mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

eser yenenler

an itibariyle o ses türkiye de döktürüyor kendisi..
mustafa sandal kendisini eve atmayı, murat boz ise beraber voltranı oluşturmayı teklif etti.
resmen kıskandım ve kınadım her iki jüri üyesini.
eser, benim eve atılacaklar listemdeki bir baş ucu eseridir. dokunmayın dolma parmaklı tombişime..

her şeyi bırakıp gitme isteği

gitmek istediğimiz her yere kendimizide götüreceğimiz için işe yaramayacak olan eylemdir.
çünkü her şey dedigimiz, aslında tam olarak bizden başka bir şey değildir.

aysel gürel

ölümünün beşinci yılında, anısına ayselim isimli bir albüm çıkarılacak olan unutulmaz söz yazarı. albümde sezen aksu, tarkan, ajda pekkan, nilüfer, yaşar gibi ünlüler aysel gürelin sözlerini yazdığı şarkıları seslendirecek.

toplu tecavüz

en son hindistanda bir grup erkeğin bir otobüste, sevgilisinin gözü önünde bir kadına uyguladıkları vahşet.
tecavüze uğrayan ve şiddet gören kadın hayatını kaybetti.
tecavüzcülerin yargılanmasına başlanan hindistanda, her 20 dakikada bir kadın tecavüze uğruyor.

ibrahim tatlıses

bugün attığı bir twitte, "bırakın da bu gözler barışla süslenmiş bir ülke görsün" diyerek, son günlerde hızlanan yeni imralı süreci'ne destek vermiştir.

işçi cinayetleri

bugün zonguldakta bir maden ocağında yaşanan grizu patlamasında, 8 işçi hayatını kaybetti, 1 işçi ağır yaralandı.

kedi dışkısından kahve

sevgili kedicik,
şimdi sen sıçacaksın. bokun toprağa düşecek. birileri bokundaki çekirdekleri ayıklayacak. o çekirdekler kavrulacak, öğütülüp paketlenecek. pahalı marketlerin raflarında satılacak. senden, endonezyadan, yağmur ormanlarından habersiz birisi o kahveyi satın alıp içecek.
biz bütün insanlık olarak senin ve yaşadığın çevrenin ağzına sıçarken, sana da, üç beş zengin züppenin ağzına sımaktan mütevellit küçücük bir keyif kalıyor.
keyfine sağlık bebeğim..

eşcinsellerin genellikle terbiyesiz insanlar olması

eşcinseller din, devlet ve aile'den oluşan şeytan üçgeninin dışında yer aldıkları, efendisiz bir hayata sürgün edildikleri için, toplumun terbiye dediği ehlileştirme sürecinden en az hasarla geçmiş insanlardır.
terbiye denilen iğreti giysilerden soyunup, çıplak kalmışlardır.
çıplaklık, dışarıdan bakanlar için terbiyesizlik, onu giyinenler için özgürlük demektir.
efendilerin ve eli kırbaçlı terbiyecilerin köleliğini istemiyoruz..

ayı sözlük yeni yıl zirvesi vol.2

bir saat gecikmeyle katılabildiğim için, çok istememe rağmen pony slaystation, chatnoir ve greenday ile tanışma fırsatını kaçırdığım ve pony slaystation'ı, zevkli muhabbetimden mahrum bırakarak sıkılmasına sebep olduğum zirvedir.
zirvenin en güleryüzlü, en başköşede oturan ve en bıyıklı yazarı keremce'den, kısa bir kim kimdir brifingi almam ortama çabucak ısınmamı ve geç kalmamı telafi etmiştir.
kevbear, yosibear, bankacibear ve tubi, ben gittigimde kalkmak üzere olduklarindan, sadece el sıkışılıp tanışılmış, derinlikli muhabbetler bilinmeyen bir tarihe ertelenmiştir.
hestia, ayaküstü de olsa bana olan hayranlığını belirtmiş, zirveye tek gelme sebebinin benimle tanışmak
olduğunu itiraf etmiştir.
ayımıyım neyim acaba ile high hopes, utangaçlıkları ve sessizlikleriyle gecenin en gizemli iki yazarı olurken, bu sadelikleri ve zerafetleri, bazı kaşar yazarlar tarafından kezbanlik olarak yorumlanmistir.
dark bear'in sözlügün, smokebl, moederd ve scherzo gibi en çıtır yazarlarının etrafinda pervane olmasi, kesilen pastanin en güzel ve en kalın dilimlerini bu yazarlara ikram etmesi, kafalarda soru işaretleri oluşturmuştur. dark bear ise kendini, "sözlügün gelecegine yatırim yapmakla" savunmuştur
ekvator ginesi diktatörü aigai gece boyunca smokebl tarafindan olusturulmus bir koruma ordusu
tarafindan korundugu ve gerçek kimliği güvenlik gerekçesiyle saklandigi için, farkedilmesi uzun zaman almis, ancak kısa bir sureligine, o da saygılarımı sunmak üzere yanina yaklaşmama izin verilmiştir.
sigara molaları hemşerim rdbear ile nostalji yapma firsatı vermiş, memleket hasretimi depreştirmiştir.
mordred'in üst kat, kapı önü, mutfak ve tuvalet arasında mekik dokuması, "bu çocuk abazalıktan düz duvara tırmanıyor" yorumlarına yol açmış, kendisi gecenin elitliği ile göz dolduran cool yazarı max blum tarafindan defalarca seviyeli olmaya davet edilmiştir. ancak morderd, gece boyunca mobilize
olmasının, bir kaç kiloyu geçmeyen fazlalıklarından kurtulmak için, doktorunun önerdiği egzersiz programının bir parçası oldugunu iddia etmiş, sugar cafe'nin tatlı aşçısı ada' yı taciz etmesinin tek sebebinin ise, bir kaç güzel spagetti sosu almak oldugunu iddia etmiştir.
zirvenin tek bear görünümlü chaseri olan kardanadam, ilerideki rakı muhabbetlerinin vazgeçilmezi olacak bir gönül adami olarak not edilmiştir. ılk ocak başı zirvesine davet edilecektir.
gecenin en güzel sürprizi ise, son dakika golü gibi uzatmalarda gelen iki izmirlinin, kelayi ve dalyandeltasi'nin katilimi olmuş, "ayi olmak nedir" temali bir sempozyumla, zirvenin entellektüel boyutu tamamlanmis, herkes mutlu mesut evlerinin yolunu tutmuş, zirveye başka şeyler tutma umuduyla gelen geyler, kederli yüzlerini ve ıslak gözlerini objektiflerden ısrarla kaçırmışlardır.

rdbear

kendisini tanıyan bütün sözlükçülerin, oybirliğiyle kafa adam olduğuna karar verdigi, kanada'dan hemşerim.
kızıl sakallari damarlarındaki iskoç kanını ele veren içimizdeki iskoçyalı.

yanlış kişiye aşık olmak

bir ilişkide bir yanlış insan en azından bir aşk eder.
ama bir ilişkide iki yanlış insan, iki yalnızlık eder.

türkçe ölçü birimleri

eşşek ölüsü gibi - ağırlık ölçüsü

kafamda deli sorular

köylü milletin efendisiyse, millet köle mi?

akp iktidarında artan iş kazaları ve işçi ölümleri

kapitalistler dünya'nın her yerinde ahlaksızdır. bu kapitalizmin doğası ile ilgili birşeydir.
ancak, iş cinayetlerini salt kapitalistlerin bu ahlaksız tutumuyla açıklamaya çalışmak, ve hükümetin her kuruma işçi sağlığı güvenliği uzmanları yerleştirmesinin bu kazaları azaltacağını varsaymak, fazlasıyla iyimser bir yaklaşım.
zira uzun süredir sağ iktidarlarca yönetilen ülkemizde, çalışma hayatını düzenleyen yasalar yetersiz, ve hükümetler bu yasaları iyileştirme konusunda gönülsüzdür. işçilerin örgütlenme, sendika kurma özgürlükleri kısıtlanmakta, hak talep edenler işten atılmakta, ve çalışma hayatında, özelleştirme furyalarının kaçınılmaz sonucu olarak taşeronlaşma yaygın bir hale getirilmektedir.
kazalar büyük orandai taşeron isçi çalıştırmanın, yani özelleştirmelerin ve sendika düşmanlığının sonucudur. taşeron firmalar egitimli isçi yerine daha ucuza vasıfsız isçi çalıştırmakta, bu da iş kazalarına yol açmaktadır.
gelişmiş ülkelerde ise, sosyal devlet olma gereği iş yasaları, sadece patronları değil, işçileride gözetir.
ölümle ya da sakatlanmayla sonuçlanan kazalar nedeniyle ödenen sigortalar ve tazminatlarin patronlara ve devlete olan maliyeti yüksektir. bu nedenle iş güvenliğine özenle gösterilir ve kazalar daha az olur.
türkiyede en ucuz olan şey insan hayatı olduğu için, kalkınmacı hükümetimiz için her yıl 800-900 işçinin ölümünün bir değeri yoktur. onlar, ileri demokrasi yolunda ilerleme ve hunharca kalkınma hamlemizin pekte önemsenmemesi gereken bedelleridir.. büyütülmemelidir.

kafamda deli sorular

sağlam kafa sağlam vücutta bulunuyorsa, stephen hawking boru mu? hadi onu geçtim, türk futbolcuların %85'i niçin o edeleli vücutlarının üzerinde kafa yerine saksı taşıyor?

ido

ibrahim ve derya'nın oğlu.
kaş yapayım derken, sadece göz değil herşeyi çıkarmışlar bu çocuktan, sadece kaştan ibaret kalmış.

iki kaşının ortasını alan erkek

akp iktidarında artan iş kazaları ve işçi ölümleri

üniversiteler fizikçi değil pastacı yetiştirsin

asgari ücretin 800 lira, ama yoksulluk sınırının 950 lira olduğu, ve bol miktarda marie antoinette barındıran bir ülkede yaşiyoruz.
dolayısıyla, ileriyi gören devlet adamlarımızın bu basiretli yaklaşımını ancak alkışlamak gerekir. çamur atmayı bırakın ey kökü dışarda iç mihraklar.... büyüklerimizin bir bildikleri var ki söylüyorlar. zira ileride pastacilara çok ihtiyaç duyulacak.

(bkz: ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler)

özeleştiri

tek kişilik mahkeme.
hakimi, savcısı, sanığı, tanığı, kısaca herbirşeyi aynı kişidir, yani siz.

ne kendinize karşı çok gaddar olun bu mahkemede, ne de iltimas geçin.

bu mahkemede kendisine karşı acımasız davranan, ezik bir karakter geliştirir ve herkesin acımasına ihtiyaç duyan bir sevgi ve şefkat dilencisi olur çıkar.

kendisine iltimas geçen, arsız ve yüzsüz bir karakter geliştirir. acımasız biri olur. kendinden başka herkes kötüdür.
yüzleşmek istemediği zaaflar, kibirli yalnızlığının parmaklıkları olacaktır.

kendi kendine karşı adil davranıp, bu mahkemenin hakkını verebilenler ise, kendileriyle barışık, çevrelerine karşı duyarlı, başkalarıyla empati kurabilen vicdanlı bireyler olurlar.

zor olan insanın, kendi içindeki kötülükle yüzleşebilmesidir. bunu başarabilen, dünyanın bütün kötülüklerine karşı çikabilecek cesareti bulur kendinde.

  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah