antti

Durum: 797 - 0 - 0 - 0 - 25.10.2025 10:30

Puan: 13602 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 40

tarık tarcan

1980'lerin ünlü mankeni, 1990'ların çarkıfelek sunucusu abi. güzel yüzlü ve bol kıllıydı, seksapeli yüksek bir abimizdi.

titanic

film olanı kesinlikle harika, sinemada ilk izlediğimde böğüre böğüre ağlamış, sinema salonundan kuşlar kadar haiflemiş olarak çıkmıştım. ne zaman bulsam izlerim bu filmi.

bu filmin gizli hazinesi billy zanedir bence, adamın ne kadar yakışıklı olduğunu bu filmde keşfetmiştim. sonradan daha da seksi olduğu filmlerini buldum, nefis valla adam.

leonardo di caprio

genç kızlar ölür biterdi, üstelik sarışındı ve ben sarışınlara bayılırdım ama valla bı adam hiç bir zaman zerre çekici gelmedi bana. herhalde hem çok zayıf hem de bebek yüzlü tiplerden hiç hoşlanmıyorum.

yalnız bu abinin "what's eating gilbert grape" diye bir filminde bir otistik rolü yapışı vardır, titanik mitanik hikaye yani yanında.

yılmaz zafer

1980'lerin yakışıklılarından bir abimiz. gömleğinin yakası bağrına kadar açık gezer, ben de vücudunu daha çok görebilir miyim acaba diye filmlerini dikkatlice izlerdim çocukken. uyuşturucu bağımlısını canlandırdığı bir filmindeki uyuşturucu krizi sahneleri ile gerçekten aşmıştır.

ilhan irem

1970'lerde ilk çıktığı yıllardaki albüm kapaklarındaki sanatsal düzeyi aşırı yüksek olan, ayrıca o dönemlerde accaip çıtır, çok fena yakışıklı olan bir abimiz. şarkıları ileri düzeyde sıkıcı olabilir ama o albüm kapaklarındaki halleri iç gıcıklamıyor değil.

kadir inanır

kendisi gençliğinde hakkaten acaip seksiymiş. yakışıklı ve sert anadolu erkeği stereotipinin hakkını verdiği pek çok güzel filmi var. evlenmemiş olduğu için gey camiada gey olduğu yönünde dedikodular döner gerçi, bilinmez. komser şekspir filmi için prenses kıyafeti giymişti 2000'li yılların başında, asıl o olay olmuştu, kadirizme yakışır mı yakışmaz mı vs. 1970'ler türk filmlerini sevdiğimden bu adamı da severim ben çok, akp ile ilişkisi ne olursa olsun.

kılıç günü

2010 yılında atv'de kısa süre yayınlanan osman sınav dizisi. türk tekevizyonculuk tarihindeki önemli yerini, iki tane gayet maskülen tipli abiyi aynı yatakta sevgili modunda göstererek elde etmiştir. yalnız bu durum öyle gey aktivizmi olsun diye pek yapılmamış, zaten tepkiler gelince de osman abi "biz kötü karakterleri gey göstererek geylerin ne kadar kötü olduğunu gösterdik aslında" falan diye açıklama yapmıştı. o dönem bi heyecan yapmıştı şimdi, itiraf et.

braveheart

kötü kralın gey oğlu vardı bu filmde, tırsak, hafif dengesiz ve zayıf karakterli olarak canlandırılmıştı. homofobik mel gibson abi, zaten ingilizleri daha kötü nasıl gösterebilirim diye kastığı bu filmde, bu ibne veliahtı fransız kraliçesiyle istemediği bir evlilik yapmış ve hiç cinsel ilişki kurmamış göstermiş, kraliçeyi kendisi götürmüş, böyle ingiliz tahtının da artık fransız-iskoç kanına geçtiği mesajını vermişti. bizim gey veliahtın yakışıklı sevgilisini de kötü kral camdan aşağı iterek öldürüyor, gey abi çok üzülüyordu.

böyle de homofobik bir yanı olan bir filmdi bu. sonra zaten mel abi gitti, kan revan içindeki passion of christ'ı çekti falan.

o acaip meşhur olduğu 1996 yılında izlediğimde pek kendimi özdeşleştirmediğimden bu gey abiyle, pek takmamıştım bu ayrıntıları, zaten gey olmak çok kötü birşeydi ve benim başıma öyle şeyler gelmezdi, oh noooo...

emre erbirer

twitter'da rastladığım, açık eşcinsel olup taş gibi de vücut yapmış, kendine oldukça güvenli bir vatandaş bu. dobişkoyken nasıl taş oldum şeklinde bir yazısını da bir yerlerde okumuşluğum var. düzgün birine benziyor, twitter ünlüsü galiba, ya da eşcinsel çevrede mi ünlü, çok da emin değilim gerçi. taksim'de bir kere yanyana gelmiştik kendisiyle yanlız, onu bayağı takip ettiğim dönemlerde üstelik, ortalama boyun altında bir insan evladıydı kendisi, şaşırmıştım, fotolarda daha hayvani görünüyor.

ayı sözlük'teki reklamlar

benim elimdeki tablette arada bir yukarıda renault reklamı çıkıyor, seviniyorum valla bu sözlük reklam almaya başladı diye. bazen de acaba sadece bana mı çıkıyor, yok mu böyle birşey diye de kıllanıyorum.

aileye açılmak

(bkz: heteroseksüellerin cinselliklerini ilan etmemesi)

bu açılma mevzularında en sinir olduğum savunma biçimi bu. " heterolar söylüyor mu da sen söylemek zorundasın, keyfine bak, kendine sakla aslanım" mantığı.

birincisi heterolar doğrudan söylemese de, dolaylı yollardan hemen her dakika heteroluklarını ilan ediyorlar.

ikincisi, bu açılma mevzusu vanilyalı mı yoksa çikolatalı dondurmayı mı tercih ediyorsun, bu tercihi kendine saklayabilirsin basitliğinde değil, eşcinselliğin doğrudan bütün hayatına etki eden bir durum olduğu, saklamak en hafif durumlarda psikolojik baskı yarattığı, en ağır durumlarda da canına kastedilen, adamı işinden eden, sağlık hizmetlerine ulaşmasını engelleyen birşey.

