kuryeye onu çok beğendiğinizi kargo parasını vermek üzere çantanıza uzanırken yanlışlıkla çantayı düşürüp almak üzere bilerek önünde domalacak şekilde eğilip birkaç saniye öyle bekleyerek gösterebilirsiniz. bu sırada düşük bel kalçalarınızı açığa çıkaracak şeyler de giymiş olursanız mesajı almaması kaçınılmaz.
tepki verince bi şey olmaması, ya da daha kötüsü tepkinin hapisane, dayak, linç, pala, sopa, osmanlı tokadı gibi araçlarla geri dönmesi ve aptala döndürülmek, bir de tepki gösterilen mercinin zaten tepki gösterilen olayın baş rolü olması genelde. kimi kime şikayet edicez? hiçbi şey değişmiyor. o yüzden uyuşturulmuş gibi dizilerle yarışmalarla yaşamaya devam.
sanki bu videoyla alay edenlerin hiç dilleri sürçmez, hiç hata yapmazlar, hiç ağızlarından yanlış bir kelime çıkmaz, çok sütten çıkma ak kaşıklardır da, bu kızın bir yanlışını dillerine dolayıp dalga konusu ederler. bahsedilen kız 12 yaşında, en hassas olunan yaşlarda, sosyal medyada dalga edildiği için kaç böyle çocuk intihar ediyor hiç düşünüyorlar mı acaba?
2001 yılında stüdyo izleyicisi olarak katıldığım gece kahvesi tv programının konuklarındandı. orda görmüştüm ilk kez, neşesi, leblebi taşıma yarışmasındaki performansı, muhabbeti, ışığıyla sıcaklık yayan bir kadındı o. sunucuyla leblebi yeme konusundaki ufak tartışması da hala gülümseyerek andığım anılardandır. ayakkabısının ayağına büyük olduğuna dikkat etmiştim, leblebi taşıma yarışmasının leblebilerini hüpletmeye başlayınca sunucu "nuray hanım o leblebileri yemeyin, onlar yarışma için" diye leblebileri kadının önünden alınca "eee siz de bütün gün aç bıraktınız napalım canım" diye çıkışmıştı nasıl tatlıydı. tv'de her gördüğümde o gün gelirdi aklıma bugün ise vefat haberini aldım. çok üzgünüm... nurlarda ol nuray hafiftaş... bize türküleri bırakıp gittiğin yer buradan daha güzel olacak eminim... allah rahmet eylesin...
istediği kadar ticari olsun, bu sevgisizlik ve nefret ortamında sevginin kutlandığı her an baş tacıdır. varsın isteyen kapitalizm seline dönüştürsün. sevginin kutlandığı her gün mübah.
geçen bir müzik programına gittim, tuvalette ellerimi yıkarken bir adam geldi, tuvalete girdi kapıyı kapatmadan da işemeye başladı. sonra bana baktı, kafasını çevirdi sonra bi daha baktı, ben de tam çıkmaya yönelirken geri dönüp bir daha ellerimi yıkamaya başladım tuvalet tarafındaki lavaboda, bi yandan adam bakıyor, ben de bekledim ben de bakmaya başladım, sonra adam "manyak mısın kardeşim" demesin mi? dedi yanlış anladım pardon dedim. ama tam rezalet... off hatırladıkça hem utanıyorum hem sinir oluyorum. yani adam bakmasa ben de çıkıp gidicem ama üç kere baktı yani. (bkz: sözlük yazarlarının utandığı anlar)
yöneticilerin elbirliğiyle gökdelen, yampiri yumpiri kaldırım, yarık yol, nefret dolu insan, karbonmonoksit deposu hava, tıklımtıklış konserve toplu taşıma, kamyon-kamyonet-araba, cami ve suriyeli çöplüğüne döndürdüğü, bir zamanların parmakla gösterilen kültür şehri. şimdi orta parmakla gösteriliyor malesef. adeta dünyanın outlet mağazası gibidir, her çeşit ucuz ve kalitesiz insan bulunur ve bunlar yormazsa trafiği yorar. dışarda bulunanın gelme, içinde bulunanın gitme hayalleri kurduğu kozmopolit metropol.
bir gece bir konser çıkışı arabasıyla yanımda duran taksiciyle pendik sahil yolunda gerçekleştirdiğim eylem, bu sayede kartaldan bostancıya bedava geldim.
sibel alaş'ın 16 yaşındayken şimdiki kocasi olan ve kendinden hayli büyük zeki aköz'e yazdığı şarkı. samimi duygular üzerinden kaç yıl geçerse geçsin aynı gücüyle etkiliyor insanı. ayrıca pek çok geyin, bilhassa gizli geylerin aklından geçenleri dile getiren şarkı...
yanıma korlar mı adam seni,
koparıp acıtmazlar mı beni
nafile yanar elin dudağın
seni bana yar ederler mi?
en son (bkz: ufak tefek cinayetler) dizisinde yer alarak yeniden gündeme gelmiş şarkıdır aynı zamanda. 22 yıl sonra gene müzik mecralarının ilk 10 listelerine girmiştir.
bu şarkının bedük'ün bedük olmadan önce gerçek ismiyle (serhat) çıkardığı bir coverı da vardır.
not: yukarıda biri mustafa sandal yazmış demiş ama yanlış bilgi. şarkı tamamen sibel alaş'a aittir.
tuzun kuru olunca saçmakta beis görmeyeceğin söz öbeği. bilhassa yeni türkiye sanatçısısıysan bol keseden sallayabilirsin. zira sana giren çıkan yoktur. bu senin fotosentez yaratığı olduğun gerçeğini değiştirmez, ancak unutma bir gün gelir, o fazla fazla bulduğun özgürlük bir palalının elinde senin canına dayanabilir, o yüzden ne dediğimize dikkat etmek lazım. zira yarın öbür gün başkanlık gelirse ilk okkanın altında bu yalak şarlatanlar gidecek.
bir gece önce sevdiğin adam üzerinde uyumuşsa, bir daha görmeyeceğini biliyorsan ya da bir gece önceyi yeniden hayalinde canlandırmak istiyorsan yaptığın eylemdir. insanı hem mutlu eder hem hüzünlendirir.
can cavuşluoğlu giresun'dan belediye başkan adayı olmuştu sanki. bir lgbt bireyin politikada en görünür olduğu tek örnek bu sanırım. ama hepimizin malumudur ki bu bakanların milletvekillerinin büyük çoğunluğu travesti düşkünüdür.
bir arkadaşla dağa bayıra çıkıp popomuzu açıyorduk,
bir gün de birkaç arkadaş bir araya geldik, yaşlar 6-7, herkes üstünü çıkardı ben altımı. o zamandan erkeklerin karşısında donumu indirmeye meraklıymışım.
kimler gelmiş, hoş geldin kuzum. sosyal medyadan fırsat buldukça takip ediyorum, hala dinamiksin, dimdiksin. sosyal aksiyonların hiç azalmadan devam etsin diliyorum.
bu akşamki bölümde baya iyi geldi. şennur teyzenin sözlerine ve gizemin saçmalamasına çok gülüyorum. sanki gülse birsel de nasıl yazabileceğini biraz daha göstermiş oldu bu bölümle. severek izliyoruz.
hiç de içim almıyor ama..
ben öyle demiyom oğlum
araya gideceğine canıma gitsin
çiğ silikon mu bu?
fikri olmamak ama zikri olmak, elde tespih, ağızdan çer çöp kürdan sigara vb bir nesne düşürmemek, dilden erkeklik adamlık delikanlılık ve racon derslerini eksik etmemek, ahlak bekçiliği yapmak ama ahlaksızlığın müptelası olmak, cin olmadan adam çarpmak, medeniyet seviyesinin altında kalmak, kültür ve bilgi birikimi edinmemek, hayat üniversitesinden mezun olmak, yobazlık, kaba davranışlar sergilemek, hoşgörü ve nezaketten uzak olmak, kafasını kullanamadığı için yumruklarını kullanmaktır.
en sevdiğim hikayelerimden... bir gün kadıköy'den eminönü'ye geçmek üzere vapur beklerken, yanına oturup çaktırmadan seyrettiğim beyefendiyle bir hafta sonra halvet olmuştum. vizelerim vardı o hafta, yoksa daha erken olurdum. sene 2001 yaş 18. genelde toplu taşımalardan (otobüs, tramvay, metrobüs...) kaldırdım adamlarımı... hatta bi keresinde yanımdan yürüyüp giden bir adamla on beş dakka sonra apartman bodrumunda halvet...
yürüyüşüyle, bakışıyla, gülüşüyle, seksapeliyle, elinizi sıkışıyla, konuşmasıyla, konuşmamasıyla, selam verişiyle, kendi seksapelinin farkında olmanın getirdiği özgüveniyle, aurasıyla, varlığıyla, cinsel cazibesiyle, mesajıyla ya da hiçbir şey yapmadan insanın içinde ılık erotik rüzgarlar estiren, hayaller kurdurtan, insanı kudurtan, ben de böyle sevgili/koli istiyorum dedirten, yanınızdan geçip giderken başınızı çevirip defalarca bakma isteği yaratan, bakarken vaauuuuv olduğunuz, içinizin gittiği, eriyip bittiğiniz, ölüp gittiğiniz, alıp vitrine konulup seyredilesi ya da çerçeveletip duvara asılası erkeklere ilişkin bir arkadaşımın bulduğu tanımlama. tuna kiremitçi ve yaşar için kullanıyorum ben de bunu.
birinden maddi bir şey beklemek için çok erken 2 3 buluşma, şahsen ben de bana daha dakka bir gol bir bana borç verir misin derse altında artniyet ararım, tedirgin olurum yani. tabi beklenen maddi büyüklüğe de bağlı, geldi ya da ben gittim güzel vakit geçirdik, bi şeyler de olucak gibi, ama gidicekken yanında yol parası yok mesela, ya da benim yok, o tip durumlarda sıkıntı olmaz. ama büyük meblağlar, 100 liralar filan olmaz ilişkinin ilk zamanlarında.
1) sürekli bir yalan dünyasında yaşamak zorundasınızdır, gizliyseniz hele aileye, iş arkadaşlarına, normal arkadaşlara (tabi gey dostu olmadığını bildiklerinize) yalan söylersiniz
2) homofobik bir toplumda yaşamanın getirisi, aşağılanır, hakarete uğrar, dövülür, tecavüze uğrar hatta öldürülürsünüz, ve o homofobik toplumun homofobik polislerince insan yerine konmazsınız, hatta onlar da size aynı muameleyi yapar
3) çoğu zaman iç dünyanızla ilgili karmaşaları kendi başınıza çözmeniz gerekir, dışarı anlatamazsınız, diğer geylerin de kendi dertleri olur onlar da bi yere kadar dinler
4) aileniz ve toplum tarafından ağır ithamlarla cezalandırılırsınız
5) size herkese g.tveren potansiyel muamelesi yapılabilir, gece s.ken adam gündüz size bir paçavraymışsınız gibi davranabilir, veya sarhoş muhabbetlerine meze yapar.
6) başınıza bir şey geldiğinizde, tecavüze uğradığınızda polise gidemezsiniz, zira polisin aklında sizin bu halinizle zaten davetiye çıkarmış olduğuna dair bir önyargısı vardır
offf bu kadar yazdım içim şişti, gerisini siz tamamlayın.
eve gidip duş almak, sonra gerizekalıya bağlamak, "aneeeymm hasta oldum ben aids oldum" diye kendini kahretmek, adama mesajlar atmak, "bir daha sikilmek için yalvarsam da gebersem de bana yazma, mesaj atsam da cevaplama" gibi saçma sapan mesajlar atmak, sonra adam gerçekten mesaj atmadığında neden mesaj atmıyorsun diye evine gitmek ve bir daha kendini siktirmek. sonra alışıyorsun tabi.
seni özlüyorum deli kadın, bütün bu dünyanın kiri pası içinde ekranlardan yansıyan ve bize her şeye rağmen umut var dedirten temiz sevincini, neşeni ve kaleminden akan yüreğini özlüyorum, senin en ince espri yaparken bile gözlerindeki derin bakışı, en ciddi konuda bile muzip yorumlarını, kısaca seni özlüyorum deli kadın. bir resmine bakarken bile binlerce kare geçiyor gözümden, seni hiç tanımadım, tanıma imkanı bulamadım, ancak ben seni hep sevdim, senin bu dünyaya kattığın güzelliği sevdim, tüm dünyanın akılları bir araya gelse senin tek bir yorumla herkesi susturabilme becerini sevdim.
ama neyi sevmedim biliyo musun? daha seninle tanışmadan çekip gitmeni, daha şarkılar şiirler tamamlanmamışken çekip gitmeni, tabiri caizse daha karpuz kesecekken zengin kalkışı yapar gibi 80 +/- 60 yaşın baharında çekip gitmeni... yarım kaldı şarkılar, şiirler, daha çok şarkı var yazacak... daha fazla söz söyleyemem, söz söylemede senin eline su dökemem, senin sözünün üstüne söz söyleyemem, sadece diyebilirim ki, ulaşıyosa bu yazılar bir yerden sana, bir el salla oralardan bana. deli kızım uyan, bir tek sensin duyan!!! bu dünyada bize bir bakış borcun kaldı, acelen ne, bekle aysel!
müslümanlık ve islam özünde -aslında her dinde olduğu gibi- kardeşlik, hoşgörü, barış gibi güzel mesajlar içeren bir din. insanoğlunun elinde oyuncağa çevrildiği için sürekli kötü ve berbat bir din izlenimi yaratılan ancak insanların amellerinden dolayı bütün bir dinin alaşağı edilmesini doğru bulmuyorum, sonuçta ortada ortak ve güzel bir mesaj var ve sorun bu mesajı insanların kendilerine yonta yonta saçma sapan ve müslümanlıkla bağdaşmayan uygulamalara giderek yanlış bir müslümanlık izlenimi oluşturmasıdır. kulaktan dolma bilgilere pabuç bırakmamak için herkesin bir kere okuması gerektiğini düşünüyorum.
gerizekalıdır, komplekslidir, derdi varsa yüzleşmek yerine bu şekilde derdini anlatabileceğini sanandır, siktir olup gitsindir, sözlükten uzaklaşma nedenidir. böyle şeyler yapmamalıdır!!! hadi bunu da eksile gerzek dingil!
sanırım bazı yabancı nickli yazarların adlarını okumakta güçlük çeken yabancı dili iyi olmayan yazarcanlar için açılmış başlık. yoksa adı atıyorum karpuzsever olan bir yazarın nicki başka nasıl okunabilir ki?