durdu. sessiziği dinledi. kapının ardındaki bilinmezlik yoruyordu onu. asla hazır hissetmezdi bilinmeyen için. fakat bu bilinmezlik gizliden gizliye duyduğu heyecanı doğuran yegane unsurdu. kapının ardındakinin o olacağı ihtimali... duyduğu heyecan buydu işte.
kapının deliği olmadığı için sessizce küfrederek kilidi açtı. kapıyı aralayarak kimin geldiğine baktı ve hayal kırıklığıyla uğradı. gelen...
sosyoloji derslerinde izletilmesi gereken yapım.
cylonlar tarafından yok edilmiş medeniyetlerinin ardından insanların uzayın karanlığında yeniden doğuş çabasını anlatır. din, siyaset ve ahlak hakkında derin mevzulara girer.
izlediğim en iyi dizilerden biridir. 3. sezon 9. bölümü asla unutmayacağım.
ayrıca kara thrace, namı diğer starbuck, adlı harika bir karaktere sahiptir. favori karakterlerimde ilk beşe oynar bu badass abla. hetero olsam ilanı aşk eder, gerekirse kaçırırdım.
çocukluğumun büyük bir parçası olan, dandik kostümleri ve dövüş koreografileriyle akılda kalan uzun soluklu dizidir.
sarı, mavi, yeşil, kırmızı, pembe ve siyah rangerdan oluşan kostümlü bir ekip dünyayı dış tehditlerden korur. türlü türlü maceralara girerler.
adi shankar'ın yapımcılığını yaptığı ve joseph kahn'ın yönettiği on beş dakikalık kısa filmi dudak uçuklatır. yeni ve karanlık bir hava yakalamış, hikayede derinliğe gidilmiştir. ayrıca battlestar galactica'nın ağır ablası starbuck** yani katee sackloff kimberly'i (pink ranger), dawson's creek'in dawson'ı james van der beek rocky'i (ikinci red ranger) oynamıştır. kesinlikle uzun metrajı hak eden bir projedir. ağzım açık izledim.
lykke li'nin until we bleed şarkısı yoluyla öğrendiğim filmdir. çarpıcı sahneleri vardır.
edie sedgwick adlı bir yıldızın andy warhol ile doğuşunu, yükselişini ve düşüşünü anlatır. edie'nin andy'nin yanına gidip olay çıkardığı sahne göz doldurur. "you fucked me up and you know it! look at me! look at me!" haykırışı hala kulağımdadır. sienna miller'ın performansı kesinlikle oscarlıktır.* guy pearce da çok başarılıdır ayrıca.
-kaçıncı dersliktesin?
+ikideyim.
-ooo kopya verirsin artık ıhıhıhıhıhı...
+ehehe*
-silgini kullanabilir miyim?
+tabi böleyim hatta dur-
-yok yok gerek yok ortaya koy sadece. (sınav boyunca silgiyi alır, kendi tarafında bırakır)
+(içinden etmediği küfür kalmaz)
her liselinin bir dönem içinde bulunduğu durumdur. çoğu bir iki dönemin ardından bırakır. bırakmayanlarsa malum sosyal medya araçları yoluyla herkesin gözüne soka soka içmeye devam eder.
-geçen camel'a indirim gelmiş aabii..
-ya bi oturuşta iki paket bitiriyorum kanser olucam sanırım. kıps
-sigaramın dumanı da dumanı (çakmak havada fotoğraf)
-camel'a zam gelmiş aabii..
-dün müdür bastı erkekler tuvaletini yüzüne üfledim dumanı ahahaha
gibi gibi.
kısa versiyonunu izlediğim film. porno çekilecekse böyle çekilsin dedirtmiştir bana. bildiğin sundance draması tadında izleniyor. tek bir farkla tabi.*
hakkında aklıma ilk gelen anne rice kitaplarıdır. pembe dizi kıvamındaki dandik twilight zımbırtısı yokken anne rice okurdu insanlar, interview with the vampire izlerlerdi. neyse ki diğer kitaplarının da filme çekileceği haberini aldım, mutluyum.
bunun dışında preacher'daki irlandalı vampir cassidy gelir aklıma. harika bir karakterdir. başına gelen trajikomik olaylarla güldürmeyi başarır.
bak the elder scrolls'da da vampir olabiliyorduk, onu hatırladım ayrıca. skyrim'in gecelerinde az avlanmadım.
aaron ve sevgilisi eric güvenilir insanlardır. alexandria güvenli bir bölgedir ve içinde çocuğundan yaşlısına birçok insan yaşar. hatta parti falan bile verirler. eğer çizgi romana bağlı kalınırsa, birkaç bölüm kadar karakterlerimizin survival modundan çıkmaya başlayıp normal yaşama adapte olma çabalarını izleyeceğiz. mesela rick sakalları kesip tekrar üniforma giyecek, alexandria'nın polisi olacak. diğerleri de uyacaklar bir şekilde ortama.
keşke böyle bitse hikaye fakat bitmeye yakın bile değil. şu ana kadar yaşadıklarının kat kat kötüsünü yaşayacaklar. ama tehlike alexandria'dan değil dışarıdan gelecek, içiniz rahat olsun. artık evleri burası, bundan sonrasında korumaya çalışacaklar.
geek dünyası için benim açımdan 2014'ün, hatta son birkaç yılın en iyi filmidir. müzikleri, karakterleri ve senaryosu efsanedir. klişedir ama klişeliğinin farkında olan klişelerdendir. yani mizahını burdan alır.
climax anındaki komediyi başka hiçbir yapımda göremezsiniz.
yavru köpek sevimliliğinde, bir zamanların tombiş, şimdinin kaslı aktörüdür. parks and recreation'dan sonra guardians of the galaxy'de de güldürmeye devam etmiştir.
bir insan hem tatlı, hem yakışıklı, hem komik, hem seksi nasıl olur sorusuna "beyle" şeklinde cevap verir niteliktedir.
indiana eyaletinin pawnee şehrinde geçen, belediyenin park/bahçe departmanın çalışanlarını anlatan mockumentary tarzındaki dizidir. ilk sezonu* the office'den esinlenmiş gibi dursa da ilerleyen zamanlarda kendi havasını yakalar. the office'e oranla barındırdığı efsane karakter sayısı daha fazladır. leslie ( amy poehler), ron ( nick offerman), april ( aubrey plaza), andy ( chris pratt)... hepsi birbirinden farklı ve birbirinden eğlenceli karakterlerdir.
dizi şu an dün 7. sezon finaliyle aramızdan ayrılmıştır.
bir kağıt şirketinin çalışanlarını anlatan, dokuz sezonun ardından aralarından biri gibi hissettiren, sıcak, komik ve eğlenceli bir mockumentary dizisi.
dwight schrute, michael scott, jim halpert, pam beesley gibi birbirinden orjinal karakterlere sahiptir. kimi zaman karın ağrıtana kadar güldürür, kimi zaman üzer ağlatır. hayat gibidir.
ofiste çalışma isteğim bile vardı sayesinde bir ara.
efsane dizi karakterlerinden biridir. the office'in can damarıdır. zaten diziden ayrılınca aynı tadı verememiştir dizi bir daha.
şu günlerde ise parks and recreation ile leslie knope yerini dolduruyor.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *