mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

mantıya meyveli yoğurt koymak

meyveli yoğurt, belki mantı ile değil ama, manti ile iyi gider. tabii mantının neresine koyacağınıza bağlı.

(bkz: mantiye meyveli yoğurt koymak)

bdp heyetinin karadeniz turu

papanın twitter hesabı açması

ekvador

sosyalist devlet başkanı rafael correa'nın bugün ikinci defa başkan seçildiği güney amerika ülkesi.
eskiden, adı sanı duyulmamış bir muz cumhuriyeti olan ülke, sosyalist correa'nın iktidara gelmesiyle, hızla amerikancı politikalardan uzaklaşıp, daha bağımsız ve halkçı politikalara yöneldi.
vikileaks kurucusu julien assange'ın isveç, ingiltere ve amerikan komplosu sonucu susturulmaya çalışılmasına, kendisine sığınma hakkı vererek cevap vermesi, ekvador'u daha da saygın kılmaktadır gözümde.

hugo chavez

uzun süredir küba'da kanser tedavisi gören chavez, nihayet bugün ülkesine geri döndü. tedavisi süresince saglık sorunları, ülke muhalefeti tarafından sürekli spekülasyon malzemesi yapılan chavez, umarız kanser belasından tamamen kurtulmuştur.
geçmiş olsun başkan...

ermenistan

türkiye'nin kuzeydoğusunda, aras nehri'nin ortak sınırımızı oluşturduğu küçük güney kafkasyaülkesi.
başkenti erivan olan ülkenin nüfusu üç milyonun altında.
şu günlerde cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıliyor ve eski cumhurbaşkanı serj sarkisyan'ın yeniden seçileceğine kesin gözüyle bakılıyor.

kürtçe hutbe

başbakan erdogan'ın mardin ziyaretinde gündeme getirdiği ve bugün bekir bozdağ'ın da destek verdiği uygulama.

kemal kılıçdaroğlu

suya girince pipinin küçülmesi

türkiye'de geylerin tiksinti uyandırması

genelev

bu gün 16 vatandaş, tbmm dilekçe komisyonuna verdikleri dilekçe ile, genelevlerin "pislik yuvası" olduğunu, "türk örf ve adetleri"ne uygun olmadığını ve kendi vergilerden maaşını alan türk polisinin genelevlerin önünde nöbet tutmasını içlerine sindiremediklerini belirterek, genelevlerin kapatılmasını istemişler.

oğlak burcu

apolitik fasist

gelişiyle, uzun zamandır bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin odağı haline gelen ayı sözlükteki kökü dışarıda vatan hainlerinin korkulu rüyası olmuş, ve sözlüğümüze nifak tohumları atmaktan çekinmeyen bu zararlı odakların, "uvv beybi sert kayaya çarptık, hemen tüyelim burdan" diyerek ortadan kaybolmalarına sebebiyet vermiş olan über kahraman yazardır..

kendisinin, altar'ın oğlu tarkan'ın sözlük versiyonu olan gizemli kahraman tangalı alper olduğu hakkında rivayetler olsa da, bu bilgi henüz kesinleşmemiştir.
her ne kadar kürt olduğunu iddia etse de, cevval ve atılgan tavırlarına bakılırsa, asena'nın emzirdiği bir yavru kurt olma ihtimali daha ağır basmakta, "kurdum" demek isterken, dil sürçmesiyle "kürdüm" dediği sanılmaktadır.
bundan böyle, misyoner pozisyonu, french kiss, grup seks gibi milli bünyemize uymayan, bölücü ve vatan haini entrylere ve onların yazarlarına karşı, milli seferberlik ruhuyla karşı çıkacağı, vatan'in bölünmez bütünlüğüne kasteden seks pozisyonları'na ve onların propagandasını yapanlara karşı mücadele edeceği beklenmektedir.

şiarı ayı sözlük ovası bozkurt yuvası olsun, muhammed mustafa, aliyyel murteza yardımcısı olsun. gazası mübarek olsun. tanrı kürdü, pardon kurdu.. ayy çok pardon türkü korusun...

