antti

Durum: 797 - 0 - 0 - 0 - 25.10.2025 10:30

Puan: 13602 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 40

queer eye for the straight guy

ülkemizde yayınlanırken tanıtımlarında " delikanlılığın kitabına parfüm sıkan şov" şeklinde çok über yaratıcı, metni yazan eleman bu lafı bulmak için çok düşündü mü acaba diye sordurtan bir lafla tanıtılıyordu. ilahi

queer eye for the straight guy

pasaklı, kendine bakamaz, evi pislik içinde, fast food ile geçinen, üstü başı dökülen veya hip olmayan şeyler giyen ve hayatından şikayet edip kızarkadaşım beni niye terketti diye düşünen stereotipik karşıcinsel adamların evine giren ve bu adamları "adam eden", üstünü başını düzeltip evini dekore edip kızlara nasıl davranmasını gerektiğini anlatıp biraz "kadın ruhu"ndan anlamalarını sağlayan bir grup fazla feminen, fazla şen şakrak gey adamı gösteren televizyon şovu. ilk çıktığında enteresan gelmişti, çok da popüler olmuştu da bir noktadan sonra fazla klişeler üzerine kurulu olduğu için baymıştı.

kendine güveni artırma yolları

- eşcinselliğinizle, cinsel kimliğinizle barışık olmak.

- spor yapmak, hem yaparken salgılanan serotonin için, hem bir oyun oynuyorsanız hissedilen takım içinde olma duygusu için, hem daha sağlıklı olmak için, hem güzelleşen bir vücut için, hem zamanımı iyi değerlendirdim duygusu için vs.

- eğitim seviyesini artırmak

- (tercihen para da eden) bir konuda uzmanlaşmak

- işinin olması, işinden iyi gelir sağlıyor olmak, işinin uzmanı olmak, işini sevmek, yaptığın işin sana anlamlı ve işe yarar gelmesi, manevi tatmin elde etmek, işinde soru sorulan ve sorumluluk verilen kişi olmak.

- aileyle iyi ilişkiler sahibi olmak

- sağlam bir arkadaş çevresi olmak, iyi sosyal çevreler içinde bulunmak, aranılan kişi olmak, özgüven zedeleyici insanlardan uzak durmak, aksine insanı destekleyen ve geliştiren kişilerle beraber olmaya çalışmak.

- sevgi ve güven dolu bir ilişkin, güvenebileceğin, sağlam, seni kollayan, senin dertlerini paylaşan partnerinin olması.

- maddi imkanlarında belli bir rahatlık seviyesi yakalamak, ev sahibi olmak.

- sağlıklı olmak, kimseye muhtaç durumda olmamak.

- başladığınız işi yarım bırakmamak, insanlara verdiğiniz sözleri tutmak, dürüst olmak.

- geleceğiniz konusunda bir vizyon sahibi olmak ve o vizyona ulaşmak için yapmanız gerekenleri bilmek.

- bütün bunlardan yalnız daha üstün olan birşey var ki, o da bir şekilde elde edilmiş ve durumlar ne kadar olumsuz olursa olsun insana azim veren, kişiliğe sinmiş bir kendine güven duygusu. bunu sonradan elde etmek bayağı güç, böyle insanlara da gıpta etmemek elde değil.

kendine güvensizlik

lgbt bireylerin ergenliklerinde yaşadıkları ötekileştirme, aşağılanma, dışlanma gibi travmatik olaylar sonucunda sıklıkla geliştirdikleri psikolojik problem.

legato

lezbiyen gay topluluğu. 1996 yılında üniversitelerdeki lgbt öğrencileri birleştirmek üzere ortaya çıkmış fakat fazla uzun süre varlığını sürdürememiş proje grup.

üniversitelerdeki lgbt toplulukları

türkiye'deki ilki boğaziçi üniversitesi'nde kurulmuş olan legato.

türkiye'de üniversite yönetimi tarafından resmi olarak tanınan ilk topluluk ise bilgi gökkuşağı lgbt kulübü

bunun dışında benim bildiğim odtü lgbt dayanışması var fakat resmileşemedi, sonra da dağıldı sanırım.

istanbul üniversitesi'nde iü radar

sissy

ingilizce efemine, kıza benzeyen davranışları olan erkek.

kızlar için karşıtı ise (bkz: tomboy)

ayı sözlük yazarlarının en sevdiği youtuber'lar

maalesef hepsi ingilizce bilenler için, benim seçkim şu şekilde:

1. öncelikle kesinlikle ama kesinlikle: https://www.youtube.com/user/schooloflifechannel

ufkunuz üçbinbeşyüz açılacak. bunu çok severseniz, teded'i de önerebilirim.

2. hem yakışıklı hem psikolog hem eşcinsel: işte matthew j. dempsey: https://www.youtube.com/user/matthewjdempsey

videoları hem eşcinselleri ilgilendiren güzel psikolojik konulara değiniyor, hem de adamın anlatış tarzı çok tatlı, ayrıca adamın kendisi de çok tatlı.

3. eşcinsellerin gerçek hayat hikayelerini anlattığı enteresan röportajlar barındıran https://www.youtube.com/user/imfromdriftwood

4. eşcinsel yaşam koçu: https://www.youtube.com/user/paulangelovideo

5. bir eşcinsel sözlüğünde böyle bir başlığın altında bu elemandan bahsedilmemişse, ancak oha diyorum (bkz: davey wavey)

spor salonu

çalıştığım spor salonunda bir kaslı abi var (aslında bir çok var da ben birinden bahsediyorm), abi şu adını bilmediğim aşırı dekolte, askıları ince ve kol altı boşluğu da oldukça derin, işte badicilerin giymeyi pek sevdiği atletlerden giyiyor. adamın vücudu çok güzel, dahası o atlet sürekli yana kayıyor ve bir memesi dışarıda dolanıyor, adam aklımı başımdan alıyor. adamla set aralarını ortak getirmeye ve karşından yürüyerek uzun süre dikizlemeye çalışıyorum, herfifin memeye kilitlenip kalıyorum. böyle atlet olmaz olsun, bu abinin çalışmasına denk geldiğim antrenmanlarım, sayesinde acaip konsantrasyonsuz geçiyor. işin enteresanı abinin hiç umurunda değil sanırım aşırı erotik bir ortam sergilediği, ya da aslında galiba benden başka kimse görmüyor o memeyi sanırım. çok zor bişi amk eşcinsel olmak, gecenin kaçı oldu, abi aklımda hala. şöyle umarsızca yapılan seksi hareketler kadar tahrik edici bişi yok herhalde. aynı adamı üstsüz görsem bu kadar etkilenmem ama bu şekilde kazara erotik ortalar açmalar ve bundan umarsızca ortada dolaşmalar falan çok feci manyak libido gazlayıcı valla.

cinsel eğitim

ülkemizde doğru düzgün verilmeyen, sadece biyoloji derslerinde erkek ve kadınların üremelerinin anlatıldığı, insan hayatının çok önemli bir parçası olan cinsellik anlatılması yerine kurbağanın kalbinin kaç odacıklı olduğundan, alpaslanın malazgirt savaşı öncesi giydiği beyaz elbiseye, fuzulinin bilmemne şiirine kadar bir yığın gereksiz saçmalık öğretilmekte.

oysa cinsellik nedir, neden önemlidir, ikili ilişkiler nasıl kurulur, cinsel hastalıklar nelerdir, nasıl korunulur, güvenli seks nedir, farklı cinsellikler, cinsel kimlikler nedir, ne tür cinsel sorunlar yaşanabilir gibi hayati konuların örgün öğretimde öğretilmesi gerekmekte kesinlikle.

mrb

dünyanın en kötü tanışma başlangıcı mesajı olabilir, tabii ki kardeşi slm ile birlikte.

anlamı "önüme gelene minimum eforla mesaj sallıyorum, profili fotosu falan önemli değil, ya da çok üşengecim, ya da malın önde gideniyim" şeklindedir.

boysan yakar

aykut atasay 9.9.2015

boysan

pazar sabahı facebook'ta öldüğün haberini okuyunca kanım dondu. uzay boşluğunda salınma hali gibi. kendimle ve etrafımla tam bir kopukluk. bir süre sonra yukarı anneme çıktım ve ona haberi verdiğimde katıla katıla ağlamaya başladı ama ben yine donuktum. ''dört yıl baktım ona'' diyordu, başka bir şey demiyordu. hatırlarsın 'ikinci oğlum' derdi sana. iki saat sonra evimde seminer verecektim lakin odağım şaşmıştı; sokağa çıktım, açılayım, yaşadığımı fark ediyim diye. bir süre sonra zehra geldi, yavaş yavaş idrak etmeye başladım evime insanların geleceğini ama çeki düzen vermekte zorlanıyordum kendime. gelenler geldi ve seminerin en başında olanı biteni, halimi paylaştım, o sırada duygularımla yavaş yavaş temas kurmaya başladım. seminer bir şekilde aktı, arada telefona gözüm kaydığında beni arayanların, mesaj atanların olduğunu gördüm sürekli. ciddi anlamda şaşırıyordum, insanlar beni bilgilendiriyor, baş sağlığı diliyordu. şaşırmıştım çünkü eğer biri güncel olarak yaşamında değilse birinin, o kişiye böyle ölüm kalım haberleri gitmezdi, önemsenmezdi diye bir yargım varmış, onu fark ettim bu şaşkınlık haliyle kalınca. yaklaşık yedi yıldır toplasan 10 dakika sohbet etmediğim eski sevgilimle ilgili taziyeler, haberler geliyordu. hayatında kıymetli bir yerim olduğunu hatırlamama destek oldu bu aramalar sormalar. akşam cihan ile görüşmeyi seçtim. desteğe ihtiyacım vardı. onun da yıkıldığını, üzüldüğünü görünce şaşırdım; meğer onun için de kıymetliymişsin. ertesi sabah uyandığımda seni tanıyan akrabalarım, annemin arkadaşları annemi aramışlar ''bu boysan, o boysan mı?'' diye, şaşkınlığım hala devam ediyordu.

camiye gelirken donukluğum bakiydi. henüz ağlamamıştım, idrak etmemiştim vefat ettiğini. cami girişinde ablanı gördüm. sımsıkı sarıldık, bana ''seni ne kadar çok seviyordu biliyorsun, senin için regresyon bile yaptı'' dedi. şaşkınlığım iyice arttı. avlu çok kalabalıktı, gözüme çarpan herkesi neredeyse tanıyordum, yıllar olmuştu görmeyeli birçok kişiyi. her biriyle kucaklaşıp sarıldığımda anılar pörtlemeye başladı zihnimde, bu insanlarla birlikte ortak yaşadıklarımız. işte o zaman tenimi, içimi hisseder olmaya başladım; acı, üzüntü, özlem yavaş yavaş beliriyordu. sonra korkarak tabuta yaklaştım ve tabutun yanında benim atletimi giydiğin çerçeveli fotoğrafı görünce ölmüş olduğuna aydım ve katılarak ağlamaya başladım michelle'in kollarında. başımı kaldırdığımda babanı gördüm, ona sarıldım. tarabya'daki evinizde ailecek yaptığımız kahvaltılar, sohbetler aklıma üşüşüverdi babanın kollarında. annenin başı kalabalıktı. su yeşili gözleri kan çanağı olmuştu. onla da sarıldık, çok zor oldu benim için. sonra hayatımda ilk kez bir tabutun yanına yaklaştım, baran'ın varlığından destek alıyordum yanımda, ilişkimizin ilk yılında rahat rahat birlikte uyuyalım, sevişelim diye yuvasını açan baran'ın. karşımda baban, etrafta tanıdık üzgün yüzlerle başında bekledim. yine ilk kez bir tabutu taşıma cesareti ve isteği duydum, ağırlığını son kez hissedeyim diye. mezarlıkta, yasmin ajda'nın ''ya sonra'' şarkısını söylemeye başladığında senin adına mutlu oldum. sözleri dokunsa da, varlığını kutlama gibiydi bu en sevdiğin şarkılardan biri benim için. annen, ablan ve babanla mezarda yeniden biraraya gelmeye gönlüm dayanmadı, oradan usulca uzaklaştım tek başıma.

pazartesi ve salı ''daha çok gençti'', ''yapacak tonla güzel hayali, işi vardı'', ''nerede ilahi adalet?'' gibi serzenişlerde bulundukça, fark ettim ki hem senin içimdeki varlığından kopuyordum hem de hayattan. olanla nasıl kalabilir, olanı nasıl kabul eder ve yol alabilirdim, pek emin değildim. çünkü sanırım sevdiğinin ölüm haberini almak, hayatın akışına dair en büyük hayırımız, itirazımız. neden, nasıl olur, niye o, neden şimdi? gibi soruların cevabı yok böyle bir durumda. oldu işte. oldu ve bu haberi alanlar darmadağın oldu. ilk kez bir ölüm haberinde ne kendi ölüm korkumla, kaygımla kalmayı, ne başına gelenden dolayı hayatı, birilerini suçlamayı seçmek istemiyordum, çünkü senden kopuyordum. ölüm haberin sonrası yaşadığım tüm şaşkınlarda gördüm ki senle ne olmuşsa bir şekilde içimdeki o sevgi bağını bastırmayı seçmişim, bunu fark ettiğimde çok üzüldüm ve bu kişisel gelecek endişesiyle ya da yaşama lanet okuma haliyle kalmayı gerçekten istemedim. seni arıyordum içerlerde bir yerde ve yeniden karşılaşmak istiyordum seninle.

dün akşam cihan ile telefonda konuşurken ona neden bu kadar etkilendiğini sordum senin ölümünden. o da bana seninle aranızda fark etmediği bir bağ oluştuğunu, seni hiç tanımasa da çok sevdiğini ve seninle yüz yüze gelip konuşamadığı için bunca geçen yılda üzüntü hissettiğini belirtti. bu duyduklarım ilaç gibi geldi bana ve bir fişeği ateşledi kalbimde. aşık olup senden ayrıldığım insan, senle o günlerin acılarına dair iletişime geçmek istiyormuş meğer. bir kez daha şaştım. şaşkınlık halinde şunu hatırladım. ben senden ayrılıp cihan ile ilişki yaşamaya başladığım ilk beş-altı ay yüzde elli sen, yüzde elli cihan olarak yaşadım. ve o an fark ettim ki hem bu halle kalmamak ve cihan'a dikkatimi vermek hem de yaşadığın o büyük acıdan dolayı kendimi suçlamayı bırakmak adına içimdeki bağı kesmeyi seçmişim. pazar günü eski bilgisayarımı açıp senle birlikte çekilen fotoğraflarımızı aradığımda bir tane bile bulamadım, hepsini silmişim. bunu fark edince büyük bir üzüntü çöktü içime. hayat bu ya, onca yıl da karşılaştırmadı bizi orada burada. ayrılığın ilk aylarında da çok istedim yeni bir aşkın olsun, ayrılığımızın acısını kolayca unut diye.

utandığım ve suçluluk hissettiğim için seninle iletişimimi kesmişim. son aylarda yeniden facebook arkadaşı olduğumuzda daha bir yanaşasım gelmişti sana yeniden bağlarımızı kuvvetlendirmek için. lakin yaşam hazır olmamızı, senin veya benim adım atmamı beklemedi. dün gece ve bu sabahtan beri de sadece şunu yapıyorum, kendimi anılarımıza açıyorum, neler geliyorsa sadece duygusunu yaşamaya izin veriyorum. bedük konserinde sahne almadan önce tüm vücudunu gri spreyle boyadığım anı, bozcaada'yı gezdirişini, üniversiteden mezun olasın diye bitirmeye çalıştığımız işler için sabahladığımız geceleri, sarhoş sarhoş topuklu ayakkabılarınla sabaha karşı istiklal caddesi'nde rahatça yürüyesin diye kendimi sana siper edip veletlerden yediğim tekmeleri, gönlümü almak için hazırladığın kahvaltıları, birlikte ürettiğimizi belgesellerin söyleşi kısımlarında benle sahnede yer alışını, annemin odamda dudak dudağa öpüştüğümüz anda kapıyı açıp bizi görmesini, kavga ettiğimizde kendini tuvalete kitlemelerini, bana ''aakutesk'' diyeşini, kafanı öne eğip, dudaklarını büzüştürüp bana bakmanı, baban fark etmesin diye yan odadaki yatağı her sabah yalandan dağınık bırakmayı ve tonla anıya açıyorum kendimi. üzülüyorum, mutlu oluyorum, gözlerim doluyor, boğazım düğümleniyor. seni yıllar sonra yeniden yaşıyorum. keşke'ler beliriveriyor bazen, onları da bundan sonraki yakın ilişkilerimde emek ve özen göstermeye dikkat koymak adına küpe yapıyorum kulağıma.

ne çok insana dokunmuşsun, onları kucaklayıp sevmişsin, bir kez daha tanık oldum ve imrendim cenazende. senin girişkenliğini,yakınlığını, insanlara olan düşkünlüğünü ve sıcaklığını hep gıptayla izlemiştim. ne kadar dolu dolu bir 31 yıl yaşamışsın diye de içimden geçirdim ve mutlu oldum. seni içimde taşımaya ve insan ilişkilerine özen konusunda seni bundan sonra kendime ilham kaynağı olarak almaya niyet koyuyorum. manen kolumdasın, madden olamasan da.

varsa hallolmamış meselerimiz ve varsa bir dahaki yaşam diye bir şey, seve seve yeniden başka bedenlerde karşılaşmaya istekliyim seninle. bu yazdıklarımı okuyacağına, okurken gülümseyip bir yandan ağlayacağına dair niyeyse bir inanç var içimde.

öpüyorum minik burnundan.

(yazarının kamuya açık facebook profilinden alıntıdır. oldukça duygulu ve güçlü bir yazıydı ve o günlerde beni çok etkilemişti. boysan'ın anısına paylaşmak istedim, istek gelirse kaldırabilirim)

viagra

erektil disfonksiyon sorunu yaşayan erkeklerin kullandığı ilaç. rahmetli barış mançoyu da mezara gönderen ilaç hatta.

ereksiyon

kadınlarla cinsellik yaşayan eşcinsel erkeklerin, cinsel ilişki sırasında kaybetmekten çok korktukları, ereksiyon olamazsam veya ereksiyonu koruyamazsam eşcinsel olduğum anlaşılır mı diye heyecan yapmaktan dolayı oluşan stresten bu sefer ereksiyonlarını kaybetmelerine neden olan, bu şekilde siktiriboktan bir kısırdöngü yaratan mevzu. cinsel ilişki pek strese gelmediği için, performans kaygısı yaşayan erkekler, aşırı kaygıdan dolayı da zor zamanlar geçiriyorlar. oysa cinsel ilişki performans, çocuk yapmak, skor elde etmek gibi kaygılardan uzakta, asıl olması gerektiği gibi belki de sadece sevgiyi iletmenin bir yolu olarak görülse, bu erektil mevzular işin doğalına bırakılsa daha güzel bir cinsellik yaşanır.

çok mu polyanna oldu?

milli olmak

ilk cinsel deneyime argoda verilen ad. genelde eşcinsel erkeklerin çoğunun bir kadınla yaşadıkları aktivite.

oğlunu geneleve götüren baba

bir türk geleneği.

aman eşcinselliğe sapmasın diye veya eşcinsel olduğundan şüphelenilen oğulların da götürüldüğü oluyor. hatta geçenlerde bu durumla ilgili bir haber vardı, çocuk ciddi bir travma geçirmişti, çocuğa psikolojik şiddetten dava mı ne açılmıştı babaya, durum neydi tam hatırlayamadım gerçi.