ibne milletinin bütün içselleştirilmiş homofobileriyle ortaya çıkıp "benim yönelimim bana önemli, kimseye söylemek zorunda değilim, onlar söylüyor mu ki?" sığlığında argümanlarını ortaya dökmelerini ve bunu çok olağan şeklinde sunmalarına valla çok sinir oluyorum.

anana babana açılmak istememenin seksen tane nedeni olabilir, hepsine de eyvallah, ama "ama onlar önümüzde sevişmiyorlar ki" sığlığındaki argümanla gelmeyin rica ederim. gittiğim psikolog malı da aynı şeyi söylemişti bana, o zaman toydum, gıkım çıkamamıştı da, şimdi bu söylemi hele eşcinsel milletinin ağzından duydukça sinirim o yüzden zıplıyor.

lgbti ruh sağlığı sempozyumu

kacirdim diye uzuluyorsaniz, benzer bir sempozyum, gelecek hafta cuma-pazar gunleri arasinda ankara'da duzenlenecek, ben yine orada olacagim, ona katilabilirsiniz.

lgbti ruh sağlığı sempozyumu

biraz aktivistlik gecmisim olsa da bir suredir ankara'da yasayip burada bir sey yapacak ortam bulamadigimdan ve bu tur lgbt ile ilgili ruh sagligi konulari cok ilgimi cektiginden, bu sempozyumu ilk gordugum anda katilmayi cok arzu etmistim. bunun icin ankara'dan kalkip geldim, butun haftasonumu ful orada, o guzel insanlarin arasinda, bu sozlugu temsilen ve homojen dergi adina izleyerek gecirdim. son derece keyif aldim, cok seyler ogrendim, hayvan gibi not tuttum ve insallah guzel sekilde derleyip toplayarak butun notlarimi uzun bir makale seklinde bir sonraki homojen'e yetistirecegim.
dark bear namli harika insanla tanismis oldum bu vesileyle, zaten yaptiklarina ve kisiligine hayrandim, cok guzel sohbet ettik, sozlugu ve yapabileceklerimizi konustuk, bu benim icin cok degerli bir deneyim oldu, kendisi gercekten harika ve saygideger biri. bunlarin disinda sema ve pinar anneleri bir kez daha gormek beni cok duygulandirdi, sema annenin konusmasinda onunla birlikte bohur bohur agladim, boysan adli guzel insani andik, benim cocugum'u bilmemkacinci kez gene izlerken gene gozlerim doldu, filmde zelis'i gorunce gene fena oldum. listag'li son kismi acaip duygusal gecti yani. en son sorular bolumunde bir cesaret edip elime mikrofonu alip sesim titreye titreye lambda'da oldugum surece acilma sohbetlerine gelip bize destek olan bu iki guzel kadina emekleri icin tesekkur ettim, benim kahramanlarim kendileri. ankara'da madem listag grubu kuruldu, neden acilma sohbetleri duzenlenmiyor lgbt bireyler icin diye dilegimi belirttim, insallah ilgilenecekler.
yani kisaca benim icin cok ozel bir deneyim oldu bu. duzenleyen, emek veren, katilip konusan herkese icten tesekkur ederim. benim katilmama onayak olan sevgili insan dark bear'a da tesekkur ederim, su sozluk'e katilmis olmak son birkac yildir bu gonulluluk isleri konusunda aldigim en iyi karar, bana da enteresan katkilari oluyor, insallah daha guzel seyler de yapacagiz.
konferanstaki performanslari icin koray basar, seven kaptan ve sahika yuksel adli harika insanlara da buradan bir kez daha tesekkur edeyim, iyiki varsiniz

lgbti ruh sağlığı sempozyumu

bugun baslayacak ve yarin devam edip en sonunda benim çocuğum filmi gosterimi ve sema yakar soylesisi ile sonlanacak olan, turkiye'deki ilk lgbt ruh sagligi sempozyumu. ayi sozluk ve homojen dergi adina muhabiriniz olarak ben izleyecegim efendim, sonrasinda ogrendiklerimi duzgun bir sekilde haberlestirmeyi umuyorum, boylece siz sozluk ve dergi okuyucularina da bu sempozyumda konusulan seylerden faydalanma imkani olsun istiyorum. esen kaliniz.

ekşi sözlük

bünyesinde enteresan eşcinsel yazarlar barındıran sözlük. türkiye'nin en popüler ve en herkese açık forumu olmasından dolayı, eşcinsellerin orada kendilerini göstermeleri harika birşey. tabii çeşit çeşit eşcinsel yazarı var, rajrex, sex addict gibi oldukça provakatif şeyler yazıp paylaşanlar en bilinenleri ve tabii en çok tepki çekenleri. bunlar gibi provakatif olmayıp yine de sağlam ayarlar veren, kalemi güçlü tipler var turuncan53 gibi mesela. bir de kendi halinde, eşcinselliğinin getirdiği sorunları anlatan başka eşcinseller var, bunları denk geldikçe badi listesine alıp takip etmek güzel. yalnız aralarından en beğendiğim yazar vardevela, dehşet tespitler, çok derinlikli analizler, farklı bakış açıları yazıyor, ilgileniyorsanız bir göz atmanızı tavsiye ederim.

mehmet pişkin

ben bu adamı da dolaylı yoldan da olsa tanıyordum. son derece kibar, beyefendi, yaşamasını, eğlenmesini bilen, etrafındakileri de eğlendiren, ışık saçan bir tarafı vardı ama sadece topluluk içinde. içi gayet hüzün dolu, bunalıma yakın, hayatta bazı eziklik hissettiği temel konuları olan biriydi. eşcinsel değildi, sevgilileriyle de düzenli bir ilişki tutturamamıştı, çabuk sıkılıyordu herhalde. sanırım sadece etrafında insanlar varken mutluydu, ya da etrafındakilere hiç içindeki mutsuzluğu göstermek istemiyordu. yine de hiç intihar edecek gibi duran biri olmadı, gerçi bu pek belli de olmuyor. videosu evet beni de şoke etti, aslında mal gibi, şaka videosu olarak sonuna kadar izlemişliğim var. sonrasında çıkan haberlerde dumur olmuştum.

anderson cooper

amerika bizimki gibi bir muz cumhuriyeti olmadigindan, escinselligini acikladiktan sonra isten atilsaydi, ciddi tazminat gerektiren agir bir suc islenmis olurdu. hele bir medya kurulusunun unlu ve basarili bir front man'e boyle davranmasi dogrudan afaroza neden olur.kaldi ki abd'de su an esen escinsel ozgurlugu ruzgari ile kimse buna curet dahi etmez, aksine pr icin destekler.

ayrica acaip yakisikli otesi bir adam, izlemeye doyulmuyor.

aldatmak

o sokakta gördüğün afete için gider.

onla yatarsın, eşini aldatmış olursun.

eşine sadık kalırsın, kendini aldatmış olursun.

21.yy bilimadamları henüz bu ikileme bir çözüm bulamadılar.

homojen dergi

mizanpaji ve konu secimleriyle bir onceki sayi kadar iyi olmus bir dergi, emegi gecen herkesin ellerine saglik. az buz emek degil ve dogru durust reklam almadigi da dusunulurse, kimsenin maddi kazacla yapmadigi, gonullu yapilan bir dergi icin muthis bir emek ve ozveri konulmus ortaya. bu bakimdan da cok tebrik edilesi. aklima gelen birkac oneri var, onlari paylasmak ıstedim:

- kapak tasarimini karmasik buldum, biraz yamali gibi. ana akim dergicilikte genelde kapak gorseli olarak tek bir imaj kullaniliyor, derginin iceriginde on plana cikarilmak istenen ogeleri farkli font buyuklukleri ile kapaktaki tek gorselin uzerine giydiriliyor. bu sekilde daha az kafa karistirici ve daha cok carpici olur derim.

- onsoz olarak yazilmis yaziyi cok tuhaf buldum. normalde bu yazi derginin misyonunu, o sayida ne hedeflendigini, derginin cikma periyodu icerisinde dergi konusuyla alakali ne gelismelerin oldugunu verir diye biliyorum, biraz vitrin olacak ve insani dergiyi okumaya tesvik edecek bir yazi olur. buradaki yazinin amacini fazla anlayabilmis degilim. kullanilan gizemli dil yerine daha birinci tekil sahis, daha samimi bir uslup kullanilsa daha iyi olurdu bence. bu gizemli edayi bir tarafa birakalim, bu derginin yapilis amaclarindan birinin de escinsellerin gorunurlugunu artirmak herhalde diye dusunuyorum, o nedenle derginin lgbt okuyucularina biraz da gorunur olabilmek, baskidan kurtulabilirsiniz diye cesaret verebilmek amaciyla aslinda her yazinin olmasa bile en azindan bu onsoz yazisinin yuzu acik fotolu, acik adi ile editor/genel yayin yonetmeni imzasiyla cikmasinin onemli oldugunu dusunuyorum.

- el yazisi fontunu hic sevmiyorum ben, okunmayi zorlastiriyor bence. bu icindekiler sayfasi haric genelde kullanilan dergi fontlari gayet iyi.

- okuyucularla etkilesim bence onemli ve samimi, sizleri dinliyoruz imajini pekistiren, okuyucu bagliligini artiran bir yayin politikasi. heleki hedef kitleniz marjinalize edilmis ve en buyuk problemi birbirini bulmak ve sesini duyurabilmek olan bir grupsa, bence bu ihtiyac cok daha onemli. nedenle seker abla kosesini olumlu buldum ama ustune bir de dergi basinda mesela "sizden gelenler" kosesi yapilabilir, burada okuyucularin derginin onceki sayisi veya ulkedeki genel lgbt durumlari hakkindaki gorusleri yayinlanabilir. ilginc yazilar gelebilir hatta burada.

- dergi lönk diye bitmese de, en sonuna mesela bir karikatur sayfasi, bir de epilog sayfasi eklense, epilog olarak da okudugunuz icin tesekkur ederiz, gelecek sayida sunlar sunlar olacak, ya da bize mutlaka yazin, ya da iste ulkedeki lgbt bireylerin su su sorunlari var, onlarin cozumu icin de sunlar sunlar lazim onlara bir el ativerin canlar seklinde bir mesaj, ya da dergiyi begendiyseniz arkadaslariniza da okutun, facebookta da paylasin, heterolari ikna edin onlar da okusun vs. tarzi birsey yazilabilir, derginin genel durusunu belirtir, fena olmaz bence.

- derginin slogani "ayirmadan sevijen" degil miydi, ona n'oldugunu anlamadim. bence bir sloganin olmasi guzel bir pr, bulunan slogan da basariliydi. acaba ters bir tepki mi aldi dedim ama pek mantikli da gelmedi.

dergideki her yaziyi okumus degilim ama hepsi de mantikli ve duzgun duruyor gayet, icerikle ilgili bir durum yok bence gayet iyi, bu dediklerim de dergiyi incelerken aklima gelmis olanlar. icerikte ve tasarimda emegi gecen herkese cok tesekkurler, ellerinize saglik.

tutti frutti

1990'ların başlarında yayınlanan bu yarışma, o dönemki türk gençlerinin ufkunu açmıştır. bu yarışmada bir kadın bir erkek yarışmacı vardı, ikisi de kaybettikçe soyunuyorlardı. soyunan adam konseptini ilk defa bu yarışmada görmüştüm. adamların kimi güzel, kimisi amca kıvamındaydı. asıl enteresan olan ise adamlar pantolonlarını çıkarınca görünen çorap jartiyeri idi, bu zımbırtının o zamanlar ne işe yaradığını hiç çözememiştik.
  • /
  • 40

evdeki bütün dolapların ağzına kadar dolu olması

kendi odam harici bizim evdede bu durum söz konusu. ayrica buna ek olarak birnirinden bağimsiz esya kombinasyonlarida söz konusu. bunun sosyoekonomik durumla alakasi olduğu kadar bence kişisel seçimler dogrultusunda da geliştiğini düşünüyorum. birsuru farkli bardak, tabak takımı, bircok farkli nevresim, ivir zivir hiç bilmiyorum... zaten anneannem gecekondu ile başlamiş hayatinda, annemde gece konduda büyümüş. toplayicilik ve serbest birakamama hali soz konusu. ben çok sıkılıyorum bu düzensizlil ve karmasadan mesela. ablam evden tasindi ve ben onun odasina geçtim. annem benim odamı da doldurdu uç ay icerisinde. saka gibi. tabii ki çöp ev değil ama çok fazla esyada yok değil.
benim bazamin altini bosalttiğim için ve hicbir sey istemediğim için odamda, yatagimin altinda da icten içe arzusu var ama caktirmiyor. ben de annemin aksine çok minimalist oldum. bir bavula sigacak kadar esyam var. baska da bir seyim yok. tabii kitaplarim hariç... çok sey attim, yok ettim, hediye ettim. hayatimda da hicbir sey degismedi. esyalarla iliskimize goz atmamiz gerekiyor.

