dorne+greyjoylar+tyrelller+dothrakiler+the unsullied, daenerys fazla güçlü oldu. eminim jon snow'la da iyi anlaşacak. düşman kim kaldı şimdi peki?
cersei lannister.
mad king'le falan kıyaslanıyordu ama mad king cersei'nin tırnağı bile olamaz zeka konusunda. tek zayıflığı çocuklarıydı, şimdi onlar da yok. jaime'yi de bu saatten sonra sallayacağını düşünmüyorum. bir de sırf tarzından dolayı kraliçe olarak kalmalı. dany gibi paçavralarla gezmiyor, allah gibi kadın.
margaery ve loras'a üzüldüm sadece. margaery'nin gizli bir planı falan vardır, kurtulurlar bir şekilde diye ümit ediyordum.
arya'yı beklemiyordum. freyler'den intikamı alanın lady stoneheart olmasını istiyordum içten içe. neyse bu da iyi oldu.
sezonun, hatta dizinin en iyi soundtrackiydi bu bölümde çalan.
efsanelere göre atalarımız uçan unicornlara binermiş. şimdi bu nadide hayvanların soyları tükenmiş olsa da queeriçemizde dört adet unicorn yumurtası olduğu söylenmekte. bu yumurtalar bir köpük partisinde çatlayacak, hanemizin dünyayı işgal etmesinde önemli bir rol oynayacaktır.
biricik gay motherım. house of hönönö'nün leydisi. hasretinden ne kilolar almışım ama değil mi? aksine baya da vermiş ama kendisi. artık kardeşimiz sanacak insanlar, gençleşme bi dur!
ya da durma. çünkü neyiz?
(bkz: elit ve anarşist)
korkarım. bir dakikadan fazla ölümü düşünmek kafayı yememe sebep olabiliyor. fakat sonra hiç doğmamış olmayı düşünüyorum. doğumumdan öncesi hakkında hiçbir fikrim, hissim ve hatıram olmadığını düşünmek beni rahatlatıyor. ölümün de bir farkı olmayacak muhtemelen. gerçi durmadan reenkarne olup pizzanın daha kaç nesil yaşayacağını görmek isterdim ama sağlık olsun.
alttaki yazar, öpüşmeyi özledin mi?
(bkz: the one)
uçuk, dramatik, belki fazla romantik. birini kendin kadar tanımak, birine kendine güvendiğin kadar güvenmek, birini her şeyden çok sevmek; mümkün değil gibi.
herkesin the one'ı kendisi, en azından aksini görene kadar böyle düşünüyorum.
dizi olarak devam etmesini çok isterdim fakat yine de hikayenin en azından bir kapanışı hak ettiğini düşünen hbo'ya teşekkürler, çoğu dizi bu kadar şanslı olamıyor.
(bkz: carnivale) * patrick bi düzene oturtsun her şeyi artık, ben de huzura kavuşacağım. *
gereklidir gerçekten. mesela gözüm doymadığı için yüz bin tane krep yaptım bugün. hepsini yiyip mide fesadı geçirmek gibi bir planım var hatta. hem de ramazanda. ah bu nefsimle ne yapacağım?
4 bölüm oldu şu ana kadar. ilk bölümdeki heyecanım tamamen sönmüş durumda.
--- spoiler ---
jesse'nin babası o kadar yanlış aktarılmış ki diziye içim acıdı. resmen kemerle çocuğu dövdü, o adam asla öyle bir şey yapmazdı. hadi yan karakterleri değiştirdiniz, preacher'ın kendisinin origin hikayesi neden değişti bu kadar? adam yobaz dinci bir şey olmuş lan herifi zorla imana getirdi şaka gibi. çizgi romandaki jesse kimsenin dinine, inancına falan karışmaz, kendi bile tanrıyı o kadar ciddiye almazdı. sezon finaline büyük bir şey bekliyorum ki karakteri değişime uğrasın, yoksa bok olma yolunda gidiyor dizi.
6. sezon 9. bölümü dizinin en iyilerinden biriydi, ne kadar her şey beklenildiği gibi gitse de.
--- spoiler ---
rickon'un öleceğini hepimiz biliyorduk, littlefinger'ın geleceğini de, ramsay'nin yenileceğini de. sürpriz bir şey yoktu yani, fakat başarısız olduğu anlamına gelmiyor bu. çok güzel bir savaş sahnesiydi. jon'un ezilmek üzere olduğu sahnede gerçek anlamda nefessiz kaldım özellikle. sonuna kadar yaşattılar savaş psikolojisini, hiç hoş bir şey olmadığını görmüş olduk.
dany ve greyjoy kardeşlerin anlaşması tatlı oldu. king's landing'de de margaery bir şekilde üste çıkarsa dany geldiğinde çok güzel bir kadın ittifakı kurulabilir. tyrell'ler direkt dany'nin yanında yer alır gibime geliyor.
son olarak bölümle ilgili en yaratıcı şey ramsay'nin ölümüydü. çok güzel bir son oldu onun için. yaptığı tüm götlüklerin (dizi, kitap, telltale oyunu) acısı çıktı.
ilk göz ağrım olan sevimli mi sevimli forum. kendinizi keşfeden taze bir ibne iseniz apollo abinizden azar işitip naramsin aplanızdan kucak dolusu kokulu öpücük alabilirsiniz. ya da tam tersi.
en kısa zamanda geri döneceğim forumdur.
bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.
dragon age'in ilk oyunudur. rpg'nin hasıdır. tekrar tekrar oynanılası oyundur.
hikaye thedas adlı bir dünyada, ferelden ülkesinde geçiyor. darkspawn adlı yaratıkların yaptığı blight denen istilalar yüzyıllardır dünyayı tehdit ediyor. grey wardens adlı savaşcı bir grup da dünyayı birleştirerek blightlara son verme görevini üstleniyor.
5. blight kapıdayken dahil oluyoruz oyuna. grey warden lideri olan duncan adlı abimiz, başta yarattığımız karaktere göre bizi grey wardens'a alıyor. mesela cüceyseniz orzammar adlı yeraltı şehrinden geçiyor o sırada duncan. ya da insansanız duncan soylu ailenizi ziyaret ettiği zaman karşılaşıyorsunuz. elfseniz ya şehirde varoşlarda yaşıyorsunuz ya da ormanda bir elf kabilesinde. son olarak büyücüyseniz (hangi ırk olduğu fark etmeksizin) circle denen büyücü kulesinden giriyorsunuz grey wardens'a.
ben oyunu üç kere bitirdim. üçünde de büyücüydüm. oynaması en zevkli sınıf bence. ayrıca oyunun ana çatışmalarından biri olan mage-templar çatışmasının merkezinde oluyorsunuz. templarlar, yani tapınakçılar, chantry denilen dini oluşumun bünyesinde, görevi büyücüleri dizginlemek olan askerler. büyücüler zamanında (yüzyıllar öncesinde) özellikle kan büyüsü denen büyüyle herkese çok çektirdiğinden, büyücüleri küçükken ailelerinden koparıp circle'a kapatıyorlar. büyücüler de burada eğitim alıyor, burada yaşıyor. bir nevi ev hapsinde oluyorlar.
karakterinize göre giriş bölümünüzü bitirdikten sonra yavaş yavaş oyun ilerliyor ve grubunuza elemanlar eklenmeye başlıyor. dragon age'in en önemli özelliği burada devreye giriyor zaten: karakterler ve karakter gelişimi.
yoldaşlarınızla oyun boyunca diyalog halinde oluyorsunuz. seçimlerinizden etkileniyorlar, tepki veriyorlar. hayat hikayelerini öğreniyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz ve hatta aşk yaşayabiliyorsunuz. yapay zeka tavan yapmış oyunda. karakterler o kadar gerçekçi ki biriyle tartıştığınızda gerçekten sinirlenebiliyor, arkadaş olduğunuzda mutlu oluyorsunuz.
ilk iki oyunumda alistair adlı templar bir delikanlıyla ilişki yaşadım. spoiler vermeyim ama terk etti beni ikisinde de.
üçüncü oyunumda ise leliana adlı bard bir kadınla aşk yaşadım. sonsuza kadar da mutlu yaşadık hatta. (arada diğer grup üyeleriyle tatlı kaçamaklar yaşadım tabi)
oyunun en sağlam karakteri ise morrigan adında bir cadı. kendisi circle'a bağlı olmayan bir büyücü. yani bir apostate. hayatı boyunca korcari ormanlarında annesiyle yaşamış. annesi dediğimse flemeth adlı yaşlı bir büyücü. flemeth efsanelerde ismi geçen bir orman cadısı. morrigan kendine özgü bir havaya sahip. feminist, ateist, agresif fakat arkadaş oldukça yumuşayabilen (sadece size) harika bir kadın. mesela oyun boyunca leliana'yla tanrının varlığını tartışıp durur. değişik felsefelere sahiptir.
yani oyun seçeneklerinizle ilerleyen, adeta yaşayan bir oyun. 5. blight'ı önlemek için dünyayı birleştiriyorsunuz ve türlü türlü macera yaşıyorsunuz.
kısaca bir rpg klasiği.
arkadaşlar inanmayın buna, a4 kağıtta fotoğrafla olmaz bu işler. platoniğinizin tükürüğü, saç teli, tırnağı falan lazım. çok daha güçlü olmasını istiyorsanız bir damla kan hatta, bakın bu da yılların vampirinden tavsiye size. ah bu günümüz büyücüleri... 3d printerla voodoo doll yapacaklar utanmasalar.
hatalı bir gözlem. ben ldp'liyim mesela. barajı kaldıracağını güvenerek verdim oyumu hdp'ye, pişman da değilim. sığ bir yorum olacak ama akp'ye koyduk mu? koyduk.
şu saatten sonra tek istediğim şey barış ve akan kanın durması. eminim hdp'ye oy veren diğer insanların istediği de bu. türkiye intikam döngüsünü kırarsa iyi yerlere gelecektir, artık umutla bakıyorum buna.
henüz gerçekleşen sevindirici olay. obama şu tweeti attı ardından:
"today is a big step in our march toward equality. gay and lesbian couples now have the right to marry, just like anyone else. #lovewins"
kendine ve diğerlerine nefret kusmaktan mütevellit sevmenin ve sevilmenin, saf ve karmaşık duyguların, özlemenin ve özlenmenin tadına bakamamış trajik insanların olmadığını iddaa ettiği duygu.
iki gey bi taksiciyle yattı diye (ki yatabilir kimseyi ilgilendirmiyor bu) (rastgele cinsel ilişkiye giren heteroseksüellerin aşkında bir sıkıntı yok ama değil mi?) koskoca aşk kavramını sikiş sokuşa indirgeyebilen çirkin zihniyetleri gösteren başlık ayrıca. uzaktan bakıp ağlayarak otuz bir çekmeye devam edin neden kimse beni sevmiyor diye. biz de yorulmalayım siz de.
bugün yürüyüşe başlayayım dedim, gittim bir yürüyüş parkuruna yürümeye başladım emekli amcalar gibi. emekli amca demişken üç-dört tur attıktan sonra eşofmanlı bir amca jet hızıyla yürüyerek yanımdan geçti. ben de gaza geldim tabi, kaç yaşında amca bana parkurun tozunu attırıyor. hızlandım, deli gibi yürümeye başladım ve sonunda yetiştim amcaya. bi yan gözle baktı bana ve "hmpf"* efektiyle bastı yine gaza. iyice dellendim bu sefer, ride the lightning'i açarak yürüyüş atletine bağladım hemen. evet amcayı geçtim baya fakat vücudumu hissetmiyorum sözlük.
özet: spordan nefret ediyorum.
istabul'daki ilk günümde katıldığım (ve ilk katıldığım) zirve oldu. bu kadar tatlı insanı bir arada görmek gerçekten mutlu etti. dark bear'a teşekkürlerimi borç bilirim.*
öyle bir şey yoktur. ortada bir çatışma da yoktur. hdp'nin varlığını kabullenememiş insanların demokratik hakkını kullanan insanlara hakaret etmesi ve ülkenin %13'ünü terörist ilan etmesi vardır. varsın etsinler. nefret etmek kolay iş.
zorlama edebiyatçılar yüzünden çaya olan sevgimi dile getiremiyorum. valla fantastik edebiyat dışında edebiyat kültürüm çok yoktur, twitter'da cemal süreya rt'lemiyorum, zeki demirkubuz izlemiyorum. ama çayın yeri çok ayrı bende ya. şu an yazdığım bu girdiyi eksilemek istiyorum mesela, bu zihniyeti yaratana lanet olsun. *