cinsellik

benim için, eşcinselliğimle barışana kadar dünyanın en kafa karıştırıcı şeyiydi sanırım. gerçi hala da herşeyi süper anlamlandırabiliyor değilim ama en azından içimdeki duygularla sürekli çatışma halinde olmamak, cinsellikle ilgili şeyleri içimden geliyorsa doğru, gelmiyorsa doğru değil şeklinde bir rahatlıkla sınıflandırmak daha rahatlatıcı birşey. öteki türlü sürekli olarak "doğru olan nedir, ne yapmam, nasıl davranmam gerekiyor, bu kızı şimdi öpmeli miyim yoksa çok üstüne gitmemeli miyim, beni arzuluyor ama ben onu istiyor muyum, istiyorsam nereye kadar istiyorum, sadece yanında olmak, yalnızlığın verdiği acıdan sıyrılmak için mi onlayım yoksa aşık mıyım, aşık olmak ne demek peki, aşk olmadan cinsellik olabilir mi, seviştiğim her kişiye aşık mı oluyorum" tarzında trimilyon tane soru sorup hiçbirinin cevabını da gönül rahatlığıyla verememek çok boktan birşeydi. allahtan bu hengame içinde evlenmedim bir de üstüne, zira işleri daha da karmaşıklaştırırdı bu.

do i sound gay

gazeteci david thorpe'un 2014 yılında kickstarter'dan kitle fonlama yöntemiyle finanse ederek yaptığı, gerçekten bir eşcinsel ses tonu var mıdır, gerçekten gey gibi konuşmak mümkün mü, gey olduğunuzun anlaşılmaması için konuşmanızı ne şekilde değiştirmeniz gerekir, bu soruları dilbilimcilere, ses mühendislerine, şarkıcılara, ünlülere, yoldan geçenlere sorarak yanıt aramaya çalıştığı, eşcinsel ses tonu diye birşey varsa özelliklerini ortaya çıkarmaya çalıştığı, bu çalışmalar üzerinden de aslında inceden eşcinseller arasındaki içselleştirilmiş homofobiye ve eşcinsel stereotipleştirmesiyle dalga geçtiği, oldukça komik ve eğlenceli olabilen enteresan bir film "sesim gey geliyor mu?".

star wars

ben çocukkene bu filmdeki luke skywalker namlı mark hamill abiye bayılırdım, tam o dönemki fetişlerime uygun şekilde sarışın, mavi gözlü ve iyi aile evladı modunda temiz yüzlü bir abimizdi. ikinci filmin başında kimonomsu birşeyle arzı endam ederdi hatta, o aradan kılsız göğsü görünürdü, içim bi hoş olurdu. daha sonra aradan yıllar geçti, filmi tekrar izlediğimde bu mark abi gözüme çok şapşal gözüktü, film de zaten çocukken gelen büyüleyici özelliğini yitirmişti biraz zira tüm o efektler falan eyvallah da içerik olarak son derece bayık bir konusu olduğunu farketmiştim. özellikle üçüncü film içinize fenalıklar getiriyor. yeni çekilen üç filmi seyretmedim hiç, çok sevmiyorum sanırım böyle filmleri.

autofellatio

kendi kendine oral seks yapmak. bunun için bittabi göbeksiz ve bayağı bir esnek olmanız gerekiyor. gerçi bunlar yerine bir itfaiye hortumunuz varsa da sorun olmayabilir.
  • /
  • 40

evdeki bütün dolapların ağzına kadar dolu olması

kendi odam harici bizim evdede bu durum söz konusu. ayrica buna ek olarak birnirinden bağimsiz esya kombinasyonlarida söz konusu. bunun sosyoekonomik durumla alakasi olduğu kadar bence kişisel seçimler dogrultusunda da geliştiğini düşünüyorum. birsuru farkli bardak, tabak takımı, bircok farkli nevresim, ivir zivir hiç bilmiyorum... zaten anneannem gecekondu ile başlamiş hayatinda, annemde gece konduda büyümüş. toplayicilik ve serbest birakamama hali soz konusu. ben çok sıkılıyorum bu düzensizlil ve karmasadan mesela. ablam evden tasindi ve ben onun odasina geçtim. annem benim odamı da doldurdu uç ay icerisinde. saka gibi. tabii ki çöp ev değil ama çok fazla esyada yok değil.
benim bazamin altini bosalttiğim için ve hicbir sey istemediğim için odamda, yatagimin altinda da icten içe arzusu var ama caktirmiyor. ben de annemin aksine çok minimalist oldum. bir bavula sigacak kadar esyam var. baska da bir seyim yok. tabii kitaplarim hariç... çok sey attim, yok ettim, hediye ettim. hayatimda da hicbir sey degismedi. esyalarla iliskimize goz atmamiz gerekiyor.

one child nation

çin’in 1979’dan 2015’e kadar uyguladığı tek çocuk politikasının toplumda yarattığı etkileri ele alan 2019 yapımı bir belgesel. bu kadar uzun bir süre bu politikanın uygulanmış olması, toplumun sessiz kalarak boyun eğmesi gerçekten üzücü.

la serenissima

bir dönem sanırım tvlerde sinyal müziği, jenerik müziği o bu müziği için çokça kullanılmış parça. ben aşağıdaki rondo veneziano halinden bahsediyorum.

şarjlı dikey süpürge

böyle başlıklar subliminal mesaj içeriyor genelde. yoksa kim ne yapsın ayı sözlükte elektrikli süpürge entrisini. cihat deyince nasıl aklımıza erotik geliyorsa dik duran sert bişeyden bahsediyor yazar kör göze parmak sokar gibi. şarjlı diye belirtiyor yani tekrar tekrar yapabilirim diyor. vakumlu bir cihaz seçilmesi de tesadüf değil tabi ki!!

geylerin şehir merkezinde yaşamayı tercih etmesi

çocuk olunca arabasız olmuyor. araba olunca da şehir merkezi tam bir işkence. evimin önünde otopark olmasına rağmen arabamı çıkarmaktan, trafiğe girmekten gittiğim yerde park yeri atamaktan nefret ediyorum. o yüzden heteroseksüeller bir süre sonra şehrin çeperlerine sürüklenirken gayler dayanabiliyor merkezde olmanın bu negatif taraflarına.

Toplam entry sayısı: 797

ayı sözlük günlük

geçen cumartesi günü bir çift olarak bir akşam yemeğine çağırıldık. erkek arkadaşım iki şişe şarap almış, ben de güzel bir çiçek yaptırdım, onu götürdük. çağıran kişi erkek arkadaşımın italyan yoga hocası. yemekte bir çift daha vardı, bir karı-koca daha. böylece biri eşcinsel 3 çift olarak akşam yemeği yedik. son derece de normal geçti. ama tabii benim için bir başka ilk oldu.

dün akşam da ev partisine çağırdı beni erkek arkadaşım, oraya gittim, orada da 8-9 kişi kadardık. yemek sofrasında erkek arkadaşım "aşkım kırmayıp geldiğin için teşekkür ederim" dedi, sonra da herkese "antti benim hayatımdaki en güzel şey" diye beni takdim etti. herkes gülümsedi falan. o sofradaki tek eşcinsel çift de bizdik bu arada. vallaha rüya gibi geliyor bu olan bitenler. nazar değdirmeyin ha, umarım hepiniz bu şekilde olan ortamları yaşarsınız. erkek arkadaşım benim hayatımda en önemli rol modelim oldu. aslında açıldıktan sonra türkiye'deki kendi arkadaş çevremde de bu şekilde erkek arkadaşımı tanıştırabilirim gibi geldi. yalnız yurtdışında bu işler daha kolay evet.

hayırlı evlat

ana babasına ileri yaşlarında destek olan kişi sanırım. babamın son ameliyatinda yanında oldum, iki hafta yanlarında kaldım. babamı sağ salim çıkardık hastaneden. yaşlanınca insanlar bir gariban kalıyorlar. anne babamın bankacılık ve edevlet işlemleriyle, cep telefonu problemleriyle, vergi fatura ödemeleriyle falan ben uğraşıyorum uzunca bir süredir. son bir kaç yıldır yurtdisina tatillere götürüyorum. bu son yanlarında bulunusumda da babamın eskiyen cep telefonunu yeniledim, evin de temizliği kolaylaşsın diye şarjlı dikey süpürge aldım, sonra da evi bütün dolapları sifonyerleri çeke çeke bir güzel temizledim. evleri çöp evden hallice, annem herseyi biriktiriyor. evde geçirdiğim süre boyunca gizli gizli torba torba eşya da attım, eski gazeteler, kağıtlar, torbalar, plastik kutular, kavanozlar, tarihi geçmiş ilaçlar, neler neler. bozulmuş bir iki eşyayı tamir ettim, kaplaması kalkmış mobilyaları yapıştırdım, böyle ot bok bir dünya iş yaptım. ayrılırken pek çok dualarını aldım. kendi yaşamımı pek amaçsız buluyorum ama en azından anne babama sahip çıkıyorum, bu biraz kendimi iyi hissettiriyor.

hayırlı evlat kategorisine giriyorum sanırım. babam diyor kaç kişinin evladı ana babasıyla bu kadar ilgileniyor diye. öte yandan bu hayırlı evlatlık işi de şans işi anne baba için. abim kendisine faydası olmayan hiç bir işe karışmaz mesela. ayrıca ben de evli çocuklu biri olsaydım veya ne bileyim zamanında yurt dışına falan taşınmış olsaydım tüm bunları nasıl yapacaktım. bu son olayda bunları düşündüm. hayat olasiliklara atılan zarlar gerçekten.

bu arada garip olan şu ki, babamı gayet sevsem de anneme beni her zaman ihmal ettiğinden, hiç zaman ayirmadigindan, sıkıntım olduğunu söylediğimde hep başından attığından (kendisi de bitmeyen depresyonda olduğundan duygusal sorun duymaya katlanamıyor) dolayı hala çılgın öfke duymaktayim, o öfke hiç geçmedi. hala anneme sarılamıyorum yıllardır. buna rağmen gene de her işlerine de koşuyorum. böyle de oluyormuş demek.

tek eşlilik

hayatım boyunca, oldum bittim tekeşli yaşadım, sanırım benim cinsel karakterim bu şekilde. bunun nedeni olarak geç açılmam, ondan önce kızlarla ilişki yaşamış olmam mı nedendir bilmiyorum, kızlarla da tekeşliydim, kimseyi aldatmadım, açıldıktan kısa bir süre sonra da sevgilim oldu ve hala devam ediyoruz. açılma süreci çalkantılarımda bir ara çokeşli diyemeyeceğim ama, tek gecelik yaşadığım bir çok kişinin girip çıktığı çalkantılı, sıkıntılı ama bence yaşanması gereken bir dönem de yaşadım, o kısımdan da aslında pişman değilim, ama öyle o kucaktan bu kucağa bir hayat nasıl geçer bilmiyorum zira benim hissettiğim, bir noktadan sonra, kalktığım her yataktan içimde derin bir duygusal boşluk, bir tükenmişlik hissiyle kalktığımdı. bir noktadan sonra bu duygu benim içimi yemeye başladığında durup "ne yapıyorum ben amk?" demiştim kendime. burada tekeşli yaşamı övüp orta sınıf ahlakı dayatmacılığı yapmak da istemiyorum, sonuçta herkes nasıl rahat ediyorsa öyle yaşasın derim, yalnız bir ilişkide güzel bir cinsel uyum, güzel bir arkadaşlık, güven, sevgi ve şefkat olması beni daha çok mutlu ettiriyor, onu biliyorum. bir de belki de öyle dramatik ayrılıklar, aldatmalar falan da yaşamadım ben, o nedenle ruhum da fazla örselenmedi o konuda, bu nedenle de böyle rahat konuşabiliyorum, bilmiyorum. açık ilişki yaşayanlar da öyle mutluysa sorun yok bence, hatta romantik ilişki yaşamayıp farklı kişilerle sadece seks ilişkisi yaşayanlar da ok, ama "etrafta bir sürü bal toplayacak çiçek varken neden sadece tek bir çiçekle yetineyim" veya "zaten bi yaştan sonra seçeneklerim azalacak, o zaman durulmak zorunda kalacağım, hazır gençken seksin dibine vurayım" şeklinde artık bir cinsel gözü doymama mı denir ne denir, bana pek uymuyor. bir de ben biraz da mr. play it safe, yani fazla riske atılmayı, maceradan maceraya koşmayı falan seven biri değilim, nedeni o da olabilir, kafamın rahat olması, huzurlu olmak daha önemli benim için, maceraları başka konularda yaşamayı tercih ediyorum. bunun dışında tekeşli bir eşcinsel yaşam da bu ülkede çok süper kolay birşey değil, yine de her sıkıntınızı paylaşabileceğiniz, derdinizi dinleyip ortak olan, size yardım eden, iş yerindeyken size komikli resimler gönderen, tatillerde beraber dünyayı gezdiğiniz bir eşinizin olması dünyanın en güzel zenginliklerinden biri bence. kendimi kısıtlanmış hissediyor muyum? pek değil aslında. elbette orada burada görüp çok beğendiğim, cinsel çekim hissetiğim başka erkekler oluyor, ama zaten her cinsel çekim duyduğunuz insanla yatıyor değilsiniz zaten, hatta çok az bir yüzdesiyle yatabilirsiniz (çoğu karşıcinsel zaten muhtemelen), bir de yatsanız nolcak zaten, yatmak için bir sürü emek, diyelim işler yolunda gitti yattınız, sonrasında gene aynı boşluk, anlamsız geliyor. bir de yani sevgiliyle abazan muhabbeti yapmak konusunda bir sıkıntım yok, bu da aklıma gelenleri paylaşma konusunda da beni kısıtlamıyor, o yüzden genel olarak kısıtlanmış hissetmiyorum diyebilirim.

eşcinsellerin danışabileceği psikologlar

sözlük dışı kimseler de kolay bulabilsin diye jenerik bir başlık açmaya gayret ettim fakat asıl konu lgbti+ bireylerin danışabileceği ve psikolojik yardım alabileceği psikolog ve psikiyatristler veri tabanı gibi birşey. ben bu bilgileri elde etmekte çok zorlandım zira önceden rastgele sayılabilecek bir şekilde gittiğim bir psikolog hanım bana saçma sapan şeyler söyleyip gittiğime gideceğime pişman etmişti ve kafanız buhranlıyken bir de böyle bir deneyim yaşamak hiç hoş birşey değil. lgbt durumlarından haberi olmayan hatta daha kötüsü son derece yanlış şekilde haberdar olan ruh sağlığı çalışanları bulunmaktayken, psikolojik yardım ihtiyacınız olursa böyle birine çatmamak için tavsiye ihtiyacı oluyor. ben o tavsiyeleri çok zor buldum, buradan paylaşmak istedim, belki başka birilerinin işine yarar.

ankara
ceren göker
gökçe silsüpür
irem yıldız (madalyon psikiyatri merkezi)
harika özel (madalyon psikiyatri merkezi)
selçuk candansayar
koray başar (özellikle trans konularında)

istanbul
şahika yüksel (özellikle trans konularında)
seven kaptan
ardıl bayram şahin

izmir
ışıl vahip
nezaket kaya
nur engindeniz

cetad eğitimini tamamlamış terapistlerin türkiye genelindeki listesinden de faydalanılabilir. http://www.cetad.org.tr/listtherapists.aspx?menu=19

fiyatları ucuz değil, özeller seans başına 200-300 tl, devlet hastanesinde 110 tl muayene parası var. bulunduğunuz şehirdeki lgbt derneğiyle iletişime geçerek, müşkül durumdaki lgbt bireylere daha uygun fiyatlı hizmet veren psikolog tavsiyesi de isteyebilirsiniz.

ayrıca (bkz: lgbt psikolojik yardım)

uzun süreli ilişki

"ilişki emek istemez" diyebilen kişilerin cidden kaç düzgün ilişki yaşayabildiklerini, bu ilişki dediklerini kaç zaman kazasız belasız, saygı sevgi sınırları içerisinde götürebildiklerini merak ettim. varsa öyle kolay ilişki, açıklasınlar sırrını da bizler de faydalanalım.

benim tecrübem şu ki, ilişki gayet karşılıklı emek, fedakarlık, anlayış, özveri, gerektiğinde geri adım atmak, gerektiğinde suyuna gitmek vs. tarzı davranışlar gerektiriyor. öte yandan bunu sevdiğinizden, güvendiğinizden ve içinizden öyle geldiğinden yapmanız gerekiyor. eğer ilişki için gerekli o emeği kasarak, istemeyerek, zorla, lanet ede ede yapacaksanız, işte o ilişki gitmez. emek vermek ile zorlamak arasında bir fark var, o karıştırılmış sanırım.

eşcinsel ilişkilerin yarınsızlığı

valla bu algı tamamen ilişkiden ne beklediğiniz ile alakalı. evlenemiyor olmak, çocuk sahibi olamıyor olmak, toplumun onaylamıyor olması ilişkinin kısa ömürlü olmasını gerektiren şeyler değil. ha siz bu nedenlerden ötürü gidip eninde sonunda karşı cinsten biriyle evleneceğim kabullenmesiyle işe giriyorsanız, işte o zaman bu ifade anlam kazanıyor. gerçekten böyle düşünen ama bunu açıkca ifade etmeyen kişilerle beraber olan ve ilişkisinin devamlı olacağını uman eşcinsel kardeşlerimize buradan allahtan sabır diliyorum.

benim durumum tam böyle gelişmedi, kafayı sıyırmaya başlayıp ya delirmek ya açılmak ikileminde kalıp açıldıktan (ve ferahladıktan) sonra aradan bir zaman geçti, bir boşluğa düştüm, sonra paniğe kapılıp tekrar bir kızla beraber olmaya çalıştım, onda da elime yüzüme bulaştırdım, gerçekten hatırlamak istemediğim şeyler yaşadım. o dönemde kafaya dank etti ki, ben bir kızla birşey götürebilecek durumda değilim. işte tam o noktada, uzun yıllar boyunca hayatımın içine sıçan kafa karışıklığından artık tam o noktada vazgeçmem ve bir karara varmam gerektiğini anladım. arada kalmak, o mu bu mu ikilemleri yaşamak ne bana iyi geliyordu, ne ilişki kurmaya çalıştığım insanlara. tam o noktada kesin kabule geçtim, bir daha geri bakmayacağım dedim.

o noktadan sonra da önümde duran seçenek ya o daldan o dala konan kuş, ya da düzenli, mantıklı, güvenli, huzurlu bir ilişkiydi. ben ilk seçenekteki gibi birisi zaten hayatım boyunca olamadım, bir kere ciddi denedim, işleri oyun oynar gibi ele aldım ama bir noktadan sonra yarattığı duygusal boşluğun yarattığı girdap beni çok fena içine çekmeye başladı. feci bir his. o noktada o saçma hayatımdan da vazgeçtim. bilmemkaç yaşıma gelip de hala elinde hornet dolanan biri olmak istemediğimi anladım. ondan sonra da hayat benzer düşünen birini çıkardı karşıma allaha şükür.

eşcinsel ilişkilerin karşıcinsel ilişkilerden farkı ne bilmiyorum, erkek doğası mı, toplumsal ötekileştirme mi, nedir yani? ilk defa bu dünyaya girdiğimde, bu farkın nedenini anlamaya çalışıyordum, çok garip geliyordu. şimdi hala anlayabilmiş değilim de artık kabullendim ve üstünde düşünmüyorum. toplumsal kabulün yüksek olduğu liberal batı ülkelerinde durum nasıl, daha mı yarınlı ilişkiler, bilmiyorum. ama bu saçmalığın nedeninin toplumsal koşullardan da kaynaklandığına kesinlikle eminim, bu ülkede eşcinsel bir ilişki yürütmek zor, ama imkansız değil, ayrıca başka ilişkilerin de başka sıkıntıları oluyor, eşcinseliz diye karalar bağlamak zorunda olduğumuzu da düşünmüyorum. ne kendine acımak ne öğrenilmiş çaresizlik hoş şeyler değil.

herkese kendi düşündükleriyle uyumlu insanların nasip olmasını dilerim. ya da en azından dürüst insanların.

eşcinsellerin danışabileceği psikologlar

sözlük dışı kimseler de kolay bulabilsin diye jenerik bir başlık açmaya gayret ettim fakat asıl konu lgbti+ bireylerin danışabileceği ve psikolojik yardım alabileceği psikolog ve psikiyatristler veri tabanı gibi birşey. ben bu bilgileri elde etmekte çok zorlandım zira önceden rastgele sayılabilecek bir şekilde gittiğim bir psikolog hanım bana saçma sapan şeyler söyleyip gittiğime gideceğime pişman etmişti ve kafanız buhranlıyken bir de böyle bir deneyim yaşamak hiç hoş birşey değil. lgbt durumlarından haberi olmayan hatta daha kötüsü son derece yanlış şekilde haberdar olan ruh sağlığı çalışanları bulunmaktayken, psikolojik yardım ihtiyacınız olursa böyle birine çatmamak için tavsiye ihtiyacı oluyor. ben o tavsiyeleri çok zor buldum, buradan paylaşmak istedim, belki başka birilerinin işine yarar.

