affedin beni
dinledikten sonra söyleyecek bir şey bulamadım. tek kelime ile muhteşem idi. ağzına, diline, yüreğine sağlık.
yaşar kemal
"o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler. demirin tuncuna, insanın piçine kaldık."
ayı sözlük yazarlarına ait sözler
sizin sevmediğiniz, ötekileştirdiğiniz ne varsa o olacağım. sizin sevmediğiniz ne varsa onu seveceğim. siz ki siyahileri dışladınız, siz ki kürt diye ayırdınız, siz ki alevi diye katlettiniz. siz kendini tepelerde gören faşizm altında ölen, öldüren insanlar. acıyorum size.
ayı sözlük yazarlarına ait sözler
ve tekrar karşına çıktığında, o sakız çoktan çiğnenmiş oluyor. ve tekrar çiğnediğinde ilk günki tadını veremiyor. aynı tadda gidiyor ve bir süre sonra bırakıp atıyorsun. artık ne geriye dönmek için bir şansın kalıyor ne de yeni bir sakızı almaya da cesaretin.
deniz gezmiş
ölüm onları apansız yakalamadı
ülkemizin uçsuz bucaksız sıradağlarında ve ovalarında
kentlerin yoksul mahallelerinde
ve uğuldayan meydanlarında
kuşatmalar altında ve barikatlar arkasından
sömürüye zulme boyun eğmemenin onuruyla
ölümün üstüne yürüdü onlar
tereddüt etmediler yok
"biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik" diyerek
türkülerle, marşlarla karşıladılar ölümü
özgür ve eşit bir gelecek için
canımızdan bir parça koparırcasına
en iyilerimizi verdik toprağa
onlar, yaratılan devrimci değerlerin
onurun, erdemin, inancın simgeleri olarak
yüreklerimizi dolduruyor
bilincimizi aydınlatıyor
bizi kopmaz bağlarla bağlıyor devrime...
28 şubat 1947
iyi ki doğdun güzel çocuk!
biyolojik insan
istanbul ne büyük bir şehirdir. her tarafında farklı yaşantılar, farklı insanlar. kimimiz çok zengin, kimimiz gariban mahallelerin yoksul çocukları. kimimiz bir taraflarda hala ötekileştirilen insanlar..
istiklalin o tıklım tıklım yolu, zibirlar tane bar, her ırktan, her kültürden insan, meşhur sokak sanatçıları, cihangirin şımarık kedileri, fransız merdivenleri, ıslak hamburger, beyoğlu çikolatacısı. biraz aşağı inince daha çirkinleşen görüntüler. saçma sapan klüpler, tarlabaşının işlek memurları, ücretli polisler. geceye doğru ilerlerken göz, söz tacizleri, kavgalar, sarhoş insanlar, sabahlayan çiftler.
ne kadar kötü yanları da olsa insan bir kenara bırakıp hep güzel yönüyle görüyor değil mi? umursamıyor, aldırmıyor. çünkü cebimizde para var ve karnımız tok. sıcak bir evimiz, gecenin her saati dönebileceğimiz bir arabamız var.
peki hiç düşündünüz mü o sarhoş gecelerin karanlıklığında gizlenmiş insanları. aslında gizlenmedi, biz kçr olduk onlara.
banka kenarlarında bir battaniye ile örtünmüş, çıplak ayakları ile yatan insanlar. ellerinde mendil (kim bilir kimin zoru ile) satan ve her seferinde onda dokuzumuzun umursamadan geri çevirdiği onlarca çocuk. açlıktan bir deri bir kemik olup bir kenarlara atılmış, sahibi tarafından sıkılmış ve bırakılmış onca hayvan. bir de söylemeden unuttum. avrupa yakasının beykoz ve aydos ormanı çok meşhurdur. bir bakın cins cins hayvan göreceksiniz. kimisi sevgilisine hediye diye para ile alınmış ve sıkılınca da atılmış, kimisi fazlalık diye atılmış bir sürü hayvan.
hiç bir gününüzü huzurlu geçirmeyi denediniz mi? bir kere olsun bu karanlığın ardında saklanmış masum insanları, hayvanları görmeyi. bir sabah işinize giderken bir hayvanı okşamayı deneniz mi? hiç elinde mendil olan çocuğun karnını doyurmayı denediniz mi? kapınızın önüne bir kap su koymayı denediniz mi? bir bayram günü belki de evlatları tarafından hiç ziyarete gelinmeyen o yaşlı insanlara bir demet çiçek bıraktınız mı hiç? en son ne zaman komşunuza bir sabah aynı anda ayakkabılarınızı bağlarken "günaydın!" dediniz. ayakkabı boyayan amcanın halinden ne zaman anladınız? en son ne zaman birinin halini hatrını sordunuz? annesiz babasız onlarca çocuğu ne zaman ziyarete gittiniz! bilmem kaç liralık alışveriş yaptığınız marketten 18 saat boyunca çalışan bir elemana "kolay gelsin" diyerek çıktınız. en son ne zaman bir düşenin elinden tuttunuz! ne zaman yanıbaşınızda olan bir tacize ses çıkardınız! en son ne zaman dayak yiyen bir kadını o ellerden kurtarmaya çalıştınız!
bana insanlıktan bahsetmeyin.. siz sadece biyolojik olarak insansınız.
ayı sözlük itiraf
bence insanlar sevmeli, sevilmeli. nereye kadar bu yalnızlık ya habibi? gel açtım kollarımı, bekliyorum seni.
ilişkiye ara vermek
bana o kadar ters bir şeyki. bir kere birlikte olduğum biriyle tekrar birlikte olamazken bir de ara vermek. denediğimde de ilk günler iyi gidip sonra tekrar başa sarmıştı. yani pek bir şey değiştirmedi.
ben almıyım, teşekkürler.
annene gay olduğunu söylemenin 4 yolu
bunu bir çok kişi ile de tartışıp konuştum ve bana en mantıklı gelen bunu bazı yollar ile yavaşça belli etmek oldu.
örneğin evliliği reddetmek gibi. toplumun ve ailenin size sunacağı heteroseksüel bir evliliği reddetmek. bunu "evlenmek istemiyorum" "evliliği düşünmüyorum" "istemiyorum" gibi şekilde ifadenizi belli edebilirsiniz.
ailenizin kafasındaki ilişki heteroseksüel bir ilişki olduğundan eğer sevgilinizin olmadığı göze batar ise bu ilişkiyi istemediğinizi, düşünmediğinizi söylersiniz. en azından kafalarında bu konular hakkında bir şeyler oluşur. aklıma gelen örnekler sadece bunlar şuan maalesef.
yani diyeceğim o ki cinsel yöneliminizi benim şahsi fikrime göre pat diye söylemeyin. bu onlar için büyük bir şok ve ağır bir tepki almanıza sebep olacaktır.
asansörde öpüşmek
tam duvar arasında durdurup birinin asansörü çağırması ile adrenalin patlaması yaşadığın, filmlerde görüldüğü kadar heyecan verici bir şey olsa gerek.
ceylan ertem
ceyl'ânın 1 mart pazar günü saat 17:00 - 19:00 arası beyoğlu mephisto kitabevinda imza günü var.
ve sonunda ceyl'ânı görebileceğim.. heyecanla, aşkla, umutla bekliyorum!
iç güvenlik yasa tasarısı
cnn türk ve ntv'de belgesel başladı. habercilik başarısı böyle işte.
sevgilinin zararları
yıllardır sevgili yapamamış bir insanın klişe lafı bu bana kalırsa.
gerçekçi düşünecek olursak, nereye gittiğin ve ne yaptığın hakkında sürekli birine bilgi vermek zorunda kalmak kötü tabi. bir de trip yemek. o anlamsız trip. neye attığı ve kim bilir ne zamandır attığını bilmediğin trip..
kadın olmak
kadın olmak deyince aklınıza ilk ne geliyor? ya da kadın olmak sizin için ne ifade ediyor?
güzel bir vücut, dolgun göğüsler, sütun gibi bacaklar, uzun saçlar. evet toplumumuzda kadın deyince akla ilk gelen ve istenilen şey bu değil mi.
benim için kadın olmak güçlü olmak demek. fiziki biçimde sorulacak olursa cevaplayamam herhalde. çünkü benim için fiziksel olarak bir cinsiyet yok. yani sakallı kadın da kadındır benim için, saçlarını boyatıp kaşlarını alan bakımlı bir erkekte bir erkektir benim için. bir insan kendini ne zaman kadın olarak hissederse o zaman kadındır. bu dünyaya erkek bedeni ile gelebilirsiniz ama ruhunuz kadın ise hiçbir şey sizi değiştiremez.
peki neden toplumda kadın bu durumda? neden güçsüz, aşağılanabilen, dövülebilen bir şey.
neyiz biz box torbası felan mı.
şimdi diyeceğim ki dinden sebep. ama dünyanın her yerinde bu böyle.
sırf cinsel objeleri yüzünden mi böyle acaba. yoksa kadınlar kendilerini bu zamana kadar hep ezdirdi mi. fiziksel olarak erkek daha güçlü diye mi ezdi. halbuki bir erkeği doğuran kadındır değil mi? kadına saygısı sonsuz olmalı.
evet şu dakikadan sonra geçmiş olan şeyleri değiştiremiyoruz. geçmişteki tecavüzleri, öldürülmeleri, şiddetleri.
ama hala yaşıyoruz ve zamanımız var öyle değil mi. o halde bir şeyler yapalım. kadın olarak susmayalım. bir erkek olarak da susmayalım. bunca yapılan şeylere izin vermeyelim. bir olalım. birlik olalım.
yanı başımızda olan bir şiddete susmayalım. minibüste, otobüste her nerede olursa olsun gördüğümüz bir tacize göz göre göre devam etmesine izin vermeyelim. bunca insan sustuğu için bunca insan bu kadar rahat. bunca insan buna izin verdiği için bunca insan bunu yapmaktan çekinmiyor. bir insan olarak hiçbirimiz böyle sürsün istemeyiz. size demiyorum her allahın günü eylem yapın, protesto edin. hayır. çok basit. sadece çevrenizde olan bitene susmayın. bu kadar.
kadıköy
yeni kadıköy belediye başkanı kim ise onun ben.
sokak müziği yapamıyoruz. artık 7'den sonra zabıtalar gelip kovuyor rıhtıma yolluyor. bu soğukta da sahil kenarında müzik yapamayız herahalde. en son ünalan metrobüsünün oraya yolladı şimdi de oradaki zabıtalar laf ediyor. neyine zararımız vardı. amfimiz bile yok bir de. hadi amfi olsa dicem rahatsız oluyorlar. insanlar gayette memnun.
alışkanlık
ne zor şeydir alışkanlık.
sevgi gibi değil, aşk gibi değil. vazgeçmesi daha zor olan.
bir ev. geçen onlarca yıl. bardakların düzenle koyulan yerleri, televizyonda açılan ilk kanal, her hafta izlenen dizi, uyandığında gördüğün o dolu yastık, sabah kahvaltıları.
bir gün geliyor. o bardakların yeri değişmiş. televizyonda açılan sıradan bir kanal. bomboş ev. sabah kalktığında gördüğün o boş yastık. o sessizlik, o yalnızlık.. biri terk ettiğinde çektiğin acı aşktan çok alışkanlıkların verdiği hüzün oluyor. yıllarca devam eden aynı şeyler, bir anda bozuluyor. ev artık o eski tadı vermiyor. iki oda bir salon. önemli olan kaç oda kaç salon olduğu da değil. dört duvar arasında da yuva olur. bir gün o yuvanın öldüğünü anladığında, hiçbir üzüntüye benzemiyor. alışkanlıklarından vazgeçip buna alışmak daha zor oluyor.
rock n rolla
genelde gittiğim barlarda içki yerine kahve içtiğim için bu yönünden seviyorum.
bir de kadıköy şubesinde karda kışta sokakta kalan köpekleri içeri almışlardı. bu yönünden de seviyorum mekanı.
tavsiye ederim.
orange is the new black
arada sırada izlediğim bir dizi.
aslında başlama sebebim ruby rose'un da oynayacağını duymam. eğer oynamışsa da merakla bekliyorum.
heteroseksüel kadın
bilmiyorum bu durumu siz de yaşamışsınızdır belki.
mesela bir durakta bekliyorsunuz ya da kafede oturuyorsunuz veyahut okuldasınız. *bir kadın olarak durumu anlatıyorum* kadının biri size bakıyor, böyle garip bir surat ifadesiyle. şimdi nasıl anlasam diye şaşırıyorum. acaba bana gıcık biri mi, beni mi dövecek, bir şey mi soracak yoksa beni kesiyor mu. hani böyle bir türlü anlayamadığımız sorular. hani heteroseksüel bir kadın olsam ve bir erkek bana öyle baksa dicem herhalde kesiyo beni. ama işte işler bu durumda değişiyor. okulumda da böyle biri var. gıcık mı olsam yoksa başka türlü mü anlasam diye düşünmekteyim hala..
naboo kafe
kadıköy'de lgbt destekçisi bir kafe.
gayet hoş, sakin bir mekan. diğer kafelere nazaran bir ev havası var.
yüz vermeyen kedileri ile meşhur. *bir zaman sonra gelip kucağınıza oturup masaj yapıyorlar*
bir de bitki çayları çok ucuz. tavsiye ederim.