gereksiz eleştirilere maruz kalmaya neden olur.bu tarz kişileri umursamamak gerekir yoksa sonuç kavgadır/tartışmadır.
genelde insanlar kıskandıkları kişilerin hatalarını bulmaya çalışır ''şurası yamuk , burası eğri'' şeklinde.kıskandıklarının farkındadırlar aslında.bir süre sonra o kişi hakkında olmayan şeyler uydurup ''karalama'' kampanyasına giderler ve kıskandıkları kişi eğer kırılgan bir yapıya sahipse gerçekten karalayabilirler.ingilizce de ki ''bully'' olayı , yani aşağılanma ya da şiddete maruz kalma olayı başlar.fiziksel ya da psikolojik olabilir ve özellikle çocuk yaşlarda çok ciddi sorunlara neden olabilir.ve aile de başlamaktadır , ailesinden gerekli sevgiyi görmeyen kimselerin(ya da kendisine rol modeli gördüğü kimselerden) ilerleyen yaşlarda aynı şeyi yaptığı gözlemlenmiş bir şeydir.
kızlarda daha çok rastlanılır fakat gözlemlerime dayanarak söylüyorum , erkeklerde bir o kadar kıskanç olabilir.mesela hoşlandığı kızın bir erkeğe baktığını görürse , o erkeği direk ''karalama'' çalışmasına başlıyorlar.ve bu çok umutsuz bir durumdur.
kendine güvenen insan kıskanmaz.kendine güvenmeyen , kendini sevmeyen insan kendisinde gördüğü yetersizlikler yüzünden zaten başkalarının da yetersizliklerini aramaya başlar.
sevgilisine güvenen insan da aşırı uç noktalarda sevgilisini kıskanmaz.''o sana baktı , sende ondan hoşlanıyorsun , zaten geçen gün benimle dışarı da gelmemiştin , kesin yatıyorsunuz'' tarzı ruh hastaları kendine ya da sevgilisine güvenmeyen paranoid kimselerdir.
dinin vicdanla alakası vardır çünkü dinin dayattığı (dayatma diyorum çünkü din dogmalar bütünüdür ve dogma demek sorgulanamaz direk kabul edilir demektir.) şeylerin bir kısmını evrensel değerlerle bağdaştıramayız.örnek verecek olursak , bir insanın yaşama hakkını senin gibi düşünmüyor diye elinden alabileceğini söyleyen dine inanmak , bunu onaylamak demektir.burada da vicdanın varlığından bahsedemeyiz.din bir bütündür , ya tüm kısımlarıyla inanılır ya da komple red edilir.bu din olgusunun en temel özelliğidir.zaten kendinizden bir şeyler kattığınızda o şey din değil inanç olur.
neden öyle olur derseniz eğer bir dine inanmanın koşulu sorgulamanın olmamasıdır.(dogmatik olması burdan kaynaklanıyor)çünkü inanmak ve bilmek farklı şeylerdir.çimlerin yeşil olduğunu gözlemlediysek buna bilgi(bilmek) , çimlerin bir yaratıcısı olduğunu düşünüyorsak buna inanç (inanmak), çimlerin iyi olduğuna inanmamızı yaratıcı istiyorsa ve biz buna sorgusuz inanıyorsak da buna din diyoruz.
tabi burada vicdanın algısal olmasından kaynaklanan bir sorundan bahsedebiliriz , çünkü kimisine göre birisini öldürmek vicdansızlıkla bağlantılı olmayabilir.kime göre , neye göre? sorularını sormak gerekir ve ulaşabileceğimiz sonuç insan sayısı kadar olur.mutlak vicdan var mıdır? tartışılır.
işin komik tarafı , birini öldürme hakkını kendinde gören bir insan vicdansız olmakla suçlandığında rahatsız olmaz.''ee yani? allah bana bunu emretti bende yapıyorum'' , diyebilir.
din pek çok açıdan vicdanı öldüren bir şeydir.din vicdanı insanlıktan çalmıştır.çünkü yapmanız gereken kural ve yapılması doğru olan şey bazen çok uç noktalarda çelişebilir.en basit örneğini türkçe kuran bulup nisa kısmına bakarsak görebiliriz.hatta şunu çok net söyleyebilirim:kuran'ı okuduğu halde müslüman bir kimse vicdansızdır.müslüman olmayanlardan arkadaş edinmeyin , dinden çıkanlarını öldürün , eşcinseller hastalıklıdır gibi söylemlere sebep olan dine inanan bir insan vicdanlı olamaz.onun tek derdi cennettir ve yaptığı bir iyilik varsa da bu cennete gitmek için olacaktır.cehennemden korktuğu için de olabilir.ya da inandığı teist inançta ödül her neyse artık.
