okan kurt
demet akalın'ın işadamı kocasıdır. paçalarından hanzoluk ve görgüsüzlük akar. karısının doğum gününde dans pistinde yaptığı akıllara zarar karate hareketleri kendisine dair her şeyi özetler. demet akalın sayesinde magazinel bir kıro olmuştur.
kutuma güveniyorum
çok çirkin ve aptalsın keşke ölsen
kimi iddialara göre eski bir brezilya dizisinde sarfedilmiş sözdür. aşırı saçma ve denyo bir beddua olduğu için sosyal medya ve karikatürlerde bolca kullanılmıştır. anan seni doğurmamış sıçmış bedduası ile combo yapılarak kullanılabilir.
ayşe hatun önal
meşhur bir manken olmadan önce adana'da yürek yakan bir kız olarak nam salmıştır. üst kat komşumuzun oğluyla nişan bile yapmışlardı. hey gidi hey!
meyveli yoğurt
dut
bıraksalar kürekle yiyeceğim meyvedir. malesef mevsimi kısa sürer. en has beyaz dut ankara ayaş'ta çıkar ve festivali yapılır. ekşimtrak tatlı karaduttan ise süper reçel yapılır. köyde akrabası olan her çocuk hayatında bir kez olsun dut ağacına çıkmış ve üstünü başını rezil ederek o müthiş meyveden yemiştir.
ps: istanbul'da dut yemek isteyenler, mevsimi gelince kurtuluş ve pangaltı manavlarında en hasını bulabilirler...
türk geylerindeki yabancı erkek zaafı
aşağılık kompleksinden ileri gelir. doğruya doğru avrupalı abilerimiz, ablalarımız kimlikleriyle ilgili sorunları büyük oranda hallettmişlerdir. lakin kadayıf yaş gurundan insanlarla sırf abd'li olduğu için çıkan
*, ayy şekerim ama o italyan diye kapkara bir abiyle yatan
* sürüyle şuursuz tip mevcuttur. demem o ki, türkiye halkı ne cinsel kimliğiyle ne de kültürel kimliğiyle barışabilmiş bir toplumdur.
ermeni soykırımının 98. yıldönümü
çöllerde ot yiyerek karınları şiştikten sonra kimi anasını, kimi babasını, birçokları da çocuklarını kaybettikten sonra buraya düşmüşler. daha doğrusu, cemal paşa getirtmiş
dışarıda anası açlıktan ölen, babası yanında öldürülen, on iki yaşında bir ermeni kızı geldi, iltica etti. mahzun, büyük gözleriyle etrafımda dolaşıyor, lüzumlu lüzumsuz elimi öpüp ağlıyor. bahçede bir facia daha var. oğlunu yanında öldürürlerken birdenbire dilini kaybeden bir bedbaht, öteki oğlunu ve ailesini nereye attıklarını bilmiyor. ayakları çıplak, gözleri elem içinde, mütemadiyen işaretle felaketini haykırıyor. bazen geceleri çocuğu ölen bir kadın gibi, başı elleri içinde döğünüyor, döğünüyor... gündüzleri yazımı yazarken bazen hıçkırdığını işitiyorum. pencereye koşuyorum, aşağıda bahçede ellerini sallıyor, oğlunun kalbinden kurşun geçerken çıkan sesi göklere uluyor, söylüyor. bunlardan binlerce, yüzlerce var. yetimhaneler hayatta bir şeyin telafi edemeyeceği şeyi kaybetmiş yarı aç bedbaht çocuklarla dolu
halide edip adıvar hanım, bin kadar ermeni yetiminin kaldığı ayn tura yetimhanesinde gördüklerini, istanbulda kurulan yeni kabinede maliye nazırı olan dostu cavid beye mektupla böyle anlatıyordu.