(bkz: yürü be cengaver kim tutar seni)
*

abdullah öcalan

katili savunmak

ilk entrymde, suç ve ceza kavramlarının göreceli olduğunu söylemiştim.
12 eylül darbesini düşünün. güya, vatan hainlerine, bölücülere, anarşi ve teröre karşı vatanı savunmak için, vatansever ordumuz tarafindan demokrasiyi ve ülkeyi korumak için yapılmıştı.
yıllar sonra, abd'nin, "bizim çocuklar" dediği bir cunta tarafından yapıldığını öğrendiğimiz bu darbe sonrasında, onlarca insan asıldı, yüzlercesi gözaltında öldürüldü, kaybedildi. binlercesi sakat kaldı. 750 bin kişi işkence tezgahlarından geçirildi.
şimdi herkes o günün kahramanlarının suçlu olduğunda hem fikir. her ne kadar darbecileri yargılayacak kadar yol katedemediysek bile, topluma yaşattığı travmalar yeni yeni konuşuluyor..
işte kürt meselesinin tekrar yakıcı bir biçimde ortaya çıkması bu kanlı ve karanlık döneme denk geliyor.
doktor frenkeştayn hikayesine ne kadar benziyor değil mi?
ama artık bu kabus dolu geçmişe dönme lüksümüz yok.
evrensel bir kuraldır. "barış, ancak savaşanlar arasında yapılır" şimdilik emekleme sürecinde olan müzakere sürecinden, eli en az pkk kadar kanlı olan ve savaştan nemalanan çevrelerin rahatsızlık duyacakları ve 90'lı yılların savaş diline yeniden sarılacakları belliydi. milliyetçi hezeyanların ve "bebek katili" jargonunun yeniden ortaya çıkması bu nedenle beni hiç şaşırtmıyor.
ancak toplumun geniş kesimlerinin artık savastan ve ölümlerden bıkmış olması ve bu modası geçmiş dile prim vermemesi en büyük şansımız.
son olarak, savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz...

katili savunmak

tekrar belirtmekte fayda var..
toplumca çok sevdiğimiz şeytan taşlama ayinleri'ne katılmayı reddetmek, bir katili savunmak değildir. apo'yu şakşaklayanlar, ya da apo'yu lanetleyenler safında yer almak zorunda değilim. hiç kimse değil.
keşke olay bu kadar basit olsaydı. bir takım tutar gibi bir kısmımız "biji serok" diye, bir kısmımız "piç, oruspu çocuğu, bebek katili" diye bağırır, içimizdeki kurtları döker, sonra işimize gücümüze bakardık.
oysa, yıllardır kanlı bir sarmalın içinde dönüp duruyoruz. işin maddi kayıpları bir yana fidan gibi gençler ölüp gidiyor iki taraftanda.. ateş düştüğü yeri yakıyor. sonra o yangının dumanı kalanların yüreklerini nefretle zehirliyor. iki toplum arasındaki fay hattı hergün derinleşiyor.. benim derdim bu..
1000 yıldır beraber yasamakla övünen iki halkın arasındaki uçurumu derinleştirmek mi niyetimiz, yoksa yıllardır süren savaşın yol açtığı yaraları sarmak, yıktığı köprüleri onarmak mı?

katili savunmak

bahsi geçen şahsın avukatlığını ya da yargıçlığını yapacak değilim. isteyen bunları yapabilir. hatta isteyen sözlükte, ultra milliyetçi politikacılarımızı takip ederek yağlı urgan sallama yarışına da girebilir..
ben de burada "bebek katili apo", ""teröristbaşı piç" yazayım isterseniz.. eğer yüreğinizi soğutmaktan başka bir işe yarayacaksa..
hadi hiç kürt sorununun arka planına bakmayalım. 90 yıllık inkar, imha ve asimilasyonu yok sayalım. daha önceki 28 kürt isyani hiç olmadı diyelim. 30 yıllık "düşük yoğunluklu savaş" ta hayatını kaybeden 40 bin insanın sorumlulusunu da biliyoruz zaten..
peki bu her şeyi çözecek mi? koçgiri'de, dersim'de öldürülen yüzbinlerce sivilin vebalini kime yükleyecegiz?
o dönemin "bebek katilleri" apo kadar medyatik olamadıkları için bu payeden yoksun mu kalacaklar?
33 kurşun, zilan deresi, roboski katliamları'nı hangi orospu çocuklarının hanesine yazacağız?
muğlalı paşa, alpdogan paşa, ersöz paşa gibilerine "bebek katili mi yoksa kahraman demek mi daha uygun düşer? (vatan için kurşun sıkmak bu ülkede her zaman katillikten kahramanlığa terfi etmenizi sağlar)
dersimlileri "modern ulus devleti kurarken verilen zayiatlar" hanesine mi koyacagız yoksa?
sahi munzur deresinde katledilen kadınlar ve çocuklar, zaten şaki sürüleri, roboskili köylüler de
kaçakçi
ydi değilmi?


katili savunmak

atatürk, osmanlı devleti tarafindan vatan hainliği ile yargılanmış ve hakkında idam cezası verilmiş biriyken, bugün, modern türkiye cumhuriyetinin kurucusu olarak milyonlarca insanın kalbinde taht kurmuş saygın bir liderdir.
yaser arafat, bir zamanlar israil devletinin ölüm listesinde ilk sırada yer alan bir terörist iken, günümüzde filistin kurtuluş hareketinin unutulmaz lideri olarak anılıyor.
nelson mandela, fidel castro, gary adams... liste daha da uzatılabilir.
dünün teröristleri, bugünün siyasi figürleri...
adı geçen şahsa herhangi bir sempati duymuyorum. bunun için bir nedenim yok. ancak, böylesine netameli
konularda devletlerin, toplumların öfkelerini yönlendirebilecekleri şeytanlara ihtiyaç duyduklarını bilmeyecek kadar da aptal degilim. (tanrı bile, kendi iyiliğinin daha iyi takdir edilebilmesi için şeytan'ın varlığına izin vermemiş miydi?) tam da bu nedenle, şeytan taşlamak için sıraya girmenin anlamlı olduğunu düşünmüyorum. ilk taşı günahsız olduğunu düşünen atsın.. bu kanda parmağı olmayan atsın.
zaten yıllardır tüm kurumlarıyla devletin ve onun apoletli medyasının yaptığı bu şeytan taşlama ayininden gına geldi..


katili savunmak

suç ve ceza, yüzyıllardır insanlığın üzerine kafa yorduğu, felsefe yaptığı, romanlar yazdığı çetrefilli kavramlardır.
ancak, sosyal bilimlerin konusu olan baska bir çok kavram gibi, ak ve kara diye tabir edilemeyecek tonlarca gri alanı da içinde barındırmaktadırlar. binlerce yıl boyunca köleciliğin, bir çok toplumda gündelik hayatın bir parçası olup, ancak son 200 yılda suç sayılması gibi...
bu nedenle suç ve ceza, içinde bulunulan toplumsal koşullardan ve tarihsel süreçlerden ayrı düşünülemeyecek, görecelilik baglamında ele alınacak konular olmuşlardır hep.
bir tarihsel dönemin kahramanı, başka bir dönemin zalimine dönüşebilir. bir toplumun terörist dediğine, başka bir
toplum önder gözüyle bakabilir.

not: çok uzun metinleri, sistemden sıkça düşme olduğundan, yeniden yazmamak için bölüm bölüm yazmak zorundayim.. konuya devam edeceğim efendim..

abdullah öcalan

türkiye cumhuriyeti devletinin şu sıralar, 90 yıllık kürt sorununu çözmek ve 30 yıllık çatışmalı ortama son vermek amacıyla siyasi müzakereler yaptığı kişi.

(bkz: yeni imralı süreci)
  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah