarlı insanların dikkatini bir konuya çekmek istiyoruz.

bu barikatların ötesinde hayat bizler için tüm acımasızlığıyla devam ediyor.

erkek şiddeti, devlet ve polis şiddeti, zulüm devam ediyor.

yaşam mücadelemiz kaldığı yerden tüm vahşetiyle devam ediyor.

hatırlatmak isteriz, 2002’den bu yana sadece bizim bildiğimiz rakamlara göre 70 trans birey öldürüldü, geçtiğimiz yıl 18 trans kadın, nefret cinayetine kurban gitti. eşcinsel çocuklar aileleri tarafından kaçırıldı, öldürüldü. evlerimiz mühürlendi, yaşam alanlarımıza kurşun sıkıldı.

cinayet ve şiddet haberleriyle her gün artan, iktidarın söylemleriyle destek bulan sistematik şiddete bir son demek, homofobik ve transfobik tehditlere boyun eğmemek ve onurlu bir hayatı hak ettiğimizi cümle aleme duyurmak için bugün karşınızdayız ve yanınızdayız.

kepçelerin gezi parkı’na girdiği ilk günden beri, bizim de olan bu parkı, sizlerle beraber koruyor ve yarınlara taşıyoruz.

sizlerden bir ricamız var:

bugün burada yakaladığımız bu güneşli günlerin devamı için,

ayrımcılığa ve ötekileştirmeye maruz bırakılmış biz transseksüel ve eşcinsel bireyler için,

nefret cinayetlerine dur demek, lezbiyen-gey-biseksüel ve trans bireylerin hakları insan hakkıdır demek için,

sizleri 30 haziran pazar günü, saat 17’de istiklal caddesi’nde, bu yıl 11. kez düzenleyeceğimiz lgbt onur yürüyüşü’ne davet ediyoruz.

ayrica

verdiğimiz onurlu mücadeleye destek olmanızı ve burada paylaşılan dostluk ortamını mahallelerinize, evlerinize, iş yerlerinize taşımanızı istiyor, hak mücadelemizde sizleri bizlerle yoldaşlığa davet ediyoruz.

lezbiyen gey biseksüel trans blok

slogan olarak:
kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz.

üçüncü köprünün adı halk köprüsü olsun kampanyası

insanın kendine güvenmesi lazım. on üç gün önce de gezi parkı yıkılmak istendi ama ne oldu, halk ayaklandı. öyle biz istemesek de yapacaklar, o zaman ismi biz verelim demek, baştan yenilgiyi kabul etmek demektir. ha yaparlar mı yaparlar muhakkak. ama mesele zaten köprüyü yapacaklar biz boşuna ses çıkarmayalım demenin zavallılığıdır. ayrıca adamlar ismini bile koymuşlar köprünün. böylece sana söz hakkı bile tanınmayan bir isim koyma pastasından pay alma girişiminin de zavallı olduğu ortaya çıkar.

velhasılıkelam:
(bkz: sicti cafer bez getir sulu sicti tez getir)

zaytung

"göstericilere kapılarını açmayan yerlere bir daha adım atmam" diyenlere dolmabahçe camisi imamından mesaj var: "biz kapılarımızı açtık bundan sonra buraya bekleriz... bu arada kandiliniz mübarek olsun..." *

(bkz: hadi ateistler bunu da açıklayın)*

28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi

gezi parkı'na yapılmak istenen topçu kışlası projesine dair güzel bir yazı için:

cc

"sorun 7200 m2 ticari alanı olan bina için –haklı olarak– avm kısaltmasını kullanmanın tartışmasını yapmak ya da sadece üç tane ağacı kesmek değil. diyelim ki sökülenler yeniden dikildi. bölgedeki son yeşil parça bir iç bahçe gibi binanın içine gömülürse kentle bağı kopartılmış olacak ve 'yeşil alan’ özelliğini kaybedecek. zaten projenin mimarı, buranın bir kent ormanı olmadığını, tüm ağaçların korunmasına gerek olmadığını şu özlü sözüyle destekliyor: “ama tabii ki bir düzen getirilmek zorunda. her elini kolunu sallayan kafeye, restorana girsin demek doğru değil. herkes her yere girebilir mi?”
problemin merkezi işte burada. “herkes her yere girsin mi girmesin mi?” bir de üzerine koskoca direnişi “üç tane ağaç için” şeklinde küçümsemek... “projeyi kimse benimle tartışmadı” demek kolay. görmediğimiz ve sır gibi saklanan projeden kamuya düşen sadece birkaç kalitesiz, bilgisayar marifetiyle elde edilmiş üç boyutlu görselken tartışmanın nasıl olacağını kestirmek zor.
belediye ya da başka bir kurum, hiçbir zaman bu kadar önemli projeyi kamuoyuyla paylaşmış, duyurmuş, tartışmış değil. haliç’teki garip taşıyıcılı köprü için belediye başkanının projenin mimarına direktif vermesi dışında bir kamuoyu bilgilendirmesi yapılmamıştır.
sonuç: yetkililer kamuoyunun mimari konulardaki fikrini pek önemli saymıyorlar.
kronik sorun, her gün garip bir projenin dayatılması. her sabah, fiziki çevre, kent kullanımı, estetik değerler ve kurallar gibi ön çalışmalar ve katılımcı bir tasarımla şekillenmemiş “biz karar verdik, olacak” denen bir sürpriz projeyle uyanmak. örneğin taksim’in yayalaştırma projesi bile bazı önemli hatalar içermektedir. hâlâ konuşacak, anlatacak, icabında düzelttirilecek bir merci yok."

taksim gezi parkı direnişi şarkıları

ilk günlerden itibaren ortaya çıkan güzel müziklerdir. küçük bir listesi:

duman - eyvallah


everyday i'm çapulling


boğaziçi caz korosu - çapulcu musun vay vay


kardeş türküler - tencere tava hep aynı hava


odtü ktmt - tomadan su atarlar


boğaziçi caz korosu - maskeyi yüzüne * (youtube:http://www.youtube.com/watch?feature=pla...!)

marsis - oy oy recebum


kaynak: http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyase...

hüseyin avni bulut

istanbul valisi.

twitter aracılığıyla gezi parkı direnişinde yaşananlardan dolayı özür dilemiş. 13. günde.

"yaşanan olaylar içinde zaman zaman görülen ferdi hata ve aşırılıklar özür dilemeyi gerektirir.bir gönül için bin özür dilerim.saygılarımla."

valinin diğer tivitlerine de göz gezdirelim:

"kendilerini sadece özgür birey, partiler üstünde yurttaş, hiç kimsenin peşinde olmayan, kendi düşüncelerinin savunucusu görenleri selamlıyorum.
günlerdir gezi parkı'nda duran bizim ülkemizin insanları ve gençlerine gecikmiş selamlarlarımızı iletiyorum. sabahınız huzurlu olsun, merhaba.
her türlü olumlu olumsuz değerlendirme dışında, bizim insanımızla, gencimizde konuşmanın ötesinde hiçbir şeyin önemli olmadığına inanıyorum.
anlaşsakta anlaşmasakta bizim birbirimizle dertleşmek, birbirimizin gözüne insanca ve adaletle bakmamız şarttır, her fert değerli ve özeldir.
her türlü eleştiriye açık bir sohbeti gezi parkı'nın kendini sadece özgür birey, yurttaş olarak tanımlayan gençleriyle yapmak istiyorum.
gençler, gezi parkında kuş sesleri, ıhlamur kokusu ve arı vızıltısıyla huzurlu bir sabah varmış doğru mu? aranızda olmak isterdim."

not: yazım yanlış(lar)ı valiye aittir.

atatürk kültür merkezi

içini görmediğim bina. ben kendimi tanımaya başladığımda kapatılmış. çocuktum. dolayısıyla hiç hatıram da yok. dış görünüşü itibariyle çirkin, estetik tek bir yanı olmayan saçma bina. oradan buradan da deprem riski olan bir bina diye yazıp çizmiş kimileri. ki epey de eski hani. eğer bu doğruysa elbette yerine yeni bir " barok bina" * yapılması iyi olur. gel gör ki restore edilecek diye senelerce bomboş bekletilen bu binanın bir anda yıkılmasına karar verilmesi bu işin altında bir bit yeniği olduğunun göstergesi. anlamadım ki akm ile anısı olan eski neslin eceliyle ölmelerini mi bekliyorlar. böylece bu bina pert deyip birileri onları protesto etmeyecek. halbuki opera da milli kültürde yeri olmayan bir şey(!)... hay allah!

sonradan=aşağıdaki arkadaşa: burada ironi var diye pankart açmaya ihtiyacın olabilir ama bazen anlamadığın şeyi es geçmek gerek. *

üçüncü köprünün adı halk köprüsü olsun kampanyası

üçüncü köprünün bir ihtiyaç olup olmadığı bile belli değilken bunu es geçip isim tartışmasına geçmeyi şahsen doğru bulmuyorum. ister halk olsun ister yavuz(!), orada kesilecek binlerce ağaç, katledilecek doğa tek gerçek.

zeitgeist the movie

din, siyaset ve para ilişkisini anlatan ilginç bir belgesel.

üç bölümden oluşuyor. en azından benim izlediğim öyleydi. toplam iki saat. uyurum ben bunu izlerken diye düşünürken, çalar saat gibi uyandırıverdi. daha doğrusu "ya her şey mi yalan?" sorusunu sordurttu. amerikanın aslında bir kukla, asıl olanın bankerler olduğunu (isimlerini hatırlamıyorum) ve bunların sayısının iki elin parmak sayısı kadar olduğunu söylüyor. siyasetin sadece bir kaç ailenin (devasa hazinesi olmasına karşın) ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde yönlendirildiğini ve onların zenginliğine daha bir zenginlik katmasını sağlamak için şekillendirildiğini, birinci dünya savaşı, ikinci dünya savaşının dahi onların işi olduğunu söylüyor. ilk bölüm dinin neden uydurulduğu vs'ye ayrılmış. ikinci bölümden itibaren amerikan tarihi ve bankerlerin toplumu ve hükumetleri şekillendirilişi anlatılmakta. en can alıcı nokta bulunmakta olduğumuz noktayı tarif ve tasnif edişleri: bir dünya devleti ve bedenlerine takılmış çipler ile yönetilen bir insanlık. bunun başlangıç. noktasının çipli nüfus cüzdanları olduğunu da ekliyorlar. yakın zamanda türkiyede de girilecek bu sisteme. tanrım!

asıl mesele ise eğitim ve bilinçlenme. çünkü dünya devletini kurmak isteyen aileler, istediklerini insanlara baskı yoluyla değil onların rızasıyla gerçekleştirecek(miş). tüylerim ürperdi yeminlen. film amerikan halkının aptallaştırılmasının sebebini de bu gizli politikaya bağlıyor. vs.

not: izleyin, izlettirin. bir çoklarımızın ucundan kıyısından az biraz bildiğimiz konuların böyle toplu bir şekilde, bir komposizyon halinde anlatılması, kimi açık noktaların oturması için güzel fırsat.

not2: insanların empoze edilen bilgilerden çok sorgulamayla ulaştıkları bilgiye inanması gerektiğini anlatması bakımından bu belgeselin anlattıklarına da körü körüne bağlanmamak gerek. haliyle. bu da hafiften "ne oluyor lan" dedirtebilir. haliyle. o yüzden kasmayın ve izleyin.

çiçek abbas

1982 yılında çekilmiş, sinan çetin'in yönetmenliğini yaptığı ilyas salman ile şener şen'in baş rollerini oynadığı film. filmdeki en can alıcı sahneler şüphesiz atışmanın olduğu sahnelerdir.

mezkur atışma sahnesi, bobiler.örg'ün güzel bir çalışmasıyla 28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi'ne uyarlanmıştır.

http://www.bobiler.org/taksim_gezi_parki...

