mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

bayrak hassasiyeti

genelde, türkiye'nin en kadim sorunlarından olan kürt sorununun bir biçimde barış sürecine dogru evrilmesi, özelde de, 21 mart 2013 diyarbakır newrozu'ndaki coşku ve kitleselliğin beyaz türklere verdiği pek de geçici olmayan rahatsızlık nedeniyle, bu kesimlerde yeniden nüksettigini gözledigimiz hassasiyettir.
"bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır" nidalarıyla göğsü kabartılmış bir toplumda buna şaşırmalı mıyız? tabi ki hayır..

6-7 yaşındaki bebeleri, neredeyse hançereleri yırtılırcasına "türküm, dinim cinsim uludur" marşları okutarak, "her türk asker doğar" efsaneleri anlatarak büyüttük.. ki sıraları geldiğinde, kınalı koçlar gibi, kimin çıkarları için olduğunu bile bilmedikleri bir savaşa davulla zurnayla gönderebilelim.
ılkokul çocuklarının, kendi kanlarıyla boyayarak bayrak yapmaları tuhaf karşılanmayan bir ülkeden, bu patetik durum karşısında duygusala bağlayıp gözyasi dökenlerin olduğu bir ülkeden bahsediyoruz..

böylesine milli duygularla ve bayrak fetişizmiyle, pardon aşkıyla yanıp tutuşan bir milletin, kürtlerin "ucuz" barış numaralarını yutacağını sanmak ahmaklık değil de nedir?
osmanlı yuttu ama biz yutmayız.. evet..

(bkz: 21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması)
(bkz: newroz kutlamasında türk bayrağı olmaması)

silahların susmasından rahatsız olmak

mhp

kurucusu alparslan türkeş'in, devlet tarafından özel harp dairesi kurulmadan önce, seçilmiş 16 askerle beraber kontrgerilla eğitimi almak için amerikaya gönderildiği parti.
türkeş, kansasta özel harp eğitimi gördü. partisi mhp, türkiyede özel harp yürüttü. sol, sosyalist, demokrat, yurtsever, sivil vatandaş ve yüzlerce devrimcinin katlinden sorumludur.
bu bilginin eksikliğinde, bu parti hakkındaki tüm söylenenler eksik kalacaktır.

sovyetler birliği özelinde, komünizmin yayılması tehlikesine karşılık amerika'nın tüm avrupa, ortadoğu, asya, afrika ve latin amerika'da gladio tarzı örgütler kurduğu, onları eğittiği, parasal destek verdiği, darbeler yoluyla
hükümetler kurup yıktığı, az çok yakın siyasi tarihi bilenlerin malumudur.
nitekim türkeş ilk kez 60 darbesindeki milli birlik komitesinde yer almiş, ancak darbenin niteliği degişince sürgüne
yollanmıştır.

amerika tarafindan eğitimi için onca emek harcanmış bir özel harp uzmanının bir çırpıda bir kenara atılması elbette olmazdı, ve türkiyede toplumsal hareketlerin yogunlaştığı, sınıf savaşının kızıştığı bir dönemde yeniden hatırlandı.
amerikan emperyalizminin ve onun türkiyedeki yerli işbirlikçilerinin uykularını kaçıran gelişmeler oluyordu ülkede.
ögrenci gençliğin ve işçi hareketinin gelişmesi ve beraberinde güçlü bir sol hareketin olusması tehlikesine karşı,
mhp'yi ve onun paramiliter örgütü olan ülkücü hareketi çıkardılar.

onlarca katliama imza attılar. bedrettin cömert, abdi ipekçi, kemal türkler, dogan öz cinayetleri, balgat katliamı, 7 tip'li gencin öldürülmesi, 16 mart katliamı, çorum, sivas, maras katliamları bu faşist örgütlenmenin hafızalardan silinmeyen bazı marifetleri.