one child nation

çin’in 1979’dan 2015’e kadar uyguladığı tek çocuk politikasının toplumda yarattığı etkileri ele alan 2019 yapımı bir belgesel. bu kadar uzun bir süre bu politikanın uygulanmış olması, toplumun sessiz kalarak boyun eğmesi gerçekten üzücü.

la serenissima

bir dönem sanırım tvlerde sinyal müziği, jenerik müziği o bu müziği için çokça kullanılmış parça. ben aşağıdaki rondo veneziano halinden bahsediyorum.

şarjlı dikey süpürge

böyle başlıklar subliminal mesaj içeriyor genelde. yoksa kim ne yapsın ayı sözlükte elektrikli süpürge entrisini. cihat deyince nasıl aklımıza erotik geliyorsa dik duran sert bişeyden bahsediyor yazar kör göze parmak sokar gibi. şarjlı diye belirtiyor yani tekrar tekrar yapabilirim diyor. vakumlu bir cihaz seçilmesi de tesadüf değil tabi ki!!

geylerin şehir merkezinde yaşamayı tercih etmesi

çocuk olunca arabasız olmuyor. araba olunca da şehir merkezi tam bir işkence. evimin önünde otopark olmasına rağmen arabamı çıkarmaktan, trafiğe girmekten gittiğim yerde park yeri atamaktan nefret ediyorum. o yüzden heteroseksüeller bir süre sonra şehrin çeperlerine sürüklenirken gayler dayanabiliyor merkezde olmanın bu negatif taraflarına.

Toplam entry sayısı: 797

ayı sözlük günlük

geçen cumartesi günü bir çift olarak bir akşam yemeğine çağırıldık. erkek arkadaşım iki şişe şarap almış, ben de güzel bir çiçek yaptırdım, onu götürdük. çağıran kişi erkek arkadaşımın italyan yoga hocası. yemekte bir çift daha vardı, bir karı-koca daha. böylece biri eşcinsel 3 çift olarak akşam yemeği yedik. son derece de normal geçti. ama tabii benim için bir başka ilk oldu.

dün akşam da ev partisine çağırdı beni erkek arkadaşım, oraya gittim, orada da 8-9 kişi kadardık. yemek sofrasında erkek arkadaşım "aşkım kırmayıp geldiğin için teşekkür ederim" dedi, sonra da herkese "antti benim hayatımdaki en güzel şey" diye beni takdim etti. herkes gülümsedi falan. o sofradaki tek eşcinsel çift de bizdik bu arada. vallaha rüya gibi geliyor bu olan bitenler. nazar değdirmeyin ha, umarım hepiniz bu şekilde olan ortamları yaşarsınız. erkek arkadaşım benim hayatımda en önemli rol modelim oldu. aslında açıldıktan sonra türkiye'deki kendi arkadaş çevremde de bu şekilde erkek arkadaşımı tanıştırabilirim gibi geldi. yalnız yurtdışında bu işler daha kolay evet.

hayırlı evlat

ana babasına ileri yaşlarında destek olan kişi sanırım. babamın son ameliyatinda yanında oldum, iki hafta yanlarında kaldım. babamı sağ salim çıkardık hastaneden. yaşlanınca insanlar bir gariban kalıyorlar. anne babamın bankacılık ve edevlet işlemleriyle, cep telefonu problemleriyle, vergi fatura ödemeleriyle falan ben uğraşıyorum uzunca bir süredir. son bir kaç yıldır yurtdisina tatillere götürüyorum. bu son yanlarında bulunusumda da babamın eskiyen cep telefonunu yeniledim, evin de temizliği kolaylaşsın diye şarjlı dikey süpürge aldım, sonra da evi bütün dolapları sifonyerleri çeke çeke bir güzel temizledim. evleri çöp evden hallice, annem herseyi biriktiriyor. evde geçirdiğim süre boyunca gizli gizli torba torba eşya da attım, eski gazeteler, kağıtlar, torbalar, plastik kutular, kavanozlar, tarihi geçmiş ilaçlar, neler neler. bozulmuş bir iki eşyayı tamir ettim, kaplaması kalkmış mobilyaları yapıştırdım, böyle ot bok bir dünya iş yaptım. ayrılırken pek çok dualarını aldım. kendi yaşamımı pek amaçsız buluyorum ama en azından anne babama sahip çıkıyorum, bu biraz kendimi iyi hissettiriyor.

hayırlı evlat kategorisine giriyorum sanırım. babam diyor kaç kişinin evladı ana babasıyla bu kadar ilgileniyor diye. öte yandan bu hayırlı evlatlık işi de şans işi anne baba için. abim kendisine faydası olmayan hiç bir işe karışmaz mesela. ayrıca ben de evli çocuklu biri olsaydım veya ne bileyim zamanında yurt dışına falan taşınmış olsaydım tüm bunları nasıl yapacaktım. bu son olayda bunları düşündüm. hayat olasiliklara atılan zarlar gerçekten.

bu arada garip olan şu ki, babamı gayet sevsem de anneme beni her zaman ihmal ettiğinden, hiç zaman ayirmadigindan, sıkıntım olduğunu söylediğimde hep başından attığından (kendisi de bitmeyen depresyonda olduğundan duygusal sorun duymaya katlanamıyor) dolayı hala çılgın öfke duymaktayim, o öfke hiç geçmedi. hala anneme sarılamıyorum yıllardır. buna rağmen gene de her işlerine de koşuyorum. böyle de oluyormuş demek.

tek eşlilik

hayatım boyunca, oldum bittim tekeşli yaşadım, sanırım benim cinsel karakterim bu şekilde. bunun nedeni olarak geç açılmam, ondan önce kızlarla ilişki yaşamış olmam mı nedendir bilmiyorum, kızlarla da tekeşliydim, kimseyi aldatmadım, açıldıktan kısa bir süre sonra da sevgilim oldu ve hala devam ediyoruz. açılma süreci çalkantılarımda bir ara çokeşli diyemeyeceğim ama, tek gecelik yaşadığım bir çok kişinin girip çıktığı çalkantılı, sıkıntılı ama bence yaşanması gereken bir dönem de yaşadım, o kısımdan da aslında pişman değilim, ama öyle o kucaktan bu kucağa bir hayat nasıl geçer bilmiyorum zira benim hissettiğim, bir noktadan sonra, kalktığım her yataktan içimde derin bir duygusal boşluk, bir tükenmişlik hissiyle kalktığımdı. bir noktadan sonra bu duygu benim içimi yemeye başladığında durup "ne yapıyorum ben amk?" demiştim kendime. burada tekeşli yaşamı övüp orta sınıf ahlakı dayatmacılığı yapmak da istemiyorum, sonuçta herkes nasıl rahat ediyorsa öyle yaşasın derim, yalnız bir ilişkide güzel bir cinsel uyum, güzel bir arkadaşlık, güven, sevgi ve şefkat olması beni daha çok mutlu ettiriyor, onu biliyorum. bir de belki de öyle dramatik ayrılıklar, aldatmalar falan da yaşamadım ben, o nedenle ruhum da fazla örselenmedi o konuda, bu nedenle de böyle rahat konuşabiliyorum, bilmiyorum. açık ilişki yaşayanlar da öyle mutluysa sorun yok bence, hatta romantik ilişki yaşamayıp farklı kişilerle sadece seks ilişkisi yaşayanlar da ok, ama "etrafta bir sürü bal toplayacak çiçek varken neden sadece tek bir çiçekle yetineyim" veya "zaten bi yaştan sonra seçeneklerim azalacak, o zaman durulmak zorunda kalacağım, hazır gençken seksin dibine vurayım" şeklinde artık bir cinsel gözü doymama mı denir ne denir, bana pek uymuyor. bir de ben biraz da mr. play it safe, yani fazla riske atılmayı, maceradan maceraya koşmayı falan seven biri değilim, nedeni o da olabilir, kafamın rahat olması, huzurlu olmak daha önemli benim için, maceraları başka konularda yaşamayı tercih ediyorum. bunun dışında tekeşli bir eşcinsel yaşam da bu ülkede çok süper kolay birşey değil, yine de her sıkıntınızı paylaşabileceğiniz, derdinizi dinleyip ortak olan, size yardım eden, iş yerindeyken size komikli resimler gönderen, tatillerde beraber dünyayı gezdiğiniz bir eşinizin olması dünyanın en güzel zenginliklerinden biri bence. kendimi kısıtlanmış hissediyor muyum? pek değil aslında. elbette orada burada görüp çok beğendiğim, cinsel çekim hissetiğim başka erkekler oluyor, ama zaten her cinsel çekim duyduğunuz insanla yatıyor değilsiniz zaten, hatta çok az bir yüzdesiyle yatabilirsiniz (çoğu karşıcinsel zaten muhtemelen), bir de yatsanız nolcak zaten, yatmak için bir sürü emek, diyelim işler yolunda gitti yattınız, sonrasında gene aynı boşluk, anlamsız geliyor. bir de yani sevgiliyle abazan muhabbeti yapmak konusunda bir sıkıntım yok, bu da aklıma gelenleri paylaşma konusunda da beni kısıtlamıyor, o yüzden genel olarak kısıtlanmış hissetmiyorum diyebilirim.

eşcinsellerin danışabileceği psikologlar

sözlük dışı kimseler de kolay bulabilsin diye jenerik bir başlık açmaya gayret ettim fakat asıl konu lgbti+ bireylerin danışabileceği ve psikolojik yardım alabileceği psikolog ve psikiyatristler veri tabanı gibi birşey. ben bu bilgileri elde etmekte çok zorlandım zira önceden rastgele sayılabilecek bir şekilde gittiğim bir psikolog hanım bana saçma sapan şeyler söyleyip gittiğime gideceğime pişman etmişti ve kafanız buhranlıyken bir de böyle bir deneyim yaşamak hiç hoş birşey değil. lgbt durumlarından haberi olmayan hatta daha kötüsü son derece yanlış şekilde haberdar olan ruh sağlığı çalışanları bulunmaktayken, psikolojik yardım ihtiyacınız olursa böyle birine çatmamak için tavsiye ihtiyacı oluyor. ben o tavsiyeleri çok zor buldum, buradan paylaşmak istedim, belki başka birilerinin işine yarar.

ankara
ceren göker
gökçe silsüpür
irem yıldız (madalyon psikiyatri merkezi)
harika özel (madalyon psikiyatri merkezi)
selçuk candansayar
koray başar (özellikle trans konularında)

istanbul
şahika yüksel (özellikle trans konularında)
seven kaptan
ardıl bayram şahin

izmir
ışıl vahip
nezaket kaya
nur engindeniz

cetad eğitimini tamamlamış terapistlerin türkiye genelindeki listesinden de faydalanılabilir. http://www.cetad.org.tr/listtherapists.aspx?menu=19

fiyatları ucuz değil, özeller seans başına 200-300 tl, devlet hastanesinde 110 tl muayene parası var. bulunduğunuz şehirdeki lgbt derneğiyle iletişime geçerek, müşkül durumdaki lgbt bireylere daha uygun fiyatlı hizmet veren psikolog tavsiyesi de isteyebilirsiniz.

ayrıca (bkz: lgbt psikolojik yardım)

uzun süreli ilişki

"ilişki emek istemez" diyebilen kişilerin cidden kaç düzgün ilişki yaşayabildiklerini, bu ilişki dediklerini kaç zaman kazasız belasız, saygı sevgi sınırları içerisinde götürebildiklerini merak ettim. varsa öyle kolay ilişki, açıklasınlar sırrını da bizler de faydalanalım.

