bant mag'in melikşah altuntaş, zeynep ocak ve cem kayıran önderliğinde hürriyet tv aracılığıyla youtube'dan yayınladığı komik skeçler dizisidir. günlük hayattan verdikleri örnekler ve yerinde tespitleriyle çoğu zaman güldürür. oyuncuların doğal mimikleri (özellikle melikşah'ın) cidden gülme krizine sokabiliyor.
beğendiğim birkaçı:
ikinci fragmanıyla hoplatmış filmdir. küçükken power rangers izleyip kendimden geçerdim ona döndüm şu an.
şu an hayattaki tek amacım suicide squad'ı imax'te izleyene kadar hayatta kalabilmek. sonra ölsem de gözüm açık gitmem.
edit: ay wonder woman var daha yok ölmiyim ben geri aldım.
gülerken yanaklarının kocaman olduğu an, boynunu öperken gıdıklandığı an, uyurken bilinçsizce kolumu üstüne çektiği an, omzuma yattığı an, göbeğine yatarken saçımı kaşıdığı an...
ay bitmiyor sevgilinin her anı sevilir lan işte.
hikayesinden oldukça etkilenmem sebebiyle roleplay serverına geçiş yaptığım mmorpg. düşünün ki karakterinizi yaratırken dış görünüşünü yaratmakla kalmıyor, hikayesini ve kişiliğini de oluşturuyorsunuz. ve bunu koca bir server dolusu insan da yapıyor. bu gidişle işi gücü bırakıp azeroth'a yerleşeceğim.
bugün oynarken paladin hanım kızıma kalkan arıyordum stormwind'de. trade district'e çıktım, biri cleric biri mage olan iki beye sordum "var mı burda kalkan alabileceğim bir tüccar?". önce asıldılar "biz sana kalkan oluruz küçük hanım" diyerek. sonra "sizin gibi bir tatlı bir kızın kılıçla kalkanla işi ne?" dediler.
sinirlendim. tatlı bir kız olmadığımı, güçlü bir kadın olduğumu belirttim. babam ben on yaşımdayen terk etmişti evi, annem de kendini bağımızda ürettiğimiz şaraplara vermişti. iki küçük erkek kardeşimi ben yetiştirmiş; babamdan kalan kılıçla evimizi yıllarca yabani hayvanlardan, haydutlardan ve işgalci orklardan korumuştum. bununla da kalmamış, kasabamızı işgal eden şeytanlara karşı bir direnişe önderlik etmiştim. böylelikle bir paladin olmuş, ışığın yükü omuzlarıma binmişti. şimdiyse iki haftadır kayıplara karışan annemin peşine düşmüştüm. o yüzden köstek olacaklarsa yol almaları gerektiğini söyledim.
hikayemden etkilenen beyler özür dileyerek ellerinden geleni yapmak istediklerini söylediler. beni maceracı gruplarına davet edip en iyi cüce demirinin dövüldüğü ironforge'a kadar bizzat götürdüler. ben kalkanıma kavuştuktan sonra teşekkürlerimi bildirdim ve onları unutmayacağıma söz vererek yoluma devam ettim.
ha bu arada çift olduklarını da öğrendim. cleric olan bey dövüş değneklerini bizzat kendi elleriyle yapmış. alliance'ın eşcinsel politikasını bile tartıştık bir süre.
işte böyle. işsizlik mi dersiniz nerdlük mü dersiniz bilmem ama bu oyuna ve oyuncusunun kalitesine gerçekten aşık oldum ben.
yurdum ibnesinin içinden çıkamadığı karanlık ruh halinin sonucudur. gizlilikten öte kendini küçük ve aşağılık görmeye kadar gider bu durum. "onlar normal ben anormalim", "bana müstahak mutsuz olmak" anlayışının bir ürünüdür.
hayır kardeşim ibnesin, normalsin ve güzelsin. dünyanın çivisini çıkaran milyonlarca heteroseksüelden daha çok hak ediyorsun mutluluğu. ona göre davran allahını seversen.
blood elf olarak başladığım oyun. başka ne olacaktım? bir de alliance'ta paladin açtım ama horde'a çok bağlandım ben. hep ötelenmişler lan kıyamam. silvermoon'da oynarken böyle herkes bi buruk, sonbahar havasında ağaçlar, atmosfer hüzünlü. valla ya dertleniyorum quest quest koştururken.
bir de night elfleri merak ediyorum bakalım. üçüncü karakterim de sylvanas windrunner'ın bacısının kızı falan olacak.
henüz 3. sezonunda olduğum atarlı, komik ve yaratıcı yarışma. özellikle son altıdan sonra izlemesi gerçekten keyifli. yarışmacıları tanıdıkça duygusal bir bağ kuruyorsunuz.
ilk sezondaki favorim bebe, ongina ile lip sync'e kalınca kalp krizi geçirdim mesela. aynı şekilde son ikiye kalınca da.
kazanınca zaten tutamadım ağladım direk.
akrep ama oğlak hissediyorum ben. artık burç yorumlarına falan denk gelirsem oğlağa atlıyorum direk. işin garibi çoğunlukla doğru sonuç alıyorum.
bence ailem yalan söylüyor bana doğum tarihim hakkında. cami avlusundan falan aldılar beni kesin.
post apokaliptik bir zombi dünyasında yaşayanlar için "hayatta en önemlisi ölüler tarafından yenmemektir" olarak değiştirilmesi gereken ifadedir. ölmek tamam da yenmek cidden başka bir şey.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
arkadaşlar inanmayın buna, a4 kağıtta fotoğrafla olmaz bu işler. platoniğinizin tükürüğü, saç teli, tırnağı falan lazım. çok daha güçlü olmasını istiyorsanız bir damla kan hatta, bakın bu da yılların vampirinden tavsiye size. ah bu günümüz büyücüleri... 3d printerla voodoo doll yapacaklar utanmasalar.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
bugün yürüyüşe başlayayım dedim, gittim bir yürüyüş parkuruna yürümeye başladım emekli amcalar gibi. emekli amca demişken üç-dört tur attıktan sonra eşofmanlı bir amca jet hızıyla yürüyerek yanımdan geçti. ben de gaza geldim tabi, kaç yaşında amca bana parkurun tozunu attırıyor. hızlandım, deli gibi yürümeye başladım ve sonunda yetiştim amcaya. bi yan gözle baktı bana ve "hmpf"* efektiyle bastı yine gaza. iyice dellendim bu sefer, ride the lightning'i açarak yürüyüş atletine bağladım hemen. evet amcayı geçtim baya fakat vücudumu hissetmiyorum sözlük.
özet: spordan nefret ediyorum.
istabul'daki ilk günümde katıldığım (ve ilk katıldığım) zirve oldu. bu kadar tatlı insanı bir arada görmek gerçekten mutlu etti. dark bear'a teşekkürlerimi borç bilirim.*
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *