mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

çorapla yatmak

yuh arkadaş, damacanayla, ördekle, cansız vitrin mankeniyle duydum da, çorapla ilk defa duyuyorum.. ne sapıklar var teallaam yaa...

ebabil

davaro filminde memo ile sülo karakterlerinin arasında geçen bir diyaloga konu olan kuş.

- ebabil bir kuştur, gelmeyen puşttur..

sambia kabilesi

ilk defa, 20. yüzyılın en önemli antropologlarından, hatta kültürel antropolojinin duayeni sayılan polonya'lı bronislaw malinowski'nin eserlerinde adı geçen kabiledir.
ilkel toplumda suç ve gelenek (1926), ilkel toplumda cinsiyet ve baskı (1927), kuzeybatı malenezya'da ilkel seksüel yaşam (1929) gibi eserlerinde, yerinde gözlemledigi ilkel kabilelerin toplumsal örgütlenmeleri ve şaşırtıcı cinsel pratikleri üzerine çarpıcı örnekler görmemiz mümkündür.
malinowski'nin yapıtları avrupa'da büyük yankı uyandırmış, aile, din, cinsellik, evlilik, ahlak, cinsiyet kimlikleri gibi kavramların, insanlığın uygarlık serüveninde nasıl karmaşık süreçlerden geçip değiştiğine dair yeni bakış açıları sunmuştur.

can yücel

rahmetli, türkiye'de göte göt demekten imtina etmeyen ender kişilerden birisiydi.. bir nevi köyün delisi yani.. delisi olmayan bir köyün ne kadar sıkıcı ve ne kadar tekdüze olduğu, can baba'nın yoklugunda nasılda hissediliyor.

akvaryum

içinde su olur, kum olur, çakıl taşı olur. japon balığı, lepistes, piranha, vatoz konursa seyrine doyum olmaz. hamsi, çinekop, mezgit konmaz.. koyarsanız eşiniz dostunuz sizi kınar.

aldatan sevgilisine bir şans daha vermeyen kişi

bitlis

şerefname'nin yazarı ünlü kürt tarihçi şerefxan bitlisi ve kürtlerin safeviler yerine osmanlı'nın müttefiki olmasını savunmuş ve bu konuda diplomatik girişimlerde bulunmuş olan siyasetçi idris-i bitlisi bitlisten çıkmış önemli şahsiyetlerdir.
yine, ermeni asıllı amerikalı yazar william saroyan'in ailesi, bitlis'ten amerika'ya göçmüşlerdir.

tayt giyen erkek

sabah sabah sevgili koynundan çıkıp işe gitmek

yatakları ilişkinin en başından ayırarak kolayca halledebileceğiniz problem. horlayan bir sevgiliniz varsa, bu işinizi kolaylaştıracaktır.

sabah ereksiyonu

sikmeyipte sabaha bırakanların can simidi. libidoyu otomatik pilota bağlamak.

bdp heyetinin karadeniz turu

(peşin edit: yukarıdaki 115948 no'lu entrymin devamı niteliğindedir)

geçmişin hataları ve çekilen acılar, ancak onlarla yüzleşildiğinde, onlar üzerine konuşulduğunda iyileşir.
öbür türlü halklar arasına ekilen nefret tohumları, acının ve kinin çok kolay yetiştiği bu topraklarda biz onları yeniden ve yeniden hasat edelim diye itinayla sulanır ve biz bu kanlı çemberin dışına ilelebet çıkamayız.

3 milyonun üzerinde oy almış bir partinin meclise girmiş, üstelik hepsi batıdaki şehirlerden seçilmiş, üçü istanbul ( sebahat tuncel, levent tüzel, sırrı süreyya önder) biri mersin ( ertuğrul kürkçü) milletvekilinin sinop'a, samsun'a, trabzon'a sokulmamasından çılgınca bir zafer havası ile bahsetmenin kardeşlik ruhuna, halkların birlikte yaşama iradesine ne gibi bir katkısı olacağını anlamak mümkün değil. böyle düşünenlerin türkiye'nin birliği ve bütünlüğü hususundaki samimiyetlerinden kuşku duymamak elde mi?

bugün biz onları sinop'a samsun'a sokmamakla övünelim, yarın onlar diyarbakır'a, hakkari'ye sokmasınlar beğenmedikleri kimseleri.. böyle mi tesis edeceğiz ortak geleceğimizi?

ancak işin sevindirici kısmı bir linç kampanyasına dönüştürülen olaylar kitlesel olmaktan uzak, bir kaç yüz kişilik militan bir grupla sınırlı kalmış, karadeniz halkından, kitlesel bir destek bulamamıştır.

80 öncesi önemli bir devrimci demokrat tabanın bulunduğu karadeniz'de milliyetçiliğin doğal bir refleks olduğu, ülkedeki anti demokratik yapıdan ve kürt sorunundan beslenen milliyetçi partilerin ve apoletli türk medyasının şövenist kalemlerinin argümanıdır.

kısmen doğruluk içeren bu argümanda eksik olan ise 80 darbesinin bu kesimlerin üzerinden silindir gibi geçmesi, tüm devlet aygıtının ülke genelinde olduğu gibi, karadenizde de, türkçü-islamcı resmi ideolojiyi yaymak için özel bir çaba harcadığıdır. bu çabanın meyveleri, trabzon'daki linç olaylarında, rahip santaro ve hrant dink cinayetlerinde, derin devlet tarafından toplanmıştır zaten.
80 darbesinin ilk provalarının fatsa ve şavşat'ta yapıldığını çoğumuz hatırlamaz bile.1980 öncesinde samsun'dan, sinop'tan artvin'e kadar tüm karadeniz'in onbinlerce kişinin katıldığı fındık, tütün mitingleri ile dalgalandığı, politik bilincin yüksek olduğu yıllar çok da geride değil aslında.

kürt sorunu ülkenin tümünün politik bilincini zehirleyip felce uğrattığı gibi, karadeniz halkını da bu kısır döngünün içine almış olabilir.ancak heslere karşı mücadelede olsun, hopa halkının akp iktidarının faşizan uygulamalarına karşı mücadelesinden olsun, karadeniz halkının belleğinde, haksızlıklara karşı güçlü bir damar hep vardır ve varolacaktır. bu damar, ayrıştırıcı ve dışlayıcı olan milliyetçi damardan daha önemlidir ve türkiye'nin geleceği, halklarımızın kardeşliği için elzemdir.

son olarak, akp polisinin saldırısı sonucu hayatını kaybeden hopa'lı emekli öğretmen metin lokumcu yaşıyor olsaydı, sinop'ta ve samsun'da milletvekillerine saldıran şuursuz güruhun içinde değil, dayanışma için o milletvekillerinin yanında yer alırdı.

saygılar efendim...

bdp heyetinin karadeniz turu

bir kaç şeyi düzeltmekte fayda var.
birincisi bu tur bdp'nin değil, hdk'nin düzenlediği bir turdur. ikincisi turun ilk ayağı çorum'dur ve heyetin çorum'daki etkinliklerinde herhangi bir olay yaşanmamış, belki de bu yüzden telaşlanan birileri, sinop ve samsun'da yaşanacak provakasyonlar için düğmeye basmışlardır. düğmeye basanlar, türk ve kürt halkının sosyalistlerinin, demokratlarının buluşmasından rahatsızlık duyan, çatışmadan ve savaştan nemalanan kesimlerdir.

turun zamanlamasının yanlış olduğunu savunanlar var. kendilerince haklı oldukları noktalar var elbette. ama insan sormadan edemiyor. silahların gömülmesinden bahsedildiği, darbe anayasasının yerine demokratik bir anayasa yapımı yönünde, tüm kesimlerin -her ne kadar içerik ve yöntem konusunda anlaşamamış olsalar da- en azından hemfikir oldukları, aynı masanın etrafında oturdukları, beraber mesai yaptıkları bir dönemde değil de ne zaman? türklerin kürtleri, kürtlerin türkleri dinlemesinin, ne düşündüklerini merak etmesinin, tartışmasının tam da zamanı değil mi? yoksa diyalogdan ve müzakereden anladığımız, "körler sağırlar birbirini ağırlar" minvalinde, kapalı kapılar ardında yapılacak ayak oyunları, kör siyasi lafazanlıklar mı?
ortak bir barışa böyle mi ulaşılacak?

hdk, bdp'nin de içinde yer aldığı, ödp'den emep'e, halkevleri'nden esp'ye irili ufaklı birçok partinin, sendikaların, alevi derneklerinin, çeşitli stkların yer aldığı, destek verdiği bir oluşum.

bu tarz oluşumların, türkiye için bir şans olduğuna, 30 yıllık çatışmalı ortamın iki halk arasında yarattığı tahribatı onarmada ve yıkılan duygusal köprülerin yeniden inşa edilmesinde işlevsel olacağını düşünenlerdenim.
insanların konuşamadığı yerde devreye şiddetin gireceğini, isyanlar, darbeler, kanlı olaylarla dolu yakın siyasi tarihimize az çok aşina olanlar bilirler.

1000 yıldır kardeş olan iki halkın çocukları olarak bu tür hassas mevzularda, kullandığımız dile özen göstermemiz gerektiğini düsünüyorum.
bu ülkenin meclisine seçilmiş - fikirlerini ister beğenelim, ister beğenmeyelim- milletvekillerine, sanki onlar işgal kuvvetleri ve bizde şehirlerimize onları sokmayan cengaverleriz muamelesi çekeceksek eğer hangi birlikten, hangi beraberlikten, hangi kardeşlikten bahsedeceğiz?

sandy hook ilkokulu katliamı

cbc news'in polis kaynaklarına dayanarak verdiği habere göre, bu katliamı yapan adam lanza'nın, norveç'te 77 kişiyi öldüren anders breivik'ten çok etkilendiği ve onu bir idol olarak gördüğü ve ondan daha fazla kişiyi öldürerek adından sözettirmeyi planladığı belirtildi.
lanza'nın, bu hedefini gerçekleştirmek için, "kolay hedef" olduğunu düşündüğü sandy hook ilkolunu seçtiği düşünülüyor.

ipad üzerine el basmak

cihan haber ajansindan geçilen bir habere göre, abd'nin new jersey eyaletinde, bir grup yeni itfaiyecinin yemin töreninde, incil bulunamayınca yapılan uygulama.
törenin ertelenmesini istemeyen yöneticiler, teknolojik bir çözüm buldular ve ipad'den açılan bir incil application üzerine yemin ederek töreni tamamladılar..

(bkz: apple tektir ve steve jobs onun elçisidir)

dark bear

doğum günün kutlu olsun,
mutlu ol senelerce..
sana boncuktan kuş yaptım,
konacak pencerene..

doğum günü çocuğumuz, bir doğum günü partisi düzenleyip, doğum günü pastası kesmediginden, ona doğum günü armağanı olarak ancak bir şarkı göndermekle yetiniyoruz..
parti, pasta ve hediyeler seneye artık..

(bkz: yaş otuz beş yolun yarısı zirvesi)


bir nesli böyle mahvettiler

insanların sadece aptal birer piyon olması

çocukken anne babanın öldüğünü düşünüp ağlamak

20 şubat 2013 galatasaray schalke 04 maçı

bugün oynanmış ve malesef mal dany'nin hatası sonucu yenilen golle, 1-1 sona ermiştir.

bulgaristan

yaşanan ekonomik kriz sonrası, hükümetin bugün istifa ettiği ülke.
başbakan boyko borisov, istifa dilekçesinde, "polisin vatandaşını dövdüğü bir hükümette yer almak istemiyoruz. biz iktidarı halktan aldık, bugün tekrar halka iade ediyoruz" dedi.
ülkede elektiriğe yapılan yüksek zamlara karşı son 10 gündür protesto gösterileri yapılıyordu.

beğenmediğimiz bulgaristan'da bunlar yaşandı. başbakan halkın taleplerine kulak veriyor.
biz 14 aydir roboski'de ne oldu hala bilmiyoruz...
bulgaristan avrupa birliği üyesi, biz değiliz..
fazla yoruma gerek var mı?
  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah