ahmetonski

Durum: 1370 - 0 - 0 - 0 - 24.09.2016 21:01

Puan: 32648 - Sözlük Kaşarı

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

hmm...
  • /
  • 69

okan kurt

demet akalın'ın işadamı kocasıdır. paçalarından hanzoluk ve görgüsüzlük akar. karısının doğum gününde dans pistinde yaptığı akıllara zarar karate hareketleri kendisine dair her şeyi özetler. demet akalın sayesinde magazinel bir kıro olmuştur.

kutuma güveniyorum

çok çirkin ve aptalsın keşke ölsen

kimi iddialara göre eski bir brezilya dizisinde sarfedilmiş sözdür. aşırı saçma ve denyo bir beddua olduğu için sosyal medya ve karikatürlerde bolca kullanılmıştır. anan seni doğurmamış sıçmış bedduası ile combo yapılarak kullanılabilir.

ayşe hatun önal

meşhur bir manken olmadan önce adana'da yürek yakan bir kız olarak nam salmıştır. üst kat komşumuzun oğluyla nişan bile yapmışlardı. hey gidi hey!

meyveli yoğurt

dut

bıraksalar kürekle yiyeceğim meyvedir. malesef mevsimi kısa sürer. en has beyaz dut ankara ayaş'ta çıkar ve festivali yapılır. ekşimtrak tatlı karaduttan ise süper reçel yapılır. köyde akrabası olan her çocuk hayatında bir kez olsun dut ağacına çıkmış ve üstünü başını rezil ederek o müthiş meyveden yemiştir.

ps: istanbul'da dut yemek isteyenler, mevsimi gelince kurtuluş ve pangaltı manavlarında en hasını bulabilirler...

türk geylerindeki yabancı erkek zaafı

aşağılık kompleksinden ileri gelir. doğruya doğru avrupalı abilerimiz, ablalarımız kimlikleriyle ilgili sorunları büyük oranda hallettmişlerdir. lakin kadayıf yaş gurundan insanlarla sırf abd'li olduğu için çıkan *, ayy şekerim ama o italyan diye kapkara bir abiyle yatan * sürüyle şuursuz tip mevcuttur. demem o ki, türkiye halkı ne cinsel kimliğiyle ne de kültürel kimliğiyle barışabilmiş bir toplumdur.

ermeni soykırımının 98. yıldönümü

“…çöllerde ot yiyerek karınları şiştikten sonra kimi anasını, kimi babasını, birçokları da çocuklarını kaybettikten sonra buraya düşmüşler. daha doğrusu, cemal paşa getirtmiş… dışarıda anası açlıktan ölen, babası yanında öldürülen, on iki yaşında bir ermeni kızı geldi, iltica etti. mahzun, büyük gözleriyle etrafımda dolaşıyor, lüzumlu lüzumsuz elimi öpüp ağlıyor. bahçede bir facia daha var. oğlunu yanında öldürürlerken birdenbire dilini kaybeden bir bedbaht, öteki oğlunu ve ailesini nereye attıklarını bilmiyor. ayakları çıplak, gözleri elem içinde, mütemadiyen işaretle felaketini haykırıyor. bazen geceleri çocuğu ölen bir kadın gibi, başı elleri içinde döğünüyor, döğünüyor... gündüzleri yazımı yazarken bazen hıçkırdığını işitiyorum. pencereye koşuyorum, aşağıda bahçede ellerini sallıyor, oğlunun kalbinden kurşun geçerken çıkan sesi göklere uluyor, söylüyor. bunlardan binlerce, yüzlerce var. yetimhaneler hayatta bir şeyin telafi edemeyeceği şeyi kaybetmiş yarı aç bedbaht çocuklarla dolu…”

halide edip adıvar hanım, bin kadar ermeni yetiminin kaldığı ayn tura yetimhanesi’nde gördüklerini, istanbul’da kurulan yeni kabinede maliye nazırı olan dostu cavid bey’e mektupla böyle anlatıyordu.

