queer eye for the straight guy
ülkemizde yayınlanırken tanıtımlarında "
delikanlılığın kitabına parfüm sıkan şov" şeklinde çok über yaratıcı, metni yazan eleman bu lafı bulmak için çok düşündü mü acaba diye sordurtan bir lafla tanıtılıyordu. ilahi
queer eye for the straight guy
pasaklı, kendine bakamaz, evi pislik içinde, fast food ile geçinen, üstü başı dökülen veya hip olmayan şeyler giyen ve hayatından şikayet edip kızarkadaşım beni niye terketti diye düşünen stereotipik karşıcinsel adamların evine giren ve bu adamları "adam eden", üstünü başını düzeltip evini dekore edip kızlara nasıl davranmasını gerektiğini anlatıp biraz "kadın ruhu"ndan anlamalarını sağlayan bir grup fazla feminen, fazla şen şakrak gey adamı gösteren televizyon şovu. ilk çıktığında enteresan gelmişti, çok da popüler olmuştu da bir noktadan sonra fazla klişeler üzerine kurulu olduğu için baymıştı.
kendine güveni artırma yolları
- eşcinselliğinizle, cinsel kimliğinizle barışık olmak.
- spor yapmak, hem yaparken salgılanan serotonin için, hem bir oyun oynuyorsanız hissedilen takım içinde olma duygusu için, hem daha sağlıklı olmak için, hem güzelleşen bir vücut için, hem zamanımı iyi değerlendirdim duygusu için vs.
- eğitim seviyesini artırmak
- (tercihen para da eden) bir konuda uzmanlaşmak
- işinin olması, işinden iyi gelir sağlıyor olmak, işinin uzmanı olmak, işini sevmek, yaptığın işin sana anlamlı ve işe yarar gelmesi, manevi tatmin elde etmek, işinde soru sorulan ve sorumluluk verilen kişi olmak.
- aileyle iyi ilişkiler sahibi olmak
- sağlam bir arkadaş çevresi olmak, iyi sosyal çevreler içinde bulunmak, aranılan kişi olmak, özgüven zedeleyici insanlardan uzak durmak, aksine insanı destekleyen ve geliştiren kişilerle beraber olmaya çalışmak.
- sevgi ve güven dolu bir ilişkin, güvenebileceğin, sağlam, seni kollayan, senin dertlerini paylaşan partnerinin olması.
- maddi imkanlarında belli bir rahatlık seviyesi yakalamak, ev sahibi olmak.
- sağlıklı olmak, kimseye muhtaç durumda olmamak.
- başladığınız işi yarım bırakmamak, insanlara verdiğiniz sözleri tutmak, dürüst olmak.
- geleceğiniz konusunda bir vizyon sahibi olmak ve o vizyona ulaşmak için yapmanız gerekenleri bilmek.
- bütün bunlardan yalnız daha üstün olan birşey var ki, o da bir şekilde elde edilmiş ve durumlar ne kadar olumsuz olursa olsun insana azim veren, kişiliğe sinmiş bir kendine güven duygusu. bunu sonradan elde etmek bayağı güç, böyle insanlara da gıpta etmemek elde değil.
kendine güvensizlik
lgbt bireylerin
ergenliklerinde yaşadıkları ötekileştirme, aşağılanma, dışlanma gibi travmatik olaylar sonucunda sıklıkla geliştirdikleri psikolojik problem.
legato
lezbiyen gay topluluğu. 1996 yılında üniversitelerdeki lgbt öğrencileri birleştirmek üzere ortaya çıkmış fakat fazla uzun süre varlığını sürdürememiş proje grup.
üniversitelerdeki lgbt toplulukları
sissy
ingilizce efemine, kıza benzeyen davranışları olan erkek.
kızlar için karşıtı ise (bkz:
tomboy)
ayı sözlük yazarlarının en sevdiği youtuber'lar
maalesef hepsi ingilizce bilenler için, benim seçkim şu şekilde:
1. öncelikle kesinlikle ama kesinlikle: https://www.youtube.com/user/schooloflifechannel
ufkunuz üçbinbeşyüz açılacak. bunu çok severseniz,
teded'i de önerebilirim.
2. hem yakışıklı hem psikolog hem eşcinsel: işte
matthew j. dempsey: https://www.youtube.com/user/matthewjdempsey
videoları hem eşcinselleri ilgilendiren güzel psikolojik konulara değiniyor, hem de adamın anlatış tarzı çok tatlı, ayrıca adamın kendisi de çok tatlı.