vanilla coke
abd, ingiltere, izlanda gibi sınırlı sayıda ülkede
* satışı yapılan vanilya aromalı cola. cherry coke'dan tiksindiğim halde vanilyalı cola'yı ölesiye sevmiştim. türkiye pazarına senelerdir sokulmadı. türklerin ultra muhafazakar damak tadı yüzünden ginger ale, vanilla coke ve vanilla ice tea hayal oldu. boyunuz devrilsin emi...
umutla yola çıkanın sonu simitle biter
mama
2013 mahsulu korku-gerilim filmi. senaryosundaki bazı klişelere rağmen kimi sahneleriyle sağlam geren filmdir. anne çocuk ilişkisine yönelik yer yer duygusal bir ton tutturur. çocuk oyuncular ise aşmış oyunculuklarıyla şok geçirtir. bundan sonrası
spoiler
filmin finalini dikkat çekici buldum. annabel yerine mama'yı seçen ufak kız finalde sürpriz yaptı. öyleki july çığlık atınca mamma kendi çocuğu yerine july'i tercih etti. ailenin temelinin biyolojik bağla sağlanmadığının kanıtıydı bu sahne. keza baba çocuklarını öldürmeye çalışırken, amca ise onları bağrına basarken aynı şeyin altını çizdi film. bu bakımdan mama klasik muhafazakar anlayışı ufakta olsa tartışmaya açıyor.
serçe parmak tırnağını uzatan erkek
bir erkeğin yapabileceği en tiksindirici eylemler listesinde ilk üçe oynayan hareket. sanırım 90'larda kısa süreli moda da olmuştu. hatırladıkça hala ürperiyorum. bu uzun tırnakla burun ya da kulak karıştıran hanzolar ise hala mevcuttur. birde bu tırnakların kınalı versiyonları vardır ki insanı hayattan soğutur...
başbakanın anıtkabir'deki törene katılmaması
şaşırtmayan ama tiksindiren durumdur. sevgili padişahımızın doktoru, hazretin soğuk algınlığı yüzünden rüzgara ve soğuğa çıkmaması gerektiğini belirtmiş. kendisi bu yüzden törene katılmıyormuş. sanırsın ankara'da tipi var, insanlar donuyor. ne hikmetse bu nezleler, soğuk algınlıkları hep böyle ulusal günlerde nüksediyor. mertçe çıkıp katılmak istemiyorum dese bir bok söylemezdik. gazze'ye gitsin bence. sıcak iyi gelir...
the hours
büyük, küçük tüm trajedilerin hayatın doğası gereği yaşandığını anlatan olağanüstü film. neredeyse tüm oyuncuların döktürdüğü, virginia woolf'un hayata bakışını hayli iyi yansıtan filmdir. öyle kederli ama öylesine durudurki, izlerken ağlarsınız ama küsmezsiniz hayata. yüreğinizi, zihninizi paramparça eden film, final yaparken kırıkları ve sökükleri dikmeye çalışmaktadır. çünkü varolmak başlı başına bir sancıdır. bunu kabul etmek bizi rahatlatır ve hayatla barıştırır. finalde karanlık tünelin ucundaki ışık bize mutluluğun uzakta aranmaması gerektiğini ve sürekli gelecekle ilgili hayallar kurmanın o an yaşadığımız mutluluğun hazzını kaçırabileceğimizi söyler. bu arada nevrotik kadın virginia woolf rolünde nicole kidman'ın olağanüstü oyunculuğunu hala hatırlıyorum... ah be nicole, bok vardı yüzüne estetik yaptıracak!
son söz:
" i don't think two people could've been happier than we've been."
hamile köpeği döverek öldüren çocuklar
malesef türkiye'de gerçekleşmiş olaydır. konya'da hamile bir köpeğin çocuklar tarafından sopa ve hortumlarla dövüldüğü haberi üzerine olay yerine giden doğayı ve hayvanları koruma derneği, köpeğin ölüsüyle karşılaştı. karnında yavrularıyla can veren hayvanın tekmelendiği ve dayak yediği için öldüğü belirlendi. aynı bölgede yaşayan diğer yavru köpeklerin de dayak yediği anlaşılınca köpekler barınağa götürüldü. tinerci değil dindar nesil yetiştirmek isteyen akp'li zatlar, konya'den gelen bu haber için ne düşünüyorlar acaba? ama doğru köpek zaten necis hayvan. onların olduğu yere melek bile girmez. iyisimi öldürün gitsin...
bir gayin itirafları
röportajı ve ayşe arman'ı yargılamadan önce kendimizi yargılamamız gereken durumdur. daha birkaç ay önce biseksüellik tartışmaları sözlükte dönerken herkes birbirine girmiş ve muğlak bir durum oluşmuştu. hakim ataerkil kod ve kapitalizm elele verince türkiye'de ve dünyada eşcinsel bireylerin çoğu sakatlandı. hala şu feminenmiş ya da kadınmış diye birbirleriyle dalga geçen gayler, telefonuyla, kıyafetiyle üstünlük taslayan sürüyle eşcinsel görebiliyoruz. bunu biz dile getirirken iyi de, başkası yazınca mı suç? yapılan röportajların niteliği tartışılabilir ama ayşe arman'ı sanki nefret suçu işliyormuş gibi ötekileştirmeyi anlamıyorum. ben ana akım medyada eşcinselleri görünür kıldığı için kendisine gülümsüyorum.
fışkı
yemek seçen ve beğenmeyen çocuklara sıklıkla önerilen menüdür. fışkının bu konudaki en büyük rakibi ziftin pekidir. gerçek anlamı at pisliğidir. karadeniz'de çılgınca kullanılır. yine iç anadolu ve akdeniz bölgesi fışkı kelimesini ehemmiyetle kullanan bölgelerimizdendir. küçükken aşırı yemek seçtiğim için annemin fışkı var yermisin lafını gerçek kabul edip, fışkı istiyorum diye kriz geçirmişliğim ve dayak yemişliğim vardır.
soyka
adana, mersin, malatya ve sivas şehirlerinde çoğunlukla işe yaramaz anlamında kullanılan yerine göre beddua yerine göre küfür sözüdür. adana diğer şehirlerin önüne geçerek soyka kelimesinden bir litaratür yaramıştır.
soykana kalasın,
soykası batasıca,
delisoyka gibi çeşitlemeleri enfestir. sivas gibi memleketlerde erkek cinsel organı anlamına gelirken, adana gibi yörelerde işe yaramaz, berbat anlamında kullanılır. yaramaz çocuğuna delisoyka diye bağıran bir anne görürseniz yüzde doksan adana'lıdır.
tuvalette kitap okumak
sıçma işlemini daha zevkli hale getiren eylem. durum bir süre sonra vahim bir hale gelebilir ve siz kitapsız, dergisiz sıçamaz hale gelirsiniz. bacakların uyuştuğu, klozetin kıçta iz yaptığı tecrübeyle sabittir.
looper
rian johnson'ın 2012 yılında çektiği bol ödüllü, iyi gişe yapmış bilimkurgu filmi. bünyesinde aşırı derecede yaşlanmış bir bruce willis bulundurması bir yana oscar ödüllerinde bile adından söz ettirdi. zaman yolculuğu konusunun suyu çıkmış olsa da konuyu orasından burasından çekiştirmeden sakince deşen film hayli iyi. yer yer bazı mantık hataları olsa da zaman yolculuğu gibi netameli bir konuda falso vermemek zaten çok güç. filmde ruh hastası çocuk cid(büyüyünce rainmaker oluyor) anormal iyi bir oyunculuk sergiliyor. öylesine mimikler ve ince oyunlar sergiliyorki, cid'e hem tiksinti hem de sempati besliyorsunuz. bilimkurgu, aksiyon, dram sularında yüzen looper bir süredir kötü giden bilimkurgu sinemasına iyi bir örnek. yine de bir
source code değil. 10 üzerinden 7 veriyor ve izmir marşıyla uğurluyorum...