benim tecrübem şu ki, ilişki gayet karşılıklı emek, fedakarlık, anlayış, özveri, gerektiğinde geri adım atmak, gerektiğinde suyuna gitmek vs. tarzı davranışlar gerektiriyor. öte yandan bunu sevdiğinizden, güvendiğinizden ve içinizden öyle geldiğinden yapmanız gerekiyor. eğer ilişki için gerekli o emeği kasarak, istemeyerek, zorla, lanet ede ede yapacaksanız, işte o ilişki gitmez. emek vermek ile zorlamak arasında bir fark var, o karıştırılmış sanırım.

eşcinsel ilişkilerin yarınsızlığı

valla bu algı tamamen ilişkiden ne beklediğiniz ile alakalı. evlenemiyor olmak, çocuk sahibi olamıyor olmak, toplumun onaylamıyor olması ilişkinin kısa ömürlü olmasını gerektiren şeyler değil. ha siz bu nedenlerden ötürü gidip eninde sonunda karşı cinsten biriyle evleneceğim kabullenmesiyle işe giriyorsanız, işte o zaman bu ifade anlam kazanıyor. gerçekten böyle düşünen ama bunu açıkca ifade etmeyen kişilerle beraber olan ve ilişkisinin devamlı olacağını uman eşcinsel kardeşlerimize buradan allahtan sabır diliyorum.

benim durumum tam böyle gelişmedi, kafayı sıyırmaya başlayıp ya delirmek ya açılmak ikileminde kalıp açıldıktan (ve ferahladıktan) sonra aradan bir zaman geçti, bir boşluğa düştüm, sonra paniğe kapılıp tekrar bir kızla beraber olmaya çalıştım, onda da elime yüzüme bulaştırdım, gerçekten hatırlamak istemediğim şeyler yaşadım. o dönemde kafaya dank etti ki, ben bir kızla birşey götürebilecek durumda değilim. işte tam o noktada, uzun yıllar boyunca hayatımın içine sıçan kafa karışıklığından artık tam o noktada vazgeçmem ve bir karara varmam gerektiğini anladım. arada kalmak, o mu bu mu ikilemleri yaşamak ne bana iyi geliyordu, ne ilişki kurmaya çalıştığım insanlara. tam o noktada kesin kabule geçtim, bir daha geri bakmayacağım dedim.

o noktadan sonra da önümde duran seçenek ya o daldan o dala konan kuş, ya da düzenli, mantıklı, güvenli, huzurlu bir ilişkiydi. ben ilk seçenekteki gibi birisi zaten hayatım boyunca olamadım, bir kere ciddi denedim, işleri oyun oynar gibi ele aldım ama bir noktadan sonra yarattığı duygusal boşluğun yarattığı girdap beni çok fena içine çekmeye başladı. feci bir his. o noktada o saçma hayatımdan da vazgeçtim. bilmemkaç yaşıma gelip de hala elinde hornet dolanan biri olmak istemediğimi anladım. ondan sonra da hayat benzer düşünen birini çıkardı karşıma allaha şükür.

eşcinsel ilişkilerin karşıcinsel ilişkilerden farkı ne bilmiyorum, erkek doğası mı, toplumsal ötekileştirme mi, nedir yani? ilk defa bu dünyaya girdiğimde, bu farkın nedenini anlamaya çalışıyordum, çok garip geliyordu. şimdi hala anlayabilmiş değilim de artık kabullendim ve üstünde düşünmüyorum. toplumsal kabulün yüksek olduğu liberal batı ülkelerinde durum nasıl, daha mı yarınlı ilişkiler, bilmiyorum. ama bu saçmalığın nedeninin toplumsal koşullardan da kaynaklandığına kesinlikle eminim, bu ülkede eşcinsel bir ilişki yürütmek zor, ama imkansız değil, ayrıca başka ilişkilerin de başka sıkıntıları oluyor, eşcinseliz diye karalar bağlamak zorunda olduğumuzu da düşünmüyorum. ne kendine acımak ne öğrenilmiş çaresizlik hoş şeyler değil.

herkese kendi düşündükleriyle uyumlu insanların nasip olmasını dilerim. ya da en azından dürüst insanların.

eşcinsellerin danışabileceği psikologlar

sözlük dışı kimseler de kolay bulabilsin diye jenerik bir başlık açmaya gayret ettim fakat asıl konu lgbti+ bireylerin danışabileceği ve psikolojik yardım alabileceği psikolog ve psikiyatristler veri tabanı gibi birşey. ben bu bilgileri elde etmekte çok zorlandım zira önceden rastgele sayılabilecek bir şekilde gittiğim bir psikolog hanım bana saçma sapan şeyler söyleyip gittiğime gideceğime pişman etmişti ve kafanız buhranlıyken bir de böyle bir deneyim yaşamak hiç hoş birşey değil. lgbt durumlarından haberi olmayan hatta daha kötüsü son derece yanlış şekilde haberdar olan ruh sağlığı çalışanları bulunmaktayken, psikolojik yardım ihtiyacınız olursa böyle birine çatmamak için tavsiye ihtiyacı oluyor. ben o tavsiyeleri çok zor buldum, buradan paylaşmak istedim, belki başka birilerinin işine yarar.

ankara
ceren göker
gökçe silsüpür
irem yıldız (madalyon psikiyatri merkezi)
harika özel (madalyon psikiyatri merkezi)
selçuk candansayar
koray başar (özellikle trans konularında)

istanbul
şahika yüksel (özellikle trans konularında)
seven kaptan
ardıl bayram şahin

izmir
ışıl vahip
nezaket kaya
nur engindeniz

cetad eğitimini tamamlamış terapistlerin türkiye genelindeki listesinden de faydalanılabilir. http://www.cetad.org.tr/listtherapists.aspx?menu=19

fiyatları ucuz değil, özeller seans başına 200-300 tl, devlet hastanesinde 110 tl muayene parası var. bulunduğunuz şehirdeki lgbt derneğiyle iletişime geçerek, müşkül durumdaki lgbt bireylere daha uygun fiyatlı hizmet veren psikolog tavsiyesi de isteyebilirsiniz.