ankara
ceren göker
gökçe silsüpür
irem yıldız (madalyon psikiyatri merkezi)
harika özel (madalyon psikiyatri merkezi)
selçuk candansayar
koray başar (özellikle trans konularında)

istanbul
şahika yüksel (özellikle trans konularında)
seven kaptan
ardıl bayram şahin

izmir
ışıl vahip
nezaket kaya
nur engindeniz

cetad eğitimini tamamlamış terapistlerin türkiye genelindeki listesinden de faydalanılabilir. http://www.cetad.org.tr/listtherapists.aspx?menu=19

fiyatları ucuz değil, özeller seans başına 200-300 tl, devlet hastanesinde 110 tl muayene parası var. bulunduğunuz şehirdeki lgbt derneğiyle iletişime geçerek, müşkül durumdaki lgbt bireylere daha uygun fiyatlı hizmet veren psikolog tavsiyesi de isteyebilirsiniz.

ayrıca (bkz: lgbt psikolojik yardım)

ayı sözlük itiraf

bugün geyler lezbiyenler konferansı gala gecesindeydim. avrupanin her köşesinden queer kişilerle tanıştım. bulunduğumuz ülkenin başbakan yardımcısı çıktı konuşma yaptı, daha lgbt kişilere ne hakları vermeyi planladiklarindan bahsetti. maşallah, lezbiyen çiftlere ücretsiz ivf hizmeti bile veriliyor bu ülkede, biz türkiye'de bir yürüyüş bile yapamazken elalemin konuştuğu konulara bak. neyse iyi yedirip icirdiler. yarın sabahın köründen öğleden sonraya kadar da resepsiyonda durup gelene geçene yardım edicem. gönüllüluk güzel bir şey, ayrıca öğretici. şimdi de tramvaydayim, erkek arkadaşıma gidiyorum. bu geceyi onda geciricem, yarın türkiyeye ailesini ziyarete gidiyor, gitmeden birlikte olalım dedim. neyse onun yokluğunda bu konferansla şunla bunla oyalanacagim, gene iyi denk geldi. erkek arkadaşım dünya iyisi bir insan, onu bulmuş olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. allah herkese gönlüne göre birini versin inşallah. iyi geceler herkese.

heteroseksüel erkeklerin gaylerden çok daha yakışıklı ve cezbedici olması

uzun süreli ilişki

"ilişki emek istemez" diyebilen kişilerin cidden kaç düzgün ilişki yaşayabildiklerini, bu ilişki dediklerini kaç zaman kazasız belasız, saygı sevgi sınırları içerisinde götürebildiklerini merak ettim. varsa öyle kolay ilişki, açıklasınlar sırrını da bizler de faydalanalım.

benim tecrübem şu ki, ilişki gayet karşılıklı emek, fedakarlık, anlayış, özveri, gerektiğinde geri adım atmak, gerektiğinde suyuna gitmek vs. tarzı davranışlar gerektiriyor. öte yandan bunu sevdiğinizden, güvendiğinizden ve içinizden öyle geldiğinden yapmanız gerekiyor. eğer ilişki için gerekli o emeği kasarak, istemeyerek, zorla, lanet ede ede yapacaksanız, işte o ilişki gitmez. emek vermek ile zorlamak arasında bir fark var, o karıştırılmış sanırım.

hoşlanılan erkeğe açılamamak

valla gey milletinde böyle şeylerin olmaması gerekir zira bu tür başlıklardaki durumlar, daha çok orada burada gördüğünüz, size çekici gelen insanlara nasıl yaklaşacağınızı bilememeyi anlatır ama türkiye'de bir eşcinselseniz, orada burada gördüğünüz adamlara uluorta, eşcinsel olduğundan emin olmadan hiç açılmayın bence. karşınızdakinin eşcinsel olma olasılığı (ve bunu kabullenmiş olma olasılığı, ve birileriyle ilişkiye açık olma olasılığı vs) %2'den daha düşükken, bu kadar düşük bir yüzdeyle kocaman bir riske girmenin hiç bir mantığı yok. yok eşcinselliğinden emin gibisiniz ama eleman gene de açık etmiyor bu durumu, bu gibi tiplerle de uğraşmaya gerek yok, büyük ihtimal açıldığınızda "ne münasebet, sen beni ne zannettin vs" tarzı savunmaya geçecek, hiiiiiç ama hiç gereği yok böyle durumların. ulan sonuçta internet çağında yaşıyoruz, elinizin altında böyle bir nimet varken buradaki yüzlerce olasılığı değerlendirmeyip, bunun yerine böyle süper riskli işlere girmenin ne anlamı var? vay efendim ben aşık oldum galiba, vay efendim çok tatlı çocuk ama, vay efendim onun da benim gibi zedelenmiş duyguları var beni bir tek o anlarlar falan feşmekan... geçecen bunları, fasa fiso. gey dediğin adam akıllı olur, bu özellikle tehditlerle dolu cangıl dünyada geyler daha çocukluklarından başlayarak nasıl hayatta kalacaklarını sürekli hesaplayarak belli bir yaşa gelirler. böyle naif duygusallıkların hiç bir mantığı yok. elemana açılacan da seni bütün dünyaya ifşa etmeyecek, ba ba ba ba... sikerler öyle işi. böyle saçmalıklara girmek yerine alırsın eline interneti, tanışma sitelerinden sana mantıklı, aklı başında gelen profillerle şansını denersin, ki orada bile kendini kabullenememiş, aklı mantığı olmayan mal tiplerden bir sürü var, ama sonuçta senin kafana uyacak, cinselliğiyle belli bir noktaya kadar barışmış (en azından bir profil açabilecek kadar) tiplerle karşılaşma olasılığın daha yüksek. üstüne doğru dürüst bir profili de varsa, kendini düzgün cümlelerle ifade edebilmişse, eli yüzü düzgünse, zamanını ve duygularını böyle tiplerle iletişim kurmak için kullan. mal mısınız kardeşim sokakta, okulda, otobüste bilmemnerede gördüğünüz tatlı çocuğa, elinizde hiç bir başka veri yokken açılmaya? atatürk ne demiş, benim geyim akıllıdır, zekidir, çeviktir, aynı zamanda o aklını kullanmasını bilir. ne güzel demiş atamız. siz de atanızdan feyz alın ulan biraz. kıps, hadi yallah.