(bkz: naaağğbeeerrrr)

direnince çok güzel oluyorsun türkiye

28 mayıs 2013 taksim gezi parkı direnişi'ni anlatan penguen'in kapağına taşıdığı söz. bu söz metüst'ün " sinirlenince çok güzel oluyorsun türkiye"sine bir naziredir.
yaratıcılık parayla değil zekayla. evet. billeh.

sinirlenince çok güzel oluyorsun türkiye

metüst'ün buluşu söz, " direnince çok güzel oluyorsun türkiye" diye çevrilip gezi parkı direnişinin en anlamlı sözlerinden olmuştur.

yanılmıyorsam cumartesi günüydü, iki kişi arasında geçen diyaloğa şahit oldum. gezi parkı mutfak sorumlusu megafonla gönüllü arkadaşlar istediğini anons ediyordu. o sırada:

m: maamıt
g: göben

m- çok yakışıklıymış.
g- neyi yakışıklı sen de...
m- (muzipçe) bi de sinirlenince nasıl olduğunu düşün..
g- (kısa bir inceleme) yani, şimdi..
m- artırıyorum: direndiğini hayal et..
g- hassiktir çok yakışıklı...*

gezi parkı direnişi duvar yazıları

(bkz: yasak ne ayol)

http://ayisozluk.com/lnk/ayol

not: hepsinin toparlanıp bir albüm yapılması gerektiğini düşünürken bugün sol gazetesinin bir kitapçıkta topladıkları gezi direnişi duvar yazılarını gazeteyle birlikte verdiğini öğrendim. tez zamanda alacağım, ilgilenenler de kaçırmasın. *

not2: gazetenin üzerinde "matbaa nedeniyle çıkan sorundan dolayı ek pazar günü verilecek" gibi bir not vardı. bilginize.

kılıçdaroğlu'nun gösterilere gitmeyi yasaklaması

aslında bu eylemleri biz organize etmedik, ha illa bizim yaptığımızı düşünüyorsanız işte diyoruz dağılın gibi bir mantık yürütmesiyle hareket eden kemal kılıçdaroğlunun beyanatı.

eskişehir'de direnişçilere ekmek ve cips dağıtan nine

nasıl güzel bir insandır. allah sağlık sıhhat versin. bir de üzülüp tekrar ediyor: "dutları getiremedim ama.."

çapulcu kütüphanesi

gezi parkı direnişi ile polisin çekilmesinin ardından gezi parkında oluşturulan ve yüzlerce kitabın gidip geldiği özgürlükçüler kütüphanesi. bir tane alabilirsiniz kağıt-levhası ile dönüşümün nasıl gerçekleştirildiği de açıklamıştır. kitap bağışlarsınız ve bir tane kitap alırsınız. aldıktan sonra kitaba not da yazdırabilirsiniz.

ben simone de beauvoir adlı fransız yazarın " başkalarının kanı" kitabını aldım. 66 istanbul basımı kitap, sararıp yıpranmasına -hatta dağılmasına- rağmen bütün kitapların arasından bana göz kırptı. ve elime aldım. konusu günün anlam ve önemine uygun. bu kada rolur dedim: kitap, kahramanlarının " ikinci dünya savaşında büyük çatışmalar yaşanırken fransız ulusal direnç hareketi ve sınıf çelişkileri içinde kendi varoluşlarının bilincine varma çabaları ve seçme özgürlükleri"ni konu alıyor. kitabı tamir eder etmez okumaya girişeceğim.

kütüphanenin ilk inşa edilirkenki hali:
  • /
  • 45
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 900

bir ülkeden bir iç ülkeye

yılmaz erdoğan'ın sevebilme ihtimali adlı(?) şiirnde geçer. bir ülke: türkiye, iç ülke: kürdistan kodlamasını sıradan biri de anlayabilir.

