mahallenin bakkalinin kocasi

Durum: 4094 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2014 16:28

Puan: 88228 - Sözlük Kevaşesi

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Isirgan otu.
  • /
  • 205

bıyıklı lubunya

bir paket lahmacunla toplu taşıma aracını kullanan insan

lahmacunla çalisan otobüs soförü ya da otobüsün kendisi. örnegimizde bir paket lahmacunun, soförün mü yoksa aracin mi yakiti oldugu bek belirgin degil. malum itü, metro çikolatayla çalisan motosiklet icat etti. belki bunun lahmacunlu versiyonuda çikmistir. bilemedim.

yaran yanlış okumalar

outistanbul film festivali'ni, otisistanbul film festivali olarak okumam.

motorcycle diaries

motosiklet günlügü, genç ernesto che guevara ve arkadasi alberto granado'nun 1950 li yillarda, motosikletle güney amerikayi dolasmalarini konu alan biyografik filmdir. filmin yönetmeni brezilyali walter salles'tir.
latin amerika gerçegini ve halklarin yoksullugunu görmesi açisindan bu gezi, che'nin ileriki yillarda marksist görüsler edinmesine yol açacaktir.

siyasi tutukluların açlık grevi

dicle haber ajansinin bildirdigi bir son dakika haberine göre, kardesi mehmet öcalanla bugün görüsen abdullah öcalan, açlik grevlerinin bir an önce bitirilmesi çagrisinda bulundu. an itibariyle diyarbakir cezaevinde siyasi tutuklularla görüsmekte olan bdp esbaskani gülten kisanak'in önümüzdeki saatlerde bir açiklama yapmasi bekleniyor. umarim herhangi bir ölüm gerçeklesmeden eylem bir an önce sona erer.

bekaret

amerikan argosunda fresh meat kelimesi, ortama yeni girmiş, pek bir deneyimi olmayan bir anlamda "bakir" sayılabilecek çıtır geyleri tanımlamakta kullanılır.
bekaret kelimeside acaba, henüz tadına bakılmamış, el değmemiş olan "et", yani "bekar et" kelimelerinin birleştirilmesinden mi oluşturulmuştur diye düşünmeden edemedim.

(bkz: bekar et)
(bkz: etin ete değmesi)

paraguay

tarihi onlarca askeri darbelerle dolu ve güçlü bir militarist kültüre sahip bu ülke, homofobi' nin en yaygin oldugu latin amerika ülkesidir ayni zamanda. "komünist" olmak ve "escinsel" olmak hala en büyük iki günah olarak görülür. katolik kilisesinin çok güçlü oldugu paraguay toplumunda escinsellere yönelik nefret suçlari ve fiili saldirilar oldukça yogundur.
ancak komsu ülke arjantinde escinsel evliliklerin yasalasmasi ve diger latin amerika ülkelerindeki olumlu gelismeler, paraguay'da yeni olusmaya baslayan lgbt örgütlerine cesaret vermekte, bu yöndeki çalismalar çogalmakta, lgbt bireylerin hak mücadelesi yükselmektedir.

bekaret

satış danışmanı

en yakin arkadastir. eger birine söz verdiginiz bir randevudan kaytarmak istiyorsaniz ve bunu nasil yapacagimiz hakkinda bir fikriniz yoksa, hemen bu arkadasa basvurulur ve o görüsülmek istenmeyen kisiyi nasil satabileceginiz hakkinda danismanlik hizmeti alinir. üstelik bu hizmet bedavadir.

ben bilmem beyim bilir

aileyle birlikte tv de eşcinsel içerikli film izlemek

bu tarz filmler henüz yayınlanmadığı için zaten olmayan bir sorunsaldır. ancak, annemle beraber her mor bülten izlediğimizde, enteresan sorulara maruz kalmaktayım.

avcılardaki transların evlerinin mühürlenmesi olayı için;
- aa yazık. bu karıları niye evlerinden atmışlar ki?

wagaman'in ayı sözlüğü tanıttığı program için;
- gazeteci mi bu çocuk. içeri mi atmışlar? perinçek'in adamı mı?

obama'nın eşcinsel evlilikleri desteklemesi haberi için
-ne olmuş, obama karısından mı boşanmış? zaten kapkara çirkin bir karıydı.

lgbt ailelerinin röportajları için
- ne olmuş bunların çocuklarına. öğrenci olaylarına mı karışmışlar?

kıyamet günü

kuran'da kiyametin zamani ile ilgili herhangi bir bilgi olmamasina ragmen, özellikle bir çok hadiste, 7 bin yil gibi bir zamandan bahsedilir. buna göre muhammed'in zamanina kadar 5600 yil geçmistir.

dakkak b. zeydi cüheni: "ben rüyamda peygamberi yedi basamakli bir minberde son basamaginda gördüm. ona rüyami anlattim ve o buyurdu ki, yedi basamakli gördügün o minberbu dünyanin 7 bin senesidir. ben onun son bin senesinde olacagim"

ahmed ibni hanbeli'ye göre dünyada 5600 yil geçmistir.

celaleddin suyuti'ye göre, bu ümmetin ömrü 1000 seneyi geçecek, ama 1500 seneyi geçmeyecektir.

yine suyuti, busevi ve ahmed ibni hanbeli'nin naklettiklerine göre; "benim ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmeyecek"

yukaridaki çogunun sahih olup olmadığı tartisilamayacak hadislere göre, kiyamet aslinda pekde uzagimizda degil. yine said-i nursi'nin yaptigi ebced hesabindada 1545 yil gibi bir rakamlara çikmistir. peygamber'in ölüm tarihi olan 632 yılından bu yana yaklasik 1400 sene geçtigini varsayarsak, insanligin asagi yukari 100 yillik ömrü kaldigi söylenebilir. yani saat geriye dogru islemeye basladi.

edit: yukaridaki entry islami kaynakların analiz edilmesi sonucu yazilmistir. yoksa benim kisisel görüsüm degildir. antropoloji, arkeoloji, biyoloji ve diger bir çok bilim dali zaten dünyanin milyarlarca yillik bir geçmisi oldugunu bize göstermiştir.

kocamın iguana ile ilişkisi var

motorcycle diaries filmini izleyenler hatirlayacaktir. film, henüz buenos aires'te bir tip ögrencisi olan ernesto che guevera'nin bir arkadasiyla birlikte, motosiklet ile tüm güney amerika'yi bastan basa dolasmasini, bu gezi boyunca yasadiklarini anlatir.

iki kafadar ecuador yada colombiyada bir yerde amazon nehrinin üzerinde seyahat eden küçük bir yolcu gemisine binerler. gemide "is tutan" bir de fahise vardir. bir gece che güvertede fahise ile karsilasir ve konusmaya baslarlar. kadin che'ye ufaktan yazmaktadir. che kadinin yatma teklifini reddeder. reddedilmeye aliskin olmayan kadin sasirir. che, kadina neden böyle "onursuz" bir is yaptigini sorar. kadin ona "benim yaptigim onursuz degil aksine
neredeyse kutsal bir is" der. "bu ormanlarda ve nehirde, medeniyetten uzak, kadinsiz yüzlerce avci, balikçi ve altin arayicisi seyahat eder. bazi balikçilarin, aglarina takilan ve vajinasi kadin vajinasina çok benzeyen, nehirlerde yasayan bir çesit yunus baligina tecavüz etmeleri çok yaygindir. düsün artik ne kadar gözleri dönmüstür. simdi anliyor musun delikanli yaptigim isin ne kadar kiymetli oldugunu?"

böyle seylerin oldugu bir dünyada yasiyoruz. bu yüzden pek sasirtici gelmedi...

rachel corrie

corrie ailesi, kizlarinin kasten öldürüldügü gerekçesiyle israil devleti ve ordusu aleyhine hayfa'da bir mahkemede sembolik degeri 1 dolar olan bir dava açmis, ancak mahkeme olayda israil ordusunun bir kabahati olmadigina karar verip davayi kapatmisti.

rachel filistindeyken annesine yazdigi bir mektupta söyle diyordu;

"dünyada böyle bir zulmün kiyamet koparmadan gerçeklestirilebilecegine inanamiyorum. canimi yakiyor. geçmistede yaktigi gibi. dünyanin böyle korkunç bir hale gelmesine göz yumusumuza taniklik etmek. "


ayı sözlük kitap fuarı zirvesi vol.2

beylikdüzü kalmasin... kalkiyor.. kalkiyor...

uzun bir entry yazıp kaydete bastıktan sonra sözlük bağlantısının kopması

bugün iki kere basima geldi. ama entry ahmet kaya ile ilgili oldugu için, üsenmedim iki kere yeniden yazdim. ahmet abim benim ya..

bora yeter

yeter artık aşk denen yalandan bıktım

ask çölde görülen bir seraptir. peki çölde görülen serap yalanmidir? onu çöle düsmemis hiç kimse bilemez... bilmek için mecnun olmak gerekir.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

israil

"devlet, siddetin örgütlenmis biçimidir" sözünden hareketle, israil devletininde diger devletlerden pek bir farki olmadigini iddia edebiliriz. ama bu onu elestiremeyecegimiz anlamina gelir mi?

israil devleti ve onun yilmaz savunuculari, bm de aleyhinde alinmis onca karara ragmen, ve israil bunlarin hiç birine uymadigi halde, bütün dünyaya kafa tut up kendisini bütün uluslararasi hukuki normlardan üstün görmekte, hesap vermez, sorgulanmaz tavrini sürdürmektedir. "israil'in güvenligi" ni bahane ederek yaptigi tüm hukuksuzluklara göz yummakta, ve herkeside bunu yapmaya davet etmektedirler.

yahudi halkinin, tarihin en büyük soykirimina ve daha bir çok pogromlar maruz kaldigi dogrudur. peki, avrupa kültürünün ve hristiyanligin ürünü olan antisemitizmin günahinin bedelini niçin filistin halki çekmektedir?
ısrail, zamaninda irkçi güney afrika'nin, kamboçyadaki kmer rejiminin ya da sirp kasabi miloseviç'in sahip olmadigi ayricaliklari nereden almaktadir? o rejimlere gösterilmeyen tolerans neden israile gösterilmektedir?

ısrail devletinin filistin halkina topyekün kan kusturmasi, yahudilere karsi yapilmis antisemitizme gösterilen masum bir reaksiyon mudur?
ısrailin yillardir filistin halkina uyguladigi zulmü dile getirmekle antisemitizm mi yapmis oluyoruz? gazze'de filistinlilerin evklerinin yikilmasina engel olmak için canli kalkan olup bedenini siper eden ve bir israil buldozerinin altinda can veren 24 yasindaki amerika'li aktivist rachel corrie, ucuz propaganda pesinde kosan
bozguncunun tekimiydi yoksa?

  • /
  • 205
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 4094

insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


aktif gay

düzenli olarak spor yapıp, yemesine içmesine tikkat eden gay.

gizli bear

göbeğini korse, götünü düşük bel pantolon ve kıllarını epilasyon marifetiyle gizlemiş, aramızda umarsıca dolaşan ayıcanlardır.

(bkz: epilasyon)

eşcinsel olduğunu belirtmenin yolları

kalabalık bir mekanda ay yok mu beni sikeeeeeenn...! diye bağırmak. evet en kolay yolu bu...

ayı sözlük yazarlarının seviştikleri en ilginç mekanlar

önceki entry de seviştiğim ilginç mekanların bir listesini yazmıştım ama en ilginç olanı, dağda, bir koyun sürüsünün ortasında, sürünün çobanıyla, yıldızların ve çobanın abasının altında olanıdır. unutmam mümkün değil.
sene 94. üniversite 3. sınıf bittiği sene yaz tatilinde memlekete gitmeye karar verdim. bizimkiler istanbulda ama köyde dayımlar uzak akrabalar falan var. bir de yeni bir fotoğraf makinası almışım. gidip doğa fotoğrafları çekicem dedim, atladım otobüse, 14 saatlik yolculuktan sonra ulaştım köye.
ilk bir kaç gün benden bir kaç yaş küçük olan dayımın kuzu çobanlığı yapan oğluyla dağ tepe, köyün etrafında dolaştık. ben durmadan fotoğraf çekiyorum. bu arada dağda başka çobanlarla sürülerle de karşılaşıyoruz. bu çobanlardan birisi, uzun boylu, yapılı, esmer, yeşil gözlü, gür bıyıkları olan 35-40 yaşlarında bi abi çok dikkatimi çekmişti. tarık akan ın "sürü" filmindeki haline benzeyen bir adam. dayı oğlu bizi tanıştırdı. biz köyden göç ettiğimizde ben çocuktum daha, ama bu abi bizimkileri, abilerimi, babamı falan iyi tanıyor. bize de uğra dedi,
çayımızı iç. olur dedim, ayrıldık ordan. bu esnada dayıoğlunun bu elemandan pek hazzetmediğini sezinledim.
dayıoğlunun ağzını aradım biraz. meğersem bir yıl önce dayıoğlu bu çobanın yanında yamaklık yapıyormuş. koyun sürüleri büyük olduğu için çobanların yardımcıları oluyormuş. bir de bizim oralarda koyun sürüleri geceyi dağda geçirir, ertesi gün öğleye dogru köye iner, koyunlar sağılır, çoban uyur, akşamüstü hava serinlediginde sürü yine dağa çıkar. bu abi de bizim kuzeni dağdalarken bir kaç kez yoklamış. yok senin sikin büyük mü falan diye.. ama sözde bizimki hiç oralı olmamış.

neyse efenim ben tüyoyu aldım ya, ertesi gün bu abilerin dayımlardan çok uzak olmayan evlerine gittim. abi uyuyor. ailesi epey geniş, karısı, kardeşleri, annesi babası, saolsunlar izzet ikram gösterdiler. hoş beş edildi. hal hatır soruldu. yemekler yenildi, çaylar içildi. akşamüstü bizim abi uyandı, o da yemeğini yedi, ben bu arada doğa sevgisinden girdim, fotoğrafçılıktan çıktım, dağları, koyunları, kuşu, kurdu, böceği ne çok sevdiğimi anlatıp, onunla dağa gidip gidemeyeceğimi sordum. olur dedi. zaten yardımcı tutmamış bu sene. geçen seneye nispeten sürüyü,
bir kısmını satıp küçültmüşler.
vakit geldi düştük yola, vurduk kendinizi dağlara. gece yarısına doğru gür otların bulunduğu bir yaylada konakladık. mis gibi dağ havası, koyunların çanlarından çıkan müzik, uzaktan kurbağa sesleri, gökyüzü yıldız dolu,
uzansan tutacaksın ellerinle sanki. kavurmalı dürümlerimizi yedik çay demledik.
yanımda oturuyor bu, dağ gibi. çayımızı içtik, sohbet koyulaştı, istanbulu soruyor. istanbul gece hayatını, kızlarını... istanbulun kızları kolay veriyomuş diyor.. sen çok siktin mi diyor... bağırtırmısın diyor... beni deli ediyor... gözlerini pantolonumun önündeki giderek büyüyen kabarıklıktan alamıyor... ben he diyorum, hık diyorum
mık diyorum.. utanıyorum... gülüyorum... en sonunda sikin büyük mü diye sorup el atıyor. dayanamıyor ve yapışıyorum dudaklarına...
gerisi yıldızların altında sabaha kadar süren bir sarhoşluk... bir delilik.. bir kendini kaybediş.... her ikimiz için de yabancısı olduğumuz dünyaların keşfi..
ben onun ilk öpüştüğü erkekmişim. o benim ilk seviştiğim çobandı.... öpüşmek ah ne hoştu yıldızların altında....






insanın yaşlandığını anladığı an

pisuvardaki siyah killarınızın beyazladığını farkettiğiniz andır. o an hayatınızın en büyük tra jedisidir artık. olur olmadık zamanlarda suskunlaşmaya başlarsınız.

çocukluğunuzda henüz minicik bir yavru bear olduğunuz, mandalinayesili pantolon giydiğiniz, arkadaşlarınızla bearabeare sabahlara kadar pony slaystation oynadığınız , yaşadığınız küçük ve şirin mahallede, mahallenin bakkalinin kocasinın size elma şekeri verdiği günleri hatırlarsınız.

gençliğinizde bear sikertir tavırlarla ortalarda bir azgın ve aynı zamanda naringergedan özgüveniyle
gezdiğiniz, nickimi sallasam ellisi diyerek kimseyi beğenmediğiniz günleri anımsar, hey gidi hey bir zamanlar ciwan gibi delikanlıydım ama şimdi olmuyorneyapsamolmuyor diyerek iç çekersiniz.

yıllar geçmiş, 1baltayasap olamamışsınızdır. eskiden ahmetonskinin saçları kadar karizmatik olan saçlar dökülmeye, bir kelayi olmaya başlamışsınızdır. gençliginizde aslan yürekli richard gibi dikelen sikiniz, zavallı bir yorgun pipiye dönüşmüştür. teselliyi salaş meyhanelerde, rakı şişesinin dibinde her gece sarosbalık olmakta bulursunuz. performansınızdan memnun olmayıp, aaa niye öyle oldu diye soran ve iktidarsız olduğunuzu
ima eden partnerinize utangaç bir edayla askolsunbenöylebirinsanmiyim
dersiniz.

ve honeybeenim gençliğim anne şarkısını her duyduğunuzda keremce duygulara kapılırsınız, gözleriniz dolar. yaşlanmak böyle birşeydir işte.


gay barda babayla karşılaşmak

efendim bizzat başıma gelmiştir. anlatayımda dinleyin ve dersler çıkarın.
2004 yılıydı galiba. türkiye'ye tatile gelmiştim. çok sevdiğim bir lezbiyen arkadaşımla taksimde buluştuk.
yemek yedik, bir kaç kafe gezdik, türkü bara gittik. gecenin üçüne doğru bu bana, "hadi seni gey bara götüreyim" dedi.
tek yön o zamanlar, ingiliz konsoloslugu civarinda bir yerdeydi. sarhoş kafayla arayıp bulduk, girdik içeri. sanırım hafta içiydi. içerde in, cin ve üç beş lubunya tek kale maç yapıyordu. neyse efendim, gelmişken birer bira içelim dedik, aldık biraları, bir köşede muhabbete koyulduk.
bu sırada içeriye iki kişi girdi. öndeki, uzun koyu renkli bir paltoyu omuzlarına atmış, boynunda beyaz atki, 40
yaşlarında, hafif toplu, orta boylu, bıyıklı, kısa saçlı, yüzü biraz sedat peker'i andıran bir ağır abi. arkasinda ki ise 20-25 yaşlarında, uzun, sert yüz hatlarına sahip, takım elbiseli bir genç. hareketlerinden öndeki abi'ye çok saygılı olduğu hatta çekindiği anlaşılıyor. öndekinin, kendi çapında bir baba, arkadakinin de onun koruması olduğunu hemen anlıyorum.

bu garip ikili karsimizdaki bir masanın kenarina yanastilar. garsonlar hemen viski getirdiler. baba'nin paltosu hala üstündeydi. arkadaki eleman bir sey içmiyordu. baba melül gözlerle pistte dans edenleri süzüyordu. sonra bakislari
bizi buldu ve üzerimizde sabitlendi.
önce pek takmadim. ancak bir müddet sonra bu bakislar, yüzük tasiyici frodo'nun üzerine çevrilmis sauron bakislari gibi rahatsiz etmeye basladi. ufaktan benim büzük terlemeye ve yusuf yusuf olayina girmeye baslamisti.
ama hala kezban gibi, adamin yanimdaki lezbiyen arkadastan dolayi bize baktigini düsünüyordum. arkadasim,her ne kadar, 1.50 boyunda, kisacik saçlı, ve 15 yasindaki çilli bir erkek çocuguna benzesede, 95'lik memeleriyle, dikkat çeken bir kadindi ve bu memeler karsidaki baba'nin da dikkatini çekmis olabilirdi. adam zil gibi sarhostu ve belli ki çoktan, "nefes alsin yeter" moduna girmisti.

bir tatsizlik çikmadan biralarimizi içip gitmek en iyisiydi galiba. bu arada baba, korumasina isaret etti, kulagina bir seyler fisildadi ve koruma bize dogru gelirken, kendisi tuvaletlere dogru yürüyüp gitti.
kalbim yerinden firlayacak gibiydi. bela geliyorum diyordu... neden siktirolup gitmedik diye kiziyordum kendime. bu ipsizler artik neyinkafasilabu kafasını yasiyorlarsa, yanımdakini bir afeti devran, benide herhalde onun pezevengi sanmislardi. ve simdi pazarlik için geliyorlardi. siçtigimizin resmiydi bu..

genç izbandut yanimiza geldi, kulagima egildi ve belirgin bir kürt aksaniyla, " abim seni çagiriyor" dedi.
arkadasimla birbirimize baktik. onun gözlerindeki dehseti ve çaresizligi görebiliyordum.
ama sakin olmak gerekiyordu. "merak etme, hersey yoluna girecek" dedim ve dizlerim titreyerek arkaya yöneldim.

baba beni pisuvarlarin orda bekliyordu. ben daha bir kelime etmeden, "selam aslanim, çok güzel dudaklarin var. bir alt dudak verir misin?" dedi.

ben girdigim "oha nasil yani?" sokunu atlatamadan dudaklarima yapisti ve bir yandan similyami avuçlarken, öte yandan dudaklarimi kanatircasina emdi.
sonra yüzümü avuçlarina alip bir müddet bakti.. sonra yine öptü.
"benim adim necmettin" dedi. "içerden yeni çiktim. yanımdaki arkadas ürkütmesin seni.. dost var düsman var. o yüzden tedbirli olmak lazim.yanimda çalisan, dürüst güvenilir bir çocuk. ıstersen bir otele gidelim. sevismeyi o kadar özledim ki.. sabah kadar sevisiriz" diye ekledi.
"veriyor musun?" diye sordu sonra. "hayir" dedim kekeleyerek. sonuç itibariyle tekinsiz bir herifti ve ben bir full aktif tarafindan hunharca sikilerek ölmek için çok genç ve güzeldim. hayir bunu istemiyordum.
"aferim delikanli adammissin. erkek adam vermez zaten" dedi. "bak bende vermiyorum yanlis anlama. ama istersen biraz kerkinirsin. zaten büyükmüs te senin alet. istesemde alamam.."
"abi dedim kusura bakma. arkadasimla geldim. onu birakamam. allah nasip ederse baska bir zaman insallah."
nedense çok ısrar etmedi. sanirim çok sarhostu. hülyali bakislarla bakti bir müddet. "çok ta yakisikliymissin. seni çok canim çekmisti. halbu ki... sabah kadar çılgınca sevisirdik seninle... " dedi, sirtini döndü ve yalpalayarak gitti.

yüzümü yikayip arkadasin yanina gittigimde, onlar bari terketmisti çoktan. olanları anlattigimda, korkudan yüzünün rengi atmis olan arkadas önce çok sasirdi sonra makaralari koyverdi.. epeyce güldügümüzü hatirliyorum. "olum büyük balik kaçirmissin. keske bir telefon alsaydin" dedi. evet bunu nasil da düsünememistim. barda baba'yi görmüs, ama baba'yi almistim. gerçi sin sonunda babalar'a da gelebilirdim, ancak yine de pisman olmustum. hem de adam çok güzel öpüsüyordu. ama is isten geçmis, baba kendi karanlik
dünyasini perdeleyen sis bulutunun ardindan çoktan kaybolmustu.

annelerin homofobik ama komik yorumları

lgbt ailelerin bilinçlenme toplantısı. 2 anne aralarında konuşuyor.

1.anne: zebra hanımcıım, eskiden üzülürdüm bizim oğlana top dediklerinde. meğersem top, üstte olana diyolarmış.. ay bi ferahladım bi ferahladım.. ne iyi şey bilinçlenmek..

2.anne: valla zürafa hanımcıım çok haklısın. ben de bur da öğrendim. benim oğlan da pek bi seksüelmiş. mahallenin hocasına sordum, "gençler bu yaslarda azgın olur telaş etmeyin, evlendirin durulur" dedi..

ilk eşcinsel deneyim

80 li yıllar. anadolu’nun en muhafazakar şehirlerinden birinde imam hatipte yatılı okuyorum. kentin, hepsi de birbirinden berbat seks filmleri oynatan 2 adet sineması var. sinemalarda sürekli 3 film devamlı matine oynuyor. o hafta hangisinin makinisti biraz gözü kara çıkıp, bu berbat filmlerinin arasına 3-5 dakikalık bir parça atıyorsa o sinema hemen bir şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılıyor ve kentin tüm abazan ergenleri hafta sonu soluğu orada alıyor. benim gibi parası ya da cesareti olmadığından gidemeyenler, aksam olup da herkes yatakhanede toplandığında, o gün sinemaya gitmiş olanların ballandıra ballandıra anlattıkları sahneleri dinlemekle yetiniyorlardı. o sıralar bir emanuelle furyası vardı tüm sinemalarda. emanuelle bir efsanesiydi bizim için. gitmesek de, görmesek de seks kelimesinin tdk sözlüğündeki mecazi karşılığıydı.

bir gün yatılı okulda, yatakhanelerin bir kısmı birkaç günlüğüne kapatıldı. sanırım bir haşere istilası söz konusuydu ve sırayla ilaçlanmaları gerekiyordu. yönetim bir kaç yatakhaneyi kapattı ve orda kalanlara, " yakın arkadaşınız ya da köylünüz olan biriyle aynı yatağı paylaşın, iki gün idare edin" dedi. bizim yakın köylü rahmi adında bir arkadaş benim misafirim oldu mecburen. cumartesi akşamıydı. saat on oldu. ışıklar söndürüldü.
herkes yataklara girdi. yatılı okuyanlar bilir, ışıkları söndükten sonra muhabbet bir müddet devam eder. fıkralar anlatılır, geyik yapılır herkesin uykusu gelene kadar.

sinemaya giden bir arkadaş başladı o gün izlediği emanuelle filmini anlatmaya. tabi bire bin katarak. benim yanımda yatan rahmi, beyaz tenli, kırmızı yanaklı iri yarı bir çocuk. biraz içine kapanık, hatta utangaç. ikimiz de 15 li yaşlardayız.hikayeyi anlatan ballandıra ballandıra anlatıyor, rahmi yanımda kıpır kıpır. bacakları bacaklarıma yapışıyor. sıcacık. sonra elleri yavaşça pijamamın önündeki kabarıklığa gidiyor. anlatıcının heyecanlı sesine kaptırmış herkes kendini... rahmin'in eli, yorganın altında arayıp benim elimi buluyor...sonra ben onun pijamasının altında aradığımı buluyorum acemi ve tedirgin hareketlerle...sanki kendi ellerimiz değil, emanuelle'in usta elleri dokunuyor o güne kadar keşfetmediğimiz mahremiyetimize. her dokunuş bilinmedik haz kapılarının kilidini açıyor birer birer. hikaye, damaklarımız kurumuş, soluk soluğa kaldığımız bir anda biz utançlı bir suç ortaklığının hazzını yasarken sona eriyor...çocukluğun masumiyet perdesini yırtıp büyüklerin "dünyevi hazlarla dolu günahkar dünyasına " bir emanuelle hikayesi eşliğinde adım atıyoruz.

eşcinseller hakkında yanlış bilinenler

bazıları, evet, kadın ruhuna giydirilmiş erkek bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil...

bazıları, evet, erkek ruhuna giydirilmiş kadın bedeni taşırlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, sekse düşkündür. tıpkı bazı heteroseksüller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, çocuk sahibi olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, aşık olmak isterler ve olurlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, kimseye bağlanmadan özgür yaşamak isterler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, hayatları boyunca aradıkları aşkı bulamazlar. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

bazıları, evet, göt yalamayı severler. tıpkı bazı heteroseksüeller gibi. ama hepsi değil.

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

bir çok sözlük yazarının " ben bi seksüelim, bi seksüelim sorma gitsin.." diyerek sıraya girdiğini görmeme ve kendi kendime, "ulan yoksa ben seksüel değilmiyim?.. " diye sormama sebep olan başlık olmuştur.

osmanlı devletini adaletin ve barışın timsali sanmak

salt osmanlıcıların değil, zaman zaman, osmanlı devletini yıkan ittihat ve terakki cemiyeti ve bir anlamda onun uzantısı sayılabililecek kemalist kadrolara yakın olanların da düştüğü hata.
osmanlı sonuç itibariyle yönetenlerin tanrının yeryüzündeki gölgesi, yönetilenlerin ise kul sayıldığı, ideolojisi din olan feodal bir imparatorluktu. tıpkı kendi dönemindeki diğer imparatorluklar gibi.
dolayısıyla diğer devletler ve kendi hükmettiği halklar ile olan ilişkisi, "hep mağdurların yanında olan hoşgörülü devlet" mantığı ile değil, kendi yaşamsal çıkarlarına göre olagelmiştir.
öbür türlü, 16. ve 17. yüzyıllar boyunca anadoluda süren celali isyanları boyunca osmanlı'nın anadolu'nun türkmen halkına kan kusturmasını nasıl açıklayacağız?

1915'te bu topraklar üzerinde yaşanmış en büyük katliama imza atmış olan ittihat ve terakki çeteleri, kuşkusuz, kuyucu murat paşa geleneğinin birer devamcısı olarak, böylesine kanlı bir gelenekten beslenmiş olmalılar.

2. nesil

(bkz: mundar nesil)


edit: ya aslında ben, mundar deken, hani kayıp nesil anlamında, 1. neslin eziklediği, 3. neslin iplemeyeceği, heder olmuş, mundar olmuş nesil demek istedim.. yerseniz.. yani ben epey bi eksilenmişim bu entarim ile.. belki kıvırırsam... dedim.. olmadı mı..? yazdıkça batıyom galiba... ben kaçiimmm....

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

bazı sözlük yazarlarının hitlercilik, olmadı saddamcılık hayalleri kurduğunu, yeni auschwitzler, hiroşimalar, halepçeler yaratma arzusuyla dolup taştığını görmemizi sağlayan başlık.

(bkz: hayallerle yaşıyor bazı ibneler)

allah