sınırları zorlayan akıllara sahip insanları bünyesinde barındırır.takdir ediyorum , yardımcı olabilmek isterdim.gezi direnişi sırasında halk tv'ye bağlanıp yapılan konuşmanın bir kısmını dinleyebildim.oldukça güzeldi.
bu arada şahit olmadım ama güvenlik bakanlığının sitesini hack'leyip , 5 kişiyi öldürüp, 12 insanın gözünü çıkartıp 8bin insanı yaralayıp sonra rahat edebileceğini mi sanıyorsun? çek fişi: http://egm.gov.tr şeklinde bir tweet attıklarını duydum.
avrupa da ki tüm ülkeler yas içinde , kan ağlıyorlar.türkiye katılmıyor , düşünebiliyor musunuz?
eğer arabicvision falan olsaydı büyük ihtimalle koşa koşa katılırdık.din insanların para kazandığı ve pazarladığı bir şey çünkü günümüzde.dini kullanamadıkları , çıkar elde edemeyecekleri hiç bir şeyi yapmıyorlar.sürekli ''benim baş örtülü kardeşlerim'' diye hitap etmeyi bilip olimpiyat videosunda gayet modern görünümlü başı açık ''ahlaksız'' kadınları koymayı da biliyorlar.para nerdeyse ordalar yani , para yoksa din de yok. **
gerçi katılmamamız daha iyi oldu.boşuna enerji ve para.
arkadaşta kaldığın gece , arkadaşın annesi tarafından yapıldığında garip dakikalar yaşatır.gerçekten üzülmüştüm kadının haline , bunu sürekli yapıyormuş.
döneminde parıl parıl parıldayan , parmakla gösterilen bir yazardır.popüler kültürün istisnalarındandır.fakat üzücüdür ki gerçekçilik kitaplarında eksiktir.mistizm kitap boyunca sizi takip eder bu kitapları manevi eserler yapar.aslında pek çok şey de öğretir fakat günlük hayata uyarlanabilirliği yüksek değildir.ben birkaç yüzyıl sonra da hatırlanacağını düşünüyorum.kim bilir belki bir süre sonra klasik olur.
-spoiler-mesela brida da ana tema aşktır ve aşk ruh eşi kavramı üzerinden işlenir.kitap boyunca çeşitli ayinler ve mistik ögelere sıkça rastlanır , bu onu günümüz kitaplarından ayıran en temel özelliği.ve okuru vuran nokta ise gerçek aşkın her zaman mutlu sonla bitmediğidir.çünkü bazen fedakarlık yapması gerekenler olabilir.fakat ruh eşi kavramı ve insanın biyolojik olarak cinsel ilişkiye duyduğu isteğin aslında ruhani yönlü olduğunu söylemesi benim çok hoşuma gitti.okuyun sevgili sözlük yazarları , farklıdır.-spoiler-
başlıkta geçmeyen zahir ve on bir dakika da güzeldir bu arada.
aşağılamak ve olan şeyi söylemek farklı şeylerdir şeklinde bir uyarı geçmiş olsaydım keşke dediğim entry'ime sahip başlıktır(örnekle açıklayayım:kan kırmızıdır demek tanımlamaktır.kırmızı renk kötüdür , onu seven insanlar kakadır demek aşağılamaktır.ayrıca bunu söyleyen insan da kendiyle ilgili bir yorum yapmış değildir)
bir insan bir şeyi de mi anlamaz?
ben zeki ya da alçakgönüllü olduğumu iddia etmedim efenim o algılara kalmış bir şeydir, öyle görülmüş olması manidardır ama.
genel tarafından beğenilmeyen bir özelliktir.toplumun insanları kendi vücudundan nefret etmesine itebiliyor olması çok üzücüdür.halbuki insan kendini kusurlarıyla sevmeli.kusur derken , öyle kabul edildiği için diyorum.kişi memnunsa kimse kötü ya da kusurlu gibi bir yakıştırma yapamaz.
doğa bekleriz isimli mankenimiz kulakları kepçe olduğu için çözümü japon yapıştırıcısında bulmuştu yıllar önce o haberi hala unutamam.az kalsın sağlığından oluyordu.halbuki manken olmasına yetecek güzelliğe de sahiptir.(bkz: doğa bekleriz)
cesaretini çok sevdim , takdir ediyorum.eğer kimseye zararı yoksa , ahlak anlayışına kimse karışamaz.sen onun soyunması , falan filan yapması bana uygun değil dersen , bir başkası da gelip ''eşcinsellik'' bana uygun değil ahlaksızlık kimse yapmasın diyebilir.azıcık kullanın şu beyinlerinizi.şikayet ettiğiniz şey olmayın.
biğzi ötekeleştiriyoolaağr , diye ağlamayı da biliyorsunuz.
dişi aşırı büyük güzel sesli şarkıcı kızımızdır.yere düştüğü için tekmelenmesi değil , elinden tutup kaldırılması gerekir.tekrar ediyorum
yere düştüğü için tekmelenmesi değil , elinden tutulup kaldırılması gereklidir.kendi isteği ise saygı duymak düşer.
kendisi 2 yıldır dinlediğim sanatçılar arasındadır , yorumunu çok seviyorum.kendine mi ait , yoksa bir pazarlama harikası mı emin değilim fakat harika bir kadın.neşesi çok doğal , hem kırılgan hem güçlü bir yapısı var.
read all about it , next to me , my kind of love , heaven , clown gibi şahane şarkıları vardır.özellikle next to me şarkısında kendimi buluyorum diyebilirim , sözlerine bakan ince bağlantıyı yakalar diye tahmin ediyorum.
söz yazarı olarak da çok iyidir rihanna , susan boyle , alicia keys , leona lewis gibi isimlere söz yazarlık yapmıştır.şarkılarının ise sürekli ''siyah'' bir kadından çıktı diye pazarlanması beni çok üzmüştür.halbuki işlediği temalar tüm insanlığa ait.
bu kadar izlenilesi oldugunu bilmediğim ayı kültürü üzerine belgesel. vakti zamanında nasıl ve nerden edindiğimi bilmedigim bir versiyonunu partlar halinde şuan internet deryasına göndermekteyim. 7 part şeklinde olan belgeseli biraz reklam payı ile icimdekiayi.com şifresiyle açabilirsiniz.
indiren arkadaşlar farklı paylaşım platformlarına sunarlarsa sonradan arayanlar için kolaylık olacaktır. dosyaları pek uzun zaman tutabilecegimi sanmıyorum açıkcası.
şifreli bir şekilde paylaşıma sunulması tercih sebebidir
yapılan deneylere göre ailesinde intihar ederek ölmüş birileri bulunan insanların diğerlerine göre daha çok meyilli oldukları durum. hem amcam hem dayım iki sene arayla intihar ederek öldükleri için benim için duble genetik ve meyyal olunması kaçınılmaz davranıştır.
geçenlerde aklıma bir soru takıldı; “heteroseksüeller neden eşcinseller kadar başarılı değil?”. günümüzde dünya nüfusunun %3 ile %10 arasındaki bir kesiminin eşcinsel olduğu düşünülmekte. buna rağmen tarihteki başarılı simalara baktığımızda çoğunun lgbt+ topluluğu ile bir bağının olduğunu görüyoruz. bu örneğin bir aynısı da, tıpkı eşcinseller gibi tarihin her döneminde ezilmiş olan yahudilerde de görülmekte. otuz milyonluk nüfuslarına rağmen bilim ve teknolojide, medyada, bankacılıkta vesaire dünyanın geri kalanından çok ve çok üstünler.
ben buna “çoğunluğun sübvansiyonu” diyorum. sübvansiyon, kelime anlamı olarak devletin / kişilerin bir işi / kişiyi desteklemesidir. örneğin devletin batmakta olan bir çiftçinin mallarını alarak çiftçiyi batmaktan kurtarması bir sübvansiyondur. benim kastettiğim sübvansiyon böyle bir sübvansiyon değil, daha çok toplumsal bir “akrancılık”. yani çoğunluğu oluşturan topluluğun birbirini destekleyen bir yapı oluşturması ve bu yapının herkesi standart ve eşit bir şekilde tutmasıdır. [bu eşitlik, kendilerine eşitliktir]
norveç ve isveç gibi ülkelerde doktorluk gibi zor ve yıpratıcı işler pek rağbet görmez. neden? çünkü insanlar standart bir işte çalıştıklarında bile düzgün bir hayatlarının olacağını bilmektedirler. kaç kişi fazladan bin, iki bin kron için altı yıl boyunca saçlarının beyazlamasını ister ki? işte heteronormativitenin heteroseksüel toplumda yarattığı etki budur.
seks hakkının ilk sahibi, güçlü olandı. vahşi doğada seks, ancak güçlünün sahip olabildiği bir şeydir, belgesel izliyorsanız iki maymunun bunun üzerine sıklıkla dövüştüğünü görebilirsiniz. sapiens bu noktayı geçmiş olabilir, ancak bir zamanlar o da sadece en güçlünün genlerini yeni nesile aktarabildiği bir düzen içerisinde yaşıyordu. peki ne değişti?
kadının “evcilleştirilmesindrn” sonraki yüzyıllar boyunca erkekler “seks hakkı” için savaşmak zorunda kalmadı. toplum, yasa ve en önemlisi din; kadının görünmez bir kafese konulmasının en önemli aktörleriydi. bu esnada seks hakkı yasal olarak en güçlünün elindeydi. derebeyler istedikleri serf kadını ile beraber olabiliyor, yeni evlenen kadınlar üzerinde “ilk gece hakkı” sahibi oluyorlardı. işte bu dönemde hetereseksüelliğin sübvansiyonu denilen bir şey ortaya çıktı.
eski zamanlarda bir kadın düşünün. iki talibi olsun; fiziksel olarak güçsüz bir erkek ve güçlü bir erkek. kadının seçeceği erkek güçlü olan olacaktır zira güçlü erkek bebeğe bakabilir, genleri iyidir, avlanabilir vesaire. ancak orta çağlarda çıkan bu sübvansiyon normalde gen havuzundan elenmesi gereken erkeklerinde seks hakkına ulaşabilmesini sağladı. ilk ortaya çıktığında [ve hala günümüzde böyle işleyen kabilemsiler var] kızıma karşılık üç inek tarzı bir tarz belirlemişlerdi. böyle olmasa bile kızlarının fakirlik çekmemesi için zengin erkekler ile evlendirmek yaygındı. bu zamandan bir erkeğin kendine bakmasının, güçlü olmasının, yakışıklı olmasının, uzun olmasının vesairenin önemi yoktu. seks hakkı tıpkı bir pazardan bir armut alır gibi satın alınabiliyordu çünkü.
[seks hakkının satımı olan fahişelil bu dönemde dini nedenlerden dolayısıyla tabulaştırılmıştı. zira dinlerin yayılması “sağlıklı ailelere” ve onların yetiştireceği “endoktrine edilmiş öhöm dindar çocuklara” bağlıydı]
çok değil 20 yıl öncesine kadar görücü usulu oldukça yaygındı, eskisi kadar olmasa da hala yaygın. görücü usulü evlilik nedir? ne kadar vasat olursa olsun her hetero erkeğin bir kadınla evlendirilmesidir. yani hetero erkek için belli bir yaşa ulaşmış olmak bile seks hakkına sahip olmak için yeterliydi. bu dönemde kızını “verenler” damadı yolmak için yepyeni adetler bulmuşlardı. kapının açılmaması, makasın kesmemesi, yüzgörümlük vesaire.
günümüzde de bu sübvansiyon daha ehil şekilde devam etmektedir. kadının özgürleşmesi ile birlikte kadının üzerindeki baba [patriarşi] etkisi ortadan kalktı, bunun yerini ise toplum etkisi aldı. günümüzde belli bir yaşa geldikten sonra evlenmemiş olan kadına “kesin bir sıkıntısı var” etiketinin yapıştırılması kadınları, artık “ne zamana evlenicen” “ne zaman torun sevcem ben” tarzı söylemler ise erkeği evliliğe zorlamakta. yine de kadının özgürleşmesi ile sona ermekte plan sübvansiyonun ironik bir sonucu oldu. hetero erkekler 21. yüzyılın sonunda kendilerine bakmaya ve kromagnon gibi dolaşmamaya başladılar. ve kendilerine metroseksüel adını verdiler. zira artık kadın seçici hale gelmişti ve pazardan armut alır gibi seks hakkına sahip olamıyorlardı. aile kurabilmeleri için “güçlü” olmaları gerekiyordu.
yazının ilk kısmı, sübvansiyonun seks ile ilgili kısmıydı. toplumsal etkisine bakarsak, din heteroseksüel sübvansiyonun en etkili aracıdır. düşünsenize, bir tanrı var, koskoca evrenleri gezegenleri yaratıyor sonra diyor ki “erkekler birbiriyle ilişkiye girmesin”. bundan yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce avrupa topraklarında paganlar eşcinsel evlilikler yapıyordu. amerikada trans olmak üstünlük belirtisiydi. sonra ne oldu? ibrahimi dinler dünyayı kapladı. peki dinler bunu neden yaptı?
çünkü varlıkları ve yayılmaları heteroseksüel kitlenin üremesine bağlıydı. iki yüzyıl önce ortaya çıkan mormonluk bunun en tipik örneğidir. eşcinselliğe “izin vermeniz” demek, halkınızın bir kısmının ürememesi ve üstüne üstlük bunu “yayması” [o dönemin düşüncesi] demekti. ayrıca insanlık farklılıklara saygı duyabilen bir tür değildir, insan beyni farklılıklardan korku duyar. ibrahimi dinlere baktığınızda hetero beyaz erkeğin üstünlüğünü kabul ettirmeye ve bu gruptan olmayan herkesi baskılamaya çalıştığını görürsünüz. günümüzde bu durum çoğu ülkede ortadan kalksa da kimsenin hetero beyaz erkek plduğu için aşağılanmaması, ayrımcılık görmemesi heteroseksüelliğin sübvansiyonunun dünyayı ne kadar ayrıştırdığının bir göstergesidir.
hetero erkekler neden ilk ortaya çıktığında feminizme karşıydı mesela? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. peki neden eşcinselliğe karşıydılar? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. hala heteroseksüellik “normal” diye kullanılıyor, heteroseksüel erkekler kendilerini eşcinsellerden hakir görüyor. çünkü heterolar herhangi bir kadının / eşcinselin onlardan iyi olabileceğini düşünmüyorlar, düşünemiyorlar.
tim cook ile gay bashing saldırısında ölen sıradan bir eşcinselin farkı ne? [göreceli olarak] birisi başarılı, diğeri başarısız. normal hayatında homofobinin dibine vuran insanlar tim cook’un peşinde kedi olmuyor mu?
işte bu, eşcinsellerin daha başarılı olmasının nedeni. eşcinseller hetero erkekler gibi toplumun onlara sağladığı seks hakkı, onaylanma, özsaygı gibi olaylardan mahrumlar. bu da eşcinsellerde daha iyi olmaya yol açıyor.
isveç örneğini hatırlayalım. hetero erkeklerin daha iyi olmak için bir nedenleri yok, zira her şey onlara göre ayarlanmış. ancak eşcinseller her zaman daha iyi olmak zorunda.
not: bu yazı öylesine bir yazıdır, söylediklerim tamamen kendi görüşlerime dayalı, kesinlikle böyledir diyemem kısacası. gece vakti kafama takılan bir soruya cevabım da denilebilir.
yozlaşmaya giden en kestirme yolun cinsellikten geçtiğini kavramış olması muhtemel erkektir.
aşk, sevgi, kıymet ve hürmet gibi insanın ruhuyla alakalı bir takım erdemlerin cinsel perhizle arttığı hakikatini de biliyor olabilir. meyvesi geçici bir haz olan cinselliğin ancak sevilen biriyle kalıcı olduğu fikrinden hareketle bu mahremini oburluk, zenginlik, alışveriş manyaklığı gibi kapitalist devrin bir neticesi olan 'başıboş' * cinsellik anlayışından uzak tutmayı müstakbel 'iyi insan' profilinin vazgeçilmezi kabul etmiştir.
peki, bu devirde ne zaman doğru kişi bulunacak da kalıcı olacağı tahmin edilen cinsellik yaşanacak? öyle zor bir soru ki insanın yanılması işten bile değil.
yanılmaktan korkup devamlı çekinmek ise faydasız bir hareket olur. "seni seviyorum" demenin bile aşkı yıprattığı ön yargısıyla sarhoş olan yeni insanın *tahriki rahat bırakmayacağından, korkunun ecele de fayda etmediğini fark edecektir. en önemli devre ise bundan sonradır. iş bittiğinde, maddi hazzın insanı soyarak çıplak ve bencil bir insana çevirdiğini; asıl bakirliğin, bedenî olanda değil de ruhî olanda saklandığını keşfetmesi en büyük bilgisi ve erdemi olacaktır. ve en büyük üzüntüsü... bazen dayanılmaz, kalıcı bir eziyet, endişe ve dehşetengiz bir ürkme hali. fakat her halükarda uçkuruna düşkün, beyniyle testisleri yer değiştirmiş insandan daha onurlu. peki onur?
bahçelievler merobilmem ne hastanesinde annesiyle beraber sıra bekleyen bir afet-i devran. annesi dediysem belli. hık demiş burnundan düşmüş. bu kadar benzerlik olur bir ana-kız arasında.
b: ben
a: trans abla.
b: geçmiş olsun * a: saol canım. sana da. neyin var?
b: ben değil arkadaşım, endoskopi, senin neyin var?
a: hamileyim kontrole geldim,
b: ?!?!?!?!
a: aahahahahahah allah canını almasın, bende endoskopi olcam. sanırım seninkini bekliyorum. o çıkınca giricem.
b: benimki değil kız, arkadaşım sadece.
a: ay tamam bee arkadaşın olsun, yemedik hahahah,
o arada arkadaşım (yani benimki) sedyede çıktı. ben tabi kaltım sedyede elinden tutup durumunu sordum. bizim ablayla göz göze geldim o anda, abla kafasını sağa sola sallayıp sırıtarak sessizce 'orospuuu' diye mırıldandı.. bende bi öpücük atıp göz kırptım, karşılıklı sırıttık birbirimize.
mezuniyet törenleri olaylı geçer. hazırlanan pankartlar da gündem olur genelde. lgbti etkinliklerini sansürleyen ve engelleyen rektör verşan kök'e de odtü lgbti üyeleri gökkuşağı bayraklarıyla ve pankartlarıyla tepki gösterdiler.
işsizlikten bir ekrandaki imgelerle duygu etkileşimine girip içsel sorunlarınızı tanımadığınız insanlara yansıtıyorsunuz. off. teknoloji bunu yapın diye bu noktaya gelmedi.
kalite erezyonuna uğramış, sonra da eksi sonsuzlara doğru yol almış uygulama. tabi bu nokta da uygulamadan çok kullanıcıları suçlamak doğru olur gibi. türkiye de gay kültürü asla olmadı, kimisi "gizli eşcinsel"i bir hayat biçimine dönüştürüp evlendi ve hornet gibi sitelerde hayatını geçirdi kimisi ise bütün değerleri atıp mümkün olan maksimum sayıda insanla sikişme deneyi yaptı. kimisi de bunları izleyip sizi cehennemin derinliklerinde yakacağım dedi!
şaka kısmını atarsak 2015'ten bu yana o kadar fark var ki. nerden anlatmaya başlayım bilemedim. eskiden kahve içmelik arkadaş bulmak mümkündü, seks de bulunuyordu tabi, başka şeyler de bulunuyordu. şimdi zaman kaybından başka bir şey değil. aah ah.
lgbtq bireylerin bu tarz oluşumlarda aslında ün kovaladığını fark ettiğimden beri cevabım: kesinlikle hayır.
aynı şekilde kendileri gibi düşünmeyen ya da hissetmeyen herkesin kendilerinden nefret ettiklerini düşünmek yahut kendilerine zarar vermek istediklerini düşünmek gibi bir gaflet içindeler. bazı insanlar basitçe ekmeğinin peşinde koşuyor, bunlara verecek enerji ve ilgisi yok, acı bir şey bu ama gerçek hayatın kendisi aynı zamanda.
bir keresinde "aman tanrım ne kadar güzel bir erkek" demiştim, "erkek demesen olmuyor mu, cinsiyetçilik bu" demişti bu örgütlerden birisi. o kadar radikal bir topluluk ki, sadece kendi içlerinde oluşturdukları bir alt kültür var ve kesinlikle yabancı içerik kabul etmiyorlar. üstelik olumlu olumsuz fark etmiyor, anında saldırı var.
topluluk içerisinde de çok fazla bireysellik var, profesyonelce paylaşımlar, organizasyonlar göremedim. sürekli ben biliyorum, burası daha güzel, bunu yapalım...
yani kendilerini diğer lgbtq bireylerden soğutacak kadar drama peşinde koşan bir kesim söz konusu iken, kendilerini sapık olarak gören bir kısma nasıl hitap edebilirler, biz de burdayız ve insanız, aslında sizden farkımız yok, bizi ayırmayın diyebilirler ki?
diplomatik değiller. sinirli ve hayalperestler.
haklar verilmez, alınır. ama savaşmanın da adabı var. özet bir şekilde bunun üzerine çalışılması gerekiyor.
ayı kültürü , ayıya benzemeyi yani bir başka deyişle maskülen olmayı gurur haline getiren bir oluşum.''kılı olmayan , kırıtan , çiçekli böcekli giyinen...'' bizden değildir , dahası ''sapına kadar erkeğiz'' anlayışı hakim kendini ayı diye nitelendiren ve bundan gurur duyan kitle de.
temek fikiri eşcinsellerin her yerde olması , herkes gibi olması dolayısıyla içerisinde maçosunu , femineni , kıllısı , kılsızını barındırması iseyken eşcinsel kültürünü ayı ve diğerleri olarak ayırmaya gitmiştir.bunun nedeni ise türk erkeğinin algısı elbette , kadını ve kadınlığı alçak gören dolayısıyla da toplumun erkek algısına benzemekle gurur duymakla açıklanabilir.gurur duyulan şeyin homoseksüel iken heteroseksüel özellikler taşımak olması ise aslında homoseksüel olmanın da aşağılanmasıdır.
tabi ki bu tüm kendini ayı olarak nitelendiren insanlara mal edilebilecek bir şey değildir , fakat genel anlayış bu şekilde.dolayısıyla ayı sözlük bünyesinde de feminenliğin aşağılandığına şahit etmişliğim vardır.
heteroseksüellerin , homoseksüel bireyleri aşağılamasından yakınıp ''ben ayıyım , feminenler düşünsün'' diyip bir de kendi yönelimine sahip bir insanı sindirmeye çalışması ise ikiyüzlülüktür.özellikle de bunu yaparken ben ayıyım , ben erkeğim demek çok acınasıdır.sonuç itibari ile sana yapılan şeyi başkasına yapıyorsun ve heteroseksist anlayışı yüceltmiş oluyorsun.
insanların entelektüelitisinden hoşlanan insandır.sapyoseksüelite ise bir insanın entelektüelitesinden hoşlanma durumudur ve insandan insana oranı çeşitlilik gösterir.burda normal insandan farklı olarak zeki olmak bir + faktör değil , hoşlanmanın ve ilgi duymanın koşuludur.
sapyoseksüellik çok sık görülen bir yönelim değildir ve genelde cinsel ilişkiyi deneysel yaşarlar.burada zeki birinin zeki birini istemesi gibi doğal bir şeyden bahsedebiliriz aslında.maslow teorisine göre zaten bu insanlar üst basamaklardadırlar.
sapyoseksüellerin ve aseksüellerin ortak noktası ise insan bedenine ilgi duymuyor oluşlarıdır.fakat bir aseksüel için cinsel ilişki mide bulandırıcı olabilirken , bir sapyoseksüel için çekici biri bulduğu ile yaşanabilir ve zevk alınabilir bir şeydir.elbette birini çekici bulmaları o insanın zeka seviyesine bağlı , sapyoseksüeller için insan bedenine ilgi duymaz ne kadar doğru tartışılabilir ama bir homoseksüel erkek için karşısında ki insanın penisi ya da kıçı nasıl tahrik edici unsur oluyorsa bir sapyoseksüel için de güzel konuşan , kültürlü ve zeki bir insan da tahrih edicidir.
sapyoseksüeller için eq'su yüksek insanlar da diyebiliriz ayrıca.tabi ki sosyofobik de olabilirler burda insan gibi karmaşık bir yapıdan bahsediyoruz ama genel olarak sosyal zekası gelişmiş insanlar olurlar.sosyoloji , psijoloji ve felsefe gibi alanlarda kariyer yapan insanlar eq zekasını kullanan insanlardır bu arada.
