hayal dünyamın gelişmesinde çok büyük etkisi olan efsane çizgi dizidir. hani diyorlar ya "televizyon, bilgisayar karşısında büyüyen neslin hayal gücü gelişemez." diye. işte o cümleyi sikip atan büyük bir yapısı vardır avatar'ın.
bu dizideki karakter gelişimi şimdilerde yayınlanan yüksek bütçeli sikindirik dizilerde yoktur mesela. zuko ve iroh'nun ilişkisi, toph'un dünya ile mücadelesi, katara'nın geçmişiyle yüzleşmesi, sokka'nın ait olma isteği ve en önemlisi aang'in "büyümek" ile çatışması.
çok farklıdır avatar. ince mizahıyla, duygu dolu anlarıyla ve ölümsüz arkadaşlıklarıyla her zaman kalbimde olacaktır.
"her insan ölmelidir." şeklinde çevrilebilen a song of ice and fire mottosudur.
dizide daenerys tarafından trollenen mottodur. "her erkek ölmelidir, biz erkek değiliz ki." demiştir hizmetkarına.
ya "man" ve "men" ile kelime oyunu yapmıştır ya da dizi sözün anlamını değiştirerek sıçmıştır. umarım birincisidir.
sınavdan sonra saçımı boyamak istiyorum sözlük. ciddi ciddi istiyorum bunu çok uzun zamandır. ama o güne yaklaştıkça daha az gerçekçi geliyor bu istek. ne sinir bozucu bir şey şu millet ne der muhabbeti.
her konuşmasında bir yerlere selam çakan adam. böyle orjinal orjinal isim tamlamaları üretiyor ve sonuna "selaağm olsuğn!" ekleyip cümlesini bitiriyor. bir de bitmiyor bu selamları, sanki acun'un programına çıkmış akrabalarına selam gönderiyor arkadaş.
çok antipatik bir adam.
anlayamadığım yazar profilidir. hayır gerçekten denediğim, hatta salak gibi anlaşmaya çalıştığım profildir. artık birbirimizi engelleme çagrısı yapıyorum.
(bkz: üçgen biçiminde birbirimize takacağız)
benim burcumdur ve şurdakileri okuyana kadar burçlara inanmıyordum, vay be...
kinci, kıskanç olmamam ve çoğu işi yarıda bırakmam dışında uyuyor özelliklerim.
neyse yarına unuturum herhalde. inanmamak daha cool*
rezaleti de aşmış rezalettir. sıçıştır artık gözümde. gören de dünyayı yok etme planları yapan terörist bir topluluğuz sanacak ne bu rollenmeler, oylamalar falan anlamadım. çok mu önemli hissediyorlar kendilerini o maddeyi kaldırınca. bir şeyi de abartmayın amına koyim ya ne drama queen bir oluşumsunuz.
dindar homofobiklerden daha tehlikeli gelmişlerdir gözüme hep. dindar olanlara kutsal kitapları aşılıyor homofobiyi, kendileri üretmiyorlar. ateistler ise demek ki düşünmüş taşınmış kendi aklıyla varmış homofobiye. ki bu da tehlikeli bir akıl yapısını işaret ediyor bana.
bence zirvesini bebeğiyle birlikteyken üzerine seksen-yüz kişilik deri kıyafetli adamın işediğini söyleyen kadıncağızla yapmıştır. hayır böyle fantazi bende yok arkadaşlar. johnny rapid de bile böyle fantazi olduğunu sanmıyorum.
anaa atv'de böyle bir yarışma var şu an. nihat doğan da juri hatta. boyle millet geliyor şarkı söylüyor. sonra acılı hayat hikayelerini anlatıyorlar falan hangisi ağlatırsa onu seçiyorlar. şaka gibi ama ciddiyim. türkiye televizyonunun geldiği en rezil dönem sanırım bu.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *