birhanım'ın, can keskinim'in 2016 yayımı yepisyeni kitabı. diğer kitapları gibi, bu da metis yayınları'ndan...
77 sayfadan müteşekkil kitapta, 5 başlıkta (kargo, kardeş payı, küçük şeyler, always on the move, cümle kapısı) toplanmış 19 yazı/şiir bulunmakta.
birhan keskin külliyatı içerisindeki en sivri, en başkaldıran dizeleri barındırmasıyla göynümdeki yeri ayrıdır benimçün.
şöyle ki:
"... / mesai saatlerinde çaktırmadan şiir okursun. n'olcak ki, bırak patronlar seni kovsun! / ..." (kargo, syf: 10)
"... / bizim millet şiiri sevmediği gibi el ele tutuşmayı da sevmiyor." (hidrofor, syf: 15)
"... / diyor ki, yasalar getirdim, gıcır gıcır, delik deşikti eskisi / anlıyoruz ki yasalar dümdüz ediyor ciğerimizi / diyor ki, yasaklar getirdim ama senin iyiliğine canımın içi / ... / valla bak biz mi düşeceğiz hep iskelelerden / başlarına yık şunların bu metropolleri." (iskelede bir çırak, syf: 25-26)
"... / biz, üç beş adam, ömrünü çimenlere ayıran / razıyız gölgesinde uyuduğumuz ağaçtan. / ve zerre ipimizde değilsin başkan. / ..." (çimenlerin efendisi, syf: 27)
"... / dam dedim de aklıma geldi abdullah! / kar altında çadırda hâlâ değil mi bir van? / ..." (kara çıkalım, syf: 32)
kilosuzluğum hasebiyle amya sahibi olduğumdan beni zerre kadar ırgalamayan garabetlik. uğur derin dondurucu'da -80 fahrenheit derecede saklanmasını salık veriyorum. büyük ihtimalle bir düzelme gözlenilmeye başlar. belki de başlamaz. bilemiyorum.
başarısız bir trol örneği. gerçekten başarısız. 'başarısız' kelimesinin dahi hakkını veremeyecek kadar başarısız. otursun, biraz zaman harcasın, ekşi sözlük'ten gok yeleli bozkurt'un, owencan'ın, zenci'nin, bruker'in entry'lerini; eskinin itü sözlük'ü, şimdinin instela'sından author'un, elpinoras'ın, kayser sozer'in girilerini; ayı sözlük'ten gofrettin'in entry'lerini okusun, biraz ders alsın.
şu andaki hâliyle hali hazırda sözlükte yazıyor olan bir yazarın taylır durdın'ı olmaktan öteye geçemiyor ne yazık ki. sori, gülüm.
reha erdem'in pek güzel filmi a ay'da (1988) şöyle bahis eylenir bu konudan:
yekta: ama sen gördün!
nuran: hiçbir şey çıkmamış. koyu bir karanlık... hepsi öyle.
yekta: makina görmediyse de, sen gördün!
nuran: fotoğraflarda hiçbir şey yok diyorum.
yekta: sen gördün! göresin diye çağırdım seni. annemi gör diye. gör diye! ne diye bunca zahmet? göstermek daha mı önemli? her gördüğünü gösterebiliyor musun? söylesene, her gördüğünü gösterebiliyor musun? rüyalarının fotoğrafını çekebiliyor musun? ışığın yetiyor mu? netliğini ayarlayabiliyor musun? görmeyi, sadece görmeyi biliyor musun? hem ne göstereceksin? haberleşmek için mi? kimlerle? kendinle habersiz kaldın mı hiç? gösterilemeyen şeyler görüyorum ben. gör, sadece gör! ne olursun! o fotoğraflara görmek için bak! görüyor musun? görüyor musun, nuran?
oha editi:
saat 3'te yazılmış giriye, saat 13.55 itibariyle, toplamda 11 mesaj geldi yaaaa! asdasdgagagiplg
arkadaşlar, yok böyle bir erkek, kendinize gelin.
kirpiği kaşına değen erkek ya rimel/sürme sürmüştür ya da takma kirpik takmıştır.
lütfen.
hayallerde yaşamayın :/
27 aralık 1939'da erzincan'da 7.2 şiddetinde bir deprem meydana gelir. bu topraklar üzerinde meydana gelen en yıkıcı ve büyük depremlerden biridir. depremde hayatını kaybedenlerin çoğu, dersim katliamından kaçan alevilerdendir. bu, olayın başka bir tarafı.
erzincan'daki koçgiri yerleşimlerinden biri olan arix köyü de en fazla etkilenen yerlerden biridir. mevsim kış elbette. hava o kadar soğuktur ki ölenleri defnetmek için toprağı kazmak bile çok zordur. güç bela kazılabilen her bir mezara üç-dört insan gömülür bu sebeple.
işbu ağıtı da köyün kadınları yakar.
birkaç zaman sonra hasret gültekin derler sözleri ve ondan sonra da birsürü müzikinsanı tarafından dillendirilegelir.
arix dibên li gundê saran** gava ku zelzele bû* lê lê anê dused, sêsed mezel vedan* de lo lo lo lo
de lê lê lê lê
hîvik vêket* hîva tijî ye* dayê kur bê du tene xudana law û qîza* lê lê anê yêk nebû zava serê silgavê*** de lo lo lo lo
de lê lê lê lê
arix dibên li devê çayê* mala erdlerizandinê bişewite ar berdayê**** qemîşê herdu biran nakim ku bikim kilamê* de lo lo lo lo
de lê lê lê lê
de palê palê
de mamê mamê
grup abdal:
nilüfer akbal:
metin öztem:
dünya tekin:
özgürlük türküsü:
*saran, bir koçgiri aşiretinin adı.
**serê silgavê deyimi, kürkçede 'kapı eşiği' anlamına gelmekle birlikte, evlenme çağı gelenler için kullanılan bir tabir.
***bu mısranın türkçe çevirisinden çok emin değilim özellikle 'erdlerizandinê' yüzünden.
efenim, tabiatı dolayısıyla dünya seküleri, kainat şintoisti, uzay komünisti ve evren sosyalisti olduğumdan, yapmaktan büyük keyif ve haz aldığım eylem. ay, bir de öyle eblehleşiyorlar ya " merhaba 8) " deyince... çok keyifli gerçekten.
ülke ahvali dahilinde, son zamanlardaki tek eğlencem.
tavsiye ederim.
yayın yasağı getirilmesi hasebiyle, sorumlunun kim olduğu da gayet net bir şekilde anlaşılıyor. tabii, olan yine ülkenin insanlarına oluyor. çok yazık. cidden çok yazık.
almôra.
şu topraklar üzerinde zuhur eylemiş en başarılı 3 metal grubundan** biri, ve tabii ki en sevdiğim.
grup, 2001 yılında soner canözer tarafından, knight errant'tan ayrıldıktan sonra, kuruluyor. grubun devamlı tek üyesi olarak soner canözer bulunsa da, konserler ve albümlerde farklı sanatçılarla çalışılıyor.
yaptıkları müzik, senfonik rock/metal olarak tanımlanagelir. senfonik ve metal müzik öğeleri yanında, üzerinde yaşadığımız toprakların müzikal elemanlarını da kullanmaktan geri durmuyorlar hiç, ve ortaya da harikulade melodiler, şarkılar çıkarıyorlar.
her ne kadar grubun dağıldığına dair bir açıklama gelmemiş olsa bile, 2008 yılında yayınlanan albümden sonra almôra cephesinden yeni bir haber yok -ne yazık ki.
nick altlarında yazılan "hoşgelmiştir", "yeni yazar, hoşgeldi" minvalindeki girilere "hoşbulduuuum ^^", "çok sevindiim :)" ayarında yazmak pekâlâ bu formata aykırıyken;
aynı girilere "hoşbulmuştur" tarzında kendi içinde tanımlı girilerle 'cevap' vererek, çizmiş bulunduğunuz ketum, iletişime kapalı ve çirkef yazar imajının yerine panpiş, ponçik ve tatlış yazar imajını yerleştirebilirsiniz.
kolay gelsin.
sözleri aşık mahzuni şerif'e ait*. birsürü müzikinsanı tarafından söylenegelmiş ve dillendirilmeye de devam ediliyor.
mevlam gül** diyerek iki göz vermiş
bilmem ağlasam mı, ağlamasam mı
dura dura bir sel oldum, erenler
bilmem çağlasam mı, çağlamasam mı
yoksulun sırtından doyan doyana
bunu gören yürek nasıl dayana
yiğit muhtaç olmuş kuru soğana bilmem söylesem mi, söylemesem mi
mahzuni şerifim dindir acını
bazı acılardan al ilacını
pir sultanlar gibi dar ağacını
bilmem boylasam mı, boylamasam mı
aşığın kendi sesinden:
alakırın sesi:
selda'm:
erdal erzincan:
türküler sevdamız:
*bazı yerlerde türkünün adı "mevlam gül diyerek", "bilmem ağlasam mı", "mevlam gül diyerek iki göz vermiş", "yiğit muhtaç olmuş", vs. olarak geçiyor.
** bazı yorumlarında "gül" yerine "gör" deniliyor.
şöyle bir hikâyesi var:
"tanrı balçıktan yaratmıştı ademle lilithi. ruhlarını kendi nefesinden vermişti. birbirlerine eş olur ademle lilith. ancak adem cinsel ilişkide üstte olmak ister. lilith karşı çıkar ademin bu üstünlük ve ayrıcalık isteğine. "tanrı ikimizi de eşit yarattı" diyerek itiraz eder.
aralarında tartışma çıkar. lilith, ademin kendisine karşı şiddet kullanacağını anlar ve tanrının yanına kaçar.
tanrı, lilithin güzelliğinden o kadar etkilenir ki ona kendi gizli adını söyler. tanrının gizli adını bilmek, artık büyük güce sahip olmak ve istekleri tanrı tarafından mutlaka yerine getirilmek anlamına gelmektedir. bunu bilen lilith, tanrıdan kanat ister. tanrı da verir. lilith artık kanat sahibidir. uçarak kızıldenize gider ve orada yaşamaya başlar.
ancak olay burada böyle bitmez. çünkü adem hâlâ lilithi geri istemektedir.
tanrı üç melek görevlendirir. melekler lilithi geri dönmeye ikna edecektir. kızıldenize gider melekler. önce yumuşaklıkla ikna etmeye çalışırlar. ama kararlıdır lilith. geri dönmeyi kabul etmez. lilithin bu tavrını gören melekler tatlı dili bir yana bırakıp bu kez lilithi kızıldenizde boğmakla tehdit ederler. ama lilith gücünün farkındadır. tanrının gizli adını bildiğini, ona güçlerinin yetmeyeceğini söyler, onu rahat bırakmazlarsa gelecekte doğacak tüm bebekleri öldürmekle tehdit eder.
sorunun çözümünde tek bir yol kalmıştır: uzlaşmak. aralarında bir anlaşmaya varırlar. buna göre lilith çölde yaşamayı sürdürecek, bunun karşılığında da üzerinde "lilith" figürlü nazar boncuğu taşıyan bebeklere dokunmayacak, onları asla öldürmeyecektir.
artık anlaşılmıştır ki lilithten ademe yâr olmayacak. yeni bir kadın yaratmaktan başka bir yol kalmaz ve tanrı, havvayı yaratır. ama tanrının başı lilithten dolayı bayağı ağrımıştır. bu yüzden havvayı lilith gibi ademle aynı maddeden yani balçıktan yaratmaz. ademin kaburga kemiğinden yaratır ki havva, ademe karşı çıkmasın, eşitlik iddia etmesin, itaatkâr olsun. lilith gibi asi olmasın."
rûdekî* adında bir insan yaşamış şu yıldan bin sene önce**. klasik iran edebiyatının kurucusu olarak kabul ediliyor günümüzde. mesnevileri, gazelleri, kasideleri, rubaileri, şiirleri var günümüze değin ulaşan.
işte, o şiirlerinden bir tanesi dele zâram. türkçe şerhiyle "zavallı gönlüm" yani.
ilk olarak fereydoun farrokhzad*** tarafından müziklendiriliyor. çok zaman sonra mohsen namjoo abé'm kiosk grubuyla beraber tekrardan dillendiriyor.
şimdi...
fars dilinin güzelliği üzre birsürü şey yazabilirim de;
şu ahenge, şu güzelliğe bak hele:
"dele zârem, fegân kem kon
tu eşkez dîdegân kem kon
gam ô nâle ze can kem kon
..."
sesim pek güzel değildir -ne yazık ki.
hele böyle bir şarkıdır, bir türküdür söylemeyeyim; ben bile utanıyorum sesimden.
o derece yani.
ama, işte,
bazı zamanlar oluyor
tawûsê melek'ten diliyorum da
kendimden geçe geçe söyleyebilsem istiyorum.
"...
vay çe nâle hâ ke ez dil be râhet nemûdem men
behre-î ez an be ômrem, be coz hem nedîdem men
..."
bunu dinleyip dinleyip,
sohrab'ın, hâfız'ın, füruğ'un,
hayedeh'in, azam'ın, mohsen'in,
bahman'ın, abbas'ın, ibrahim'in****
yoluna düşesi geliyor insanın.
"
ey zavallı gönlüm, az feryat et
gözlerimden az gözyaşı dök
canıma az hüzün ve gözyaşı kat
ah, ne kadar ağladım yoluna gönülden
bu yüzdendir ki ömrümde kederden başka bir şeye sahip olmadım
beni öldürdü bakışın
yolunu gözlüyorum
senin ay yüzünü göreyim diye
benim secdegâhım, ay'ım, kâbe'm oldu yüzün
gönlüm senin lüle lüle saçlarının büklümünün esiri oldu
gel, biraz otur yanımda
canımdan oldum beklemekten seni, sevgilim
artık bitir küslüğü, ayrılığı
çünkü ağına düştüm ve gönül kuşu senin avın oldu
gönlüm senin için yanıyor ama sen habersizsin
ah, ciğerimi yakan ahım neden gönlünü etkilemiyor, güzel
gel kucağıma, gel ve gör, sensiz başıma ne geldi
ay tenlim, gümüş yüzlüm, gel ve gör, nemli gözlerimi
ey can, ey kadim sanem,
ey can, önceki gece
ey can, rüyama bir ay girdiğinde
ey can, haberdar oldu
ey can, kalbim, ay yüzlü'm,
ey can, senin yanıma geleceğinden.
ey can, bir gel,
ey can, bir gör.
ey can, endamın ne hoş ve ne tatlısın.
ey can, gönlümü
ey can, sen süslüyorsun
ey can, vefanla teselli et gönlümü.
"
"bu davette topuğunuzun ya da kanadınızın
biri kırık olmalı
bu şartı yerine getirmeyenler
kırık ön dişler ya da deşik ciğerlerle de
katılabilirler"
uzun hazırlıklardan geçtik biz
uzakdiyarlara uçtuk: başka çaremiz yoktu
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
çirkiniz! çirkiniz!
zır deliyiz. güzeller güzeli şüphe
kır kalbimi, alışığım ben
yeşil gözleri babamın: gözleri zehirli yosunlardandır
ince ince proje dokur, gürcü soğuk ve mağrur
babamı hiç görmedim - ki onca yıldır
"bu baloya davetli kızlar
babalarının cenazesinde bulunmayacaklar"
niye seveyim seni
babalarının terk ettiği kızlar, kötülüklerinde cömert
aşklarında hazin ve güvenilmezdirler
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
öyle birşey koptu ki içimizde
bütün kötü kadınlar bizden sorulur
kaçmayı biliriz biz en iyi
ey cesur! ey sevgili! sıkıysa bak gözlerime
taşa çeviririm seni, mum gibi eritirim
çocukluk acıları pazılarımdır benim
ah ben ne güçlü ne unutkanım bilemezsin.
"balomuz gece yarısını geçe başlayıp
canımız isteyince biter"
kandırdur arabalarıyla dolanmayız biz
cam kırıklarında dans etmek varken
babasız kızlar korosu:
küfredip kavga çıkarırız
çirkiniz! çirkiniz! çirkiniz
babamız bizi sevmedi
cümlenizin hakkından geliriz
yaralarımıza şap dökerek büyüttük kendimizi
göçebeyiz; talan eder tüyeriz
hayat, baskınımıza mazur bir davet yeridir
arka kapıları tekmeler içeri gireriz
yaklaşma yakarım, dumanını üflediğim gibi
keyfime bakarım
ön kapıdan ve sırayla
buyrun kibar hanımlar beyler
babanız sizi sevdi de ne oldu?
korkak, kör ve bok gibisiniz.
