dalyandeltasi

Durum: 637 - 0 - 0 - 0 - 12.02.2013 00:28

Puan: 8094 - Sözlük Kezbanı

Live Seviyesi: Yayıncı

15 yıl önce kayıt oldu.
2.Nesil Yazar.

bear-bondage :D
  • /
  • 32

memenin kuyruk yağından farkı yok

tatil yaparken alkolün dozunu kaçıran genç kadın, gece yarısı serinlemek için soyunup suya girdi, ardından da…

hırvatistan’da tatil yapan avusturyalı bir kadın boğulmaktan göğüsleri sayesinde kurtuldu.

bakınız: http://www.issizadam.net/fotograflar/bog...

(bkz: meme candır) *
(bkz: hadi ateyizler bunu da açıklayın)

ağza tükürmek

ağza tükürmek : sıtmaya ateşli hastalıklara, ellerde çıkan ve siğil denen içi dolu kabarcıklara, çeşitli sebeplerle ruhî dengesini bozan kişilere nefes edilir; yani muayyen ayetlerle, içlerinde "şifa" kelimesi geçen "şifa ayetleri" (ki kur'an'da şifa ayetlerinin sayısı altıdır) okunur, üflenir. kağıda bazı ayetler, dualar, şekiller yazılır, çizilir, üçgen şeklinde bükülen bu kağıt, yedi kat muşambaya sarılıp, üstüne bir bez geçirilerek, bir kılıfa konulur. dikilen ve muska (doğrusu nüsha) denen bu nesne hastanın boynuna takılır. bazı kere de yazılı kağıt suya konur, üç gün suyu içilir, üçüncü günü durulup bükülerek bir yudum suyla yutulur. eski dinlerden kalan ve bilhassa keldanîlerden geçen bu inançlar ve adetler, islam tarafından men edilmekle beraber, günümüzde dünyalık menfaat elde etmek üzere bazı cahillerce meslek edinilmiştir. tarihte görülen uygulamasıyla, okumak ve nüsha yazmak için el almak, izin verilmek şarttı. bu izin, ya sözle verilir, yahut mezun olan kişi, el almak isteyenin ağzına hafifçe tükürürdü. bu şekildeki sırrî güç geçişimi olayı, anadolu'da "ocak" olarak nitelendirilir. bu terimin, orta asya'dan intikal eden türk ocak kültürü ile bir bağlantısı olduğu düşünülebilir.

(ç)alıntı.

hilal cebeci

hilal cebeci'nin sado-mazoşist panpiş açılımını kamuoyuna bildirdiği über seksi anlar;

http://www.vidivodo.com/video/hilal-cebe...

yaşamak

yaşam... hayat... hep dolambaçlı bir yol gibi gördüm onu önümde kıvrılıp duran, bazen de küçük bir tepe serinliğinde geldi gözüme aşağıdaki şehirde olan biteni seyredebildiğim; insanların yaşadığı yer, ışığın küçük dokunuşlarıyla renklendirdiği karnaval alanının küçük bir minyatürüne benziyor çoğu zaman buradan baktığımda, şimdi kendimi otların arasında koşup duran, çiçeklerin ve buralarda yuvalanmış sayısız börtü böceğin arasında nefes alırken gördüğüm eski çocukluğuma bakarken yakalıyorum; o ve ben varız sadece; otlar, tepeyi renk cümbüşünün içerisine hapseden çiçek öbekleri, ağaç dalları arasında huzurlu sesi ve yumuşak dokunuşlarıyla yaprakları okşayan rüzgar, ağustos böceklerinin o gıptayla dinlediğim eğlenceli şenliklerini bölmekten korkarcasına ağır, hantal nefeslerle soluyan ben, tüm bunların arasında kapalı bir geleceğin tortulu rüyasına uyumuş olan çocukluğum; bir de yalnızlığımız geziniyor onunla benim... ben, o ve yalnızlığımız...

korkular basmış dört bir yanımı, eğri oturuyor doğru konuşmuyorum; işte; dünya, bildiğim dünya... yaşıyor, yaşatıyor ve ayırıyor, ayrılıyorum... kör bıçaklarla saldırmaya yeltendiğim acımasız geçmişimle karşı karşıya kaldığım şu dakikaların serinliğini hissederken sırtım ben yine terler atıyorum içimden boşalırmışcasına.

yaşadım diyebilmem için tüm duyguları en ayrıntılı karmaşıklığına kadar tatmış olmam gerektiğini düşünüyorum; hem aynı duyguyu farklı anlarda duyumsadığında benzer acıları, öfkeleri, sevinçleri yada heyecanları mı hissettiğini sanıyorsun sen... her duygu yaşadığın ana, boyuta ve kişiye özel; hayatı ve yaşamı benzersiz kılan da bu değil midir zaten...

kara koyun etli olur kavurması tatlı olur

gerek ezgisiyle gerek barındırdığı hikayesi ile akıllara zarar türk halk müziği şaheseri.



(bkz: hoyda yarim hoyda)

kara koyun

vatikan kütüphanesi

bilinen evrenin tarihinin yeni baştan yazılmasına neden olacak türde bilgiler barındıran parşomene, kitaba ve yazıta ev sahpliği yapan, ancak çok az sayıda kişinin bu bilgilerden yararlanabildiği; o da özgürce, istediği gibi değil; iskenderiye kütüphanesi'nin yerini asla tutamayacak olan ve dünyanın en iyi korunan kütüphanesi.

angels and demons kitabında / filminde geçmektedir.

(bkz: angels and demons)

00:00

hrant dink

sezen aksu'nun zamanında hrant dink için yazdığı şiiri ki:

güvercin ağıdı

bir daha açar mı karanfil korkusuz
bir daha uçar mı güvercin şehirde
yalancı güneşli bir ocak
mübarek cuma gününde
gitti cancağızım gitti!
bitti son istanbul…

budur; sonrasında bir şarkıya evirmiştir.

meraklı okurlar ve kulağı müzik aşkıyla yananlar için:

ayı sözlük yazarlarının hayat fonunda çalan şarkılar

the explosions in the sky - great death

perfume genius

2008 yılında myspace bünyesindeki sayfa aralarında ''perfume genius'' adıyla müzik yolculuğuna başlayan mike hadreas 2010 yılında ''learning'' ve 2012 yılında da ''put your back n 2 it'' ismini verdiği iki albüm yayınlamıştır.

şu ana kadar dinlediğim en iyi müzik çalışması:

dinlendiğinde enerji patlaması yaratan şarkılar

radiohead - idioteque


...
mobiles working
mobiles chirping
take the money and run
take the money and run
take the money
...

yol arkadaşım

dinledikçe içime sayısız acının çöreklendiği, tarif ederken boğazımda yaşamasından keyif aldığım yumruların dizildiği, beklentilerimin günlerimi tükettikçe iyiden iyiye azalttığımı anımsatan sezen aksu'nun şarkı ötesi çalışması. bir dost dertleşmesine benzetiyorum bunu hikayesini de bildiğimden dolayı parçanın; sonundaki tek kelime olan ''nerdesin?'' kısmı da çok dokunur yüreğime... dinlerken hep düşünürüm ve sorarım kendime: -acaba ben yol arkadaşımı bulabilecek miyim birgün? diye... ama bu bir arayış değil ki; bu beklemediğin yerde ve anda yapacağın bir çarpışma; etin tene, kalbin yüreğe dokunuşu... onulmaz yaralarımın melhemi; sana sorarım: -nerdesin?

klişe laflar

yalnızlık

zaman zaman onunla hesaplaştığımı duyumsuyorum kirli, tozlu lambamın sarı, puslu ışığı altında; cevaplar bulmaya çalıştıkça benden daha da uzaklara kaçmasını beklediğim halde daha da yaklaşıyor bana, daha da içime nüfus ediyor, daha da benliğimi kendisiyle yoğuruyor, daha da ben oluyor, daha da o oluyorum, daha da bütünleşiyor ve kayboluyorum sonunda. hedef ettiği tek bir nokta varsa o da akıl sağlığım; biliyorum; yalnız olmadığımı ve bunun karamsar bakış düzlemimin kısıtlı boyutsal analiz yeteneğinden geldiğini. * * günleri günlere ekliyor, hayatımda olduğunu varsaydıklarımı başkalarına ilikliyor, düğmeliyor ve yine ben kalıyorum ortada; kendimle, kendi benimle, benim diğebileceğim başka benler yarattığımı düşünüyorum ve sonra soruyorum kendime: -benim içimde kaç tane ben var? içimde varlığını sürdürmesine devam etmesine izin verdiğim daha kaç benin birbirini düzmesiyle piç olan yeni benler yaratmama izin vereceğim? bedenimi ele geçirmeye çalışıyorlar sırayla, başaramadıkça birlik olmayı da öğreniyorlar; birken üç, üçken beş, beşken yedi olup kuşatıyorlar etrafımı; köşelerim keskin, köşelerim uçsuz. bakışlarım yorgun bir martının seyir günlüğü gibi, denize dargın bir balığın solungaçlarına benziyorum çoğu zaman; su yerine zehir aksın istiyorum içimden. -acaba yalnızlık böyle birşey mi? sorusu beynimde dolanan bir kıymığın verdiği acı zevki bana tattırırken içimden bir gemi daha kalkıyor rotası belli olmayan yolculuklara ki liman da yok ortada soluklanabileceği; şimdi sen; toprağım olur musun?