liseli eşcinsellere tavsiyeler

bir günlük tutun. kimse okuyamasın diye başka bir alfabeyle yazmak isterseniz kendi alfabenizi oluşturup yazın. önce arap harfleriyle yazdım, sonra kril. kardeşim cin çıktı, tıkır tıkır öğrendi. sonra bir alfabe yaptım, mübarek hint alfabesi. ben okumayı unuttum. sadece ve anlaşılır bir şey olsun. sekiz yıldır kullanıyorum, misler misi bakıp bakıp ne bu diyorlar. dünyayı kurtarma planları diyorum. yutar gibi yapıyorlar, başka çareleri yok. ama o alfabeyi de bir ansiklopedi, efendime söyleyeyim yastığının iç yüzüne falan yaz ki hem uzun aralardan sonra hatırlayasın hem de kimse göremesin. niye mi bu? kardeşim, açılmaya ihtiyacın olacak ve her zaman etrafında birileri olmayacak, olsa bile anlatacak kelimeleri bulamayacaksın, bulduğunda sabaha karşı dört olacak. bu yüzden ulaşılabilir bir kuyu olacak yanında. istediğinde su çekersin. ya da kuyuyu gözyaşınla doldurursun. haa orta birde aşık olduğum çocuğun sivilcelerini uzun uzadıya yazmış olmak bu senelerde kendimden utanmama sebep vermiyor değil. ama sen boş ver, bunu gelecekteki sen düşünsün.*

bakir erkek

yozlaşmaya giden en kestirme yolun cinsellikten geçtiğini kavramış olması muhtemel erkektir.

aşk, sevgi, kıymet ve hürmet gibi insanın ruhuyla alakalı bir takım erdemlerin cinsel perhizle arttığı hakikatini de biliyor olabilir. meyvesi geçici bir haz olan cinselliğin ancak sevilen biriyle kalıcı olduğu fikrinden hareketle bu mahremini oburluk, zenginlik, alışveriş manyaklığı gibi kapitalist devrin bir neticesi olan 'başıboş' * cinsellik anlayışından uzak tutmayı müstakbel 'iyi insan' profilinin vazgeçilmezi kabul etmiştir.

peki, bu devirde ne zaman doğru kişi bulunacak da kalıcı olacağı tahmin edilen cinsellik yaşanacak? öyle zor bir soru ki insanın yanılması işten bile değil.

yanılmaktan korkup devamlı çekinmek ise faydasız bir hareket olur. "seni seviyorum" demenin bile aşkı yıprattığı ön yargısıyla sarhoş olan yeni insanın *tahriki rahat bırakmayacağından, korkunun ecele de fayda etmediğini fark edecektir. en önemli devre ise bundan sonradır. iş bittiğinde, maddi hazzın insanı soyarak çıplak ve bencil bir insana çevirdiğini; asıl bakirliğin, bedenî olanda değil de ruhî olanda saklandığını keşfetmesi en büyük bilgisi ve erdemi olacaktır. ve en büyük üzüntüsü... bazen dayanılmaz, kalıcı bir eziyet, endişe ve dehşetengiz bir ürkme hali. fakat her halükarda uçkuruna düşkün, beyniyle testisleri yer değiştirmiş insandan daha onurlu. peki onur?

neyzen tevfik

günümüde daha ziyade taşlamalarıyla tanınan oldukça yaratıcı bir şair. ayı sözlükte yazılan bu şiir doğru olmayabilir. sitedeki bu şiirin içeriği küçükler için uygun olmayabilir.

yürü be ehli deve endamını göreyim
sensiz geçen gecelerin ecdadını sikeyim
mecnun gibi topmuyum bir am için öleyim
mecnunuda sikeyim leylayıda sikeyim
bana yar olmayan karının izzetini itibarını sikeyim
yansın karıların alayı su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim
düşmüşüz bir orospunun belasına
koymadık diye ta amının ortasına
kader böyle yazmış hatırasına
ben böyle hatıranın hikayesini sikeyim
kerem dağları deler bir amcık uğruna
aslı gitsinde ona buna vurdura
bir karı için değermi hiç bütün bunlara
her taraf amcık dolu mala iyi vurana
fuzuli am peşine düştün gurbete
am serindir, am derindir, şifa verir millete
ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte
bu gidişle yarrağımı gidersin cennete

hayal kırıklığı

eşcinsellerin sevgi kulvarında alışkanlık haline getirdiği olumsuz bir "davranış".

yazmak

yazmak yıkanmaktır. yazmak özgürlük ve yazmak kimi zaman kusmak. yazmak kaçış, ardına bile bakmadan bazen. yazmak gün geliyor sessizliği bozmak belki de aksine sessizliğe boyun eğmek. yazmak mukaddes bir eylem ve yazmak masumiyet, naiflik ve bütün mevzuya inat nezaket. yazmak...

brokeback mountain

esasında roman falan değildir. annie proulx'un yazdığı kısa bir öykü. aralarında teorik bir ayırım olmasa da hikaye bile diyemiyorum bu öyküye.
everest'in film çıktığında popüler kaygılarla brokeback dağı diye türkçeye iğrencü'l-vahşet bir tercümeyle kazandırdığı öykü. bu kötü çeviriden olsa gerek -diye umuyorum- öykü hayli sıkıcı. onu okuduktan sonra kitabın başka hiç bir öyküsünü okumadım.

bu filmi sinemada izledim ben arkadaş. daha bir tane bile gay arkadaşım yokken. bir tane bile gay pornosu izlememişken. (aynı zamanda genel porno da izlememiştim.) bakırköy'de +18 mi ne yazıyordu o zaman. kimliğimi isteyecekler diye altıma sıçmıştım korkudan. ama bir kere beni kesmedi. sonraki hafta ikinci kez gittim. benim için ne kadar anlamlı olduğunu anlatamam. o zamana kadar yalnızca e2'de yayınlanan hollyoaks dizisinde gördüğüm eşcinsel sevgili muhabbetleri bir anda koca bir öykü olarak beyaz perde aracılığıyla gözümün önüne serilmişti. arkadaş o zaman ben de sonu böyle olmayan ama sevdiğimle güzel bir ilişki yaşayabilirim deyüpde sinemadan çıkararaktan eve koşmuştum. gözlerim de yaşlıydı efendim. ağlamamış değildim. son sahnede.

diğer yandan. sözlük, bu film sinemada izlediğim ilk filmdir. benim için önemini anlatabiliyor muyum? ve 2006 yılı benim için ne kadar mukaddestir. lise daha bitmemişken nihayet sinemaya gittim demek için sinemaya gitmeye çalışan ben'in -param olmazdı da gitmezdim, net zaten yoktu- gittiği ilk filmin brokeback olması hayli hoş bir tesadüf.

hastane

bürokratik aşamaları insana kan kusturan kurumlar. özeli ayrı dert devleti ayrı. refakatçi olarak yanında bulunduğunuz 'hasta' arkadaşınızla oradan kaçarcasına çıktığınızda ne olursa olsun hastalık illetinden kurtulamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.

ancak sadece bu değildir. irdelenmesi zaruri bir mevzu olarak:

(bkz: darüşşifa olarak hastane)

bdp milletvekili sırrı süreyya önder'in çevre duyarlılığı

gezi parkı eyleminin siyasal platforma taşınmasını sağlayan kişidir, sırrı süreyya. ne kadar bdp'yi sevmeseniz de kepçelerin önüne kendini atıp gezi parkı yıkımını durdurması aşkına saygıyı hak ediyor. taksim platformunun önceki gün ona konuşma fırsatı tanımaması tam anlamıyla nankörlüktür.

tanım: değinildiği üzere, çevreyi, onu korumak için kepçeyle burun buruna gelecek kadar sevmektedir. bu da çevre duyarlılığının gelişmiş olduğunu göstermektedir.

öğle uykusu

tembelliğin en büyük belirtisi olarak yorumlanır. ve ben tembellikte garfield'ı geçermişim. çok seviyorum. hele üç buçuk dört gibi yatıp beş, beş buçuk gibi kalkması... "gece zombi moduna girip sabaha karşı uykuya dalıp sabah da ceset gibi kalk"mak* * işten bile değil. orası ayrı.

göğüs kaslarını oynatan erkek iticiliği

bir de bunların gel bi ellesene diyen türü vardır ki düşman başına. ego tavan. gel elle bir daha göremezsin. bir yerlerini yırtsan sen yapamazsın tadında sözler ve bakışlar. kasları dökülesice. **