tüm bu kanlı tarihleriyle yüzleşmedikleri ve bu kirli mirasın özelestirisini vermediklerini bir kenara not etmek gerekir sanırım.
tek başına maras katliamı, o katliamin organizasyonundaki sogukkanlılık, yüzlerce insana uygulanan incelikli vahşet bile, bu partinin faşist değil de aslinda sadece düz milliyetçi olduğunu, o kadar da zararlı olmayabilecegini varsayanlara bir şeyler anlatmali..
bu partiyi yanarli dönerli, ışıklı mışıklı bir sevgi kümesi gibi gören/gösteren şuursuzluğa ise diyecek laf bulamiyorum. he amk he.. aslinda anti faşist bir parti bu mhp.. biz hep yanlış tanımışız..





silahların susmasından rahatsız olmak

yıllardır süregiden kanlı bir boğazlaşma yaşandı ülkede. ne kadar cana, ne büyük acılara mal olduğu hepimizin malumu..
kimlerin bu boğazlaşmadan nemalandığı, kimlerin yoksul halkın çocuklarının kanı üzerine ne holdingler, ne saraylar diktiklerini belki hiç bilemeyeceğiz.
ama bildiğimiz bir şey var. kürt ve türk çocukları öldü bu savaşta. ülkenin bir bölgesi fiili bir savaş alanına döndü. her iki tarafın verdiği resmi kayıplar bir yana, kaç kuşak, sıkıyönetim, olağanüstü hal, koruculuk, jitem, hizbullah, cezaevleri, faili meçhuller, köy yakmalarla büyüdü.pkk'nın ve devletin, sivillere yönelik birbirini aratmayan vahşilikteki saldırıları ne büyük travmalar yarattı toplumda.

şimdi, tüm bunlardan sonra bir umut var.ilk kez tünelin ucunda bir ışık göründü. ilk kez bugüne kadar denenmemiş bir yöntemle, yani konuşarak, müzakere ederek bu sorunu çözmenin yollarını arıyorlar. tıpkı dünya'nın başka yerlerinde başkalarının yaptığı gibi.
ama rahatsız olanlar var yine de.kimisi pkk'yı, kimisi akp'yi, kimisi bdp'yi sevmediği için kimisi, laik, kimisi milliyetçi, kimisi sınıfsal kaygılarla yüzünü buruşturuyor.

ah keşke bir anlasalar bir mehmedin kanı bütün bu kaygılardan ve bütün kutsallarından daha değerlidir. bir anlasalar...

yeni imralı süreci

21 mart diyarbakır newroz kutlaması esnasında pkk lideri abdullah öcalan'ın, silahlı örgüt militanlarının sınırdışına çekilmesi çağrısı yaptığı mesajının olunması ve bu çağrıya kandil'den olumlu yanıt gelmesi, en nihayetinde, uzun sürmüş bir kanlı dönemin sonunun başlangıcı olacak gibi görünüyor.
elbette bu süreç henüz ucu açık bir süreç ve nereye doğru evrileceğini göreceğiz. temennimiz kalıcı bir barışa evrilmesi.. bunu başta sürecin iki tarafı gibi görünen akp hükümeti ve bdp olmak üzere, mhp, chp ve irili ufakli diğer siyasi kesimlerin ve tabi ki yıllardır savaş kışkırtıcılığı yapmış olan medya'nın tutumu belirleyecek..
kimlerin savaştan, kimlerin barıştan yana belli olduğu açığa çikacak..

(bkz: silahların susmasından rahatsız olmak)

ateist ve liberaller daha akıllı

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

22 mart 2013 andorra türkiye maçı

milli takımımızın kamp yaptığı otelde garson olarak çalışan eduardo pepe isimli elemanın, an itibariyle andorra milli takımında oynadığı maç..
her türlü gideri var, allah için güzel çocuk..

20 mart 2013 ankara üniversitesi olayları

türkiye nüfusunun belli bir kısmı kürt olduğuna göre, üniversitelerde de belli bir oranda kürt öğrenci olması doğaldır. bu öğrencilerin hepsinin, son 30 yıllık çatışmalı ortamda büyümüş, neredeyse olağan bir dönemi yaşamamış bir kuşak olmasından mütevellit, politize bir kuşak olması da doğaldır.
türkiye'nin en önemli sorunu kürt sorunu, ve kürtlerin, türkiye'nin en dinamik politik unsuru olduğu da gözönüne alındığında, üniversitelerdeki kürt öğrencilerin hele hele newroz gibi iyice politize olmuş (maalesef bu politizasyon süreci inkarcı ve asimilasyoncu devletimiz sayesinde gerçekleşmiştir) bir günde politik talepleri olan bir eylem yapmaları çok ta olağan dışı bir olay değildir.
buna fena halde içerleyen, hele hele "nevruz" gibi özbeöz türk, masum mu masum bir "bahar bayramı"na newroz diyerek kirli emellerine alet edenlerden hiç hazzetmeyenler için bu durum tabi ki şoke edici...
kürtlerin yok sayılması dönemlerinin geride kaldığını hazmedemiyorlar henüz.. eskiden ne güzeldi.. yoklar diyordun, görmezden geliyordun oh miss..
oysa şimdi öylemi, parlamentoda, üniversitede, sokakta, her yerde o kaba dilleriyle statü falan istiyorlar...
sanırım eskiden kürtleri yok sayanları en çok rahatsız eden de bu.. bu yüzden eskiden yok saydıklarını, şimdi çok sayıyorlar.

20 mart 2013 ankara üniversitesi olayları

üniversite olayları, 80 darbesinin yarattığı baskıyla geçen 10 yılın ardından 90 larda tekrar gazete sayfalarını süslemeye başladı.
özellikle yök'e karşı yapılan eylemler ve sonrasında başlayan sivil faşistlerin saldırıları eşliğindeki polis terörü, medyada özenle sağ-sol çatışması olarak gösteriliyordu.
o yıllarda istanbul üniversitesinde okuyan biri olarak, olayların canlı şahidiyim. her 6 kasımda, 16 martta, newrozda ya da 1 mayısta okullar polis işgaline uğrar, ögrenciler bu tutumu protesto ederdi. bu eylemlerde cop yedigimiz, kafa göz yardırdığımız çok olmuştur. yemek zamlarını ya da harçları protesto ettiğimiz eylemlerde de durum farklı olmazdı.
ama medya hep polis şiddetini görmezden gelir, yine ya bildik "sağ-sol çatışması", ya da "provakatörler okulu karıştırdı" nakaratı ile verirdi. üniversite yönetiminin anti demokratik tavrını, sivil faşistlerin okullara nasıl silahlı girebildiklerini, üniversite özerkliğinin ne olup olmadığını ise asla tartışmazdı.
örneğin yıldız teknikli ayhan efeoğlu'nun gözaltında kaybedilmesi, marmara üniversitesinden seher sahin'in sivil polislerce 3. kattan atılarak öldürülmesi asla ana akım medyada yer bulamayacaktı. ama 30 ögrencinin "parasız egitime hayır" pankartı açıp beyazıt meydanına çıkması, üstelik pollsten bir ton dayak yemesi manşetlere
taşınacak, "duyarlı" kalemşörler hemen "türkiye'yi karıştırıyorlar", "gençlik nereye gidiyor?" minvalinde yazılar döktüreceklerdi.
o yıllarda bu türkiye türklerindir medyası, 3 isçinin polis kurşunuyla can verdiği 1996 1 mayısını bile, bu ölümlerle değil, yol kenarındaki lalelere sopayla saldıran maskeli terörist fotoğraflarıyla vermişti.
ee ne de olsa belediyenin binbir emekle ve özenle yol kenarlarına diktiği laleler milli servetti ve milli servet konusunda her zaman çok hassas olmuş milli medyamiz için üç candan daha kıymetliydi.
doğuda yıllardır sürüp giden kirli savaşa gözlerini kapatmak karşılığında, her türlü teşvik ve krediden yararlanan medya baronlarının tam bir lale devri yaşadığı bir dönemde bu lale hassasiyeti garip karşılanmamalı.
gelelim günümüze...

not: devam edecek..

20 mart 2013 ankara üniversitesi olayları

üniversite olayları türkiyedeki siyasal- toplumsal olaylar tarihiyle neredeyse yaşıttır. üniversite gençliğinin yarı aydın konumu ve küçük burjuva niteliği, toplumun en dinamik kesimi olması vs. nedenlerle, bu neredeyse eşyanın kanunu gibi doğal bir durumdur. sadece türkiyede değil, tüm dünyada da bu böyledir.
68 gençlik hareketleri'nin fransa'dan, abd'ye, prag'dan vietnam'a kadar öncülüğünü yapan yine üniversite gençliği olagelmiştir. atina'daki politeknik işgalinde olduğu gibi, kendi toplumlarının tarihlerinde derin izler bırakan, keskin dönüşümler yapan tarihsel olayların başrolünde hep üniversite gençliği olmuştur. kimi zaman ağır bedeller ödeyerek te olsa, tarihin çarklarının hızlı döndüğü dönemlerde üniversiteli gençlik, anti-emperyalist, anti faşist mücadelenin bayrağını elinden düşürmemiştir.

68 olaylarını bir moda akımı olarak bilenler için, dünyada olup bitenleri bir kenara bırakıp, türkiye'ye bakalim. ış bu entry'i sıkılmadan okuyacaklar için biraz tarihsel bilgilerimizi yenileyelim.
28 nisan 1960, türkiye öğrenci hareketi tarihinin kara günlerinden biridir. hükümeti protest eden üniversitelilerin beyazıt'taki protesto gösterisine müdahale eden polisin açtığı ateş sonucu turan emeksiz isimli öğrenci ölür ve 27 mayıs darbesine giden yol açılmış olur.
24 temmuz 1968'de, 6. filo'yu protesto eden gdevrimci gençlerden vedat demircioglu, polis tarafından
itü yurduna yapılan baskında, ikinci kattan atılarak öldürülür. vedat, devamında onlarca yüzlerce ögrencinin hayatına malolacak, darbelere, muhtiralara yol açacak kanlı bir sürecin ilk kurbanıdır. boykotlar, üniversite işgalleri, yürüyüşler, yükselen anti faşist mücadeleye parallel olarak artarak devam eder.. deniz gezmişler, mahir çayan'lar, bu dönemde üniversite gençliği içinden çıkan, ve türkiye sosyalist hareketi ile özdeşleşen liderler olacaktır.

not: devam edecek)

asansörden inene kadar ayıya dayı demek

asansörde yiyişen dayılar videosunu izleyen her ayıseverin, bundan böyle asansörde karşılaşacağı her ayıya karşı içinde kabaracak olan his.

asansörde yiyişen dayılar

peygamber sabrı

asansörde yiyişen dayılar

- benim dayım mafya. mermiye kafa atıyor olum...
+ benim dayım da asansörde yiyişiyor..
- nasıl yani....?

diyaloguna sebebiyet verir.

asansörde yiyişen yeğenler

kıllarını kısaltmayan erkek modeli

kılda keramet olduğunu düşünen adamdır.

nevruz

yarın diyarbakır'da yapılacak olanında abdullah öcalan'ın, çözüm sürecinin önemli bir halkası olan silahlı pkk militanlarının sınır dışına çekilmesi ile ilgili yol haritasının açıklanacağı kutlama.
umarız son otuz yıldır türkiye gündemine damgasını vuran çatışmalı ortamın son bulmasında bir başlangıç, adı gibi güzel bir yeni gün olur.

solar decathlon

abd enerji bakanlığı'nın her yıl düzenlediği, ancak 20 projenin finale kaldığı dünyanin en prestijli ekolojik ev tasarım yarışmasıdır.
bu yarışmaya bu yıl ilk kez türkiye'den bir proje katılıyor. odtü'lü öğrencilerden oluşan bir ekip, bu yıl çin'de düzenlenecek olan yarismaya, eski jean atıklarıyla izolasyonunu yaptıkları ekolojik bir ev tasarımı ile katilacaklar.

kumkapı balık hali

bu sabah 40 kişilik bir denetmen grubunun baskınına uğrayan istanbul'un en önemli toptan balık hallerinden biri.
birçok işyerine para cezası verildi ve beş bin ton balığa avlanma yasağına uyulmadığı gerekçesiyle el konuldu.
umarız bu denetimler daha düzenli periyodlarla yapılır..
  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah