italyan mutfağı
ravioli de fungi'sine, dondurulup da içi acıtılmamış mozzarella peynirine, on yıllık parmesan peynirine, balsamic sirkesine hasta olunası mutfak.
sözlükçülerin yaz tatili planları
işim gereği sürekli hareket halinde olduğum için, dünyanın birçok yeri ihtimal kapsamında. aynı yerde takılıp kalamıyorum.
johnny depp
antipatik bulduğum ve filmlerini izlemekten kaçındığım ama "çikolata" adlı filmde izleyince hayran kaldığım aktör.
zamansız ereksiyon
yerçekiminin işe yaramadığı zamandır.
banyoda söylenen şarkılar
biraz kül biraz duman
çocuk oldum
kimseye etmem şikayet
ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar
vücud ikliminin sultanı sensin
ayı sözlük yazarlarının şu an yedikleri şeyler
zeytinyağlı enginar yapmıştım, tadına bakayım dedim. yarısından fazlasını yemişim. artık, üstüne de öğleden sonra yaptığım cevizi bol kalbura bastıdan yemesem bir tarafım şişer.
alttaki yazara soracaklarım var
resim sanatı konusunda bilgi sahibi değilim. yıllar evvel bir soygun filminde duymuştum caravaggio adını ve tablonun adı sanmıştım. sonra yanıldığımı öğrendim. derek jarman'ın filminden de öyle haberdar oldum. bir kavgadan sonra öldü diye hatırlıyorum ama yanılıyor olabilirim. geçen ay derek jarman'ın "caravaggio" adlı filmini aldım. ancak, izleyemedim. filmi izledikten sonra belki öğrenmiş olacağım.
alttaki yazar, isteğin dışında yönelimini açıklayan ya da seni bununla tehdit eden oldu mu?
alttaki yazara soracaklarım var
resim sanatı konusunda bilgi sahibi değilim. yıllar evvel bir soygun filminde duymuştum caravaggio adını ve tablonun adı sanmıştım. sonra yanıldığımı öğrendim. derek jarman'ın filminden de öyle haberdar oldum. bir kavgadan sonra öldü diye hatırlıyorum ama yanılıyor olabilirim. geçen ay derek jarman'ın "caravaggio" adlı filmini aldım. ancak, izleyemedim. filmi izledikten sonra belki öğrenmiş olacağım.
alttaki yazar, isteğin dışında yönelimini açıklayan ya da seni bununla tehdit eden oldu mu?
eşcinsel mesai arkadaşı
normal şartlarda, heteroseksüel mesai arkadaşından farklı değildir; işyerinde "iş" için bulunanların gözünde. ancak, "nerede" , "ne için" bulunduğunu bilmiyorsa zaman zaman feci şekilde rahatsızlık verebilir. hele bir de, herkese herkesin dedikodusunu yapmaktan imtina etmeyen tarz sahibiyse. hem orospu hem de kaliteli orospu olmakla kafasını bozmuşsa, kendini ifade şeklini ya da cinselliğini yaşayışını "orospuluk" olarak tanımlıyorsa uzaktan seyretmesi bile üzüntü verir. dizilerden, ordan burdan diline pelesenk ettiği cümlelerle milletin eğlencesi olmayı, "eğlenceli" , "neşeli" olmak sanıyorsa, durulmaz kaçılır. tecrübelerle sabittir: kimliği ve davranış şekli sıkıntı yaratmaya başladığında, kendisini ve cinsel yönelimini savunmak için "burda tek ben miyim? sanıyorsunuz., demekten ve sonunda sizi de ifşa etmekten çekinmeyecektir.
ayı sözlük yazarlarının askerlik anıları
sınıf okulundan sonra, kur'a da zırhlı tugay çıktı. antep'e gittim. geyler ya da erkeklere ilgi duyan erkekler birbirlerini gözlerinden tanıyor: gözlerimizle yiyorduk birbirimizi. gördüğümde dizlerimin bağının çözülmesine neden olan birkaç subay ve astsubay vardı ama bakıp geçiyordum. ancak onlardan birisi vardı ki, uzaktan uzağa birbirimize bakıyorduk uzun uzun. herkesin birbirine uzaktan baktığı bir askerlik yapıyordum. yaptığım iş, sivil hayattaki mesleğimdi. kısa sürede kendi sistemimi kurmuştum. şiddete karşı olduğum için, bunu duyan askerler nerede görseler yolumu kesiyor "komutanım sivilde aşçıydım, garsondum, stewarttım, otelde çalışıyordum. deyip kendilerini gazinoya ve misafirhaneye aldırmak için gazino müdürü binbaşıyla konuşmamı istiyorlardı. günün birinde oda arkadaşım bir çocuğun pembe teskere almak için revire gelip ağladığını, üst dönem teğmenin de çocuğu odaya kapatıp dövdüğünü anlatınca çok rahatsız olmuştum. oda arkadaşım gey olduğumu tahmin ediyordu ama konu hiç konuşulmuyordu. ertesi gün gelip bir bakar mısın çocuğa ? dedi. sabahı zor ettim. ertesi sabah, gazino ünitelerini kontrol ettikten sonra soluğu revirde aldım. arkadaşım, "çocuk hiç belli etmiyor." demişti. birlikte revire gittik, kapıdaki camdan içeri bir göz attım, "dördüncü yataktaki asker mi?" dedim. "evet, ama nereden anladın?" diye sordu. biliyorum anlatmak için çabalamama gerek yoktu: çünkü, yüz metre uzaktan görsen, "işte geliyor." diyebileceğimiz bir edaya sahipti. iskenderun deniz hastanesi'ne götürdüm. bütün yol boyunca nasıl bir muameleyle karşılaşacağı anlattım. çok şaşkın gözlerle bakıyordu bana. "kuzenim rapor aldı. hayatımın hatası, der her konuşmasında." diye açıklama yaptım. zaten, herkese de öyle söylemiştim. gerçekte, rapor alan bir arkadaşımdı ve çok pişman olmuştu ama yanlış arkadaşlıkların ve yanlış kararların bazen dönüşü olmuyor. rapor almaktan vazgeçti. o devredeki, asteğmenler çok güzel bir iş başarmışlar, bir gencin yanlış bir karar almaması için her türlü yardımı yapmışlardı. herhangi bir mesleği olmayan bu genci, askeri gazinoya yanıma almak için askeri gazino müdürü olan yüzbaşıya az dil dökmedim. çocuk askerliğini askeri gazinoda çok rahat bir şekilde yaptı. terhis olduktan sonra, ayrılmadan önce vedalaşırken kendisine "gey" olduğumu söyledim. askerliğini bitirdikten sonra istanbul'da beş yıldızlı bir otelde çalışmaya başlamıştı, en son gördüğümde. hayatım boyunca yaptığım en güzel ve en faydalı şeydir benim için
alttaki yazara soracaklarım var
karşılıklı istek olmadan hiçbir şey olmuyor. kimseye yazık etmemek, kırmamak lazım. açık olurum. şimdi üzülür, ertesi gün benden nefret eder, arkamdan kuyumu kazır ama günün birinde ya unutur ya da gülümseyerek hatırlar.
alttaki, yarına ne yemek yapacaksın?
hayvan gibi yiyip şişmanlamamak
kilo almak için didinen ama alamıyor oluşumu da bu "naçiz" bedenimin bana oynadığı bir oyun olarak gören ben faninin halinin mealidir.
sevişirken kan verir gibi yatan kadın
kan verir gibi görünse de, aslında, içine yayılsın diye beklemektedir. belki de, büyüklerinden öyle görmüş, öyle öğrenmiştir.
candelabra'nın arkasında
steven soderberghin yönettiği, micheal douglasın matt damon ile başrolleri paylaştığı, piyanist liberaceın hayatını anlatan 'behind the candelabra/ candelabranın arkasında filmi. liberace, zeki müren'e sahneyi kullanma ve sahneye çıkarken giydiği kostümler konusunda büyük ilham vermiştir.
zeki müren
bütün muhteşem şarkılarını, pilot yüzbaşı reşat için yapmış. o kendisini bırakıp gidince uzun zaman uzaktan uzağa izlettirmiş ve izini kaybettiği zaman da inzivaya çekilmiş. "şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu // hiç ayrılamam derken, kavuşmak hayal oldu..." o büyük aşk için yapılmış en görkemli ve en hüzünlü ağıttır.
fransa'da büyük piyanist liberace'yi izledikten sonra büyük bir değişimden geçerek sahneye çıkan müren, cumhurbaşkanı'nın karşısına bile apartman topuklu ayakkabılarıyla çıkacak kadar cesaret sahibiydi. o büyük değişimin ardından, geri kalan san'at hayatının tamamında da her birisine bir isim verdiği ve büyük çoğunluğunu kendisinin tasarladığı sahne kostümlerini giymiştir. "kalbimi ellerinde tut" adlı sahne kostümü adeta bir çelenk gibidir.
alttaki yazara soracaklarım var
tek bir sevgilim oldu gerçek manada, o da şimdi hayatta değil. bende bir fotoğrafı var bazen ona bakarım, aklımdan murathan mungan'ın "sevgilim" adlı şiiri geçer. başka şey de düşünmem. keşke, şu karanlık afrika gecesinde yanımda olsaydı, çıkarıp bakardım...
altta kalan, en son hangi kitabı okudun? hangi filmi izledin?
çilekli seri
remzi kitabevi'nden murathan mungan'ın yayın yönetmenliğini yaptığı ve bazı kitapların kapaklarını mete özgencil'in hazırladığı 40 kitaptan oluşan seridir. bu serinin tasarımı da mungan'a aittir ama sinan saraçoğlu adı altında. çoğunluğu türkçe'ye çevrilmemiş yazarların kitaplarından oluşan, denk gelindiği yerde mutlaka alınıp okunulması gereken kitaplardır.
ruth rendell
essex'te doğmuştur. eğitim hayatının ardından önce gazeteciliğe başlamış, evlendikten bir süre sonra da gazeteciliği bırakmış evinde çocuk bakarken polisiye romanlar yazmaya başlamıştır. klasik polisiye romanlarını ruth rendell adıyla yayınlarken, barbara vine adıyla da psikolojik gerilim romanları yazmıştır.
dilimize önce remzi kitabevi'nin çilekli serisi'nden ruth rendell adıyla yazdığı romanları çevrilmiştir. toplamı üç kitaptır: taştan hüküm, cam hançer, kalp taşları'dır.
barbara vine adıyla yazdığı kitaplar, doğan kitap'tan çıkmıştır. polisiye severler için bir hazine gibidir rendell.
maj sjöwall ve per wahlöö
dedektif hikâyeleri yazan isveçli karı-koca. yarattıkları en önemli dedektif karakteri martin beck'tir. yazma yöntemleri, önce kitabın ana hatlarını belirlemek sonra bölümleri yazmak şeklindedir. genellikle, bir bölümü biri, öteki bölümü diğeri yazmıştır. martin beck serisini on kitaba tamamlamayı planlamışlar ancak maj sjöwall'in ölümü nedeniyle seri on kitaba tamamlanamamıştır.
90'lı yıllarda bu serinin film uyarlamaları da yapılmıştır. en etkileyici olanı, "balkonda bir adam vardı" dır. küçük çocuklara istismarda bulunan bir adamın hikayesi anlatılmaktadır. aydın arıt'ın güzel çeviriyle milliyet yayınları'ndan çıkan serinin sekiz kitabı daha sonra inkılap yayınevi tarafından tekrar yayınlandı.
ayrıca, per wahlöö'nün telos yayınları'ndan çıkan kamyonet adlı bir romanı da vardır.