straight
acilen türkçe karşılığı bulunması gereken kelime. hetero demekten sıkıldım ben yav.
seviştiğiniz ayı sözlük yazarı sayısı
gay for pay
sinan akyüz cinayeti
ne yazık ki ilk olmayan ve tek olmayacak ölümlerinin son halkasıdır. her cinayetle, her intiharla öfkem artıyor ve insanlığa bakışımın değiştiğini hissediyorum.
"şiddet şiddeti doğurur" diyerek ağırbaşlı bir şekilde sürdürmeye çalışıyoruz mücadelemizi fakat nereye kadar? kopar bu bir yerden sonra diyeyim ben.
yurtdışında yaşayıp akp'ye oy veren seçmen
akp'yi geçtim, yurtdışında yaşayan birinin herhangi bir oy kullanma hakkına sahip olmasının mantığı ne gerçekten anlamıyorum. anlayan varsa lütfen aydınlatsın.
the sims 4
yazın başlayıp eski anılarımı canlandıracağım harika bir yaşam simülatörü. saatlerinizi, günlerinizi yiyebilen efsane bir serinin dördüncüsü. the sims 2'deki ailemi yangında kaybetmemin ardından 3'ü oynamamıştım pek. o aileyi geri döndürmeyi planlıyorum şimdi.
not: bu sefer kararlıyım, beğenmediğim bir karakteri tek kareli kapısız bir odaya kapatıp ölmesini beklemeyeceğim. küçükken caniymişim be.
çok ama çok kırılabileceğin bir şeyi umursamamak
alışmakla doğru orantılıdır. kırılacağınız o şey çok değer verdiğiniz birinden geliyorsa umursamamaya başlarsınız bir yerden sonra, duymamış gibi yaparsınız.
gece yarısını dört geçe
ilk okuduğum stephen king romanıdır. on yaşımdayken okul kütüphanesinden çalmıştım. ranzamın alt katında annem görmesin diye geceleri korka korka nokia ışığıyla okurdum. köpekli, fotoğraf makineli bir hikaye vardı içinde hala tüylerimi diken diken eder.
amcalar sakın yazmasın
böyle bir başlık hiç kullanmadım, kullanmama da gerek yok zaten. istemediğini mesajla belirtiyorum halloluyor. ama şöyle bir şey var ki 18 yaşındaki bir ergene 45 yaşındaki büyük bir adamın "ıstırırm, yalarım" şeklinde mesajlar atması; araba var, ev var ve hatta para var diyerek sulanması hoş değil ya. o yüzden "no fem" hareketi kadar içi boş değil bu başlığın.
efkan ala'nın eşcinsel evlilik yorumu
"insanlığın helakı zombi kıyametiyle olcak bi kere tmm mı" şeklinde kezbanlaşarak cevap verdiğim yorum. hassasım bu konuda üstüme gelmeyin.
orange is the new black
beni sınav öncesi depresyonundan kurtaran eğlenceli bir hapishane draması. her karakteri ayrı güzel.
not: alex'e boş değilim.
ayı sözlük itiraf
şu koca şehirde insanlarla tanışmanın bir yolu yok sözlük. çıkma kavramı burda mı yok ben mi bilmiyorum acaba? çok şey mi istiyorum oturalım, konuşalım, eheheleşip utanalım falan. liseliliğimi yaşayamadım lan her muhabbet 'yer var mı'ya bağlanıyor. fast forward atıp beş ay sonraya gitmek istiyorum bıktım bu şehirden.
ayı sözlük
verdiği iki günlük arayla beni depresyona sokan sözlük. psikopat gibi saatte bir açılmış mı diye bakıp durdum. "üşüyoruz reyiz nerde sözlük" diye dark bear'a mesaj atacaktım ki açıldı. artık rahat rahat saçmalayabilirim.
chp den sözlükçülü reklam
çok beğendiğim reklam. bir de ayı sözlük versiyonunu çok merak ettiğim reklam.
otobüslerdeki yaşlı teyzelerin ben gencim triplerine girmesi
hiç denk gelmedi bana öylesi. ben ayağa kalkar kalkmaz atlıyorlar koltuğa valla. teşekkür de etmiyorlar "bi de kalkmasaydın" bakışıyla. kaba yav bu insanlar.
yılmaz'ı meseneden sileceğsin
on iki yaşımdayken falan büyük kuzenimin komik diye izlettiği video. millet katıla katıla gülerken ben dayak yiyen kıza üzülüyordum. umarım o psikopat kabadayı hayatı boyunca mutlu olmaz, o dayak yiyen kız da yılmaz'la evlenip sonsuza kadar mutlu yaşar.
*
husky
yeraltı edebiyatı
başıma bir şey gelmeyecekse çok zorlama bulduğum edebiyattır.
kimseyle iyi geçinemeyen insan modeli
kendiyle de iyi geçinemez.
he's just not that into you