vanilla coke

abd, ingiltere, izlanda gibi sınırlı sayıda ülkede * satışı yapılan vanilya aromalı cola. cherry coke'dan tiksindiğim halde vanilyalı cola'yı ölesiye sevmiştim. türkiye pazarına senelerdir sokulmadı. türklerin ultra muhafazakar damak tadı yüzünden ginger ale, vanilla coke ve vanilla ice tea hayal oldu. boyunuz devrilsin emi...

umutla yola çıkanın sonu simitle biter

umut fakirin ekmeği sözünü somut hale getiren özlü söz.

mama

2013 mahsulu korku-gerilim filmi. senaryosundaki bazı klişelere rağmen kimi sahneleriyle sağlam geren filmdir. anne çocuk ilişkisine yönelik yer yer duygusal bir ton tutturur. çocuk oyuncular ise aşmış oyunculuklarıyla şok geçirtir. bundan sonrası spoiler

filmin finalini dikkat çekici buldum. annabel yerine mama'yı seçen ufak kız finalde sürpriz yaptı. öyleki july çığlık atınca mamma kendi çocuğu yerine july'i tercih etti. ailenin temelinin biyolojik bağla sağlanmadığının kanıtıydı bu sahne. keza baba çocuklarını öldürmeye çalışırken, amca ise onları bağrına basarken aynı şeyin altını çizdi film. bu bakımdan mama klasik muhafazakar anlayışı ufakta olsa tartışmaya açıyor.

serçe parmak tırnağını uzatan erkek

bir erkeğin yapabileceği en tiksindirici eylemler listesinde ilk üçe oynayan hareket. sanırım 90'larda kısa süreli moda da olmuştu. hatırladıkça hala ürperiyorum. bu uzun tırnakla burun ya da kulak karıştıran hanzolar ise hala mevcuttur. birde bu tırnakların kınalı versiyonları vardır ki insanı hayattan soğutur...

başbakanın anıtkabir'deki törene katılmaması

şaşırtmayan ama tiksindiren durumdur. sevgili padişahımızın doktoru, hazretin soğuk algınlığı yüzünden rüzgara ve soğuğa çıkmaması gerektiğini belirtmiş. kendisi bu yüzden törene katılmıyormuş. sanırsın ankara'da tipi var, insanlar donuyor. ne hikmetse bu nezleler, soğuk algınlıkları hep böyle ulusal günlerde nüksediyor. mertçe çıkıp katılmak istemiyorum dese bir bok söylemezdik. gazze'ye gitsin bence. sıcak iyi gelir...

the hours

büyük, küçük tüm trajedilerin hayatın doğası gereği yaşandığını anlatan olağanüstü film. neredeyse tüm oyuncuların döktürdüğü, virginia woolf'un hayata bakışını hayli iyi yansıtan filmdir. öyle kederli ama öylesine durudurki, izlerken ağlarsınız ama küsmezsiniz hayata. yüreğinizi, zihninizi paramparça eden film, final yaparken kırıkları ve sökükleri dikmeye çalışmaktadır. çünkü varolmak başlı başına bir sancıdır. bunu kabul etmek bizi rahatlatır ve hayatla barıştırır. finalde karanlık tünelin ucundaki ışık bize mutluluğun uzakta aranmaması gerektiğini ve sürekli gelecekle ilgili hayallar kurmanın o an yaşadığımız mutluluğun hazzını kaçırabileceğimizi söyler. bu arada nevrotik kadın virginia woolf rolünde nicole kidman'ın olağanüstü oyunculuğunu hala hatırlıyorum... ah be nicole, bok vardı yüzüne estetik yaptıracak!

son söz:

" i don't think two people could've been happier than we've been."

hamile köpeği döverek öldüren çocuklar

malesef türkiye'de gerçekleşmiş olaydır. konya'da hamile bir köpeğin çocuklar tarafından sopa ve hortumlarla dövüldüğü haberi üzerine olay yerine giden doğayı ve hayvanları koruma derneği, köpeğin ölüsüyle karşılaştı. karnında yavrularıyla can veren hayvanın tekmelendiği ve dayak yediği için öldüğü belirlendi. aynı bölgede yaşayan diğer yavru köpeklerin de dayak yediği anlaşılınca köpekler barınağa götürüldü. tinerci değil dindar nesil yetiştirmek isteyen akp'li zatlar, konya'den gelen bu haber için ne düşünüyorlar acaba? ama doğru köpek zaten necis hayvan. onların olduğu yere melek bile girmez. iyisimi öldürün gitsin...

bir gayin itirafları

röportajı ve ayşe arman'ı yargılamadan önce kendimizi yargılamamız gereken durumdur. daha birkaç ay önce biseksüellik tartışmaları sözlükte dönerken herkes birbirine girmiş ve muğlak bir durum oluşmuştu. hakim ataerkil kod ve kapitalizm elele verince türkiye'de ve dünyada eşcinsel bireylerin çoğu sakatlandı. hala şu feminenmiş ya da kadınmış diye birbirleriyle dalga geçen gayler, telefonuyla, kıyafetiyle üstünlük taslayan sürüyle eşcinsel görebiliyoruz. bunu biz dile getirirken iyi de, başkası yazınca mı suç? yapılan röportajların niteliği tartışılabilir ama ayşe arman'ı sanki nefret suçu işliyormuş gibi ötekileştirmeyi anlamıyorum. ben ana akım medyada eşcinselleri görünür kıldığı için kendisine gülümsüyorum.

fışkı

yemek seçen ve beğenmeyen çocuklara sıklıkla önerilen menüdür. fışkının bu konudaki en büyük rakibi ziftin pekidir. gerçek anlamı at pisliğidir. karadeniz'de çılgınca kullanılır. yine iç anadolu ve akdeniz bölgesi fışkı kelimesini ehemmiyetle kullanan bölgelerimizdendir. küçükken aşırı yemek seçtiğim için annemin fışkı var yermisin lafını gerçek kabul edip, fışkı istiyorum diye kriz geçirmişliğim ve dayak yemişliğim vardır.

soyka

adana, mersin, malatya ve sivas şehirlerinde çoğunlukla işe yaramaz anlamında kullanılan yerine göre beddua yerine göre küfür sözüdür. adana diğer şehirlerin önüne geçerek soyka kelimesinden bir litaratür yaramıştır. soykana kalasın, soykası batasıca, delisoyka gibi çeşitlemeleri enfestir. sivas gibi memleketlerde erkek cinsel organı anlamına gelirken, adana gibi yörelerde işe yaramaz, berbat anlamında kullanılır. yaramaz çocuğuna delisoyka diye bağıran bir anne görürseniz yüzde doksan adana'lıdır.

tuvalette kitap okumak

sıçma işlemini daha zevkli hale getiren eylem. durum bir süre sonra vahim bir hale gelebilir ve siz kitapsız, dergisiz sıçamaz hale gelirsiniz. bacakların uyuştuğu, klozetin kıçta iz yaptığı tecrübeyle sabittir.

looper

rian johnson'ın 2012 yılında çektiği bol ödüllü, iyi gişe yapmış bilimkurgu filmi. bünyesinde aşırı derecede yaşlanmış bir bruce willis bulundurması bir yana oscar ödüllerinde bile adından söz ettirdi. zaman yolculuğu konusunun suyu çıkmış olsa da konuyu orasından burasından çekiştirmeden sakince deşen film hayli iyi. yer yer bazı mantık hataları olsa da zaman yolculuğu gibi netameli bir konuda falso vermemek zaten çok güç. filmde ruh hastası çocuk cid(büyüyünce rainmaker oluyor) anormal iyi bir oyunculuk sergiliyor. öylesine mimikler ve ince oyunlar sergiliyorki, cid'e hem tiksinti hem de sempati besliyorsunuz. bilimkurgu, aksiyon, dram sularında yüzen looper bir süredir kötü giden bilimkurgu sinemasına iyi bir örnek. yine de bir source code değil. 10 üzerinden 7 veriyor ve izmir marşıyla uğurluyorum...
  • /
  • 69
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1370

grup sekse geç kalan kişi

umduğunu değil bulduğunu yemeye mahkum insan...

doktor bilal

90'lı yıllarda bir hayli popüler olan, şimdinin muhafazakar tv ekranları içinse fazla feminen kaçan şarkıcı. aynı klasmandaki fatih ürek, aldo, kuşum aydın ve arto'da ekran yasağından nasibini almış durumda. hiç unutmam rahmetli defne joy foster, doktor bilal'in evini programı için ziyaret ettiğinde, yatak odasında kutu kutu ağda bulmuştu. ikisi de çok gülmüşlerdi. hey gidi 90'lar hey...