her şeyden önce şunu belirtmem gerekiyor ki ayısözlük sade ayıların/bear'ların ve ayıseverlerin/chaser'lerin yazdığı, okuduğu bir sözlük değil. bunun ayırdında olmayanlar var sanırım. eğer ki hâlâ "ay, ayısözlüüüük ^^ ayılaaarrrrrrrr vaaar" modundaysanız, bir silkelenin ve kendinize gelin. sözlük yazarları -ve bittabi ki okuyucuları- arasında ayı ve ayısever olmayan onlarca adam -ve bittabi ki de kadın- var.
aynı zamanda ayısözlük sade bir eşcinsel sözlüğü değil. zira hem yazarlar hem de okuyucalar arasında eşcinsel olmayan adamlar, kadınlar da var. bunun da ayırdına varın.
peki, interaktif sözlük ne demek? ben cevap vereyim: yazarların başlıklar açtığı ve bu başlıkları tanımladıkları entry'ler girdiği bir online ortam.
buraya kadar bir sorun var mı? bence yok. şu yukarıdaki üç paragraf ile ilgili "beybi, bence yanlış düşünüyorsun; haksızsın" dediğiniz biryer varsa, haber eyleyin. bilahare açıklarım karşılıklı iki kahve içerken. sohbetim koyudur.
efendim, onca yazar varken, haliyle farklı farklı görüşler, inanışlar da olacak. bu gayet doğal. benim "beyaz la bu!" dediğime, bir başkası "yooo, ne alaka? o basbaya da siyah" diyebilir. kabulümdür.
işte, sorun burda zuhur eyliyor:
bu gerçeği kabullenemeyenler var.
herkes aynı düşüncede olacak diye bir şey yok. bunu şu muazzam beyinlerimize bir sokalım ilk önce. kimse kimseyle aynı fikirde olmak zorunda değil. bilakis farklılıklar iyidir, güzeldir, candır, canandır. bağrınıza basın.
ben, mesela, kalkıp geçenlerde yiyiştiğim seksi erkeğin göğüs kaslarını nasıl anlatabiliyorsam; bir başkası dün gece arabasına bindiği taksiciyi kolilediğini anlatabiliyorsa; diğeri en sevdiği pornonun linkini verebiliyorsa; bazıları nick altı entry'lerinde birbirlerini yalayıp yutabiliyorsa; kusura bakma ama, bebeğim, öbürü de kalkıp siyasetten, politikadan, kültürden, kürtlerden, araplardan, çerkeslerden, lazlardan, yahudilerden, cenıfır lopez'in amından, colton ford'un sikinden dem vurabilir, bahis eyleyebilir.
demem o ki;
sen nasıl ki dilediğin gibi entry'ler düzebiliyorsan sözlükte, başkası da dilediği konularda yazabilir.
sırf hoşuna gitmedi diye, açılan bir başlık sonrası bir başka yazarı provakatör olarak niteleyemezsin. hayır, beybi, öyle bir lüksün yok ne yazık ki.
cenıfır lopez'in amının ne kadar sulu ve seksi olduğunu yazan bir başlık ve entry hoşuna gitmedi mi? bak, o entry'nin altında bir eksi oy butonu var. oraya tıkla. hayatına mutlu mesut yaşamaya devam et. ha, o da mı kesmedi seni? başlığın altına dilediğin gibi saydırabilirsin. ama unutma; sözlük kuralları var. sevmediğin, hazzetmediğin bir başlık ya da enrty için dilediğini yazabilirsin, sövebilirsin, saydırabilirsin. ama bunu sözlük kuralları çevçevesinde yap. zira cenıfır lopez'in seksi ve sulu amını anlatan o entry'i yazan yazar da aynı şekilde sözlük kuralları çevçevesinde yapıyor yaptığını.
demem o ki;
yazarın biri dilerse kürdistan başlığını da açar, isterse recep tayyip erdoğan'ı göklere çıkarır, dilerse abdullah öcalan'ı yerden yere vurur, canı isterse mustafa kemal atatürk'ü övüp övüp bitirmez, ya da dün yiyiştiği kolinin seksi vücüdunu anlatır. buna kimse karışamaz. ne sen, ne de ben. bunu elbette ki sözlük kurallarını gözardı etmeden yapması gerekiyor, değil mi? ha, baktın ki sözlük kurallarının damına koymuş. ispikçiler var, editörler var, moderatörler var. onlardan biri değilsen, herhangi birine bir mesaj atıp "bak, sözlük kurallarını çiğnemiş bu entry'de." de. gereği yapılır.
çok mu uzattım?
az kaldı.
velhasıl-ı kelâm;
interaktif bir sözlükte farklı görüşlerde, farklı fikirlerde birsürü yazar var. herkes aynı fikirde olmak zorunda değil. derdin "mmm, bence hepimiz aynı şeyleri savunmalıyız. hem burası eşcinsel sözlük. öyle şeyler yazılmamalı"ysa, oturup biraz daha düşün derim.
sen dilediğin kadar ibne/gay/eşcinsel muhabbeti döndürebiliyorsan; adamın biri istediği kadar siyasetten, politikadan, cenıfır lopez'ın amından konuşabilir.
zira farklılıklar herzaman güzeldir. aksi takdirde kendini tekrar eden, hep yerinde duran bir ayısözlük karşılayacak seni ilerde. bu da hiç güzel olmayacak.
öptüm yanacıklarından. mucuk.
"türkiyeliyim... ermeniyim... iliklerime kadar da anadoluluyum. bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi batı denilen o hazır özgürlükler cennetinde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere sülük gibi yamanmayı düşünmedim. kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.
şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ ödüyorum." demiş vakt-i zamanında.
sonra, 19 ocak 2007de kalleşçe öldürüldü; bir nefret cinayetine kurban gitti bu güzel insan.
arjantin'deki kirli savaş döneminde hayatını gözaltılarda kaybeden ya da kaybolan çocukları için örgütlenen plaza de mayo madre'den ilham alan güzel anneler.
ilk kez 27 mayıs 1995te galatasaray lisesi önünde toplandılar gözaltında kaybolan ya da işkenceyle hayatını kaybeden oğullarının, kızlarının, canlarının, kardeşlerinin, eşlerinin hesabını sormak için.
hâlâ, yine cumartesi günleri, yine galatasaray lisesi önünde toplanıyor bu güzel anneler.
bu kadının "erkek kadın fark etmez. aşk insanı affetmez. ne gerek var kavgaya. haydi eller havaya.eller havaya" diye giden bir şarkısı vardı. biseksüelliğin kitabını yazmıştı teee yıllar önce. piyasa, değerini bilmedi işte bu kadının. üzülüyorum. duşa girip ağlayacam. giden günlerim oldu. çok.
okuduğunu anlayamayanlar, bakıyorum da, ağızlarından salyalar akıta akıta açığını aramaya çalışıyorlar. şakaysanız komik değilsiniz; yok efendim, ciddiyseniz de çok komiksiniz.
"faşo ağalık yapacağım, ille de nefret kusacağım" diye diye kendinizi heder ettiğiniz bu şerefli* yolda, idrak yollarınız da kapanmaya yüz tutuyor elbette. çok yazık.
ha, ben de seni** insan olarak tanımlamıyorum. ancak, nefes alıyor olduğun için bir organizma olduğunu kabul ediyorum. n'apalım.
*iki ş ve kelime sonuna olumsuzluk son eki eklendiğinde daha manidar oluyor. kıpskıpskıps.
i, here, would like to start a campaign in order to get rid of all those bloody effing bastards that use ayı sözlük and without a glimpse of shame, continue ignoring the fact that they do not know one tiny word from the most wondrous and wonderful language of them all: english.
their level of ignorance disgust me and the ones who agree with me. be it beginner or elementary, unless their level of english is upper-intermediate, those so-called writers should be kicked off from this marvelously interactive online dictionary if we all want to reach the top of encompassing civilizations.
ehm. ikinci random gülüşüm geliyor ve buna götümüm iki seksi yanağı da eşlik ediyor: asdşlfksadşflkasdf.
her şeyden önce ingilizce ilahiyat programının haklılığını savunmak için mısır daki el ezher üniversitesi nin örnek gösterilmesi şaşılacak ve üzerine kahkahalarla gülünecek bir şey. niye? çünkü, sen kalkar üç beş yarrak kafalı adamın yönettiği ve onun bunun uşağı yaptığı mısır ı bana örnek gösterirsen, ben de gülerim.
el ezher üniversitesi lan! ve sen argümanının geçerliliğini savunmak adına bu üniversiteyi (üniversite demeye dilim varmıyor ya, neyse) örnek gösteriyorsun. daha 2010 yılında, bu yerin (kendisine üniversite deyip iltifat etmeyecem) hadis bölümü başkanı şöyle bir fetva veriyor: "kadınlar, aynı işyerindeki erkekleri emzirirse, akrabaya dönüşür, tacize uğramaktan kurtulur." o ye, dis iz naaays!
bu üniversite bozmasının daha birsürü vukuatı var da... konumuz kendileri değil.