ayrıca (bkz: lgbt psikolojik yardım)

ayı sözlük itiraf

bugün geyler lezbiyenler konferansı gala gecesindeydim. avrupanin her köşesinden queer kişilerle tanıştım. bulunduğumuz ülkenin başbakan yardımcısı çıktı konuşma yaptı, daha lgbt kişilere ne hakları vermeyi planladiklarindan bahsetti. maşallah, lezbiyen çiftlere ücretsiz ivf hizmeti bile veriliyor bu ülkede, biz türkiye'de bir yürüyüş bile yapamazken elalemin konuştuğu konulara bak. neyse iyi yedirip icirdiler. yarın sabahın köründen öğleden sonraya kadar da resepsiyonda durup gelene geçene yardım edicem. gönüllüluk güzel bir şey, ayrıca öğretici. şimdi de tramvaydayim, erkek arkadaşıma gidiyorum. bu geceyi onda geciricem, yarın türkiyeye ailesini ziyarete gidiyor, gitmeden birlikte olalım dedim. neyse onun yokluğunda bu konferansla şunla bunla oyalanacagim, gene iyi denk geldi. erkek arkadaşım dünya iyisi bir insan, onu bulmuş olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. allah herkese gönlüne göre birini versin inşallah. iyi geceler herkese.

heteroseksüel erkeklerin gaylerden çok daha yakışıklı ve cezbedici olması

uzun süreli ilişki

"ilişki emek istemez" diyebilen kişilerin cidden kaç düzgün ilişki yaşayabildiklerini, bu ilişki dediklerini kaç zaman kazasız belasız, saygı sevgi sınırları içerisinde götürebildiklerini merak ettim. varsa öyle kolay ilişki, açıklasınlar sırrını da bizler de faydalanalım.

benim tecrübem şu ki, ilişki gayet karşılıklı emek, fedakarlık, anlayış, özveri, gerektiğinde geri adım atmak, gerektiğinde suyuna gitmek vs. tarzı davranışlar gerektiriyor. öte yandan bunu sevdiğinizden, güvendiğinizden ve içinizden öyle geldiğinden yapmanız gerekiyor. eğer ilişki için gerekli o emeği kasarak, istemeyerek, zorla, lanet ede ede yapacaksanız, işte o ilişki gitmez. emek vermek ile zorlamak arasında bir fark var, o karıştırılmış sanırım.

hoşlanılan erkeğe açılamamak

valla gey milletinde böyle şeylerin olmaması gerekir zira bu tür başlıklardaki durumlar, daha çok orada burada gördüğünüz, size çekici gelen insanlara nasıl yaklaşacağınızı bilememeyi anlatır ama türkiye'de bir eşcinselseniz, orada burada gördüğünüz adamlara uluorta, eşcinsel olduğundan emin olmadan hiç açılmayın bence. karşınızdakinin eşcinsel olma olasılığı (ve bunu kabullenmiş olma olasılığı, ve birileriyle ilişkiye açık olma olasılığı vs) %2'den daha düşükken, bu kadar düşük bir yüzdeyle kocaman bir riske girmenin hiç bir mantığı yok. yok eşcinselliğinden emin gibisiniz ama eleman gene de açık etmiyor bu durumu, bu gibi tiplerle de uğraşmaya gerek yok, büyük ihtimal açıldığınızda "ne münasebet, sen beni ne zannettin vs" tarzı savunmaya geçecek, hiiiiiç ama hiç gereği yok böyle durumların. ulan sonuçta internet çağında yaşıyoruz, elinizin altında böyle bir nimet varken buradaki yüzlerce olasılığı değerlendirmeyip, bunun yerine böyle süper riskli işlere girmenin ne anlamı var? vay efendim ben aşık oldum galiba, vay efendim çok tatlı çocuk ama, vay efendim onun da benim gibi zedelenmiş duyguları var beni bir tek o anlarlar falan feşmekan... geçecen bunları, fasa fiso. gey dediğin adam akıllı olur, bu özellikle tehditlerle dolu cangıl dünyada geyler daha çocukluklarından başlayarak nasıl hayatta kalacaklarını sürekli hesaplayarak belli bir yaşa gelirler. böyle naif duygusallıkların hiç bir mantığı yok. elemana açılacan da seni bütün dünyaya ifşa etmeyecek, ba ba ba ba... sikerler öyle işi. böyle saçmalıklara girmek yerine alırsın eline interneti, tanışma sitelerinden sana mantıklı, aklı başında gelen profillerle şansını denersin, ki orada bile kendini kabullenememiş, aklı mantığı olmayan mal tiplerden bir sürü var, ama sonuçta senin kafana uyacak, cinselliğiyle belli bir noktaya kadar barışmış (en azından bir profil açabilecek kadar) tiplerle karşılaşma olasılığın daha yüksek. üstüne doğru dürüst bir profili de varsa, kendini düzgün cümlelerle ifade edebilmişse, eli yüzü düzgünse, zamanını ve duygularını böyle tiplerle iletişim kurmak için kullan. mal mısınız kardeşim sokakta, okulda, otobüste bilmemnerede gördüğünüz tatlı çocuğa, elinizde hiç bir başka veri yokken açılmaya? atatürk ne demiş, benim geyim akıllıdır, zekidir, çeviktir, aynı zamanda o aklını kullanmasını bilir. ne güzel demiş atamız. siz de atanızdan feyz alın ulan biraz. kıps, hadi yallah.

aileye ve yakın çevreye eşcinsel olduğunu açıklayamama nedenleri

içselleştirilmiş homofobinin insanlara neler yazdırabildiğini gösteren nedenler. eşcinsel kişilerin öncelikle kendi kafalarındaki önyargıları yıkabilmeleri gerekiyor ve bu bile oldukça sancılı ve emek isteyen bir süreç. okumak öğrenmek lazım, yoksa toplumun bizlere zerk ettiği homofobiyle kendimizi ve çevremizi algılıyor, sonra böyle yazılar yazıyoruz.