ve burada ki ''zeki insan'' kavramı beyinsiz gibi çalışan insan değildir.(ki toplumumuzda fırlama olarak tabir edilen ve sahiden zeki olan insanların çalışmamaya daha yatkın olduğu da bilimsel bir tespittir)ne yaptığını bilen , çevresini ve insanları algılayıp bir şeyler katabilen insan olarak yorumlayabiliriz.fakat eq'su aşırı yüksek olan bir insanın ise toplumdan uzaklaşacağı da bir gerçektir.çünkü kendisine zarar verecek kadarını anlar ve insanlardan uzaklaşır.ben bu tarz bir insan olarak tezer özlüyü çok uygun görüyorum.kendisi benim en sevdiğim yazarlarımızdandır ve kısacası görüşü toplumun insanı insandan nasıl yabancılaştırdığı ve özgürlüğünü aldığı üzerinedir.kendisi döneminin en aydın insanlarındandır aynı zamanda.kendisi intihar etmiş ve kurtarıldığında ''ölmeme bile izin verilmedi'' şeklinde düşünmüştür.sonra da hastalıktan öldüğü söyleniyor , ne kadar doğru bilmiyor. (bkz: tezer özlü )
türkiye de sapyoseksüel bulma ihtimaliniz ise albino insan görme ihtimalinize yakındır.en fazla bir baltaya sap olamamış , nerde kop kop orada takılan ve en büyük işlevi ''koli kesmek'' olan insanlar görürsünüz.
konuştuğum ve çok ciddi düşündüğüm bir beyefendinin benimle konuşmayı kesmesinin nedenidir.arkadaş dindar bir müslümandı , bende müslümanlığa göre seks yapamayacağını ve eşcinsel seksin haram olduğunu söyledim.ikisini aynı anda olamazsın dedim ve büyük ihtimalle bundan haraketle bozuldu ki benimle ilişkisini kesti.
halbuki söylediğim şeyin doğruluğunu o da biliyordu.çok üzüldüm ayı sözlük.gerçekten bu sefer oldu! demiştim ama yanılmışım.çok ayıp etti çok , halbuki ben düşüncelerine saygı duymaya ve onunla olan ilişkime inanç sokmamaya hazırdım.ki bunu normalde yapmam.
ama bazen olmuyor işte.
bu arada müslüman eşcinsel çok saçma bir olgudur , benim için mallıkla eş anlamlıdır.kimse de kusura bakmasın.kendinle çelişiyorsun bir defa.
selahattin demirtaş sütten çıkmış ak kaşık değil, kendisini azıcık bile samimi bulmam ancak sahiden orman da yaşıyor gibiyiz. gücü olan gücü yettiğine dilediğini yapıyor ve buna karşı çıkmak gibi bir şey söz konusu değil. hoş dediğim gibi şaşıramıyorum bile, heralde yıllar geçerken alışıp her şeyi bekler hale geliyorsun.
burada yanlış olan selahattin demirtaş'ın gözaltına alınması değil, ki kendisinin gözaltına alınması çoktan olmalıydı. sadece bu adalet herkese uygulanmıyor, sorun burada. yargı tarafsız olsa her gün televizyondan izlediğimiz insanlar bir daha sokakta yürüyemezdi. ama işte...
vs anal+oral
ikisini bir arada yapamıyoruz galiba seçmemiz gerekiyor asdifma
ya bu pasif olmuyorum ama oral yaparım diyen tipler çok sıkıyor. gösterip vermemek gibi bir şey. yani bizde insanız ver gitsin be bro.
gaylere özel sıradışı davranışlardır. bunlardan birisi büyük çoğunluğun aktif/pasif ayrımına gitmesidir.diyelim ki çok sevdin adamı ve ilişkinizin başlangıcında seksle ilgili minicik bir diyalog bile geçmedi.aktif/pasif yönelimini bilmiyorsun.ama pasif olmayı da sevmiyorsun. olaylar gelişti adam da pasif değil , çık işin içinden.aktif/pasif ayrımına obsesiflik derecesinde takmış olmalarıdır ve bunun aşk hayatını etkiliyor olmasıdır.seviyorsan her şeyi yaparsın gibi geliyor be.konuştuğum tiplerden biri bu yüzden konuşmayı kesmişti benimle.kurduğu cümle de:"aktif olmasaydın sana aşık olurdum." hayırlısı deyip geçiyorsun sonra da.