kokoreç

istanbulda kokoreç diye içinde domates, biber ve bol yağ olan ekmek arası birşey yedikten sonra güzelim izmir'e dönüşümün ardından hemen kendimi seyyar bir kokoreç cinin önüne atmamla büyük bir ''ohhhh bee!!!'' çektiğimi bilirim. kokoreçin içine biber ve domates mi girer yahu; melemen yada göveç mi yapıyoruz n'oluyor. *) kokoreç mangalda odun ateşinde ve ağır ağır pişer, sen tezgaha yaklaşınca satıcı bir sarmal keser ve mangalın üzerindeki tel ızgarada içini de pişirir, ekmeğin içine koyar ve bıçakla parçalar ve sonra da baharatlar o kadar.
kokoreçin içine girebilecek üç şey;

tuz
kimyon
acı toz biber

gerisi hikaye.

*
(bkz: kokusunda davet var)

the smiths

keder ve ümit tohumlarının aynı yere düşmesiyle toprağı huzursuz eden hüzün meyvesinin ilk filizi; köklerinin her bir hareketi toprağı un ufak ederken yüreğimdeki tarifsiz acıyı resmetmemin kolay yolu, kulağıma gelen sesin berraklığıyla gitarın loş ışıklar saçan yolu üzerinde baterinin ritmine ayak uydurmaya çabalayan biyolojik saatimin tüm hareketi, ... *

mono

ilk albümleri 2001 yılında yayınlanan 1999 yılında kurulmuş japon müzik topluluğu. etkilendiği ana akım enstrümantel rock olsa da bünyesinde experimental rock, post rock ve shoegazing i de barındırır; noise ve minimalist yaklaşımla classic music i de parçalarına güzelce yedirip bambaşka bir sound elde eden topluluk reverb, distortion ve delay efektleriyle dinlyenin kulağında tarifi zor etkiler yaratır. şu ana kadar altı stüdyo albümü, bir tane canlı konser kaydı olmak üzere toplam ondört cd ve iki dvd ile raflarda dinleyecilerini / izleyicilerini bekler.

* * grubun en sevdiğim albümü 2006 yılı çıkışlı ''you are there'' dir.

örnek dinleti şeysi:


side effects of mono: yalnızlık hissi, dumanlı yollar, gözlerde kaşıntı ve sulanma, hazımsızlık, çarpıntı, nefes almada zorluk, halsizlik ve uyuşukluk. *

ayı sözlük itiraf

yaptığım her kötü deneyim sonrası uyku tutmuyor sözlük ve sabaha kadar bir parçayı dinliyorum aralıksız; en son piç ettiğim parça:

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

  • /
  • 32
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 637

son defa

kargo grubunun ''yarına ne kaldı?'' adlı albümünde bulunan parça; tracklist olark ikinci parça idi; yıl 1996.

hunharca kuyruk yağı sikmek

yağlı ve büyük kuyruklu koyun ırklarımız;

(bkz: mor karaman)
(bkz: ak karaman)
(bkz: dağlıç)
(bkz: ivesi)
*
(bkz: serbest çağrışım)


yıllardır aynı tarz müzik yapan insan

katı halde bulunan tek sıvı

cam amorf katı bir madde olmasına rağmen sıvı halde kalan tek maddedir.

(bkz: cam)

acıyor ama devam et

doyumsuz dar kıçlı ayıların mottosu.

kanırtmaya başladıysa da devam edilir.

mahallenin bakkalının veresiye defteri

müjde ar bakkal alışverişinde! * *



not:

görüldüğü üzere
bir kalçaya büyük boy rakı
bir göğse büyük boy sana margarini
iki göğüs olunca konserve ve makarna da ekleniyor listeye

dip not:

bakkalın elinin çıplak memesine değmesiyle kirlendiğinin farkına varan sevgili müjde ar hemen listeye sabunu ekliyor ve ardından listenin vazgeçilmezi kaşar geliyor; hem de eski kaşar!

pazar

tezer özlü'nün pazar günlerine karşı içten içe içe bir kin beslediğini düşünürüm; ona insan hayatının sıradan yanlarını, hep aynıymışcasına yaşanan o tipik sabah, öğle, akşam ritüellerini ve o burjuvazi geleneklerini yıkamayan insanın kırık boşluklarını anımsatırken varoluşsal sorularını çözümlemede bir takım yeni metod yolculukları yapmasına olanak tanıyor gibi belki.

tezer özlü pazar günleri için şunu der;

"pazar günleri... şimdilerde... sokak aralarından geçerken... gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim... evlerin pencere camları buharlaşmışsa... odaların içine asılmış çamaşır görürsem... bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek.......... isterim hep."

tezer özlü - çocukluğun soğuk geceleri

cumartesi anneleri

cumartesi günleri içimde duyduğum burukluğun nedeni onlar. onları gördüğüm ilk günü; hatta ''an''ı hiç unutmuyorum, yine böyle soğukların tenimizi kavurmaya, yüzümüzü kesmeye başladığı zamanların birindeydi; o soğuğa rağmen bunca insan neden burada toplanmış diyordum kendi kendime; çünkü erken sayılabilecek saatlerdi meydan için. fark etmemek mümkün değildi onları, ki ortalık savaş alanını da andırıyordu bakıldığında; bir sürü polis ve onların sayısıyla yarışabilecek derecede köpek vardı etrafta, bir yandan da kimlik kontrolü yapılıyordu onlara yakın duranlara ve anlam vermeye çalışıyordum tüm bu olanlara. o zamanki aklımla uzaktan seyre durdum olan biteni, konuşmalarını dinledim, feryatlarını işittim, acılarını duyumsadım, yaslarını tattım... diğer yandan polislere ilişti gözlerim ve yanlarındaki boyu dizimi geçen köpeklerine; aç kurtlar gibi geldi o an hepsi bana, ağızlarından yere damlayan salyalarının kokusunu duydum sanki; polisler de çok tuhaf gelmişti baktığımda, sanki bir olay çıkacağının bilincindelermiş ve bu her zaman gerçekleşen kısır döngüsel bir süreçmiş gibi duruşları, bakışları ve davranışları vardı... bunları düşünürken olan oldu tabii...

şimdi biliyorum ki;
onlar terörist annesi değil!
onlar faşistlerin yandaşları değil!
onlar ''anne'' işte adı üstünde...

onların istedikleri tek şey sarılabilecek, ağlayabilecek oldukları bir mezar taşı. *
onlar sadece ''anne''...
bunun cumartesi, pazarı olur mu?
bunun ırkı, soyu olur mu?
bunun doğusu, batısı olur mu?

aktif gay kucağı koltuk

sarsıntılı ve bol darbeli yolculuklar için bire bir efenim. *

evlat olsa sevilmeyecek tipler

kürtajın neden yasaklanmaması konusundaki teroilerden yalnızca biri.

dikkat! yüksek derecede şiddet ve cinsel öğe içermektedir.

heteroseksüel

karşı cinse ilgi duyan, hasta olan, elde etmek için binbir taklayı geçtim üçlü salto çift burgu yapabilen birey.

(bkz: straight)
(bkz: str8)

yeni sözlük yazarları

göt

bazılarınınkinin karadelikten farkı olmayan, cinsel ritüellerin yapıldığı yer; mabet

müslüman eşcinsel

cenabet

kamyonu devirmek.

cinsel münasebette bulunma durumu sonrasında girilen hal-i ahval.

yakınında bulunulduğu takdirde etrafındaki tüm uğursuzluklara ve kara perşembelere göğüs gerilmesi gereken kişi ya da kuruluş.

bu hale erişmiş olan bireyin bütün kötü enerjileri içine çeken bir karadelik olduğuna inanılır.
Henüz takip ettiği biri yok.