sibel alaş'ın 16 yaşındayken şimdiki kocasi olan ve kendinden hayli büyük zeki aköz'e yazdığı şarkı. samimi duygular üzerinden kaç yıl geçerse geçsin aynı gücüyle etkiliyor insanı. ayrıca pek çok geyin, bilhassa gizli geylerin aklından geçenleri dile getiren şarkı...
yanıma korlar mı adam seni,
koparıp acıtmazlar mı beni
nafile yanar elin dudağın
seni bana yar ederler mi?
en son (bkz: ufak tefek cinayetler) dizisinde yer alarak yeniden gündeme gelmiş şarkıdır aynı zamanda. 22 yıl sonra gene müzik mecralarının ilk 10 listelerine girmiştir.
bu şarkının bedük'ün bedük olmadan önce gerçek ismiyle (serhat) çıkardığı bir coverı da vardır.
not: yukarıda biri mustafa sandal yazmış demiş ama yanlış bilgi. şarkı tamamen sibel alaş'a aittir.
tuzun kuru olunca saçmakta beis görmeyeceğin söz öbeği. bilhassa yeni türkiye sanatçısısıysan bol keseden sallayabilirsin. zira sana giren çıkan yoktur. bu senin fotosentez yaratığı olduğun gerçeğini değiştirmez, ancak unutma bir gün gelir, o fazla fazla bulduğun özgürlük bir palalının elinde senin canına dayanabilir, o yüzden ne dediğimize dikkat etmek lazım. zira yarın öbür gün başkanlık gelirse ilk okkanın altında bu yalak şarlatanlar gidecek.
bir gece önce sevdiğin adam üzerinde uyumuşsa, bir daha görmeyeceğini biliyorsan ya da bir gece önceyi yeniden hayalinde canlandırmak istiyorsan yaptığın eylemdir. insanı hem mutlu eder hem hüzünlendirir.
can cavuşluoğlu giresun'dan belediye başkan adayı olmuştu sanki. bir lgbt bireyin politikada en görünür olduğu tek örnek bu sanırım. ama hepimizin malumudur ki bu bakanların milletvekillerinin büyük çoğunluğu travesti düşkünüdür.
bir arkadaşla dağa bayıra çıkıp popomuzu açıyorduk,
bir gün de birkaç arkadaş bir araya geldik, yaşlar 6-7, herkes üstünü çıkardı ben altımı. o zamandan erkeklerin karşısında donumu indirmeye meraklıymışım.
her gün açıp okuyup bu "tuvalet kağıdı müslümanlar"ı bu defa saçmalayacak ne bulacaklar acaba diye dizi izler gibi izlediğim haberlere bir yenisi daha. neyse amaaan bu gerizekalılar yüzü koyun yatmasın, sol elle yemesin cennete gitsinler vs. böyle cennete gideceklerse ben bu zibidilerin gittiği cennete gitmek istemem zaten, kalsın.
o bahsedilen mağdur ve mazlum muhalif değilse, tüm imkanları seferber edercesine hem de.
muhalif biriyse o kişi mağdur ve mazlum değil vatan hainidir. ajda pekkan, hülya koçyiğit, ayten gökçer filan epeydir fotosentezle yaşadıkları için yosun tutan beyinlerinden böyle pis kokulu yumurtalar salmaları normal...
bunlar hep vardı, ama yeni türkiye'de ceza almayacaklarını bildikleri için ve sosyal medyada artık hiçbir şey gizli kalmadığı için iyice görünür oldular. yoksa ne rezillikler var ortaya çıkmayı bekleyen, şimdiye kadar gözden ırak göünlden ıraktı ama gözden ırak olmuyor hiçbir şey, bu leş toplumun çirkin yüzü her gün bu haberlerle yüzümüze yüzümüze çarpılıyor.
lgbt sapıklıktır diyenin kendisi sapıktır, hatta sapık oğlu sapıktır. lgbt sapıklıktır der geceleri e5'te travesti arar bu götoşlar. oksijen israfları...
siz yemek yaparken partnerinizin arkadan belinizi kavramasıyla ve bedenini size bastırmasıyla başka yerlere gidebilecek, yemeğin yanmasıyla sonuçlanabilecek ama her halükarda tahrik edici fantezi. şarkıda bile geçer: öpüşürken yemek yandı ocakta.
evet vakit doldurulsun diye bazen uzun uzun bakışmalar akışı bozuyor, bu türk televizyonculuğunun kanayan yarası, ama gene de yiğidi öldür hakkını ver çok güzel kurgulanıyor tam olaylar bitti derken yeni bir olayla arap saçına dönüyor, dizideki bu şaşırtmacalı dinamiği seviyorum ben. son yangın sahnesinde de çok etkilendim, evet yangın bir türlü küçücük salonda çocuklara ulaşamadı. ama o çaresizliği hissettim. bilhassa nilay'ın oyunculuğunu çok iyi buluyorum. bu bölüm sanırım biraz kamu spotu gibi oldu, yani yangında neler yapılabileceğini öğrenmek için kitaplara kılavuzlara bakmaya üşenen yurdum insanına en kolay bu yolla ulaşılabiliyorsa bence sıkıntı yok istediği kadar uzatabilirler.
birinden maddi bir şey beklemek için çok erken 2 3 buluşma, şahsen ben de bana daha dakka bir gol bir bana borç verir misin derse altında artniyet ararım, tedirgin olurum yani. tabi beklenen maddi büyüklüğe de bağlı, geldi ya da ben gittim güzel vakit geçirdik, bi şeyler de olucak gibi, ama gidicekken yanında yol parası yok mesela, ya da benim yok, o tip durumlarda sıkıntı olmaz. ama büyük meblağlar, 100 liralar filan olmaz ilişkinin ilk zamanlarında.
bu akşamki bölümde baya iyi geldi. şennur teyzenin sözlerine ve gizemin saçmalamasına çok gülüyorum. sanki gülse birsel de nasıl yazabileceğini biraz daha göstermiş oldu bu bölümle. severek izliyoruz.
hiç de içim almıyor ama..
ben öyle demiyom oğlum
araya gideceğine canıma gitsin
çiğ silikon mu bu?
fikri olmamak ama zikri olmak, elde tespih, ağızdan çer çöp kürdan sigara vb bir nesne düşürmemek, dilden erkeklik adamlık delikanlılık ve racon derslerini eksik etmemek, ahlak bekçiliği yapmak ama ahlaksızlığın müptelası olmak, cin olmadan adam çarpmak, medeniyet seviyesinin altında kalmak, kültür ve bilgi birikimi edinmemek, hayat üniversitesinden mezun olmak, yobazlık, kaba davranışlar sergilemek, hoşgörü ve nezaketten uzak olmak, kafasını kullanamadığı için yumruklarını kullanmaktır.
ayyhhhh dün gece son dakkalarda gerim gerim gerdiler. yani bir gerilim filmlerinde böyle gerildiğimi hatırlarım bir de bunun dünkü bölümünün son sahnesinde. allah sizi bildiği gibi yapsın e mi son anda dedim bunu göstermeyecekler, haftaya bırakacaklar ki öyle de oldu zaten. şu senarist arkadaşlar da oya karakterine daha anlamlı ve okkalı laf sokan replikler yazsalar da azıcık içimizin yağları erise ayol. o kadar sinirleniyor, atarlanıyor ama iş merve'nin karşısında konuşmaya gelince pıssssss balon gibi sönüyor. vallahi içim şişti yemin ederim yeter diye bağırasım geldi.
en sevdiğim hikayelerimden... bir gün kadıköy'den eminönü'ye geçmek üzere vapur beklerken, yanına oturup çaktırmadan seyrettiğim beyefendiyle bir hafta sonra halvet olmuştum. vizelerim vardı o hafta, yoksa daha erken olurdum. sene 2001 yaş 18. genelde toplu taşımalardan (otobüs, tramvay, metrobüs...) kaldırdım adamlarımı... hatta bi keresinde yanımdan yürüyüp giden bir adamla on beş dakka sonra apartman bodrumunda halvet...
tuna kiremitçi ile şapşahane bir düete imza atarak müzikal yönüyle de kalbimin kıvrımlarında taht kurmuş, ne yapsa izlerim oyunculardan... bu sıralar izlediğim tek dizi olan (bkz:ufak tefek cinayetler) 'de tersi pis doktor oya'yı oynuyor.
1) sürekli bir yalan dünyasında yaşamak zorundasınızdır, gizliyseniz hele aileye, iş arkadaşlarına, normal arkadaşlara (tabi gey dostu olmadığını bildiklerinize) yalan söylersiniz
2) homofobik bir toplumda yaşamanın getirisi, aşağılanır, hakarete uğrar, dövülür, tecavüze uğrar hatta öldürülürsünüz, ve o homofobik toplumun homofobik polislerince insan yerine konmazsınız, hatta onlar da size aynı muameleyi yapar
3) çoğu zaman iç dünyanızla ilgili karmaşaları kendi başınıza çözmeniz gerekir, dışarı anlatamazsınız, diğer geylerin de kendi dertleri olur onlar da bi yere kadar dinler
4) aileniz ve toplum tarafından ağır ithamlarla cezalandırılırsınız
5) size herkese g.tveren potansiyel muamelesi yapılabilir, gece s.ken adam gündüz size bir paçavraymışsınız gibi davranabilir, veya sarhoş muhabbetlerine meze yapar.
6) başınıza bir şey geldiğinizde, tecavüze uğradığınızda polise gidemezsiniz, zira polisin aklında sizin bu halinizle zaten davetiye çıkarmış olduğuna dair bir önyargısı vardır
offf bu kadar yazdım içim şişti, gerisini siz tamamlayın.
eve gidip duş almak, sonra gerizekalıya bağlamak, "aneeeymm hasta oldum ben aids oldum" diye kendini kahretmek, adama mesajlar atmak, "bir daha sikilmek için yalvarsam da gebersem de bana yazma, mesaj atsam da cevaplama" gibi saçma sapan mesajlar atmak, sonra adam gerçekten mesaj atmadığında neden mesaj atmıyorsun diye evine gitmek ve bir daha kendini siktirmek. sonra alışıyorsun tabi.
seni özlüyorum deli kadın, bütün bu dünyanın kiri pası içinde ekranlardan yansıyan ve bize her şeye rağmen umut var dedirten temiz sevincini, neşeni ve kaleminden akan yüreğini özlüyorum, senin en ince espri yaparken bile gözlerindeki derin bakışı, en ciddi konuda bile muzip yorumlarını, kısaca seni özlüyorum deli kadın. bir resmine bakarken bile binlerce kare geçiyor gözümden, seni hiç tanımadım, tanıma imkanı bulamadım, ancak ben seni hep sevdim, senin bu dünyaya kattığın güzelliği sevdim, tüm dünyanın akılları bir araya gelse senin tek bir yorumla herkesi susturabilme becerini sevdim.
ama neyi sevmedim biliyo musun? daha seninle tanışmadan çekip gitmeni, daha şarkılar şiirler tamamlanmamışken çekip gitmeni, tabiri caizse daha karpuz kesecekken zengin kalkışı yapar gibi 80 +/- 60 yaşın baharında çekip gitmeni... yarım kaldı şarkılar, şiirler, daha çok şarkı var yazacak... daha fazla söz söyleyemem, söz söylemede senin eline su dökemem, senin sözünün üstüne söz söyleyemem, sadece diyebilirim ki, ulaşıyosa bu yazılar bir yerden sana, bir el salla oralardan bana. deli kızım uyan, bir tek sensin duyan!!! bu dünyada bize bir bakış borcun kaldı, acelen ne, bekle aysel!
müslümanlık ve islam özünde -aslında her dinde olduğu gibi- kardeşlik, hoşgörü, barış gibi güzel mesajlar içeren bir din. insanoğlunun elinde oyuncağa çevrildiği için sürekli kötü ve berbat bir din izlenimi yaratılan ancak insanların amellerinden dolayı bütün bir dinin alaşağı edilmesini doğru bulmuyorum, sonuçta ortada ortak ve güzel bir mesaj var ve sorun bu mesajı insanların kendilerine yonta yonta saçma sapan ve müslümanlıkla bağdaşmayan uygulamalara giderek yanlış bir müslümanlık izlenimi oluşturmasıdır. kulaktan dolma bilgilere pabuç bırakmamak için herkesin bir kere okuması gerektiğini düşünüyorum.
gerizekalıdır, komplekslidir, derdi varsa yüzleşmek yerine bu şekilde derdini anlatabileceğini sanandır, siktir olup gitsindir, sözlükten uzaklaşma nedenidir. böyle şeyler yapmamalıdır!!! hadi bunu da eksile gerzek dingil!
sanırım bazı yabancı nickli yazarların adlarını okumakta güçlük çeken yabancı dili iyi olmayan yazarcanlar için açılmış başlık. yoksa adı atıyorum karpuzsever olan bir yazarın nicki başka nasıl okunabilir ki?