hülya koçyiğit, ayten gökçer, yavuz bingöl ve türevlerinin tüm aymazlıkları ve şuursuzluklarına karşıt aydınlık, omurgalı, bilinçli oyuncu nasıl olunurun örneği, şahane kadın... üstelik oyunculuğu hülya koçyiğit'inkinden daha çok yönlüdür.
erkeğimi yıkamak, yıkanırken cilve yapmak, vücudumu vücuduna sürtmek, saçını şampuanlamak, bu sırada ufacık öpüşlerle tahrik etmek, liflemek, liflerken erkeğimin sikine taşaklarına özel masaj yapmak paylaşımların ve özel anların dibidir adeta. çok severim. birbirine daha yakınlaştırır, seks gibi olmayan en sekse yakın tahrik ediciliktedir. bir de duş bitmeden bir son oralla erkeğin aklını başından almak ayrı bir keyif unsurudur.
dizinin en cazip özelliği pıff neden şimdi böyle oldu dedirten noktada birden yeniden işlerin arap saçına dönmesi. tv televizyonlarının saçma geleneği gereği bazen uzuuuun bakışmalarla akış bölünse de, bu dizi halen televizyon için yapışlmış en sağlam dizilerdne bir tanesi. bu dizi yabancı dizler gibi 45 dakikalık epizotlarla yayınlansa çok daha aksiyonlu ve heyecan dolu olurdu. onun için tasarlanmış bir dizi. e tabi beş epizodu bir bölümde yazınca ister istemez her bölümde o kadar aksiyon olmuyor. bence gayet güzel işliyor ve bu hafta arzu merve kapışmasıyla eski aksiyonuna dönecek gibi olaylar...
hazımsız fesat tek tip oyuncu... birkaç sene önce türkan şoray'ı ne kadar kıskandığını atilla dorsay gecesinde "atilla'nın gözdesi her zaman türkan'dı" diyerek kusmuş kişi.
4 nisan'da kızıltoprak mekan kalamış'ta, doğum günü arifesinde şarkılarla sahne alacak olan yazardır. uygun olanların, istanbul'da olanların toplaşıp gelmesini bekler...
her sözüyle artık daha fazla batamaz derken, bunu her sözüyle başarabilen bir zamanların güzel sesli türkücüsü yeni zamanın karaktersiz çığırtkanı... bir kariyer nasıl saçmasapan şekilde yerlebir edilebilirin örneği... bir partiyi tutabilirsin ama bu toplumda o parti yüzünden yaşanan sıkıntıları, ölümleri, skandalları, rezaletleri, baskıları, tehditleri görmezden gelemezsin, kör ve şuursuz derler aksi takdirde... böyle itin götüne sokup çıkarırlar seni, neden deme hakkın olmaz....
bülent ersoy'un çoğu hal ve tavrına ifrit olmakla birlikte, bu konuda ebru gündeş denen homofobik kadına karşı savunmasıyla ve konuşmasıyla helal olsun dedirtmiştir. gerçi şu ana kadar lgbt konusunda dişe dokunur tek bir icraati olmayan bülent ersoy'un lgbt desteğini nedense kendisinin de gocunduğu bir konu konuşulana kadar göstermemesi ayrıca düşünülesi.
gerizekalıdır, komplekslidir, derdi varsa yüzleşmek yerine bu şekilde derdini anlatabileceğini sanandır, siktir olup gitsindir, sözlükten uzaklaşma nedenidir. böyle şeyler yapmamalıdır!!! hadi bunu da eksile gerzek dingil!
amy ablamızı ayrı severim ama ben moody isimli nefaset adam gruptayken daha sağlam şarkılar çıkarıyorlardı. neyse ki fallen gibi zamansız bir albüm yaptılar. daha sonra dinleyemedim nedense.
müstehak olan olay. yolcusunu dolandırmanın soyup soğana çevirmenin hesabını yapar, kısa mesafeye götürmez, bin surat bin kapris yaparlar, sonra über için "hökkömözö çölöyörlör, ömöğömözö çölöyörlör" diye bağrışırlar, emsal teşkil etsin.
gene kalıplardan kendini kurtaramamış gey önermesi, şu işin duygularla hislerle bağlantılı olduğunu bir anlatamadık. gerçek gey sahte gey ayrımının komikliğine değinmiyorum bile. aynı cinsle yatıyorsan veya aynı cinse duygular besliyorsan geysindir, yatmıyorsan gey değilsindir. bu kadar basit. gerçek gey sahte gey gibi bir saçma ayrım olabilir mi?
izledim ve çok sevdim, yer yer çok durağan olsa da ilginç ve sürükleyici bir akışı var. demet evgar zaten bayıldığım kadın ve genellikle komedi oyuncusu olarak görülse de beyza'nın kadınları gibi bu filmde de gerilim ve dram dalında da iyi bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor.
pasif olmaktan, bir erkeğin altına girip onu zevklendirmekten sonsuz mutlu oluyorum. bir daha gelsem gene pasif olmak isterdim. yani evet pasif olmak hele geyşa ruhlu gay olmak çok keyifli.
şu anda yaptığım. bekliyorum, o yazmadıkça yazmıyor, onu ürkütüp kaçırmamaya çalışıyorum. sevdiğim adam beni sevgilisi olarak görmek istemiyorsa hayatında görmek istediği gibi kalmayı tercih ederim. yeter ki hayatımda kalsın...
zaten bu tepemizdeki lavuklar bahane arıyorlardı, tuncay dallamasının fişiktirmesiyle kılıfını da bulmuş oldular... yerlere batsın fabrikası... tuborga devam...
bu akşamki bölümde baya iyi geldi. şennur teyzenin sözlerine ve gizemin saçmalamasına çok gülüyorum. sanki gülse birsel de nasıl yazabileceğini biraz daha göstermiş oldu bu bölümle. severek izliyoruz.
hiç de içim almıyor ama..
ben öyle demiyom oğlum
araya gideceğine canıma gitsin
çiğ silikon mu bu?
fikri olmamak ama zikri olmak, elde tespih, ağızdan çer çöp kürdan sigara vb bir nesne düşürmemek, dilden erkeklik adamlık delikanlılık ve racon derslerini eksik etmemek, ahlak bekçiliği yapmak ama ahlaksızlığın müptelası olmak, cin olmadan adam çarpmak, medeniyet seviyesinin altında kalmak, kültür ve bilgi birikimi edinmemek, hayat üniversitesinden mezun olmak, yobazlık, kaba davranışlar sergilemek, hoşgörü ve nezaketten uzak olmak, kafasını kullanamadığı için yumruklarını kullanmaktır.
ayyhhhh dün gece son dakkalarda gerim gerim gerdiler. yani bir gerilim filmlerinde böyle gerildiğimi hatırlarım bir de bunun dünkü bölümünün son sahnesinde. allah sizi bildiği gibi yapsın e mi son anda dedim bunu göstermeyecekler, haftaya bırakacaklar ki öyle de oldu zaten. şu senarist arkadaşlar da oya karakterine daha anlamlı ve okkalı laf sokan replikler yazsalar da azıcık içimizin yağları erise ayol. o kadar sinirleniyor, atarlanıyor ama iş merve'nin karşısında konuşmaya gelince pıssssss balon gibi sönüyor. vallahi içim şişti yemin ederim yeter diye bağırasım geldi.
en sevdiğim hikayelerimden... bir gün kadıköy'den eminönü'ye geçmek üzere vapur beklerken, yanına oturup çaktırmadan seyrettiğim beyefendiyle bir hafta sonra halvet olmuştum. vizelerim vardı o hafta, yoksa daha erken olurdum. sene 2001 yaş 18. genelde toplu taşımalardan (otobüs, tramvay, metrobüs...) kaldırdım adamlarımı... hatta bi keresinde yanımdan yürüyüp giden bir adamla on beş dakka sonra apartman bodrumunda halvet...
tuna kiremitçi ile şapşahane bir düete imza atarak müzikal yönüyle de kalbimin kıvrımlarında taht kurmuş, ne yapsa izlerim oyunculardan... bu sıralar izlediğim tek dizi olan (bkz:ufak tefek cinayetler) 'de tersi pis doktor oya'yı oynuyor.
1) sürekli bir yalan dünyasında yaşamak zorundasınızdır, gizliyseniz hele aileye, iş arkadaşlarına, normal arkadaşlara (tabi gey dostu olmadığını bildiklerinize) yalan söylersiniz
2) homofobik bir toplumda yaşamanın getirisi, aşağılanır, hakarete uğrar, dövülür, tecavüze uğrar hatta öldürülürsünüz, ve o homofobik toplumun homofobik polislerince insan yerine konmazsınız, hatta onlar da size aynı muameleyi yapar
3) çoğu zaman iç dünyanızla ilgili karmaşaları kendi başınıza çözmeniz gerekir, dışarı anlatamazsınız, diğer geylerin de kendi dertleri olur onlar da bi yere kadar dinler
4) aileniz ve toplum tarafından ağır ithamlarla cezalandırılırsınız
5) size herkese g.tveren potansiyel muamelesi yapılabilir, gece s.ken adam gündüz size bir paçavraymışsınız gibi davranabilir, veya sarhoş muhabbetlerine meze yapar.
6) başınıza bir şey geldiğinizde, tecavüze uğradığınızda polise gidemezsiniz, zira polisin aklında sizin bu halinizle zaten davetiye çıkarmış olduğuna dair bir önyargısı vardır
offf bu kadar yazdım içim şişti, gerisini siz tamamlayın.
eve gidip duş almak, sonra gerizekalıya bağlamak, "aneeeymm hasta oldum ben aids oldum" diye kendini kahretmek, adama mesajlar atmak, "bir daha sikilmek için yalvarsam da gebersem de bana yazma, mesaj atsam da cevaplama" gibi saçma sapan mesajlar atmak, sonra adam gerçekten mesaj atmadığında neden mesaj atmıyorsun diye evine gitmek ve bir daha kendini siktirmek. sonra alışıyorsun tabi.
seni özlüyorum deli kadın, bütün bu dünyanın kiri pası içinde ekranlardan yansıyan ve bize her şeye rağmen umut var dedirten temiz sevincini, neşeni ve kaleminden akan yüreğini özlüyorum, senin en ince espri yaparken bile gözlerindeki derin bakışı, en ciddi konuda bile muzip yorumlarını, kısaca seni özlüyorum deli kadın. bir resmine bakarken bile binlerce kare geçiyor gözümden, seni hiç tanımadım, tanıma imkanı bulamadım, ancak ben seni hep sevdim, senin bu dünyaya kattığın güzelliği sevdim, tüm dünyanın akılları bir araya gelse senin tek bir yorumla herkesi susturabilme becerini sevdim.
ama neyi sevmedim biliyo musun? daha seninle tanışmadan çekip gitmeni, daha şarkılar şiirler tamamlanmamışken çekip gitmeni, tabiri caizse daha karpuz kesecekken zengin kalkışı yapar gibi 80 +/- 60 yaşın baharında çekip gitmeni... yarım kaldı şarkılar, şiirler, daha çok şarkı var yazacak... daha fazla söz söyleyemem, söz söylemede senin eline su dökemem, senin sözünün üstüne söz söyleyemem, sadece diyebilirim ki, ulaşıyosa bu yazılar bir yerden sana, bir el salla oralardan bana. deli kızım uyan, bir tek sensin duyan!!! bu dünyada bize bir bakış borcun kaldı, acelen ne, bekle aysel!
müslümanlık ve islam özünde -aslında her dinde olduğu gibi- kardeşlik, hoşgörü, barış gibi güzel mesajlar içeren bir din. insanoğlunun elinde oyuncağa çevrildiği için sürekli kötü ve berbat bir din izlenimi yaratılan ancak insanların amellerinden dolayı bütün bir dinin alaşağı edilmesini doğru bulmuyorum, sonuçta ortada ortak ve güzel bir mesaj var ve sorun bu mesajı insanların kendilerine yonta yonta saçma sapan ve müslümanlıkla bağdaşmayan uygulamalara giderek yanlış bir müslümanlık izlenimi oluşturmasıdır. kulaktan dolma bilgilere pabuç bırakmamak için herkesin bir kere okuması gerektiğini düşünüyorum.
gerizekalıdır, komplekslidir, derdi varsa yüzleşmek yerine bu şekilde derdini anlatabileceğini sanandır, siktir olup gitsindir, sözlükten uzaklaşma nedenidir. böyle şeyler yapmamalıdır!!! hadi bunu da eksile gerzek dingil!
sanırım bazı yabancı nickli yazarların adlarını okumakta güçlük çeken yabancı dili iyi olmayan yazarcanlar için açılmış başlık. yoksa adı atıyorum karpuzsever olan bir yazarın nicki başka nasıl okunabilir ki?