"your argument is invalid, babe." diyeyim ben. ingilizce ilahiyat. ohuhuuuv! sanırım yine boşalacam. başka şeyler düşün. başka şeyler düşün.
hayır, o değil de... at gözlüklerinini az çıkarın yahu! kış zaten. güneş de pek yok. caaanım gözlerinize bir şey olmaz. merak etmeyin.
4-5 yıl içerisinde bu bölümden mezun olanlar ingilizce öğretmenliği yapacak. ingilizce öğretmenliği ve ingiliz dili ve edebiyatı okuyanlar da siki yerler artık afiyetle. "mmm, en azından kısa değil."
ulan! siz sanıyor musunuz ki bunlar güzelce okuyup, ilahiyat ile ilgili mezun olduktan sonra ne yapıyorlarsa onu yapacaklarını? sanıyorsunuz demek. valla muazzam. alkışlıyorum. ancak ben sanmıyorum. bu badem bıyıklı filintalara okudukları üniversitelerde formasyon dersleri verilecek. e onlar da bunu can-ı gönülden kabul edecekler elbette. sonra da kalkıp ingilizce öğretmenliği yapacaklar muazzam, harikulade, excellent and fluent ingilizceleri ile.
gazetecilik (ya da daha alakasız) bölümü okuyup, ingilizce öğretmenliği sertifika programına yazılıp ingilizce öğretmenliği sertifikası alan ve sonra da kpss yi geçip (kpss ile ilgili de birsürü şey denir esasında. neyse) ingilizce öğretmenliği yapan adamlar var bu ülkede. bu adamlar, kendi gençlerini ingiliz dili ve edebiyatı ve kültürü ile haşır neşir olmuş ingilizce öğretmenliği ve ingiliz dili ve edebiyatı okuyan gençlere tercih ederler elbette. daha geçenlerde doğunun amına koyan melleleri devlet memuru statüsüne kavuşturmadı mı bunlar? ha? gözünüz mü görmüyor, görmek mi istemiyorsunuz? az öngörülü olun yahu!
ben gidip az virginia woolf okuyayım diyecem ama yasaklanmalı bence hanımefendi. zira intihar dinimizce caiz değil. haksız mıyım? hmmm. oscar wilde? oooooo! asla olmaz. ibne o lan! yassak kardeşiiim! ibnelik dinimizce caiz değildir. cezası idamdır ve ibneler cehennemliktir.
harun yahya okumak varken, virginia woolf, oscar wilde, edgar allan poe de kim oluyormuş? hepsine kafam girsin.
"caiz değildir"in ingilizcesi ne ola ki hem? öğreneyim. ilerde lazım olur. badem bıyık yakışır mı bana sizce?
izninizle entry me random bir gülüş ile başlıyorum: ajsdklfjasdfkljasdf.
şimdiiii...
istanbul üniversitesi nde var bu bölüm. afili bir de adı varmış: theology in english. oh yeah babe, i am coming, i am coming!
bir yıllık ingilizce hazırlık sınıfından sonra dört yıllık lisans eğitimi veriliyormuş.
olay burda. göz atılabilir: http://egitimdeyapilanma.istanbul.edu.tr/mufredat.php?id=469
öyle bir gözüdönmüşlük belirmiş ki adamlarda yakın zamanda "ben ingilizce ilahiyat okudum ve ingilizce öğretmenliği yapıyorum" diyen adamlar türeyecek ortalıkta. bekleyip görün.
erkeklere hiç yakışmadığını düşünüyorum. bunun seksist (siz türkler ne diyor? ammm... ammm... cinsiyetçi?) bir bakış açısıyla alakası yok. yakışmıyor işte.
uzun saç ve erkek ikilisi,
ı ıh, olmuyor, olmuyor, olmuyor!