3. eşcinsellerin gerçek hayat hikayelerini anlattığı enteresan röportajlar barındıran https://www.youtube.com/user/imfromdriftwood
4. eşcinsel yaşam koçu: https://www.youtube.com/user/paulangelovideo
5. bir eşcinsel sözlüğünde böyle bir başlığın altında bu elemandan bahsedilmemişse, ancak oha diyorum (bkz:
davey wavey)
spor salonu
çalıştığım spor salonunda bir kaslı abi var (aslında bir çok var da ben birinden bahsediyorm), abi şu adını bilmediğim aşırı dekolte, askıları ince ve kol altı boşluğu da oldukça derin, işte badicilerin giymeyi pek sevdiği atletlerden giyiyor. adamın vücudu çok güzel, dahası o atlet sürekli yana kayıyor ve bir memesi dışarıda dolanıyor, adam aklımı başımdan alıyor. adamla set aralarını ortak getirmeye ve karşından yürüyerek uzun süre dikizlemeye çalışıyorum, herfifin memeye kilitlenip kalıyorum. böyle atlet olmaz olsun, bu abinin çalışmasına denk geldiğim antrenmanlarım, sayesinde acaip konsantrasyonsuz geçiyor. işin enteresanı abinin hiç umurunda değil sanırım aşırı erotik bir ortam sergilediği, ya da aslında galiba benden başka kimse görmüyor o memeyi sanırım. çok zor bişi amk eşcinsel olmak, gecenin kaçı oldu, abi aklımda hala. şöyle umarsızca yapılan seksi hareketler kadar tahrik edici bişi yok herhalde. aynı adamı üstsüz görsem bu kadar etkilenmem ama bu şekilde kazara erotik ortalar açmalar ve bundan umarsızca ortada dolaşmalar falan çok feci manyak libido gazlayıcı valla.
cinsel eğitim
ülkemizde doğru düzgün verilmeyen, sadece biyoloji derslerinde erkek ve kadınların üremelerinin anlatıldığı, insan hayatının çok önemli bir parçası olan cinsellik anlatılması yerine kurbağanın kalbinin kaç odacıklı olduğundan, alpaslanın malazgirt savaşı öncesi giydiği beyaz elbiseye, fuzulinin bilmemne şiirine kadar bir yığın gereksiz saçmalık öğretilmekte.
oysa cinsellik nedir, neden önemlidir, ikili ilişkiler nasıl kurulur, cinsel hastalıklar nelerdir, nasıl korunulur, güvenli seks nedir, farklı cinsellikler, cinsel kimlikler nedir, ne tür cinsel sorunlar yaşanabilir gibi hayati konuların örgün öğretimde öğretilmesi gerekmekte kesinlikle.
mrb
dünyanın en kötü tanışma başlangıcı mesajı olabilir, tabii ki kardeşi
slm ile birlikte.
anlamı "önüme gelene minimum eforla mesaj sallıyorum, profili fotosu falan önemli değil, ya da çok üşengecim, ya da malın önde gideniyim" şeklindedir.
boysan yakar
aykut atasay 9.9.2015
boysan
pazar sabahı facebook'ta öldüğün haberini okuyunca kanım dondu. uzay boşluğunda salınma hali gibi. kendimle ve etrafımla tam bir kopukluk. bir süre sonra yukarı anneme çıktım ve ona haberi verdiğimde katıla katıla ağlamaya başladı ama ben yine donuktum. ''dört yıl baktım ona'' diyordu, başka bir şey demiyordu. hatırlarsın 'ikinci oğlum' derdi sana. iki saat sonra evimde seminer verecektim lakin odağım şaşmıştı; sokağa çıktım, açılayım, yaşadığımı fark ediyim diye. bir süre sonra zehra geldi, yavaş yavaş idrak etmeye başladım evime insanların geleceğini ama çeki düzen vermekte zorlanıyordum kendime. gelenler geldi ve seminerin en başında olanı biteni, halimi paylaştım, o sırada duygularımla yavaş yavaş temas kurmaya başladım. seminer bir şekilde aktı, arada telefona gözüm kaydığında beni arayanların, mesaj atanların olduğunu gördüm sürekli. ciddi anlamda şaşırıyordum, insanlar beni bilgilendiriyor, baş sağlığı diliyordu. şaşırmıştım çünkü eğer biri güncel olarak yaşamında değilse birinin, o kişiye böyle ölüm kalım haberleri gitmezdi, önemsenmezdi diye bir yargım varmış, onu fark ettim bu şaşkınlık haliyle kalınca. yaklaşık yedi yıldır toplasan 10 dakika sohbet etmediğim eski sevgilimle ilgili taziyeler, haberler geliyordu. hayatında kıymetli bir yerim olduğunu hatırlamama destek oldu bu aramalar sormalar. akşam cihan ile görüşmeyi seçtim. desteğe ihtiyacım vardı. onun da yıkıldığını, üzüldüğünü görünce şaşırdım; meğer onun için de kıymetliymişsin. ertesi sabah uyandığımda seni tanıyan akrabalarım, annemin arkadaşları annemi aramışlar ''bu boysan, o boysan mı?'' diye, şaşkınlığım hala devam ediyordu.
camiye gelirken donukluğum bakiydi. henüz ağlamamıştım, idrak etmemiştim vefat ettiğini. cami girişinde ablanı gördüm. sımsıkı sarıldık, bana ''seni ne kadar çok seviyordu biliyorsun, senin için regresyon bile yaptı'' dedi. şaşkınlığım iyice arttı. avlu çok kalabalıktı, gözüme çarpan herkesi neredeyse tanıyordum, yıllar olmuştu görmeyeli birçok kişiyi. her biriyle kucaklaşıp sarıldığımda anılar pörtlemeye başladı zihnimde, bu insanlarla birlikte ortak yaşadıklarımız. işte o zaman tenimi, içimi hisseder olmaya başladım; acı, üzüntü, özlem yavaş yavaş beliriyordu. sonra korkarak tabuta yaklaştım ve tabutun yanında benim atletimi giydiğin çerçeveli fotoğrafı görünce ölmüş olduğuna aydım ve katılarak ağlamaya başladım michelle'in kollarında. başımı kaldırdığımda babanı gördüm, ona sarıldım. tarabya'daki evinizde ailecek yaptığımız kahvaltılar, sohbetler aklıma üşüşüverdi babanın kollarında. annenin başı kalabalıktı. su yeşili gözleri kan çanağı olmuştu. onla da sarıldık, çok zor oldu benim için. sonra hayatımda ilk kez bir tabutun yanına yaklaştım, baran'ın varlığından destek alıyordum yanımda, ilişkimizin ilk yılında rahat rahat birlikte uyuyalım, sevişelim diye yuvasını açan baran'ın. karşımda baban, etrafta tanıdık üzgün yüzlerle başında bekledim. yine ilk kez bir tabutu taşıma cesareti ve isteği duydum, ağırlığını son kez hissedeyim diye. mezarlıkta, yasmin ajda'nın ''ya sonra'' şarkısını söylemeye başladığında senin adına mutlu oldum. sözleri dokunsa da, varlığını kutlama gibiydi bu en sevdiğin şarkılardan biri benim için. annen, ablan ve babanla mezarda yeniden biraraya gelmeye gönlüm dayanmadı, oradan usulca uzaklaştım tek başıma.
pazartesi ve salı ''daha çok gençti'', ''yapacak tonla güzel hayali, işi vardı'', ''nerede ilahi adalet?'' gibi serzenişlerde bulundukça, fark ettim ki hem senin içimdeki varlığından kopuyordum hem de hayattan. olanla nasıl kalabilir, olanı nasıl kabul eder ve yol alabilirdim, pek emin değildim. çünkü sanırım sevdiğinin ölüm haberini almak, hayatın akışına dair en büyük hayırımız, itirazımız. neden, nasıl olur, niye o, neden şimdi? gibi soruların cevabı yok böyle bir durumda. oldu işte. oldu ve bu haberi alanlar darmadağın oldu. ilk kez bir ölüm haberinde ne kendi ölüm korkumla, kaygımla kalmayı, ne başına gelenden dolayı hayatı, birilerini suçlamayı seçmek istemiyordum, çünkü senden kopuyordum. ölüm haberin sonrası yaşadığım tüm şaşkınlarda gördüm ki senle ne olmuşsa bir şekilde içimdeki o sevgi bağını bastırmayı seçmişim, bunu fark ettiğimde çok üzüldüm ve bu kişisel gelecek endişesiyle ya da yaşama lanet okuma haliyle kalmayı gerçekten istemedim. seni arıyordum içerlerde bir yerde ve yeniden karşılaşmak istiyordum seninle.
dün akşam cihan ile telefonda konuşurken ona neden bu kadar etkilendiğini sordum senin ölümünden. o da bana seninle aranızda fark etmediği bir bağ oluştuğunu, seni hiç tanımasa da çok sevdiğini ve seninle yüz yüze gelip konuşamadığı için bunca geçen yılda üzüntü hissettiğini belirtti. bu duyduklarım ilaç gibi geldi bana ve bir fişeği ateşledi kalbimde. aşık olup senden ayrıldığım insan, senle o günlerin acılarına dair iletişime geçmek istiyormuş meğer. bir kez daha şaştım. şaşkınlık halinde şunu hatırladım. ben senden ayrılıp cihan ile ilişki yaşamaya başladığım ilk beş-altı ay yüzde elli sen, yüzde elli cihan olarak yaşadım. ve o an fark ettim ki hem bu halle kalmamak ve cihan'a dikkatimi vermek hem de yaşadığın o büyük acıdan dolayı kendimi suçlamayı bırakmak adına içimdeki bağı kesmeyi seçmişim. pazar günü eski bilgisayarımı açıp senle birlikte çekilen fotoğraflarımızı aradığımda bir tane bile bulamadım, hepsini silmişim. bunu fark edince büyük bir üzüntü çöktü içime. hayat bu ya, onca yıl da karşılaştırmadı bizi orada burada. ayrılığın ilk aylarında da çok istedim yeni bir aşkın olsun, ayrılığımızın acısını kolayca unut diye.
utandığım ve suçluluk hissettiğim için seninle iletişimimi kesmişim. son aylarda yeniden facebook arkadaşı olduğumuzda daha bir yanaşasım gelmişti sana yeniden bağlarımızı kuvvetlendirmek için. lakin yaşam hazır olmamızı, senin veya benim adım atmamı beklemedi. dün gece ve bu sabahtan beri de sadece şunu yapıyorum, kendimi anılarımıza açıyorum, neler geliyorsa sadece duygusunu yaşamaya izin veriyorum. bedük konserinde sahne almadan önce tüm vücudunu gri spreyle boyadığım anı, bozcaada'yı gezdirişini, üniversiteden mezun olasın diye bitirmeye çalıştığımız işler için sabahladığımız geceleri, sarhoş sarhoş topuklu ayakkabılarınla sabaha karşı istiklal caddesi'nde rahatça yürüyesin diye kendimi sana siper edip veletlerden yediğim tekmeleri, gönlümü almak için hazırladığın kahvaltıları, birlikte ürettiğimizi belgesellerin söyleşi kısımlarında benle sahnede yer alışını, annemin odamda dudak dudağa öpüştüğümüz anda kapıyı açıp bizi görmesini, kavga ettiğimizde kendini tuvalete kitlemelerini, bana ''aakutesk'' diyeşini, kafanı öne eğip, dudaklarını büzüştürüp bana bakmanı, baban fark etmesin diye yan odadaki yatağı her sabah yalandan dağınık bırakmayı ve tonla anıya açıyorum kendimi. üzülüyorum, mutlu oluyorum, gözlerim doluyor, boğazım düğümleniyor. seni yıllar sonra yeniden yaşıyorum. keşke'ler beliriveriyor bazen, onları da bundan sonraki yakın ilişkilerimde emek ve özen göstermeye dikkat koymak adına küpe yapıyorum kulağıma.
ne çok insana dokunmuşsun, onları kucaklayıp sevmişsin, bir kez daha tanık oldum ve imrendim cenazende. senin girişkenliğini,yakınlığını, insanlara olan düşkünlüğünü ve sıcaklığını hep gıptayla izlemiştim. ne kadar dolu dolu bir 31 yıl yaşamışsın diye de içimden geçirdim ve mutlu oldum. seni içimde taşımaya ve insan ilişkilerine özen konusunda seni bundan sonra kendime ilham kaynağı olarak almaya niyet koyuyorum. manen kolumdasın, madden olamasan da.
varsa hallolmamış meselerimiz ve varsa bir dahaki yaşam diye bir şey, seve seve yeniden başka bedenlerde karşılaşmaya istekliyim seninle. bu yazdıklarımı okuyacağına, okurken gülümseyip bir yandan ağlayacağına dair niyeyse bir inanç var içimde.
öpüyorum minik burnundan.
(yazarının kamuya açık facebook profilinden alıntıdır. oldukça duygulu ve güçlü bir yazıydı ve o günlerde beni çok etkilemişti. boysan'ın anısına paylaşmak istedim, istek gelirse kaldırabilirim)
viagra
ereksiyon
kadınlarla cinsellik yaşayan eşcinsel erkeklerin, cinsel ilişki sırasında kaybetmekten çok korktukları, ereksiyon olamazsam veya ereksiyonu koruyamazsam eşcinsel olduğum anlaşılır mı diye heyecan yapmaktan dolayı oluşan stresten bu sefer ereksiyonlarını kaybetmelerine neden olan, bu şekilde siktiriboktan bir kısırdöngü yaratan mevzu. cinsel ilişki pek strese gelmediği için, performans kaygısı yaşayan erkekler, aşırı kaygıdan dolayı da zor zamanlar geçiriyorlar. oysa cinsel ilişki performans, çocuk yapmak, skor elde etmek gibi kaygılardan uzakta, asıl olması gerektiği gibi belki de sadece sevgiyi iletmenin bir yolu olarak görülse, bu erektil mevzular işin doğalına bırakılsa daha güzel bir cinsellik yaşanır.
