bu zamana kadar başlık açılmamasına çok şaşırdığım efsane ötesi bir simülasyon oyunu. the sims'in yapımcıları maxis ve electronic arts* tarafından 2002'de piyasaya sürülen şehir simülasyonu oyunu. serisinin en başarılı oyunu.
üstünden yıllar geçse de bir çok üst versiyonu çıksa da bu oyun şehir simülatörü ve tanrı oyunları alanında bir mihenk taşıdır. çıkan hiç bir oyun bu kadar ayrıntı içermemiş ve oyuncuya bu kadar kontrol sağlamamıştır.
şehrinize mayor olarak başlıyorsunuz. zorluk seviyenize göre belli bir bütçeniz var ve şehir kurulumundan sorumlusunuz. şehriniz büyüdükçe bütçe kontrolleri, vergiler ve ticaret gibi bir çok alanı kontrol ederek şehrinizi kontrol etmeniz lazım.
grafikler ilk olarak ilkel gelse de sonradan gelen eklenti paketleri ile ve bat sistemleriyle oyun cok renklenmiştir.
ayrıca doğayı ve topoğrafyayı kontol edip istediğiniz gibi bir araziyi oluşturma şansı da tanıyor oyun size. bu cok önemli bit özellik çünkü her zaman için şehir simülatörlerinde ya çok küçük bir alana sıkışıp kalırsınız ya da hazır haritalar üzerinden oynamak zorunda kalırsınız.
bana göre oyunun artıları şöyle;
1. topoğrafya ve iklim kontrolü
2. alan genişliği(simcity 5 in en büyük problemi!)
3. bina ve mimari tarz çeşitliliği
4. "bat" eklentileri
5. metro, tramvay, tren, monorail seçenekleri
6.en ufak detyların bile sizin kontrolünüzde olması
7. mükemmel soundtrack playlisti
8. şehir içi görevler
9. ayrıntılı bütçe kontolü
nedem bu kadar abartıldıgını anlamadıgım black mirror bölümü. tamam lezbiyen bir ilişkiden bahsediliyor çok güzel evet. ama yani o kadar güzel bölümleri varken neden her yerde "san junipero" başlıkları var anlamıyorum. white bear, nosedive, shut up and dance, hang the dj gibi bölümler varken hele.
her şeyi bir kenara bırakırsak sözleri çok güzel ve anlamlı seda sayan şarkısı. ama mutsuzluk ve ayrılıkla ilgili şarkıların aşırı hareketli müzikle birleşip ters psikolojinin uygulandığı döneme denk gelmiştir.
muadili firmalar içersinde yine de diğerlerine göre daha uygun fiyatları olduğunu düşündüğüm, fransız kozmetik firması. 1959'da fransa la galicy'de yves rocher tarafından kurulmustur. yvse rocher 2009 yılında vefat etmiş.
özellikle citrus bazlı ve odunsu kokulara bayılırım. tek bir parfümüm de yoktur. gününe, o an ki psikolojine her şeye bağlı değişebilir. teninin o günkü reaksiyonlarına göre bile teninizle buluşan parfüm farklı kokabilir.
kalıp sabublara karşı aşırı zaafım var. böyle hani temizliğin sembolü benim için. değişik kokularda güzel sabunlar var. her şeyde oldugu gibi sabunda da tatlı vanilyalı kokuları sevmem. sabun dediğin hacı şakirin beyaz sabunu olur ya da daha fresh kokan sabublar.
cok dogru konuşmuş adam. yurt dışında yaşayan eurolu çomarlardan değil işte. ben paramı kazanırım türkiye'de 7 kat değerlenir. ohh ohh onlar kötü olsun ama ben burda hep demokrat partilere oy verem rahatım bozulmasın diyen orospu çocuğu çomar sürüsünden değil. gerçekten bir şeylerin farkında adamın tepkisidir. ben olsam benim de yapacağım şeydir.
tanım: gezide ağzımıza sıçılırken dizi ve belgesel gösterip 3 maymunu oynayan, yiyip içtiğiniz her şeyden kesilen vergilerle hükümet soytarılığı yapan sözde yayın kuruluşuna gösterilen haklı tepki.
2 gündür yine orantısız yağışlar ve yetersiz altyapı sebebiyle sorunlar yaşayan güzel memleketim. 2 yıldır yaşananlar göz önüne alınarak direk okullar tatil edildi bu sefer.
yerel seçim öncesi bir kez daha sınıfta kaldı mersin. yine sanayi bölgesindeki serbest bölge üst geçidi ve bir çok nokta sel olmuş. her yeri su bamış.
selini yağmurunu bile özledim lan. çok özledim sözlük. kalkıp gidemiyorum da. kaldım öyle uzaklarda.
elbette ki herkes her türlü başlığı açıp, istediği entryi girmekte özgür. şu an benim yaptığım gibi. ama bazı yazar arkadaşlarımızın sürekli şarkıların isimleriyle "başlık" açıp, başlığa da sadece sarkının "sözlerini " internetten kopyala-yapıştır yaptığını fark ettim.
hani böyle çok efsane ya da popüler şarkılar olur. herkes böyle entry girer de başlık 5-10 entry olur alır başını gider ayrı. ama bu başıklar max 1-2 girdiyle kalıp sol framede yer kaplamaktan başka bir işe de yaramıyor.
(bkz: ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar) diye bir başlığımız var. yıllarca da en çok entry girilen başlık dalında ödül falan aldı. hani oraya bekleriz. elbette ki sözlük yazarları neler dinliyor merak ediyoruz.
yine istediğinizi yapın. ama düzenli düzenli olsun. başlıklar dolu dolu görünsün. okb mi azdırmayın.
bazı şeylerin özel ve güzel olduğuna inanmıştım. her şeyin düzelebileceğine inancım tamken, elimden gelen her şeyi yapmama rağmen olmadı. o kadar kırgınım ki. hayatımda hep yalnız olduğumu düşünmüştüm, uzun bir süre karşı çıktım, direndim ama zamanla o kadar bağlanmışım ki bu düşünceye, kötü günlerimi yalnız geçireceğimi hiç düşünmüyordum. artık çabalayamıyorum bile. kendimi böyle savunmasız bıraktığım için o kadar kızgınım ki.
ben artık bir köşede gizli gizli gözyaşı döküp mutsuz olmak istemiyorum sözlük.
yalnız isek kendimiz seçmişizdir. yalnız olmamız ve kendi yolumuzu yürümemiz, yolun sonunda da kendimizi tamamlamamız gerektiği için yalnızız. su akar yolunu bulur. tek başına tamamlanamayan diğer yarısını tamamlayacak olanları bulur.
vücut tarafından yoğun strese karşı verilen bir savaş olan bu sendrom, kalp krizine benzer bulgulara sahiptir. 1990 yılında japon hiraru sato tarafından keşfedilmiştir. tıptaki diğer adı (bkz:apikal balon sendromu) dur.
kişinin sürekli olarak kendini bitkin ve mutsuz hissetmesi, dinlenmekle bile kendini iyi hissedememesi gibi sorunlarla ortaya çıkan bir durumdur. (bkz: bağışıklık sistemi) önemlidir.
sözlükteki naftalin beyinli yazarlarımızın artık yazmamaları gerekiyor. sözlüğün eski zamanların beri yazan bu yapışkan insanlar bir sülük gibi sözlüğün kanını emiyor. yeni olan her yazara düşmanlık besleyip sözlükte gergin bir hava yaratıyorlar.
lütfen bi salın artık. gençlerin önünü açın. sizin vaktiniz geçti.
akıllara özlem tekin ablamızın "aşk her şeyi affeder mi?" şarkısını getiren başlık olmuştur. aldatmanın altında yatan sebepler de gözden geçirilmeli misal bağlanmaktan kaçmak gibi skdkdh. neyse şarkı sözümüzü iliştirelim.
çok üzgünüm istemeden
seni dün gece aldattım
kim olduğu mühim değil
sana bağlanmaktan kaçtım
çok üzgünüm istemeden
bir bakışa aldandım
inan bana bütün sabah
pişmanlıktan ağladım
aşk herşeyi affeder mi
dersin zamanla geçer mi
güzel günlerin hatrına
aşk herseyi affeder mi.
ilk olarak boşluk bırakmadan, gözü yoran uzun destanlar yazarsanız kimsenin okuyası gelmez zaten. bunun kitap okumakla alakası yok bence.
herkesin kitap okuma şekli farklı olabilir. evet bir kitabı eline alıp sayfaları çevirerek okuması hoş bir duygu ancak artık teknolojinin pik yaptıgı bir çağdayız. kindle veya tablet gibi cihazlarda milyonlarca e-booka ulaşılabiliyor.
son zamanlarda çıkan "dostoyevski okumayan insanla konuşmak" yok "hegel'i bilmeyen insanla sevgili olmak" gibi türeyen başlıklardan gına geldi. belki o adam senin hakkında bir kelime edemeyeceğin bir konu üzerinde master yapacak kadar bilgili. belki her gün atom fiziğiyle ilgili makaleler okuyor.
kendi standartlarına uymayan insanlara "cahil" demek de yeni moda oldu sanırım. genelleme yapıp insanları bu genelleme havuzunda yargılamadan önce çok kitap okuyarak geliştirdiğiniz beyninizi kullanıp bir düşünün bence.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
herkes hayal kurar, kurduğu hayallerde yaşar ama bazılarımız bunun ayarını fazla kaçırıyoruz. "her şey güzel olacak, mutlu olacağız" falan diye kendimizi kandırıyoruz.
kirlenmiş insanların, duygusuz ve kalpsiz silüetlerinden kaçıp kendi kabuklarımıza sıkışıyoruz. kabuğun içinde işliyoruz kendimizi ilmek ilmek. bir gün o kabuğu kırıp, kanatlarımızı açıp özgürlüğe ve mutluluğa uçacağımıza inanıyoruz. ama bilmiyoruz ki o kabuk çok kalın, kırılması çok zor.
bugün de güzel hayaller kurduk. kendimize sözler verdik "onlar gibi olmayacağız!" diye. gerçek olur olmaz bilemeyiz ama ümidimizi kaybetmeyelim yeter.
yeni tanışılan entelektüel kişi ile popüler kültür üzerine başlayan hararetli bir konuşma esnasında üzerine tartışılabilecek bir konudur. sonuçta bu dünyada oscillation hareketini yapan tek şey foucault sarkacı değildir. başka pendulumlar da vardır.
anoreksik vücudu ve küçük memeleri ile 2013 yılına damga vuran miley cyrus 24 saatte 19 milyon izlenme ile göğüslediği youtube rekorunu sonrasında 19.6 milyonla nicki minaj anaconda'ya kaptırmıştır. çıplak bir şekilde sallandığı yıkım topu şarkısını şimdilerde tekrar barıştığı eski nişanlısı chris hemsworth için yazmıştı.
sohbet iki tarafında inşaat alanında balyozları yalaması ile son bulur.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
bomboş kıro bir adam. bir içerik de üretebildiği yok. iki gözü renkli diye ergenleri düşürüyor işte. "yeteneksizlik is the new trend" akımının öncüsü olabilir bu şahıs o derece boş.
yalnız yaşayan herhangi bir insanla bir gayin hiçbir farkı yoktur. o yüzden yalnız yaşayan gay başlığını protesto ederek buraya yazıyorum.
şuan ki şartlarımla yapamadığım ama bir gün yapacağıma inandığım eylem. kendi başına yaşamak. sadece sana ait bir yer. çok güzel olsa gerek. yalnızlık çoğu zaman sevdiğim bir şey değil ama bir evi paylaşması da çoğu zaman zor.
kendi evimin içinde kendi mutluluklarımı yaratacağım günler umarım bir an önce gelir. şuraya yalnız yaşamakla ilgili şu güzel illüstrasyonları bırakıyorum
allah kimseyi aç gezerken, evine et süt alamazken suriyelileri savunacak kadar rezil bir konuma düşürmesin. yazık.
edit: hiç bir zaman giremeyeceğimiz ab'ye yaranmak için suriyelileri kendi ülkemizde tutmak da ayrı bir rezillik. "omo poroyo ab veroyo" amk babasının hayrına vermiyor heralde. suriyelilerin pislikleri kendilerine bulaşmasın diye veriyor.
edit 2: bazı yazarlarımızın (bkz: pollyannacılık) oynamayı çok sevdiğini gösteren başlık.