ilber ortaylı

bir dönem bilkent üniversitesi'nde ders veren popüler tarihçi. dersine girmek her babayiğidin harcı değildi. ders sırasında konudan konuya atlar, güncel siyasetten, etimolojiye ne ararsanız tartışırdı. osmanlı'ya inanılmaz derecede hayrandı. aptal türkler, gerzek araplar gibi cümlelerde sık sık ağzından kaçardı. osmanlı'ya vakıf olduğu doğrudur ama tarafsız bir tarihçi olduğunu söylemek zordur.

tunatuan

taramalı tüfek gibi konuşan sevimli yazar.

grup abdal

halk müziğine yeni bir arayış ve nefes getirmek istediklerini söyleyen enfes grup. tüm türküleri incelikle ve duygu dolu söylemişler. öyleki dinlerken gözleriniz doluyor... ezim ezim eziliyor yüreğim türküsü bundan daha iyi söylenemezdi...

namaz kılmayan türk değildir

habertürk'te öteki gündem programına çıkan ismet özel'in gündeme bomba gibi düşen açıklamasıdır. trollük müessesinin şairlere kadar indiğini göstermesi açısından da eşşsizdir. hazarlar ve gagavuzlar gibi musevi ve hristiyan türkleri ne yapacağız desem onlar türk değil diyecek demekki! peki göktürkler'i falan ne yapacağız hacı desem nafile. zat ayrıca harf inkilabıyla geleceğimizin çalındığını ve türkçe diye bir dil olmadığını da belirtmiş. şahsen ben namaz kılmıyorum ve gayet türküm. ama önce insanım...*

müslümanlığı güzel bir din sanmak

islamiyet, toptan tu kaka ilan edilebilecek ya da hoşgörü öznesi olarak sunulabilecek yekpare bir din değildir. tıpkı hristiyanlık, musevilik ya da diğer dinler gibi. diğer ülkelerdeki( özellikle de hristiyan coğrafyadaki) yaygın özeleştiri yapabilme hakkının nasıl doğduğu ve hangi ortamlardan geçerek bu noktaya kavuştuğunu anlamak karmaşık ve zor bir süreçtir. islam coğrafyası 12. yüzyıla kadar bilim ve sanatta tüm dünyadan daha ileri ve saygın bir durum sergilerken endülüs emevilerinin çöküşüyle tersi bir sarmala girmiş ve tıkanmıştır. ispanya'da kurulan islam medeniyeti kadınların eğitim gördüğü üniversiteleriyle, başarılı siyasi yapısıyla islamiyete yöneltilen eleştirilerin aksini ispat edebilen yegane örneklerden biriydi. şu an yücelttiğimiz hristiyan ittifakın bu medeniyeti yok etmesiyle islamiyet aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştır. ilginç ve tartışmaya açık iddialardan biri de osmanlı imparatorluğu'nun tüm arap ve asya coğrafyasını emperyal nedenlerle sömürmesi ve bu nedenle islamiyetin gerilemesinin hızlanmasıdır. bu iddia tartışmaya açıktır ama üzerinde düşünmeye değerdir. hristiyan batının şu an içinde bulunduğu özgür ve liberal ortamın dinlerinin islamiyetten daha hoşgörülü olmasıyla alakası yoktur. kilise ile uzun üren ve milyonların ölümüyle sonuçlanan uzun ve kanlı mezhep savaşları, ardından gelen reform dalgası hristiyan erki durdurmuş ve seküler düzeni yaygınlaşmıştır. islami toplumlar ise bu esnada yerinde saymış ve kibirli vaziyette elindekiyle yetinmiştir. her dinin kendine has olumsuzlukları ve bazı olumlu özellikleri vardır. islamiyetin diğer dinlerden ne çok matah ne de daha fazla kötü özelliği vardır. islam coğraftasının genelinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çöküntü müslümanlıkla ilgili imaja da yansımakta, malesef doğu medeniyeti eşittir yamyamlık gibi bir sonuç çıkmaktadır. kişisel görüşüm dinlerin misyonunu tamamladığı yönünde. herhangi bir dinin yaşadığımız dönem itibariyle bize bilgi ve ahlaki gelişme sağlaması çok zordur.

