her sene olduğu gibi bu sene de heyecanla beklediğim festivaldir. 15-25 şubat tarihleri arasında gerçekleşecek olup 1-4 mart tarihleri arasında da ankara ve izmir'de olacak festivaldir. festival partneri maximum olduğu için film gösterimleri cinemaximum salonlarında gerçekleşmektedir.
bu yıl da 8 adet filme bilet alarak sınırlarımı zorlatmıştır. ancak öğrenci ve diğer indirimlerle 1-2 tl ye bile biletler bulunabiliyor. festivalin bu seneki film takvimimde korku filmi eksikliği bulunsa da çok güzel yapımlar izleyeceğimize eminim. sabırsızlıkla bekliyoruz.
gösterim yerleri şöyle:
(bkz: city's nişantaşı)
(bkz: kanyon)
(bkz: akasya)
(bkz: ckm budak)
http://www.ifistanbul.com
son zamanlarda çevremdeki bütün sevdiklerimin bir bir göç ettiği şehir. geçirdiğim zaman süresince de garip duygulara sürüklenmeme sebep olmuştur. güzel, yaşanılası, sıcak bir şehir. ama istanbul'a alıştığımdan mı yoksa başka bir şeyden mi bir türlü tam hissedemediğimdir. sevdiğim herkes yanımda olsa bile içimde bir şeyler boş kalıyor her gittiğimde.
sürekli çoğalan dallanıp budaklanan (bkz: kardashian) ailesinin anasıdır. bugün bu kadar ünlü ve zenginlerse bu kadın sayesinde olmuştur hepsi. 1955 doğumlu olmasına rağmen hala gideri vardır. güzel kadındır. hollanda kökenli bir aileden gelmekteymiş. ünlü avukat robert kardashian'dan 4, eski olimpiyat şampiyonu şimdilerde caitlyn jenner olan bruce dan 2 tane çocuk peydahlamıştır. hayatlarını reality showa çevirme ve yaşadıkları bütün skandallardan para kazanmayı akıl eden bir bu kadın inanın bana. çocuklarının hepsi bentleyleri lambolarıyla gezerken bu kadın harıl harıl çalışıyor.
çocukları
(bkz: kim kardashian)
(bkz: kourtney kardashian)
(bkz: khloe kardashian)
(bkz: rob kardashian)
(bkz: kendall jenner)
(bkz: kylie jenner)
zaten sırf bu kadar çocuk doğurduğu için bile helal olsundur.
karşınızda yemek konusunda çok maharetli bir adam varsa size ufak tefek şeyleri hazırlamak kalıyor. genelde sebzeleri soyma, salataları hazırlama gibi. ama mutfakta geçirilen her dakika ayrı bir mutluluktur. ve evet sürekli rahatsız eden dikkat dağıtan taraf benim*
sabah sigara içilmesine karşı değilim. kalkar kalkmaz içilmesine karşıyım. o uykudan uyanınca ağzımdaki mayhoş tat gitmeden, dişlerimi fırçalayıp, suyumu içmeden asla. ritüeller yerine getirildikten sonra filtre kahvemle sigaramla keyfime bakarım. ama daha gözündeki çapağı silmeden sigara içenlere çok kızıyorum.
bütün dünya sağlaklar için dizayn edildiğinden dolayı bir çok noktada algılarımızı ekstra açmamız sebebi ile doğru olması muhtemel önerme. kolçaklı sıralar, masalar, müzik aletleri aklınıza gelecek onlarca şey sağ elini kullanan insanlar için yapılmıştır. bu sebeple sadece yazı yazma değil bir çok işimizi iki elimizi de kullanarak yapmak zorunda kalıyoruz. beynimizin iki tarafınında aktif olarak kullanıyoruz. sadece solaklar için tasarlanmış oteller mevcut. bir çok şeyin tersten olduğu falan. ingiltere'ye mi yerleşsek napsak. trafik, direksiyon falan her şeyleri ters adamların.
bu bölümde yangın meselesini uzata uzata bitiremediler evet. bizde de konu mu kalmadı acaba gibi bir algı yarattı bu durum. ancak gözden kaçırdığımız şey mesele çocuklar olunca ve böyle bir olaydan sonra tamamen bitti gözüyle baktığımız mehmet-arzu ve merve-serhan ilişkileri bir anda yumuşayıverdi. mehmet bey de bu durumu fırsata çevirip iyi duygu sömürüsü yaptı. ama o cheesecake yapıldıysa bombalara hazır olun derim ben.
türkiye'de yok ama avrupa'nın çoğu yerinde yere secde eder gibi kapanıp ellerini açarak dilenen bir sürü dilenci gördüm. ve asla kalkmıyorlar sürekli kafaları yerde dileniyorlar.
kendimi çok zorlasam da devam edemediğim dizidir. konu ve altyapı olarak çok sağlam evet ama yolunda gitmeyen bir şeyler var. sarmadı bir türlü ne yazık ki. bizimle dıyılsın o yüzden.
çevremdeki herkesi teker teker başlattığım dizidir. olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki bir bölümde sevdiğiniz bir karakterden diğer bölümde nefret edebiliyorsunuz. ayrıca gökçe bahadır'ın stylingini kim yapıyorsa kadını mükemmel giydiriyorlar. kısacası sabırsızlıkla salı günlerini bekleyerek izlediğim dizi.
çok eğlenceli gecen zirvedir. birinin gelip gelmemesi umrumuzda değildi zaten. ama bu kadar hevesli olup sonrasında gelmeyecektiniz madem en azından gelemeyeceğinizi haber verme zahmetinde bulunsaydınız* vakit kaybetmeden daha önce içmeye başlardık. ankara'nın değil de izmir'in yazarları baya bir fos çıkmıştır.
bazı şeylerin özel ve güzel olduğuna inanmıştım. her şeyin düzelebileceğine inancım tamken, elimden gelen her şeyi yapmama rağmen olmadı. o kadar kırgınım ki. hayatımda hep yalnız olduğumu düşünmüştüm, uzun bir süre karşı çıktım, direndim ama zamanla o kadar bağlanmışım ki bu düşünceye, kötü günlerimi yalnız geçireceğimi hiç düşünmüyordum. artık çabalayamıyorum bile. kendimi böyle savunmasız bıraktığım için o kadar kızgınım ki.
ben artık bir köşede gizli gizli gözyaşı döküp mutsuz olmak istemiyorum sözlük.
yalnız isek kendimiz seçmişizdir. yalnız olmamız ve kendi yolumuzu yürümemiz, yolun sonunda da kendimizi tamamlamamız gerektiği için yalnızız. su akar yolunu bulur. tek başına tamamlanamayan diğer yarısını tamamlayacak olanları bulur.
vücut tarafından yoğun strese karşı verilen bir savaş olan bu sendrom, kalp krizine benzer bulgulara sahiptir. 1990 yılında japon hiraru sato tarafından keşfedilmiştir. tıptaki diğer adı (bkz:apikal balon sendromu) dur.
kişinin sürekli olarak kendini bitkin ve mutsuz hissetmesi, dinlenmekle bile kendini iyi hissedememesi gibi sorunlarla ortaya çıkan bir durumdur. (bkz: bağışıklık sistemi) önemlidir.
sözlükteki naftalin beyinli yazarlarımızın artık yazmamaları gerekiyor. sözlüğün eski zamanların beri yazan bu yapışkan insanlar bir sülük gibi sözlüğün kanını emiyor. yeni olan her yazara düşmanlık besleyip sözlükte gergin bir hava yaratıyorlar.
lütfen bi salın artık. gençlerin önünü açın. sizin vaktiniz geçti.
akıllara özlem tekin ablamızın "aşk her şeyi affeder mi?" şarkısını getiren başlık olmuştur. aldatmanın altında yatan sebepler de gözden geçirilmeli misal bağlanmaktan kaçmak gibi skdkdh. neyse şarkı sözümüzü iliştirelim.
çok üzgünüm istemeden
seni dün gece aldattım
kim olduğu mühim değil
sana bağlanmaktan kaçtım
çok üzgünüm istemeden
bir bakışa aldandım
inan bana bütün sabah
pişmanlıktan ağladım
aşk herşeyi affeder mi
dersin zamanla geçer mi
güzel günlerin hatrına
aşk herseyi affeder mi.
ilk olarak boşluk bırakmadan, gözü yoran uzun destanlar yazarsanız kimsenin okuyası gelmez zaten. bunun kitap okumakla alakası yok bence.
herkesin kitap okuma şekli farklı olabilir. evet bir kitabı eline alıp sayfaları çevirerek okuması hoş bir duygu ancak artık teknolojinin pik yaptıgı bir çağdayız. kindle veya tablet gibi cihazlarda milyonlarca e-booka ulaşılabiliyor.
son zamanlarda çıkan "dostoyevski okumayan insanla konuşmak" yok "hegel'i bilmeyen insanla sevgili olmak" gibi türeyen başlıklardan gına geldi. belki o adam senin hakkında bir kelime edemeyeceğin bir konu üzerinde master yapacak kadar bilgili. belki her gün atom fiziğiyle ilgili makaleler okuyor.
kendi standartlarına uymayan insanlara "cahil" demek de yeni moda oldu sanırım. genelleme yapıp insanları bu genelleme havuzunda yargılamadan önce çok kitap okuyarak geliştirdiğiniz beyninizi kullanıp bir düşünün bence.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
herkes hayal kurar, kurduğu hayallerde yaşar ama bazılarımız bunun ayarını fazla kaçırıyoruz. "her şey güzel olacak, mutlu olacağız" falan diye kendimizi kandırıyoruz.
kirlenmiş insanların, duygusuz ve kalpsiz silüetlerinden kaçıp kendi kabuklarımıza sıkışıyoruz. kabuğun içinde işliyoruz kendimizi ilmek ilmek. bir gün o kabuğu kırıp, kanatlarımızı açıp özgürlüğe ve mutluluğa uçacağımıza inanıyoruz. ama bilmiyoruz ki o kabuk çok kalın, kırılması çok zor.
bugün de güzel hayaller kurduk. kendimize sözler verdik "onlar gibi olmayacağız!" diye. gerçek olur olmaz bilemeyiz ama ümidimizi kaybetmeyelim yeter.
yeni tanışılan entelektüel kişi ile popüler kültür üzerine başlayan hararetli bir konuşma esnasında üzerine tartışılabilecek bir konudur. sonuçta bu dünyada oscillation hareketini yapan tek şey foucault sarkacı değildir. başka pendulumlar da vardır.
anoreksik vücudu ve küçük memeleri ile 2013 yılına damga vuran miley cyrus 24 saatte 19 milyon izlenme ile göğüslediği youtube rekorunu sonrasında 19.6 milyonla nicki minaj anaconda'ya kaptırmıştır. çıplak bir şekilde sallandığı yıkım topu şarkısını şimdilerde tekrar barıştığı eski nişanlısı chris hemsworth için yazmıştı.
sohbet iki tarafında inşaat alanında balyozları yalaması ile son bulur.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
bomboş kıro bir adam. bir içerik de üretebildiği yok. iki gözü renkli diye ergenleri düşürüyor işte. "yeteneksizlik is the new trend" akımının öncüsü olabilir bu şahıs o derece boş.
yalnız yaşayan herhangi bir insanla bir gayin hiçbir farkı yoktur. o yüzden yalnız yaşayan gay başlığını protesto ederek buraya yazıyorum.
şuan ki şartlarımla yapamadığım ama bir gün yapacağıma inandığım eylem. kendi başına yaşamak. sadece sana ait bir yer. çok güzel olsa gerek. yalnızlık çoğu zaman sevdiğim bir şey değil ama bir evi paylaşması da çoğu zaman zor.
kendi evimin içinde kendi mutluluklarımı yaratacağım günler umarım bir an önce gelir. şuraya yalnız yaşamakla ilgili şu güzel illüstrasyonları bırakıyorum
allah kimseyi aç gezerken, evine et süt alamazken suriyelileri savunacak kadar rezil bir konuma düşürmesin. yazık.
edit: hiç bir zaman giremeyeceğimiz ab'ye yaranmak için suriyelileri kendi ülkemizde tutmak da ayrı bir rezillik. "omo poroyo ab veroyo" amk babasının hayrına vermiyor heralde. suriyelilerin pislikleri kendilerine bulaşmasın diye veriyor.
edit 2: bazı yazarlarımızın (bkz: pollyannacılık) oynamayı çok sevdiğini gösteren başlık.