mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

tskda sapkın binbaşı

memleketinde efendice takılan gayin istanbul'a gelince amı götü dağıtması

istanbul'a ilk adım atıldığında gaza gelip söylenilen seni yeneceğim istanbul sözünün, kısa zamanda unutulup, sana vereceğim istanbul'a dönüşmesidir.
her önüne gelene verme durumunda da, haliyle bir dağılma durumu yaşanıyor..

kendisine oral seks yapılmasını sevmeyen erkek

küçükken yaşanmış bir travma sonucu oral seksten korkan erkek olabilir.
bir arkadaşım, babasının, 5-6 yaşına kadar sık sık, "bakiim oğluşumun çükü bugün büyümüş mü ? " diyerekten çükünü açtırdığını, sevip, öpüp okşadığını ve bu durumun kendinde büyük bir travma yaşattığını anlatmıştı.
yetişkin olduğunda uzun yıllar değil birisinin penisine dokunmasını, görmesini bile istemiyormuş. sırf bu nedenle "pisuvara işeyememe" problemi yasamış garibim..

hatay

kırıkkale de gay olmak

penis kemikli yapısını nasıl kaybetti

milyonlarca yıldır am'a, göt'e, olmadı düz duvar'a sürtüne sürtüne aşındı zaar... doğada erezyon diye bir şey var anacım, ne dağ dayanabilir ne taş... bir parça kemik nasıl dayansın?

(bkz: sürtünme kuvveti)

hindistan

son zamanlarda artan tecavüz ve cinsel saldırı suçlarına karşı, saldırı sonucunda ölüm olması halinde idama kadar varabilen ağır cezalar getirmiş olan ülke.

devlet bahçeli

her kuşu siktik bir leylek kaldı

burada söylenmek istenen aslında herkesi siktin gözü bana mı diktin'dir.
leylekten bahsetmek, sadece hedef şaşırtmak, karşıdakinin kafasını karıştırıp zaman kazanmak içindir. gözü size diktiğini düşündüğünüz eleman, " nasıl ya.. leylek te sikilir mi..?" diye bocalarken, size hızla olay yerinden uzaklaşmak düşer. leylek sayesinde götü kurtarmışsınızdır..

adanalı karpuzcunun makatına giren şişe

kalbi sikinde olan adam

erectil disfunction'dan, kalbi durmadığı müddetçe, asla ve kat'a muzdarip olmayacak adamdır.
ancak beyine yeterince kan pompalanamadığı için neurologic disfunction problemleri olabilir.. garanti...

eşek kadar adam olup hala bamya pipiye sahip olmak

penis enlargement ile çözülebilecek sorun.
fakat unutmayin, penis enlargement pipiyi büyütür, eşşeklik baki kalır.

abdullah öcalan

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

özür dilemenin de bir erdem olduğunu gösteren miting..
samimi bir özür her zaman baş göz üstüne.. hala sarkazm yapma, durumu kurtarma çabaları, inceden dalga geçme niyetleri özrün samimiyetini gölgelese de..
neyse, sıradan faşizmin ötekileştirici dili, ister ince bir mizahın arkasına saklansın, ister en kaba, en seksist, en saldırgan biçimiyle sergilensin, toplumsal fay hatlarımızdaki kırığın biraz daha derinleşmesinden başka bir işe yaramıyor.

düşünün ki istanbul'da ya da başka bir kentte yüzbinlerce insanın katıldığı bir gay pride yürüyüşü düzenleniyor ve diyelim ki her türlü ötekileştirmeye, ayrımcılığa karşı olduğunu iddia eden bir platformda, birisi o günü, "nükler başlik yapmayı bilmemesine sitem ettiği gün" olarak niteliyor.başka birisi alandaki tasvip etmediği gökkuşağı bayrakları, yani "paçavraları" götlerine sokmalarını tavsiye ediyor... bu "ahlaksızlıkları" türk ulusuna yediremeyeceklerini haykırıyor...

sanırım öfkelenirdik hepimiz..

eğer ötekileştirmenin sadece bize karşı yapılanına kızıyor, diğerlerine yapılanını görmezden geliyorsak burada ahlaki tutarlılık'tan ne kadar bahsedilebilir, bilemiyorum...

şiir

mana'nın simyasıdır şiir..
hani değersiz madenleri altına çeviren mucizevi bir karışımın peşinde koşan simyacılar vardı ya ortaçağda.. işte şairlerde, bu boktan dünyadaki anlamsız hayatlarımıza bir mana katmanın peşinde, büyülü sözcüklerden bir karışım yaparlar..
bir şiir, tüm zamanların tüm bilgisini aktarsak bile yola gelmeyecek bir aklın sımsıkı kapatılmış perdelerini yırtıp bir ışık bahçesine dönüştürebilir orayı..
nasırlaşmış, hayatın tozlu yollarında yürümekten adeta manda gönüne dönüşmüş bir yüreği ısıtabilir.. onu kararmış, paslanmış eskiliğinden arındırıp altına dönüştürebilir..
güzel bir şiir, deli gömleği giydirilmiş bir toplumda, koca bir timarhaneye dönüşmüş dünyanızda, sizi dışarıya çıkaracak, nefes almanızı sağlayacak bir kapının anahtarı olabilir...

binlerce sayfalık mektupla anlatamayacağınız bir aşkı, bir tümcede anlatabilirsiniz...
- ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum...
tanımlamaya romanların yetmeyeceği bir hasreti de..
- hasretinden prangalar eskittim...
kaybetmek istemediğiniz umutlarınızı da..
- güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli güzel günler göreceğiz...

binlerce kitabın, milyonlarca sözün anlatamadığı, bir duyguyu, bir insanlık halini, bir onaylamayı, yahut bir karşı duruşu, mesela savaşın kötü bir şey olduğunu, yine en iyi bir şiirle anlatabilirsiniz..
- çocuklar öldürülmesin.. şeker de yiyebilsinler...

23 mart 2013 mhp bursa mitingi

recep tayyip erdoğan

newroz kutlamasında türk bayrağı olmaması

başta abdullah gül ve recep tayyip reyizler olmak üzere mhp'li, chp'li çeşitli zevatı, medyadaki kimi "vatansever", "bayrakperver" kalemşörleri ve içimizdeki bazı fena halde beyaz türk yazarları dehşete düşürmüş, "nasıl yani..?" diyerek şok geçirmelerine sebep olmuş durumdur.
bu zevat, sanki bdp'nin daha önceki etkinliklerinde ortalık bayraktan geçilmiyordu da, şimdi dalgınlıklarına geldi, bayrak asmayı unuttular gibi bir algıya nasıl kapıldı, anlamış değilim..
öyle pek bir bayrak merakım olduğundan değil ama, meydanda neden tek bir türk bayrağı yoktu diye merak etmedim de değil.
sonra "şu kürtlerle bir empati yapayım, bu muamma'nın sebebi ne olabilir?" dedim kendi kendime..
acaba 17 bin insanın bu coğrafyada faili meçhule kurban gitmesi olabilir miydi sebep? öyle ya gecenin bir yarısı babanız, abiniz ya da kardeşiniz evinizden, köyünüzden özel timlerce alınıp götürülüyor, bir daha ne ölüsü ne dirisi bulunabiliyor, adeta devletin şefkatli kollarında buharlaşıp yokoluyordu.. eğer şanslıysanız yıllar sonra asit kuyularında, yol kenarlarında kemiklerini buluyordunuz..
sadece bu da değil, devletin adam kaçıran, haraç kesen korucuları vardı.. askeri tesislerde eğitim verdiği, itinayla besleyip büyüttügü hizbullah vardı. devletin hizbul kontra çeteleri, bu kentin sokaklarında güpegündüz yüzlerce insanı satırla doğradılar.
sonra eski hep diyarbakir il başkanı vedat aydın'ın jitem tarafından kaçırılıp iskenceyle öldürülmesi, musa anter, mehmet sincar, gazeteci cinayetleri.. devlet kadrolu yeşil kod adlı celladin bölgeye yıllarca korku salan hayaleti..
sonra meşhur diyarbakir cezaevi.. işkenceler ve daha neler neler..
ve bütün bunlar devlet için, vatan için, bayrak için, evet evet o newroz alanına asılmamasına içerlediğiniz bayrak için ve o bayrağın altında yapıldı.
ve bugün bu bayrak hassasiyetini gösteren bayrakperverlerin hiç birisi, "durun, kardeşlerimize bu zulümü yapmayın.. ayıptır, günahtır.. bu bayrağın altında beraber yaşıyoruz.. bayrağımızı kirli savaşınıza alet ederek kirletmeyin.. gün gelir yüz yüze bakarız.. hısımız, akrabayız.. " demedi...

hadi tüm bunlar çook gerilerde kaldı diyelim. peki daha bir buçuk sene evvel uludere'de türk bayraklı savaş uçaklarınca bombalanarak öldürülen 34 can, 34 insan orta yerde dururken...
türk bayraklı limuzinleriyle hergün türk bayraklı meclise mesaiye giden milletin vekilleri bu katliamin sorumlusunu derin(!) araştırmalarına rağmen maalesef tespit edememiş ve devletine toz kondurmaya kıyamamışken kürtlerden bir özürü bile esirgemişken...

evet tüm bunlar olurken, olmaya devam ederken hep bizim hassasiyetlerimiz mi canım arkadaşım? kürt anasını görmesin de ne olursa olsun mu?

bayrak hassasiyeti

koskoca alanda tek bir türk bayrağı olmamasını anlamak için belki de sadece diyarbakır zindanı'nı, orada yaşanan/yaşatılan vahşeti, esat oktay yıldıran'ı, köpeği komutan co'yu bilmek yeterlidir.

(bkz: diyarbakır 5 no'lu cezaevi belgeseli)

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

sözlükte miting alanını dolduran bir milyondan fazla kişinin kıçlarına bayrak direği sokma meraklılarının olduğunu da görmemizi sağlamış olan başlıktır.
alanda kendi kutsal saydığı bayrağın olmamasına hayıflanırken başkalarının kutsal saydığı bayraklara paçavra demenin mantıksızlığına değinmiyorum bile..

belki o bayrak direklerini götlerine sokmayı değil de, bin yıldır kapı komşu olduğumuz, tavuklarımız birbirine karışmış, aynı türkülere ağlayıp, aynı oyun havalarıyla oynadığımız bu insanları niye öteledik, niye marabadan öte insan yerine koymadık, bunu düşünmenin tam zamanıdır.

keşke dillerini yasaklamasaydık. kültürlerine, tarihlerine, efsanelerine, dağlarının, taşlarının, sularının isimlerine karışmasaydık.

keşke hem kendimizi hem onları "onlar dağ türkü" masallarıyla kandırmasaydık. keşke hepimiz orta asyadan geldik mitine sarılmasaydık.
keşke ergenekondan çıkış efsanesinin yanında demirci kawa'yı, kutadgu bilig'in yanında şerefname'yi, yunus'un yanında ehmede xani'yi de anlatsaydık hem türk hem kürt çocuklarına..

belki o zaman tüm bu kanlı boğazlaşma yaşanmazdı.. belki 40 bin can gitmezdi.. belki 3 bin köy boşaltılmazdı.. belki 17 bin faili meçhul olmazdı... belki pınarbaşındaki adını bilmediğimiz bebek, belki uğur kaymaz, belki ceylan önkol ölmezdi..

belki kürt köylülerine bok yedirilmez, diyarbakır cezaevindeki mahkumların makatlarına cop sokulmazdı..
belki çoktan iklim değişir akdeniz olurdu..

biliyorum, keşkelerle tarihi değiştirme şansımız yok. ama, zaten yeterince bok yedirilmiş, cop sokulmuş, aşağılanmış kürtlere de niye mitinginde türk bayrağı asmıyorsun demenin edeple ve hayayla uzaktan yakından ilgisi yok..

  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah