iyi yönetmendir. lakin filmlerinde deşmeye çalıştığı insan zaaflarını ziyadesiyle bünyesinde taşır. neredeyse bütün büyük festivallere filmini gönderir. ödül alırsa hoşuna gider. almazsa söver, sayar. nuri bilge ceylan'la arasındaki saçma sapan husumeti devam ettirmek konusunda ileri derecede bir hassasiyeti vardır. burjuvaziden nefret ettiğini söylerken kendisini sık sık cihangir kahvede gazete okurken görebilirsiniz. umarım birgün entellektüel kibri üzerine otobiyografik bir film çeker, bizde onu affederiz.
evlerden ırak liberal düşünür. kocası rasim ozan kütahyalı ve diva nazlı ılıcak ile voltran'ı oluşturuyorlar. şayet birgün çocuk doğurursa deccal'in vücut bulma ihtimali var.
charlize theron'un öldüğü bir başka film. sevgili hollywood yapımcıları, nedir bu kadından istediğiniz? taş gibi kadın. üstelik filmdeki pamuk prensese 10 bin basar. hep o uğursuz ayna yüzünden. ahh ahh değerini bilemediler yarimin...
arkadaş olarak çok eğlenceli, partner olaraksa dünyanın en kötü burcudur. müthiş eğlencelidir, sosyaldir. lakin bağlanma sorunu yaşar. özgürlükle, kafayı yemişlik arasındaki ince çizgiyi birbirine karıştırdığı çok olur. zekilerdir, iyi konuşur. romantik insanları takdir ederler ama üzerlerinden silindir gibi geçmeyi de ihmal etmezler...
2.sezon-asylum, 5. ve 6. bölümleriyle bana resmen orgazm yaşattı.
ps:jessica lange'i sevmeyen ölsün!
i was just everyone's victim. poor mary eunice. the only place i thought i'd be safe was with god. god. you know there's no god, right? you already figured out that it's just a bunch of crap someone made up to keep you from being who you are, from doing what you really want to do. what a chump.
en özel yönetmenlerinden biriyken, aynı nakarata sarmış filmlerin zanaatkarına dönüşmüş sanatçı. hayatta en büyük derdi güzel yemek yemek ve aşk yaşamak olan karton eşcinseller ve dolce vita hayatı yaşayan italyan'lardan sıkılmadıysanız ferzan hala film çekiyor. lakin kariyerinin başında çektiği cahil periler gibi sahici filmler beklemeyin artık. hala filmlerinde güzel kareler yakalıyor, hala bazı sahnelerde gözlerimizi dolduruyor ama o sahici tadı bir yerlerde unuttuğu da bir gerçek. kim bilir, belki de tekrar türkiye'ye dönüp kendini beslemesi gerekiyor...
çocukken yemek yememi sağlayan muppet show karakteri.bizim sülaledeki tüm çocuklar gibi yemek seçen, zor bir çocuktum. ve annemin aktardığına göre kermit trt ekranlarında belirdiğinde hipnotize olmuş şekide yemekleri silip süpürürmüşüm. muppet show'da kermitle beraber gonzo ve statler&waldorf'u(locada herşeye hakaret eden yaşlılar) da harikadır.
ramenleri lüpür lüpür içilen ve yenilen yer. lezzetten ödün vermeyen, japon fast food zinciri olarak düşünelebilir. taksim'de şubesi varken ne şen ne mutluydum. sonra sadece kanyon şubesi kaldı. kanyon'dan tiksinmem ve gitmememden mütevelli wagamama'da nadir yemek yenilen restaurantlar klasmanına girdi. kanyon'a sık giden bir tipseniz, deneyin derim...
küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk şehir. karadeniz muhafazakarlığı ilçeleri dışında pek hissedilmez. sabahları spor yapan teyzeler, size gülümseyen bir esnaf bulursunuz şehirde. turizme ağırlık verilse sinop bambaşka bir şehir olabilir. diyojen'in memleketidir ve adını yunan mitolojisinde sinope olarak geçen ırmak tanrısından almıştır. müze haline getirilmiş ünlü sinop cezaevini gezip, şehri kalesinden izleyebilirsiniz. pek bilinmez ama türkiye'nin tek fiyordu yine sinop'tadır. yüzmek için çok güzel ve elverişli sahilleri vardır. sinop'lular sahillerinde canlı müzik yapan yerleri çok seviyorlar. ben pek bir numaralarını görmedim ama yazın zaman geçirmek için takılabilirsiniz. alternatif bir yaz tatili için sinop'u denemenizi öneririm.
ps: sinop mantısı diye birşey var. aman allahım...hatta ohh yeah!
klozetin içine sıçan çiş modeli. bu şekilde işemeye çalışırsanız, ne yaparsanız yapın mutlaka bir yerlere çiş sıçrar. derin uyku sonrası ve sabahları erkeklerin kabusudur. işemenin keyfini de piç eder, boyu devrilesi...
eşcinsel fetiş tiplemeleriyle bir döneme damgasını vurmus ünlü porno serisi. dizinin tamamı tom of finland adıyla yayınlanmış ve bir hayli ses getirmiştir. çizgi karakterler arasında ayılar,sado-mazo karakterler,polisler,mahkumlar,zenciler gibi çeşitli karakterler yer almıştır. tom of finland'ın karakterleri eşcinsel streo-type düşüncelere uymayan görüntüleri ve maço halleriyle bir tabu yıkıcı olarakta düşünelebilir. çizgi-roman,bugün için bile hayli pornografik çizimleriyle okunmayı hakediyor. yatmadan önce arada bir bakın! iyi uykular,ayıcıklar...
talihsizlik durumlarında ihaleyi kaderimize havale etme nidası. ayrıca sözü, müziği sezen aksu'ya ait olan ve ebru gündeş tarafından seslendirilmiş şarkıdır.
90'lı yıllarda bir hayli popüler olan, şimdinin muhafazakar tv ekranları içinse fazla feminen kaçan şarkıcı. aynı klasmandaki fatih ürek, aldo, kuşum aydın ve arto'da ekran yasağından nasibini almış durumda. hiç unutmam rahmetli defne joy foster, doktor bilal'in evini programı için ziyaret ettiğinde, yatak odasında kutu kutu ağda bulmuştu. ikisi de çok gülmüşlerdi. hey gidi 90'lar hey...
bir dönem bilkent üniversitesi'nde ders veren popüler tarihçi. dersine girmek her babayiğidin harcı değildi. ders sırasında konudan konuya atlar, güncel siyasetten, etimolojiye ne ararsanız tartışırdı. osmanlı'ya inanılmaz derecede hayrandı. aptal türkler, gerzek araplar gibi cümlelerde sık sık ağzından kaçardı. osmanlı'ya vakıf olduğu doğrudur ama tarafsız bir tarihçi olduğunu söylemek zordur.
halk müziğine yeni bir arayış ve nefes getirmek istediklerini söyleyen enfes grup. tüm türküleri incelikle ve duygu dolu söylemişler. öyleki dinlerken gözleriniz doluyor... ezim ezim eziliyor yüreğim türküsü bundan daha iyi söylenemezdi...
habertürk'te öteki gündem programına çıkan ismet özel'in gündeme bomba gibi düşen açıklamasıdır. trollük müessesinin şairlere kadar indiğini göstermesi açısından da eşşsizdir. hazarlar ve gagavuzlar gibi musevi ve hristiyan türkleri ne yapacağız desem onlar türk değil diyecek demekki! peki göktürkler'i falan ne yapacağız hacı desem nafile. zat ayrıca harf inkilabıyla geleceğimizin çalındığını ve türkçe diye bir dil olmadığını da belirtmiş. şahsen ben namaz kılmıyorum ve gayet türküm. ama önce insanım...*
islamiyet, toptan tu kaka ilan edilebilecek ya da hoşgörü öznesi olarak sunulabilecek yekpare bir din değildir. tıpkı hristiyanlık, musevilik ya da diğer dinler gibi. diğer ülkelerdeki( özellikle de hristiyan coğrafyadaki) yaygın özeleştiri yapabilme hakkının nasıl doğduğu ve hangi ortamlardan geçerek bu noktaya kavuştuğunu anlamak karmaşık ve zor bir süreçtir. islam coğrafyası 12. yüzyıla kadar bilim ve sanatta tüm dünyadan daha ileri ve saygın bir durum sergilerken endülüs emevilerinin çöküşüyle tersi bir sarmala girmiş ve tıkanmıştır. ispanya'da kurulan islam medeniyeti kadınların eğitim gördüğü üniversiteleriyle, başarılı siyasi yapısıyla islamiyete yöneltilen eleştirilerin aksini ispat edebilen yegane örneklerden biriydi. şu an yücelttiğimiz hristiyan ittifakın bu medeniyeti yok etmesiyle islamiyet aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştır. ilginç ve tartışmaya açık iddialardan biri de osmanlı imparatorluğu'nun tüm arap ve asya coğrafyasını emperyal nedenlerle sömürmesi ve bu nedenle islamiyetin gerilemesinin hızlanmasıdır. bu iddia tartışmaya açıktır ama üzerinde düşünmeye değerdir. hristiyan batının şu an içinde bulunduğu özgür ve liberal ortamın dinlerinin islamiyetten daha hoşgörülü olmasıyla alakası yoktur. kilise ile uzun üren ve milyonların ölümüyle sonuçlanan uzun ve kanlı mezhep savaşları, ardından gelen reform dalgası hristiyan erki durdurmuş ve seküler düzeni yaygınlaşmıştır. islami toplumlar ise bu esnada yerinde saymış ve kibirli vaziyette elindekiyle yetinmiştir. her dinin kendine has olumsuzlukları ve bazı olumlu özellikleri vardır. islamiyetin diğer dinlerden ne çok matah ne de daha fazla kötü özelliği vardır. islam coğraftasının genelinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çöküntü müslümanlıkla ilgili imaja da yansımakta, malesef doğu medeniyeti eşittir yamyamlık gibi bir sonuç çıkmaktadır. kişisel görüşüm dinlerin misyonunu tamamladığı yönünde. herhangi bir dinin yaşadığımız dönem itibariyle bize bilgi ve ahlaki gelişme sağlaması çok zordur.
sokak hayvanlarına gulyabani muamelesi yapan kızdır. çoğu çevreden ilgi görmek ya da sevgilisine poz yapmak için böyle tavırlar sergiler. mırıl mırıl gezen bir sokak kedisi ya da size mahsun gözlerle bakan bir köpek bu kız için potansiyel bir seri katildir. klasik sözleri bu kedi burdan gitçek ozaan, ıyyy oturamam ben buraya gibi sevgi sözleridir. böyle insanları görünce çekinmeden ağızlarına kürekle vurunuz.
8 mart dünya kadınlar gününü sayfasında yazdığı bu güzide sözlerle kutlayan akp kırıkkale il başkanı mehmet demir'in beyanatı. memleketimi yöneten akp zihniyeti için emekçi kadınlar günü işte bunu ifade ediyor... zatın sözlerini değiştirmeden aktarıyorum:
" eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığınız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir..."
sözlükte yeniyim. lakin bazı şeyleri hayretle izliyorum. biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz sosyalleşmek için kurulduğuna inandığım bir sözlükte böylesine gruplaşmaların olması ve kişilerin birbirinden bu denli huzursuz olması çok tuhaf. sosyal medya ve internet bazen insanın içindeki canavarı ortaya çıkarıyor. daha önceki entrylerimde söylediğim gibi nefret söylemi içermediği sürece herkes herşeyi söyleyebilmeli. aynı fikirde olmadığımız ve karakteri bizimkiyle taban tabana zıt insanlara aşık olabiliyorsak, arkadaş niye olamayalım?
bütün şarkıları aynı ton ve nağmeyle söyleyen hacı şarkıcı. yüzüne baktıkça içim sıkılıyor. kezban'ların sevdiği romantik şarkılar genelde mustafa ceceli ve farhat göçer'den çıkar. nice hanzo düğün töreninde gelin ve damatın ilk dans şarkısını ceceli ağabeyimiz söylemiştir.
emek sineması, istanbul'un önemli tarihi binalarındandı. malesef yıkımından önce kötü işletmecilik yüzünden can çekişiyordu. yenilenmeyen iç ve dış cephesi yüzünden mekan küf kokuyor, cicili bicili avm sinemaları yüzünden de seyirci kaybediyordu. lakin çok önemli bir tarihi değeri vardı. sinema olarak değil ama müze ya da istanbul film festivali için kurumsal bina olarak değerlendirilebilirdi. emek için yıkım kararı alınmadan önce tüm sinema yazarlarına mail atmış, o zamanlar ön gösterimlere katıldığım için hepsiyle konuşmuştum. bakın bu sinema çöküyor başına bir iş gelecek dediğimde hiçbiri ilgi göstermemişti. şimdi günah çıkarır gibi röportajlar veriyor, festival açılışında protesto konuşmaları yapıyorlar. emek sineması'nı sinemacılar da istanbul halkı da el birliğiyle yıkıma itti. hafızası olmayan, kültürel ve tarihi değerlerine sahip çıkamayan bir halktan bir cacık olmaz. şu an yapılan eylemleri de samimiyetsiz buluyorum... ben en azından arkadaşlarımla o sinemada festival filmlerini izledim. siz avm'lerde patlamış mısırlarınızı yiyin...