aileye ve yakın çevreye eşcinsel olduğunu açıklayamama nedenleri

içselleştirilmiş homofobinin insanlara neler yazdırabildiğini gösteren nedenler. eşcinsel kişilerin öncelikle kendi kafalarındaki önyargıları yıkabilmeleri gerekiyor ve bu bile oldukça sancılı ve emek isteyen bir süreç. okumak öğrenmek lazım, yoksa toplumun bizlere zerk ettiği homofobiyle kendimizi ve çevremizi algılıyor, sonra böyle yazılar yazıyoruz.

uzak mesafe ilişkisi

valla yıllardır yürüttüğüm ilişki türü. ilk başta aynı şehirdeydik, o nedenle temelimiz sağlam. sonra ayrı şehirlere düştük iş nedeniyle. istenirse her haftasonu gidilebilecek bir mesafede ama her haftasonu gitmek gelmek de yorucu olabiliyor. bir de ikimizin de bazı haftasonları yapacak başka bir işi oluyor. gene de ayda minimum bir-iki haftasonu görüşüyoruz. onun dışında her gün mutlaka telefon görüşmesi. bu herhalde ilişkiyi sürdürebilmek için en önemli şey. 7 yıldır babamın hastalığı nedeniyle iki-üç ay fiziksel olarak görüşemediğimiz oldu ama telefonla hiç görüşmediğimiz bir gün bile olmadı. tabii bu ilişkinin temelinde ciddi bir güven ve sevginin bulunması lazım. bu şekilde gidiyor valla, yakın zamanda bir araya gelebilecek gibi de gözükmüyoruz. belki böyle olması da iyi, arada sürekli bir özlem de oluyor, ilişki hızlı tüketilmiyor. bilmiyorum, her ilişki çok biricik dinamiklerle şekilleniyor. sana uyan başkasına uymaz. iki tarafın da ekonomik ve sosyal olarak belli bir rahatlık düzeyinde olması elzem bence. ayrıca ikimiz de tek yaşıyoruz, birimizden biri ailesi yanında olsa gene zor olurdu herhalde. ikimiz de bu ilişkinin ikimize çok iyi geldiğinin bilincindeyiz, o yüzden de koruyoruz. bir de ikimiz de öyle gözü dışarıda, seks yapmazsa ölecek tipler değiliz, işinde gücünde, belli bir yaşa gelmiş, hayatta ne istediğini iyi kötü çözmüş, evcimen tipleriz. bu nedenle zaten aramızda bir güven ortamı var. gelecekten ne beklemeliyim pek bilmiyorum ama şu zamana kadar götürdük işte, halimden memnunum. ideal dünyalarda yaşamıyoruz, herşey mükemmel olmazsa olmaz diyen biri de değilim. iyi ki böyle sevgi dolu bir ilişkim var diye yatıp kalkıp dua ediyorum aslına bakarsanız. düzgün, kafanın anlaştığı, seni seven, güvendiğin bir insan bulmak kolay değil, hatta bayağı şans. bunun çok bilincindeyim, o nedenle çok özen gösteriyorum bu ilişkiye. allah nazarlardan saklasın bizi.

ak parti lgbti bireyleri

bence ülkenin lgbt hak ve özgürlükleri hareketi için sağlıklı çalışması son derece elzem olan, görünürlüklerinin artmasını ve daha çok ortalarda seslerini çıkarmalarını can-ı gönülden dileyeceğim bir oluşum bu ak lgbt grubu. açıklamalarını okudum, hem bu ülkenin muhafazakarı hem de lgbt kişiler olarak tam da söylenmeleri beklenecek herşeyi söylemişler adamlar. eşcinselliklerini kabul ederek muhafazakar kimlik ile bağdaştırabilmeleri bile bence başlıbaşına çok olumlu bir gelişme. eminim ki bu ülkenin eşcinsellerinin ezici çoğunluğu, kendilerini anlamlandırma evresinde bu gurubun retoriğini görerek inanılmaz rahatlayacaklardır.

söylemlerinde çok da rahatsız edici birşey göremedim ben. en kötü tarafları, kendilerinin bu şekilde bir "ak lgbt" hareketi yapabilecek kadar cesaretlenebilecekleri bir ortamı hazırlayan bu ülkede 20 küsür senedir fena halde zor bir mücadele veren halihazırdaki anaakım lgbt hareketini "onlar terbiyesizler, onlar ahlaksızlar" şeklinde dışlamaları. ama bu tarzın da, destekleyicisi oldukları sağ hareketin sürekli yaptığı atatürk saldırıları ve "cehape zihniyeti" ötekileştirmelerinden temel olarak bir farkı olmadığı için, savundukları politik görüşle gayet tutarlı.

öte yandan şöyle bir paragraf açıklamaları da aslında bu ülkenin lgbt hareketi için hiç de fena gelmedi bana:

“bizler; cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan’ı ve ak parti’yi, ülkemiz ve geleceğimiz bakımından daima destekleyeceğiz. bundan kimsenin şüphesi olmasın. ülkemiz açısından yapılan onca yatırımı görmezden gelecek kadar nankör değiliz. lgbti hak ve özgürlükleri’nin, ak parti hükümeti tarafından mutlaka anayasada olacağından eminiz. gerekiyorsa hükümet ile anayasal hak ve özgürlükleri düzenleyen maddeler için çalışmaya da hazırız. eşcinselliğin, ülkemizde yeteri kadar anlatılmadığının ya da yanlış anlatıldığının farkındayız. insan olduğumuzun unutulup, özellikle tv kanallarında, eşcinsellerin bir komedi unsuru olarak işlenmesi, hakarete varan söylemlerin, onur kırıcı davranışların, ayrımcılığın, bir son bulması ve cinsel kimliğe bakılmaksızın kişisel hakların korunması, eşcinsellikten çok, insani bir hak olduğunu vurgulamak gerekir. 80 milyon insanın arasında lgbti bireyleride vardır. dışlamak, ötekileştirmek, hiç bir insani duygu ile bağdaşmamaktadır. lgbti bireyleri hak ve özgürlükleri bir lütuf değil. bir hak olduğunu bilmek gereklidir. bu sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde bu tür olaylara rastlamak mümkün. ben bunların, 2023 hedeflerine emin adımlarla ilerleyen türkiyemiz de çözüleceğinden eminim."

yine de gerçek ilerlemeyi bugüne kadar yaptığı gibi, bunların ahlaksızlar diye suçladığı halihazırdaki lgbt hareketi yapmaya devam edecektir. bu arkadaşlar onların açtığı yolu genişletirler ancak. ama halktaki geniş kitleler lgbtleri kabul edecekse de bu ak lgbtciler sayesinde olacak o da.

kılsız erkek

bal döküp yalamak gibi fantazileriniz varsa tercih edilesi erkek türü. ağza kıl gelince hoş olmuyor bence.