ps: evet ateistim.

her türlü hayvandan korkan uyuz kız

sokak hayvanlarına gulyabani muamelesi yapan kızdır. çoğu çevreden ilgi görmek ya da sevgilisine poz yapmak için böyle tavırlar sergiler. mırıl mırıl gezen bir sokak kedisi ya da size mahsun gözlerle bakan bir köpek bu kız için potansiyel bir seri katildir. klasik sözleri bu kedi burdan gitçek ozaan, ıyyy oturamam ben buraya gibi sevgi sözleridir. böyle insanları görünce çekinmeden ağızlarına kürekle vurunuz.

kadınları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz

8 mart dünya kadınlar gününü sayfasında yazdığı bu güzide sözlerle kutlayan akp kırıkkale il başkanı mehmet demir'in beyanatı. memleketimi yöneten akp zihniyeti için emekçi kadınlar günü işte bunu ifade ediyor... zatın sözlerini değiştirmeden aktarıyorum:

" eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığınız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir..."

sözlüğün bokunu çıkartmak

sözlükte yeniyim. lakin bazı şeyleri hayretle izliyorum. biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz sosyalleşmek için kurulduğuna inandığım bir sözlükte böylesine gruplaşmaların olması ve kişilerin birbirinden bu denli huzursuz olması çok tuhaf. sosyal medya ve internet bazen insanın içindeki canavarı ortaya çıkarıyor. daha önceki entrylerimde söylediğim gibi nefret söylemi içermediği sürece herkes herşeyi söyleyebilmeli. aynı fikirde olmadığımız ve karakteri bizimkiyle taban tabana zıt insanlara aşık olabiliyorsak, arkadaş niye olamayalım?

bilmemne mutfağı

trollerin sevdiği yemekleri içinde bulunduran mutfak.

(bkz: illallah dedirten mutfak başlıkları)

mustafa ceceli

bütün şarkıları aynı ton ve nağmeyle söyleyen hacı şarkıcı. yüzüne baktıkça içim sıkılıyor. kezban'ların sevdiği romantik şarkılar genelde mustafa ceceli ve farhat göçer'den çıkar. nice hanzo düğün töreninde gelin ve damatın ilk dans şarkısını ceceli ağabeyimiz söylemiştir.

içinde türk ve atatürk geçen entrylerin eksilenmesi

her konuda 126 bin parçaya bölünmeyi matah birşey zanneden türkiye toplumunun sözlüğe yansımış halidir.

seviyorsan git sik bence

seviyorsan git konuş bence'nin hırt versiyonu. one night stand bağımlısı odun ruhlular için ideal bir önerme olabilir...

emek sineması

emek sineması, istanbul'un önemli tarihi binalarındandı. malesef yıkımından önce kötü işletmecilik yüzünden can çekişiyordu. yenilenmeyen iç ve dış cephesi yüzünden mekan küf kokuyor, cicili bicili avm sinemaları yüzünden de seyirci kaybediyordu. lakin çok önemli bir tarihi değeri vardı. sinema olarak değil ama müze ya da istanbul film festivali için kurumsal bina olarak değerlendirilebilirdi. emek için yıkım kararı alınmadan önce tüm sinema yazarlarına mail atmış, o zamanlar ön gösterimlere katıldığım için hepsiyle konuşmuştum. bakın bu sinema çöküyor başına bir iş gelecek dediğimde hiçbiri ilgi göstermemişti. şimdi günah çıkarır gibi röportajlar veriyor, festival açılışında protesto konuşmaları yapıyorlar. emek sineması'nı sinemacılar da istanbul halkı da el birliğiyle yıkıma itti. hafızası olmayan, kültürel ve tarihi değerlerine sahip çıkamayan bir halktan bir cacık olmaz. şu an yapılan eylemleri de samimiyetsiz buluyorum... ben en azından arkadaşlarımla o sinemada festival filmlerini izledim. siz avm'lerde patlamış mısırlarınızı yiyin...