loranahmes2

Durum: 900 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2013 01:01

Puan: 9188 - Sözlük Kezbanı

Live Seviyesi: Yayıncı

15 yıl önce kayıt oldu.
3.Nesil Yazar.

ve düşünürüm: belki hiç yaşamadım, ne öğrendin, ne sevdin, ne de inandın... belki de kuyruklu yalanlar mutlu etti bazı bazı... kahrolsun bağzı şeyler!!
  • /
  • 45

ermeni soykırımının 98. yıldönümü

devamlı ermenilerin çıkardığı isyanlardan, haksızlarmışcasına söz edilir ve bir güzel kronolojisi verilir. ve bu isyanlar silsilesi bittikten sonra türkler de karşılık vermiştir deniyor. peki türklerin verdiği karşılıkların bir kronolojisi yok mu? neler yapmışlar. bak ne güzel yazmışsın sasun zeytun falan... *

başka ilginç nokta:

"ermeniler, büyük ermenistan devletini kurmak için osmanlı devletine isyan ettiler ve katliama giriştiler" sözlerini bir türkün söylemesi kadar ironik bir şey yok. sen hazır emperyalistlere karşı çıkıyoruz deyip bir de osmanlı devletini yıktın bre! milliyetçi kemalist bir değişik türk cumhuriyetini kurdun. herkese türk dedin. bir de bir misak-ı milli diye tutturdun ki bildiğin büyük türkiye'yi yakıştırılası... sonra milliyetçi devletinde mübadele, sürgün dönemleri...

her açıdan tutarsız, kendine müslüman...

(bkz: şerrine lanet)

ermeni soykırımının 98. yıldönümü

osmanlı devleti döneminde gerek bazı anadolu şehirlerinde gerekse bazı kürdistan şehirlerinde belki nüfusun çoğunluğu müslümandıysa da önemli bir ermeni azınlık vardı. o şehirler aynı zamanda onlarındı ve bugün, bugün bir tek hatay'ın bilmem neresinde bir ermeni köyü var. koskoca coğrafya suya düştü de bir ermeniler mi bu topraklardan kayboldu? nerede o ermeni azınlık? tehcir bile başlı başına bir soykırım habercisi potansiyeli taşırken nedir bu böyle aman asıl onlar bizi öldürdü çocukluğu!

hadi kabul ediyorum. soykırım yok. ee ermenilere ne oldu?


kızım lezbiyen olsa intihar ederim

bir şeylerden şüphelenmiş olsa gerek ki görülen geçmiş zaman kipi yerine geniş zaman kipini tercih etmiş, cümlede. her ne kim şahıs.*
ısrarla başlık dışında haberi okumuyorum. her ne kim bunu söylüyorsa gerçekliklerden korkmaması gerektiğini bilmeli. ya da kısaca acı ama gerçek diyecek biri için bir kişilik kontenjan açmalı hayatında; dostlar kabaresi balkonunda.

sevgilinin doğum gününde ayıcık alması

çok romantik bir davranış. hayır ben yaptım diye söylemiyorum ama gerçekten de ucuz. yani güzel. *

başbakanın anıtkabir'deki törene katılmaması

şeriatın yok edilmesi

mümkün görünmeyen bir istek/durum.

şeriatin temel dayanağı kuran-ı kerimdir ve müslümanlar bu kitabın bilgilendiriciliği ile dini yaşar, allaha iman eder. *kuran-ı kerim mevcuttur. 1.3 - 1.5 milyarlık bir müslüman nüfusundan bahsedildiği bir devirde şeriatın yok edilmesi gibi bir durum söz konusu olmaz/olamaz. iran, suudi arabistan, afganistan, sudan gibi memleketlerde bir şeriatı yok etme timi kurulabilir ancak bizim gibi çoğunluğu müslüman ancak şeriat ile yönetilmeyen ülkelerde ise en fazla şeriat isteğini yok etme timi kurulabilir ki bir çoklarının demokratlık ile geçindiği bir ülkede bunu istemek ne kadar demokratlıktır tartışılır. neticede düşünce özgürlüğü bağlamında ele almak icap ediyor. demokrasi dedikleri şey... diğer yandan kemalist cumhuriyetin bunu yapmaya çalıştığı ancak başarılı olamadığı da herkesçe malum.

mezkur ülkelerin her biri islam medeniyeti dairesinde olup kendi yerelliklerini koruyarak kuranı yorumlamışlardır. türkiyelilerin bakış açısına göre hiç bir müslüman topluluk gerçek dini yaşamadığı gibi gerçek şeriat ile de yönetilmemektedir. peki şeriatın aslı nedir ve gerçekten kötü müdür? yoksa uygulayıcılarının elinde yanlış mı yorumlanmıştır? bence asıl sorular bu. eşcinsellik açısından ele alalım:

kuran-ı kerimde lut kıssasının kesin bir şekilde eşcinsel karşıtı olduğu söylenir. ancak çerçeve değil, genellikle parça üzerinden yorumlamalara gidildiği bariz bir gerçek, kimi zaman heteroseksüel zinasıyla da ilişkilendilir vs; bir çok yorumcunun gerek kendi gerekse mensup olduğu toplulukların homofobik bakış açısı yorumlamaların oluşmasında tesirli olmuştur. öyle ki allah kelamı olduğu için ayetler ve bütün olarak kuran-ı kerim nass olmasına yani tevil, içtihad kısaca farklı yorumlamalara açık olmalarına rağmen yorumcuların kişisel görüş ve inançlarından dolayı lutîlik neredeyse tek bir şekilde açıklanmış; genellikle yorumlar tekrar edilmiştir. bir yorumun makbul olması için aklı ikna edecek bir izahı olmalı. şahsen ben aklıma yatmayanları direk eliyorum. belki bir otorite değilim ancak bu hakkımın olduğunu düşünüyorum. sosyalist devlet tecrübelerine de göz atmakta yarar var. sovyetlerde eşcinselliğin bir anda kapitalizmin artığı sayılıp bir ceza haline dönüştürülmesi; kübada eşcinsellerin kamplara doldurulması… bu görüntüye bakıp sosyalizmin yok edilmesi gerektiği fikrine sarılmak mı icap eder? bence bu toptancı yaklaşım fikirlerin gelişimi önünde en büyük engeldir. *

ayı sözlük yazarlarının kan grupları

çek cumhuriyeti

abd'de son dönemde meydana gelen boston saldırılarının sorumlusu çeçenleri kınamak isteyen amerikalıların çeçenya ile karıştırıp kınadığı ülke. amerikalıların coğrafya bilgisi kötüdür diye duymuştum da gazete ve televizyonlarda bas bas bağrıldığını tahmin etmenin zor olmayacağı bugünlerde böyle bir yanlışlık amerika eğitim sistemi için epey endişe yaratmalı. diğer yandan medya/internetin bilgi kirliliğini nasıl artırdığına da önemli bir kanıt teşkil ediyor. adamlar twitter'de çek cumhuriyetini kınayıp tt olmuş. hay allah!

http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?a...

amiyane

umuma ait (kullanım/kelime/tabir). osmanlıca/türkçenin en güzel kelimelerindendir bence amiyane. tabi yerinde.
bir diğeri ise müptela. sevda. aşk. razı...
(bkz: amiyane tabir)

azerbaycan

dünya dinsizlik listesinde yüzde 74 ile ikinci gelen türk devleti. ikinci gelen türk devleti yanlış anlaşılmasın ikinci gelen devletin bir etnik kimliği olarak türk. *

kaynak:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Dinsizlik

16 nisan 2013 iran depremi

depremin 7.8 büyüklüğünde olduğu da söyleniyor. iran devlet yetkilileri daha önce 40 diye bildirilen ölü sayısının gerçek olmadığını ve hiç ölünün olmadığını söylemiş. içim ne rahatladı. merkez üsse 258 km uzaklıktaki pakistanda en az 35 ölü varken 200 küsür km uzaklıktaki iranda ölünün olduğu asparagas bir haber. çarpılırsınız. yemmin ederim. tabi bir kadın, ki türk televizyon hayatına tanrının bir lütfu, bu depremin bir işaret olduğunu, irana saldırılmaması gerektiğini çıkarmış. çok haklı. hı hı.

ziraat bankasının kanser tedavisi görenlere ihtiyaç kredisi vermemesi

bakanının kanserli hastaya sadaka verdiği devletin bankasından beklenecek bir hareket. kutluyorum sizi sosyal devlet ve kurumu.

weekend

*mutsuz sonla bittiği söylenen ama bence gayet mutlu sonla biten film.

“anlatımın sonunda her şeyin başa döndüğü”ne katılmıyorum. filmde iki ayrı metafor dikkatimi çekti. ilki mutlu sonla biteceğine dair güçlü bir ipucu. glen “hiç amerika’ya gittin mi?” diye sorar ve russell bir çırpıda “hayır fakat gitmek isterim” der. ve bisiklete binmeyi teklif eder… bu sahneden sonra ben birlikte amerikaya gidecek denli iki güne sığmayacak bir plan çizmiştim kafamda. fakat iki günün her şeyi de içine alamayacağı gerçeğini göz önünde bulunduran yönetmen/senarist yürüdüğü realist yoldan sapmamış. fakat asıl istediğinin altını bir daha çizmiş. russell birlikte olduğu adamla ilgili bir yazısını okuduktan sonra “bir daha görüşmeyeceğimizi bilsem de o gece onunla kaldım” deyince glen “merhametlisin” der. merhametli! herhangi bir adam için merhamet gösterecek birinin kendisine merhamet göstermeyeceği şaşılır ki biraz sonra istasyonda dışarıda yapmam/yapamam dediği öpüşmeyi gerçekleştirir. bu kısa gelişim çizgisi filmin sonunda beni üzüntüye gark etmedi. tersine hayal dünyamın çalışmasını sağladı.

(bkz: dağ fare doğurdu)*

simeranya

peyami safa'nın yalnızız adlı romanındaki ütopik ülkesi. yarı mistik yarı gerçek özelliklerle donatılmış bir ülke. romanın baş kahramanı samim'in üzerinde çalıştığı bir projesidir. cumhuriyetin o döneme kadarki sosyal hayatındaki yetersizliklerden yola çıktığı da görülür. fakat sanki kitabın kendine biçtiği anti-materyalist çizgiden saptığı da olur. ilginç çalışma.

fidel castro

kübada eşcinsellere yapılan kötü muamelelerin sorumlusu olduğunu kabul etmiş sosyalist lider. kübanın eşcinselleri toplayıp bir kampa tıktığı biliniyor. *

ırak

şii ve sünni araplar ile kürdistan diye üç ayrı bölgeye ayrılmış eskinin devletler silsilesine eklenmesine az kalmış devlet. birinci dünya savaşında cetvelle ve emperyalist emellerle çizilip kurulmuş her devletin yaşayacağı hazin son. bu sonu hemen ardından suriye yaşamakta. ve patır patır tüm ortadoğu...

celali isyanları

osmanlıyı incelemeye gerek duymayan cumhuriyet tarihçilerinin ayrıntılamayıp tek başlık altında incelediği birbiriyle ilgili ya da değil aynı dönemin hemen bütün isyanlarına verdikleri isim. ayrıntılamama sebeplerinin başında şüphesiz "cumhuriyet öncesi karanlık devirlerdi" imajını devam ettirmek. fakat diğer sebepler çoğunlukla alevi türkmen soylu isyanlar olması. diğer yandan örneğin yine 17. asırda isyan eden kilisli canbulatoğlu ali paşa isyanı* da bir kürt isyanı olduğu için celali isyanları isminin altına alıp tarihe gömmeye çalışmışlardır. ve bu isyanın çağdaşı celalilerle bir ilgisi olmadığı bilinmektedir. nereden tutarsan tutarsızlık ve tarih bilimine zulüm.

fazıl say

twitter'da paylaştığı ömer hayyam rubaisi ve kısa yorumundan dolayı on ay hapis cezası yemiş. fazıl say umurumda değil de ömer hayyam'ın bir cezanın sebebi içinde yer alması tam bir utanç kaynağı. düpedüz rezalet.

ceza yemesine sebep olan mezkur paylaşımı şu:
''irmaklarından şaraplar akacak diyorsun, cennet-i ala meyhane midir / her mümine 2 huri vereceğim diyorsun cennet-i ala kerhane midir... bilmem fark ettiniz mi nerede yavşak, adi, magazinci, hırsız, şaklaban varsa hepsi allahçı"

http://www.radikal.com.tr/radikal.aspx?a...

emek sineması

varlık vergisiyle "el konulmuş" bir rum ailenin malıymış. yapılan eylemlere devletin müdahalesi tartışılır; yine emek sinemasının türk sinema geleneğindeki yeri de aşikar. fakat üzerinden atlanılan bir şey var: sermayenin türkleştirilmesi arzusuyla darma duman edilmiş gayrımüslim ailenin bugün emek sineması dediğimiz bina üzerindeki hakkı.

şüphesiz emek'i emek yapan o rum aile değil, 'türk sineması'dır. fakat bugünlerde maruz kaldıkları polis şiddetinin hemen geçen asrın başında gayrımüslimlere de yaşatıldığını bildiklerini zannetmediğim sanatçıların ve emek-severlerin şu an o baskı gören haletiruhiye ile emek'i sahiplendiklerini görüyoruz ve asıl sahibin türk sineması olduğunu söylüyorlar. ara sıra ülke gündemine şöyle bir girip çıkan gayrımüslimlerin mallarının iadesiyle ilgili tek tek soru sormak isterdim kendilerine.

murathan mungan meskalin'inde güzel demiş bu ülkenin temeli doğru atılmamış; ve ardından gelen tüm doğrular, altına yanlışların süpürüldüğü halı üzerine inşa edilmiş... * bu nedenle hiç bir şey meşru değil.

kişinin eşcinsel olup olmadığını anlama yolları

anlama yolları sonradan öğrenilmez, doğuştan bir kabiliyettir. kiminde vardır kiminde yok. ha o "kimi" kısmına insan sarrafları girmiyor.
  • /
  • 45
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 900

bir ülkeden bir iç ülkeye

yılmaz erdoğan'ın sevebilme ihtimali adlı(?) şiirnde geçer. bir ülke: türkiye, iç ülke: kürdistan kodlamasını sıradan biri de anlayabilir.

liseli eşcinsellere tavsiyeler

bir günlük tutun. kimse okuyamasın diye başka bir alfabeyle yazmak isterseniz kendi alfabenizi oluşturup yazın. önce arap harfleriyle yazdım, sonra kril. kardeşim cin çıktı, tıkır tıkır öğrendi. sonra bir alfabe yaptım, mübarek hint alfabesi. ben okumayı unuttum. sadece ve anlaşılır bir şey olsun. sekiz yıldır kullanıyorum, misler misi bakıp bakıp ne bu diyorlar. dünyayı kurtarma planları diyorum. yutar gibi yapıyorlar, başka çareleri yok. ama o alfabeyi de bir ansiklopedi, efendime söyleyeyim yastığının iç yüzüne falan yaz ki hem uzun aralardan sonra hatırlayasın hem de kimse göremesin. niye mi bu? kardeşim, açılmaya ihtiyacın olacak ve her zaman etrafında birileri olmayacak, olsa bile anlatacak kelimeleri bulamayacaksın, bulduğunda sabaha karşı dört olacak. bu yüzden ulaşılabilir bir kuyu olacak yanında. istediğinde su çekersin. ya da kuyuyu gözyaşınla doldurursun. haa orta birde aşık olduğum çocuğun sivilcelerini uzun uzadıya yazmış olmak bu senelerde kendimden utanmama sebep vermiyor değil. ama sen boş ver, bunu gelecekteki sen düşünsün.*

bakir erkek

yozlaşmaya giden en kestirme yolun cinsellikten geçtiğini kavramış olması muhtemel erkektir.

aşk, sevgi, kıymet ve hürmet gibi insanın ruhuyla alakalı bir takım erdemlerin cinsel perhizle arttığı hakikatini de biliyor olabilir. meyvesi geçici bir haz olan cinselliğin ancak sevilen biriyle kalıcı olduğu fikrinden hareketle bu mahremini oburluk, zenginlik, alışveriş manyaklığı gibi kapitalist devrin bir neticesi olan 'başıboş' * cinsellik anlayışından uzak tutmayı müstakbel 'iyi insan' profilinin vazgeçilmezi kabul etmiştir.

peki, bu devirde ne zaman doğru kişi bulunacak da kalıcı olacağı tahmin edilen cinsellik yaşanacak? öyle zor bir soru ki insanın yanılması işten bile değil.

yanılmaktan korkup devamlı çekinmek ise faydasız bir hareket olur. "seni seviyorum" demenin bile aşkı yıprattığı ön yargısıyla sarhoş olan yeni insanın *tahriki rahat bırakmayacağından, korkunun ecele de fayda etmediğini fark edecektir. en önemli devre ise bundan sonradır. iş bittiğinde, maddi hazzın insanı soyarak çıplak ve bencil bir insana çevirdiğini; asıl bakirliğin, bedenî olanda değil de ruhî olanda saklandığını keşfetmesi en büyük bilgisi ve erdemi olacaktır. ve en büyük üzüntüsü... bazen dayanılmaz, kalıcı bir eziyet, endişe ve dehşetengiz bir ürkme hali. fakat her halükarda uçkuruna düşkün, beyniyle testisleri yer değiştirmiş insandan daha onurlu. peki onur?

neyzen tevfik

günümüde daha ziyade taşlamalarıyla tanınan oldukça yaratıcı bir şair. ayı sözlükte yazılan bu şiir doğru olmayabilir. sitedeki bu şiirin içeriği küçükler için uygun olmayabilir.

yürü be ehli deve endamını göreyim
sensiz geçen gecelerin ecdadını sikeyim
mecnun gibi topmuyum bir am için öleyim
mecnunuda sikeyim leylayıda sikeyim
bana yar olmayan karının izzetini itibarını sikeyim
yansın karıların alayı su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim
düşmüşüz bir orospunun belasına
koymadık diye ta amının ortasına
kader böyle yazmış hatırasına
ben böyle hatıranın hikayesini sikeyim
kerem dağları deler bir amcık uğruna
aslı gitsinde ona buna vurdura
bir karı için değermi hiç bütün bunlara
her taraf amcık dolu mala iyi vurana
fuzuli am peşine düştün gurbete
am serindir, am derindir, şifa verir millete
ye kebabı, iç şarabı, vur karpuz göte
bu gidişle yarrağımı gidersin cennete

hayal kırıklığı

eşcinsellerin sevgi kulvarında alışkanlık haline getirdiği olumsuz bir "davranış".

yazmak

yazmak yıkanmaktır. yazmak özgürlük ve yazmak kimi zaman kusmak. yazmak kaçış, ardına bile bakmadan bazen. yazmak gün geliyor sessizliği bozmak belki de aksine sessizliğe boyun eğmek. yazmak mukaddes bir eylem ve yazmak masumiyet, naiflik ve bütün mevzuya inat nezaket. yazmak...

brokeback mountain

esasında roman falan değildir. annie proulx'un yazdığı kısa bir öykü. aralarında teorik bir ayırım olmasa da hikaye bile diyemiyorum bu öyküye.
everest'in film çıktığında popüler kaygılarla brokeback dağı diye türkçeye iğrencü'l-vahşet bir tercümeyle kazandırdığı öykü. bu kötü çeviriden olsa gerek -diye umuyorum- öykü hayli sıkıcı. onu okuduktan sonra kitabın başka hiç bir öyküsünü okumadım.

bu filmi sinemada izledim ben arkadaş. daha bir tane bile gay arkadaşım yokken. bir tane bile gay pornosu izlememişken. (aynı zamanda genel porno da izlememiştim.) bakırköy'de +18 mi ne yazıyordu o zaman. kimliğimi isteyecekler diye altıma sıçmıştım korkudan. ama bir kere beni kesmedi. sonraki hafta ikinci kez gittim. benim için ne kadar anlamlı olduğunu anlatamam. o zamana kadar yalnızca e2'de yayınlanan hollyoaks dizisinde gördüğüm eşcinsel sevgili muhabbetleri bir anda koca bir öykü olarak beyaz perde aracılığıyla gözümün önüne serilmişti. arkadaş o zaman ben de sonu böyle olmayan ama sevdiğimle güzel bir ilişki yaşayabilirim deyüpde sinemadan çıkararaktan eve koşmuştum. gözlerim de yaşlıydı efendim. ağlamamış değildim. son sahnede.

diğer yandan. sözlük, bu film sinemada izlediğim ilk filmdir. benim için önemini anlatabiliyor muyum? ve 2006 yılı benim için ne kadar mukaddestir. lise daha bitmemişken nihayet sinemaya gittim demek için sinemaya gitmeye çalışan ben'in -param olmazdı da gitmezdim, net zaten yoktu- gittiği ilk filmin brokeback olması hayli hoş bir tesadüf.

hastane

bürokratik aşamaları insana kan kusturan kurumlar. özeli ayrı dert devleti ayrı. refakatçi olarak yanında bulunduğunuz 'hasta' arkadaşınızla oradan kaçarcasına çıktığınızda ne olursa olsun hastalık illetinden kurtulamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.

ancak sadece bu değildir. irdelenmesi zaruri bir mevzu olarak:

(bkz: darüşşifa olarak hastane)

bdp milletvekili sırrı süreyya önder'in çevre duyarlılığı

gezi parkı eyleminin siyasal platforma taşınmasını sağlayan kişidir, sırrı süreyya. ne kadar bdp'yi sevmeseniz de kepçelerin önüne kendini atıp gezi parkı yıkımını durdurması aşkına saygıyı hak ediyor. taksim platformunun önceki gün ona konuşma fırsatı tanımaması tam anlamıyla nankörlüktür.

tanım: değinildiği üzere, çevreyi, onu korumak için kepçeyle burun buruna gelecek kadar sevmektedir. bu da çevre duyarlılığının gelişmiş olduğunu göstermektedir.

öğle uykusu

tembelliğin en büyük belirtisi olarak yorumlanır. ve ben tembellikte garfield'ı geçermişim. çok seviyorum. hele üç buçuk dört gibi yatıp beş, beş buçuk gibi kalkması... "gece zombi moduna girip sabaha karşı uykuya dalıp sabah da ceset gibi kalk"mak* * işten bile değil. orası ayrı.

göğüs kaslarını oynatan erkek iticiliği

bir de bunların gel bi ellesene diyen türü vardır ki düşman başına. ego tavan. gel elle bir daha göremezsin. bir yerlerini yırtsan sen yapamazsın tadında sözler ve bakışlar. kasları dökülesice. **