açılımı multiplayer online battle arena olan oyun türü. bilgisayar ortamında bir arena üzerinde iki takımın farklı özelliklere sahip karakterleri oynatarak çarpışması ve karşı takımın merkezini yok etmesini temel alır.
(bkz: league of legends)
(bkz: dota) (bkz: dota 2)
(bkz: heroes of the storm)
(bkz: smite)
blizzard'ın, oyunlarındaki warcraft starcraft diablo karakterleri bir çatı altına toplayarak piyasaya sunduğu sağlam moba oyunu. birçok özgün özelliğiyle türlerinden ayrılıyor. oyuncular ayrı ayrı level atlamaktansa takımca level atlıyorlar. yani tüm takımın experience barı bir tane. item sistemi ise yerini level atladıkça skillerimize gelen eklemeler ve gelişmelerden oluşan talent sistemine bırakıyor. on adet haritası var ayrıca oyunun ve her haritanın kendine göre kuralları var. bu sebeple team fightlar oldukça çeşitli ve eğlenceli.
dota 2'nin gereksiz karmaşasından ve league of legends'ın yaş ortalamasından kurtulmak isteyenlere güzel bir alternatif.
çok uzun bir aradan sonra kadının doğası gereği naif olduğunu belirten bir söylemle karşılaşmamı sağlayan başlıktır.
(bkz: mağara)
(bkz: yirmi birinci yüzyıl)
bu arada kurguda dragon age evreninden andraste, ursula k. le guin'in the dispossessed kitabından odo kadın peygamberlere örnek gösterilebilir.
mağdurun benimle ve dolayısıyla kız kardeşimle yaşıt olması sebebiyle bende ayrı bir etki bırakan haber. empati yapıyorum, düşünemiyorum, düşünmek istemiyorum.
özgecan'dan sonra göz boyama amacıyla yapılan tüm o pr çalışmaları geliyor aklıma. sonra bu ülkeden de tiksiniyorum, insanından da, toprağından da.
sikme eylemi sadece erkeğin yaptığı bir şey olarak kullanılmaktan çıkarsa büyük oranda iğrenç olmayacak küfürlerdir. artık kadınların da seks yaptığını ifade ederken fuck kelimesini kullanmaya başlaması gibi yani. ammak gibi sonradan kelime üretmek yerine zaten var olan ve aynı amaca hizmet edecek kelimenin zihinlerdeki anlamını değiştirmek en mantıklısı.
bence.
moba oyunlarında feedlenmiş oyuncunun bir takım oyunu oynadığını unutup maçı kaybetmeyi egosuna yediremeyince attığı son çığlık.
bu tiplerle karşılaşırsanız ve maçı alırsanız gg easy demeyi katiyen unutmayın.
bant mag'in melikşah altuntaş, zeynep ocak ve cem kayıran önderliğinde hürriyet tv aracılığıyla youtube'dan yayınladığı komik skeçler dizisidir. günlük hayattan verdikleri örnekler ve yerinde tespitleriyle çoğu zaman güldürür. oyuncuların doğal mimikleri (özellikle melikşah'ın) cidden gülme krizine sokabiliyor.
beğendiğim birkaçı:
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *