introsu aşırı güzel ve stranger things'imsi olan yeni internet dizisidir. haluk bilginer gibi bir ustanın canlandırdığı alzheimer hastası agah karakteri ile beni hem çok etkilemiş hem de çok korkutmuş olan dizinin ilk 3 bölümünü iki saniyede falan izleyip bitirdim. izlerken de bir yandan alzheimer olma korkumdan dolayı izleyemicem falan deyip kendimi yerlere attım. amma velakin çok sağlam geliyor dizi. heyecanla bekliyoruz.
(bkz: hastalık hastası)
(bkz: s'habiller)fr giyinmek.(okunuş: abiyye)
bu dünyada kendimi en iyi hissettiren şeylerden birisi olan eylem. insanın görünüşü kendisine olan güvenini desteklerken, duruma göre kötü de hissettirebilir. tamamen modunuzu etkileyebilen, modunuza göre etkilenebilen, sizi siz yapan şeylerin başında gelir.
asker polis dizilerindeki sahte üniformalarıyla afrin operasyonuna destek veren çakma vatansever burak özçivit'lerden bilmem nelerdense yılmaz mörgül'ü tercih ederim. gerçekten dilekçe verip vermediğini bilmiyorum ama ortada adamım diye dolanan birçok ünlüler gibi bedelli falan yapıp kaçmamış adam gibi de askerliğini yapmıştır. ha işin siyasi, politik, birilerine yaranma etme yönünü bilemem. ama eşcinsel ve feminen olduğu için ya da yüzü botokslu diye dalga geçip ne de olsa kendimizden olan bir bireyi ötekileştirmeden önce biraz daha düşünün isterim.
hem geçen günlerde ferhat göçer'le yaşadığı polemiklerden sonra yaptığı açıklamalar ile bende artı puan kazanmış bir şahisyettir. desteklediği parti vs beni ilgilendirmez ama vatanını seven ve bir şeyler için farkındalık yaratmaya çalışan bir adam bence.
3-4 yıl önce bir erasmus barında başıma gelmiş ilginç olaydır. içkimi tazelemek için barın önüne gitmiştim. tezgahın önünden ayrılırken birden birisinin boynumdaki fuları arkadan çekmesiyle geriye doğru sürüklendim. hemen ardından barın üstünde dans eden kızlardan birinin omuzlarıma bacaklarını atması ve ayaklarını arkadan kilitlemesi ile kızı omuzlarımda buldum. tabi müziğin ve alkolün etkisiyle bir anda bardaki herkes 'ooo yee hoo' diye gaza getirmeye başladı ve deve güreşi yapar gibi dans etmiştik kızla. sonrasında alman olduğunu öğrendiğim kızla hiçbir şey olmadı tabiki. hatta amı enseme değdiği için irite bile olmuştum. daha sonra bar ve clublarda fular, atkı vs takılmaması gerektiğini öğrenmiş oldum.
saç savurmak. uzun saçlı bireylerin bir güç gösterisi olarak yaptıkları, aşırı havalı duran bir harekettir. çoğu zaman dıştan diyemesek de içimizden 'bitch!' efektiyle yapıldığında daha etkili olur.
dolar 4, euro 5 türk lirası olmuşken bundan sonrası için de çok zor olacak eylemdir. gidenler gitti gidemeyenler için de geçmiş olsun. gidemeyiz valla napalım.
(bkz: h&m) 2018 bahar koleksiyonu reklamında birbiriyle dans eden kadınlara yer verilerek hoş bir reklam yapılmış. türk tvlerinde de reklam dönmeye devam ediyor şimdilik. fark etmediler heralde. daha yeni lezbiyen bir karakterin 'avlu' dizisinden çıkarılmasının üzerine tv de bu reklamı görmek hosuma gitti. elbette ki açık ve aleni bir lgbti imajı yok ama yine de çok güzel.
sahneler arasındaki geçişlerde çalan coverları ve parçaları kim seçiyorsa çok başarılı ve güzel seçimler yapıyor. cidden çok hoş coverlar buluyorlar. şarkıların hepsini biliyorum ama hangi coverlar acep.
genelde vitrin camlarından ya da metronun pencerelerinden yansımama bakarak anladığım önerme. bulanık göründüğü için sanırım kendimi yakışıklı buluyorum*
2 gün gecikmeyle de olsa sonunda gelmiş kar yağışıdır. kadıköy bile bembeyaz olduysa bence istanbulun kar yağmayan yeri kalmamıştır artık. bütün kış boyunca kar görmeyen bünyeleri az da olsa tatmin etmiştir. ama çok fazla kalacağını düşünmüyorum. yoksa yukardaki entrymi yedirdiği gibi bunu da bana yedirir mi ? ne dersiniz ?
önceleri çokça yaptığım eylem. şimdilerde ise aşağı bakkala bile inmeye üşenir oldum. miskinliğimin artması ve soğuk havalar sebebi ile de daha uzun süre gerçekleştirmeyeceğim yürüyüşlerdir.
yağsa bile tutmayacak kar yağışıdır. kaç gündür yağmur yağıyor oğlum her taraf yaş. tamam kar görmediniz bu kış diye heyecan yapıyorsunuz ama geçti artık yani.
genelde sabah kalkınca çok güzel kahvaltı yapıcam, her şeyi yiyeceğim diyerek geçiştirdiğim olaydır. ancak gelin görün ki sabahları da genelde kahvaltı yapmadan geçer.
bazı şeylerin özel ve güzel olduğuna inanmıştım. her şeyin düzelebileceğine inancım tamken, elimden gelen her şeyi yapmama rağmen olmadı. o kadar kırgınım ki. hayatımda hep yalnız olduğumu düşünmüştüm, uzun bir süre karşı çıktım, direndim ama zamanla o kadar bağlanmışım ki bu düşünceye, kötü günlerimi yalnız geçireceğimi hiç düşünmüyordum. artık çabalayamıyorum bile. kendimi böyle savunmasız bıraktığım için o kadar kızgınım ki.
ben artık bir köşede gizli gizli gözyaşı döküp mutsuz olmak istemiyorum sözlük.
yalnız isek kendimiz seçmişizdir. yalnız olmamız ve kendi yolumuzu yürümemiz, yolun sonunda da kendimizi tamamlamamız gerektiği için yalnızız. su akar yolunu bulur. tek başına tamamlanamayan diğer yarısını tamamlayacak olanları bulur.
vücut tarafından yoğun strese karşı verilen bir savaş olan bu sendrom, kalp krizine benzer bulgulara sahiptir. 1990 yılında japon hiraru sato tarafından keşfedilmiştir. tıptaki diğer adı (bkz:apikal balon sendromu) dur.
kişinin sürekli olarak kendini bitkin ve mutsuz hissetmesi, dinlenmekle bile kendini iyi hissedememesi gibi sorunlarla ortaya çıkan bir durumdur. (bkz: bağışıklık sistemi) önemlidir.
sözlükteki naftalin beyinli yazarlarımızın artık yazmamaları gerekiyor. sözlüğün eski zamanların beri yazan bu yapışkan insanlar bir sülük gibi sözlüğün kanını emiyor. yeni olan her yazara düşmanlık besleyip sözlükte gergin bir hava yaratıyorlar.
lütfen bi salın artık. gençlerin önünü açın. sizin vaktiniz geçti.
akıllara özlem tekin ablamızın "aşk her şeyi affeder mi?" şarkısını getiren başlık olmuştur. aldatmanın altında yatan sebepler de gözden geçirilmeli misal bağlanmaktan kaçmak gibi skdkdh. neyse şarkı sözümüzü iliştirelim.
çok üzgünüm istemeden
seni dün gece aldattım
kim olduğu mühim değil
sana bağlanmaktan kaçtım
çok üzgünüm istemeden
bir bakışa aldandım
inan bana bütün sabah
pişmanlıktan ağladım
aşk herşeyi affeder mi
dersin zamanla geçer mi
güzel günlerin hatrına
aşk herseyi affeder mi.
ilk olarak boşluk bırakmadan, gözü yoran uzun destanlar yazarsanız kimsenin okuyası gelmez zaten. bunun kitap okumakla alakası yok bence.
herkesin kitap okuma şekli farklı olabilir. evet bir kitabı eline alıp sayfaları çevirerek okuması hoş bir duygu ancak artık teknolojinin pik yaptıgı bir çağdayız. kindle veya tablet gibi cihazlarda milyonlarca e-booka ulaşılabiliyor.
son zamanlarda çıkan "dostoyevski okumayan insanla konuşmak" yok "hegel'i bilmeyen insanla sevgili olmak" gibi türeyen başlıklardan gına geldi. belki o adam senin hakkında bir kelime edemeyeceğin bir konu üzerinde master yapacak kadar bilgili. belki her gün atom fiziğiyle ilgili makaleler okuyor.
kendi standartlarına uymayan insanlara "cahil" demek de yeni moda oldu sanırım. genelleme yapıp insanları bu genelleme havuzunda yargılamadan önce çok kitap okuyarak geliştirdiğiniz beyninizi kullanıp bir düşünün bence.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
herkes hayal kurar, kurduğu hayallerde yaşar ama bazılarımız bunun ayarını fazla kaçırıyoruz. "her şey güzel olacak, mutlu olacağız" falan diye kendimizi kandırıyoruz.
kirlenmiş insanların, duygusuz ve kalpsiz silüetlerinden kaçıp kendi kabuklarımıza sıkışıyoruz. kabuğun içinde işliyoruz kendimizi ilmek ilmek. bir gün o kabuğu kırıp, kanatlarımızı açıp özgürlüğe ve mutluluğa uçacağımıza inanıyoruz. ama bilmiyoruz ki o kabuk çok kalın, kırılması çok zor.
bugün de güzel hayaller kurduk. kendimize sözler verdik "onlar gibi olmayacağız!" diye. gerçek olur olmaz bilemeyiz ama ümidimizi kaybetmeyelim yeter.
yeni tanışılan entelektüel kişi ile popüler kültür üzerine başlayan hararetli bir konuşma esnasında üzerine tartışılabilecek bir konudur. sonuçta bu dünyada oscillation hareketini yapan tek şey foucault sarkacı değildir. başka pendulumlar da vardır.
anoreksik vücudu ve küçük memeleri ile 2013 yılına damga vuran miley cyrus 24 saatte 19 milyon izlenme ile göğüslediği youtube rekorunu sonrasında 19.6 milyonla nicki minaj anaconda'ya kaptırmıştır. çıplak bir şekilde sallandığı yıkım topu şarkısını şimdilerde tekrar barıştığı eski nişanlısı chris hemsworth için yazmıştı.
sohbet iki tarafında inşaat alanında balyozları yalaması ile son bulur.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
bomboş kıro bir adam. bir içerik de üretebildiği yok. iki gözü renkli diye ergenleri düşürüyor işte. "yeteneksizlik is the new trend" akımının öncüsü olabilir bu şahıs o derece boş.
yalnız yaşayan herhangi bir insanla bir gayin hiçbir farkı yoktur. o yüzden yalnız yaşayan gay başlığını protesto ederek buraya yazıyorum.
şuan ki şartlarımla yapamadığım ama bir gün yapacağıma inandığım eylem. kendi başına yaşamak. sadece sana ait bir yer. çok güzel olsa gerek. yalnızlık çoğu zaman sevdiğim bir şey değil ama bir evi paylaşması da çoğu zaman zor.
kendi evimin içinde kendi mutluluklarımı yaratacağım günler umarım bir an önce gelir. şuraya yalnız yaşamakla ilgili şu güzel illüstrasyonları bırakıyorum
allah kimseyi aç gezerken, evine et süt alamazken suriyelileri savunacak kadar rezil bir konuma düşürmesin. yazık.
edit: hiç bir zaman giremeyeceğimiz ab'ye yaranmak için suriyelileri kendi ülkemizde tutmak da ayrı bir rezillik. "omo poroyo ab veroyo" amk babasının hayrına vermiyor heralde. suriyelilerin pislikleri kendilerine bulaşmasın diye veriyor.
edit 2: bazı yazarlarımızın (bkz: pollyannacılık) oynamayı çok sevdiğini gösteren başlık.