çok mu polyanna oldu?
milli olmak
ilk cinsel deneyime argoda verilen ad. genelde eşcinsel erkeklerin çoğunun bir kadınla yaşadıkları aktivite.
oğlunu geneleve götüren baba
bir türk geleneği.
aman eşcinselliğe sapmasın diye veya eşcinsel olduğundan şüphelenilen oğulların da götürüldüğü oluyor. hatta geçenlerde bu durumla ilgili bir haber vardı, çocuk ciddi bir travma geçirmişti, çocuğa psikolojik şiddetten dava mı ne açılmıştı babaya, durum neydi tam hatırlayamadım gerçi.
cinsellik
benim için, eşcinselliğimle barışana kadar dünyanın en kafa karıştırıcı şeyiydi sanırım. gerçi hala da herşeyi süper anlamlandırabiliyor değilim ama en azından içimdeki duygularla sürekli çatışma halinde olmamak, cinsellikle ilgili şeyleri içimden geliyorsa doğru, gelmiyorsa doğru değil şeklinde bir rahatlıkla sınıflandırmak daha rahatlatıcı birşey. öteki türlü sürekli olarak "doğru olan nedir, ne yapmam, nasıl davranmam gerekiyor, bu kızı şimdi öpmeli miyim yoksa çok üstüne gitmemeli miyim, beni arzuluyor ama ben onu istiyor muyum, istiyorsam nereye kadar istiyorum, sadece yanında olmak, yalnızlığın verdiği acıdan sıyrılmak için mi onlayım yoksa aşık mıyım, aşık olmak ne demek peki, aşk olmadan cinsellik olabilir mi, seviştiğim her kişiye aşık mı oluyorum" tarzında trimilyon tane soru sorup hiçbirinin cevabını da gönül rahatlığıyla verememek çok boktan birşeydi. allahtan bu hengame içinde evlenmedim bir de üstüne, zira işleri daha da karmaşıklaştırırdı bu.
do i sound gay
gazeteci david thorpe'un 2014 yılında kickstarter'dan kitle fonlama yöntemiyle finanse ederek yaptığı, gerçekten bir eşcinsel ses tonu var mıdır, gerçekten gey gibi konuşmak mümkün mü, gey olduğunuzun anlaşılmaması için konuşmanızı ne şekilde değiştirmeniz gerekir, bu soruları dilbilimcilere, ses mühendislerine, şarkıcılara, ünlülere, yoldan geçenlere sorarak yanıt aramaya çalıştığı, eşcinsel ses tonu diye birşey varsa özelliklerini ortaya çıkarmaya çalıştığı, bu çalışmalar üzerinden de aslında inceden eşcinseller arasındaki içselleştirilmiş homofobiye ve eşcinsel stereotipleştirmesiyle dalga geçtiği, oldukça komik ve eğlenceli olabilen enteresan bir film "sesim gey geliyor mu?".
star wars
ben çocukkene bu filmdeki luke skywalker namlı mark hamill abiye bayılırdım, tam o dönemki fetişlerime uygun şekilde sarışın, mavi gözlü ve iyi aile evladı modunda temiz yüzlü bir abimizdi. ikinci filmin başında kimonomsu birşeyle arzı endam ederdi hatta, o aradan kılsız göğsü görünürdü, içim bi hoş olurdu. daha sonra aradan yıllar geçti, filmi tekrar izlediğimde bu mark abi gözüme çok şapşal gözüktü, film de zaten çocukken gelen büyüleyici özelliğini yitirmişti biraz zira tüm o efektler falan eyvallah da içerik olarak son derece bayık bir konusu olduğunu farketmiştim. özellikle üçüncü film içinize fenalıklar getiriyor. yeni çekilen üç filmi seyretmedim hiç, çok sevmiyorum sanırım böyle filmleri.
autofellatio
kendi kendine oral seks yapmak. bunun için bittabi göbeksiz ve bayağı bir esnek olmanız gerekiyor. gerçi bunlar yerine bir itfaiye hortumunuz varsa da sorun olmayabilir.