türk dizileri vs amerikan dizileri
denilecek her şey denmiş, sadece diyebilirim ki aslında bizde de çok yaratıcı senaristler ve dizi yazarları var, ama türk televizyonu denilen mevhumda dizi sürelerinin giderek uzun metraj film süresine evrilmesi nedeniyle yaratıcı bir damar bulunsa bile üç bölümde üç filmlik senaryo çıkarmaya can mı dayanır tıkanıp kalıyorlar haliyle. yabancı dizilerde 5-6 epizotta işlenen konu bizde bir bölümde işleniyor. senaristler de haklı saçmalamakta. bunun dışında izlenmesi için birtakım klişelere başvuruluyor, mesela bir karakterin yaralanıp hastaneye düşmesi 5 bölüm kurtarıyor, ölmesi 5 bölüm kurtarıyor, mevlidi de 5 bölüm kurtarıyor, onu öldürenin hapisaneye girişi 5 bölüm kurtarıyor, hapisane günleri 5 bölüm kurtarıyor, kurtulması 5 bölüm kurtarıyor, oldu sana bir sezon. bir senarist (tomris giritlioğlu) türkiye'de dizi izlenmesi için formülün hastane ya da hapisaneden geçtiğini söylemişti. senaryo sıkışınca hoop bir hastane veya hapisane sahnesi yazıyorum bir süre idare ediyor demişti. ayrıca çok uzun süre senaryo yazınca bazen öldürdüğüm karakterleri öldürdüğümü unutup diziye geri getirdiğim oldu da demişti.
seri eksi oy veren ezik
birkaç kompleksli loser var sözlükte, yazdıklarımı takip ettiklerini biliyorum, eksi vermeye bayılıyorlar, çünkü yalnız ve sefil dünyalarında en büyük mastürbasyonları, kendilerini tatmin etme yolları, yazılan her şeyi eksilemek, hayır anlamıyorum ki dertleri ne, ne bana eksi attıklarında yazdıklarım değersiz olur ne bana artı konulması yazdıklarımı ultra değerli hale getirir. kendimce fikir ve tanımlarda bulunuyorum, beğenmemeyi anlarım ama apartta bekliyor gibiler, özelden yazma yolunu seçip yaw ben senin şu yazdığını beğenmedim demeyi tercih edebilirler, medeni davranışlar bunu gerektirir, ama bunlarda medeniyet de, görgü de yok ki, iletişim diye bir şeyden haberleri yok. ben onların sefil varlıklarına üzülüyorum. doğada bokun bile değeri var, koyarsın toprağa gübre olur, bunların bok kadar bile faydaları yok hayata, dünyaya, hatta kendilerine bile... daha ne diyeyim. hadi eksile bunu da...
trt'nin yasaklı şarkıcılar listesi
fazla fazla özgür olduğumuz bir ülkede çok şaşırtıcı bulduğum eylem. bizim ülke sınırsız özgürlükler ülkesi halbusi(!)
benjamin koll
soyadı pek manidar, soyadı kol olanın başka yerini düşünmek istemedim (ya da temem yee istedim)
benjamin koll
videoları yüzünden müziğe odaklanamadığım seksi ayı, yeni keşfettim, tişikkirlir iyi sizlik...
hiçbir şeyden memnun olamayan lgbti bireyleri
seri eksi oy veren ezik
hah geldi gene eksileme düşkünü gerzek, canım sen orda herkesi eksilerken, insanlar senin götünden girip ağzından çıkıyor haberin olsun... hadi gelsin eksi...
ayı sözlük yazarlarının en sevdiği seks pozisyonu
ne olursa olsun, erkeğim boşalırken bacak omza olsun, boşalırken o yüzündeki rahatlama kasılmasını göreyim isterim.
ayı sözlük yazarlarının profilleri
35 yaş, 175, 75 yer yer 76 ile 78 arasında değişen kilom ve belden yukarısı tüysüz bir vücüdüm var. ayılara selam...
aylak bakkal taşaklarını tartar
birden bire terazisinde taşaklarını serip tartan bir ayı bakkal imgesi canlandı gözümde ve uuvvvv oldum bir ürpertiyi takip eden bir sıcak basması oldu.
zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü
eskiden hayvan olan zürafa sanıp ne demek istiyor acaba diye düşünürdüm. sonradan öğrendim zürefa, zarifin çoğuluymuş.
2menkiss
süper tahrik edici, müzikle transa geçirici, iç gıdıklayıcı, hayal kurdurucu, süper seksapelli bir video. izlerken ah dedim ordakileden biri de ben olsaydım, insanın sevdiği insanla bu kadar yakın paylaşımlarını görmek ne güzel. öpüşmek gibisi var mı?
erkekleri azdıran cümleler
döllerini yutarım, beni her türlü cinsel zevkin için kullanabilirsin, sikini daracık pembe deliğime sok,
rakın hazır, buzun hazır, mezen hazır, fenerbahçe tvn hazır, sıcak suyun hazır, seks de var istersen, gel... (kolilerimden birine ikramım, 15 dakika sonra gelmişti.)
gece acıkması
yarım ekmek arası sucuklu yumurta yemeden geçmeyen insani durum...
jet sosyete
ilayda efsane... deniz cengiz harikalar yaratıyor. ben güldüm, annem bile güldü, insanların beklentisi o kadar yüksek ki gülse birsel titanic'i yazsa gene beğenmeyecekler kulp takacaklardı, ben sevdim ve izlemeye devam edicem.
zevk alınan ufak sapıklıklar
halka açık yerde duş perdesi açık duş almak, pisuvarda çaktırmadan yanımdakine bakmak, otobüs mola yerlerindeki tuvaletlerde tenha bir pisuvar bulup birinin beni izlediğini düşünerek boşalmak.
yıllardır aynı tarz müzik yapan insan
kendini tekrar etmekle, kendi tarzını oturtmak arasındaki ince çizgide sürekli eleştirilen insandır. yaşar'a genelde yapılır bu eleştiri, saçma bir şekilde. eskisi gibi şarkılar yapsa "aayy bunun da şarkıları hep aynı" derler, yeni tarz denese "nerde o eski şarkıları gibi şarkılar" derler, sıkıcı bir muhabbettir bu.
vj bülent
can dost, sağlam yürek, sıkı muhalif, vefakar arkadaş, muhabbeti kendinden de tatlı yaren, sıcacık bir evlad-ı insan. tanışmadan önce de böyle düşünüyordum, tanıştım daha fazlasını düşünüyorum. sevilesidir...
kerimcan durmaz’ın ak partili olması
paranın aktrolleştiremediği tek bir insan evladı yok mudur? neyse kerimcan durmaz kim ki zaten...
kendinizle çıkar mıydınız
çıkmazdım çünkü kendim bear tipli iri yarı göbekli değilim. ancak aktivite arkadaşı olurdum bak, konserlere giderdik beraber.