uzak mesafe ilişkisi

valla yıllardır yürüttüğüm ilişki türü. ilk başta aynı şehirdeydik, o nedenle temelimiz sağlam. sonra ayrı şehirlere düştük iş nedeniyle. istenirse her haftasonu gidilebilecek bir mesafede ama her haftasonu gitmek gelmek de yorucu olabiliyor. bir de ikimizin de bazı haftasonları yapacak başka bir işi oluyor. gene de ayda minimum bir-iki haftasonu görüşüyoruz. onun dışında her gün mutlaka telefon görüşmesi. bu herhalde ilişkiyi sürdürebilmek için en önemli şey. 7 yıldır babamın hastalığı nedeniyle iki-üç ay fiziksel olarak görüşemediğimiz oldu ama telefonla hiç görüşmediğimiz bir gün bile olmadı. tabii bu ilişkinin temelinde ciddi bir güven ve sevginin bulunması lazım. bu şekilde gidiyor valla, yakın zamanda bir araya gelebilecek gibi de gözükmüyoruz. belki böyle olması da iyi, arada sürekli bir özlem de oluyor, ilişki hızlı tüketilmiyor. bilmiyorum, her ilişki çok biricik dinamiklerle şekilleniyor. sana uyan başkasına uymaz. iki tarafın da ekonomik ve sosyal olarak belli bir rahatlık düzeyinde olması elzem bence. ayrıca ikimiz de tek yaşıyoruz, birimizden biri ailesi yanında olsa gene zor olurdu herhalde. ikimiz de bu ilişkinin ikimize çok iyi geldiğinin bilincindeyiz, o yüzden de koruyoruz. bir de ikimiz de öyle gözü dışarıda, seks yapmazsa ölecek tipler değiliz, işinde gücünde, belli bir yaşa gelmiş, hayatta ne istediğini iyi kötü çözmüş, evcimen tipleriz. bu nedenle zaten aramızda bir güven ortamı var. gelecekten ne beklemeliyim pek bilmiyorum ama şu zamana kadar götürdük işte, halimden memnunum. ideal dünyalarda yaşamıyoruz, herşey mükemmel olmazsa olmaz diyen biri de değilim. iyi ki böyle sevgi dolu bir ilişkim var diye yatıp kalkıp dua ediyorum aslına bakarsanız. düzgün, kafanın anlaştığı, seni seven, güvendiğin bir insan bulmak kolay değil, hatta bayağı şans. bunun çok bilincindeyim, o nedenle çok özen gösteriyorum bu ilişkiye. allah nazarlardan saklasın bizi.

ak parti lgbti bireyleri

bence ülkenin lgbt hak ve özgürlükleri hareketi için sağlıklı çalışması son derece elzem olan, görünürlüklerinin artmasını ve daha çok ortalarda seslerini çıkarmalarını can-ı gönülden dileyeceğim bir oluşum bu ak lgbt grubu. açıklamalarını okudum, hem bu ülkenin muhafazakarı hem de lgbt kişiler olarak tam da söylenmeleri beklenecek herşeyi söylemişler adamlar. eşcinselliklerini kabul ederek muhafazakar kimlik ile bağdaştırabilmeleri bile bence başlıbaşına çok olumlu bir gelişme. eminim ki bu ülkenin eşcinsellerinin ezici çoğunluğu, kendilerini anlamlandırma evresinde bu gurubun retoriğini görerek inanılmaz rahatlayacaklardır.

söylemlerinde çok da rahatsız edici birşey göremedim ben. en kötü tarafları, kendilerinin bu şekilde bir "ak lgbt" hareketi yapabilecek kadar cesaretlenebilecekleri bir ortamı hazırlayan bu ülkede 20 küsür senedir fena halde zor bir mücadele veren halihazırdaki anaakım lgbt hareketini "onlar terbiyesizler, onlar ahlaksızlar" şeklinde dışlamaları. ama bu tarzın da, destekleyicisi oldukları sağ hareketin sürekli yaptığı atatürk saldırıları ve "cehape zihniyeti" ötekileştirmelerinden temel olarak bir farkı olmadığı için, savundukları politik görüşle gayet tutarlı.

öte yandan şöyle bir paragraf açıklamaları da aslında bu ülkenin lgbt hareketi için hiç de fena gelmedi bana:

“bizler; cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan’ı ve ak parti’yi, ülkemiz ve geleceğimiz bakımından daima destekleyeceğiz. bundan kimsenin şüphesi olmasın. ülkemiz açısından yapılan onca yatırımı görmezden gelecek kadar nankör değiliz. lgbti hak ve özgürlükleri’nin, ak parti hükümeti tarafından mutlaka anayasada olacağından eminiz. gerekiyorsa hükümet ile anayasal hak ve özgürlükleri düzenleyen maddeler için çalışmaya da hazırız. eşcinselliğin, ülkemizde yeteri kadar anlatılmadığının ya da yanlış anlatıldığının farkındayız. insan olduğumuzun unutulup, özellikle tv kanallarında, eşcinsellerin bir komedi unsuru olarak işlenmesi, hakarete varan söylemlerin, onur kırıcı davranışların, ayrımcılığın, bir son bulması ve cinsel kimliğe bakılmaksızın kişisel hakların korunması, eşcinsellikten çok, insani bir hak olduğunu vurgulamak gerekir. 80 milyon insanın arasında lgbti bireyleride vardır. dışlamak, ötekileştirmek, hiç bir insani duygu ile bağdaşmamaktadır. lgbti bireyleri hak ve özgürlükleri bir lütuf değil. bir hak olduğunu bilmek gereklidir. bu sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde bu tür olaylara rastlamak mümkün. ben bunların, 2023 hedeflerine emin adımlarla ilerleyen türkiyemiz de çözüleceğinden eminim."

yine de gerçek ilerlemeyi bugüne kadar yaptığı gibi, bunların ahlaksızlar diye suçladığı halihazırdaki lgbt hareketi yapmaya devam edecektir. bu arkadaşlar onların açtığı yolu genişletirler ancak. ama halktaki geniş kitleler lgbtleri kabul edecekse de bu ak lgbtciler sayesinde olacak o da.

kılsız erkek

bal döküp yalamak gibi fantazileriniz varsa tercih edilesi erkek türü. ağza kıl gelince hoş olmuyor bence.