şimdilerde mazlum ilan edilmiş bu zat, 1998 yılında marmara'yı vuran deprem için deprem zina ve faiz yuvalarını vurdu tadında açıklamalar yapmıştır. o dönem çok tepki çeken bu konuşmalar özenle unutturuldu. kendisi, insanların duygularından yararlanan ve onu bir güzel paraya çeviren din bezirganlardan biridir. serbest bırakılmasının ardından jet fadıl adındaki sahtekarla kol kola arabaya binmesi herşeyi özetliyor.
elvis costello'nun aynı ada sahip şarkısından esinlenerek çekilen, 1998 tarihli michael winterbottom filmi. başrolde oynayan rachel weisz'ın mükemmelliği bir yana, filmin ışık kullanımı, renkleri ve müzikleri harikadır. hastalıklı aşk filmlerinden hoşlanıyorsanız bir göz atın derim...
bir zamanlar murat bardakçı adlı ego kumkuması ile program yapan romantik prenses. emekli büyükelçi inan batu'nun kızı olması dışında pek matah bir yanı yoktur. türkiye gibi bir ülkede kırmızı giymek, saçı pembeye boyamak ve şiir yazmak aykırılık ve entellektüellik sayıldığı için hayli parsa yapmıştır. öyle kötü fikirleri yoktur. hatta çoğu zaman fikirlerini mantıklı bulurum. lakin tartışma programlarına ve siyasi programlara hangi vasıfla katılıyor hala anlayamadım. kendi sunduğu programlarda uyuyakalmışlığı, ağlayarak stüdyoyu terketmişliği ve ata binmişliği(evet stüdyoda ata binmişti) vardır. birde şiirlerini ingilizce yazıyormuş.
bir zamanlar çok iyi kitaplar yazan, şimdinin tükenmiş edebiyatçısı. zamanında türk edebiyatı'nın tartışmasız figürlerinden biriyken müthiş bir yazamama sıkıntısının içine yuvarlanmıştır. eski kitaplarına binbir türlü kapaklar tasarlatarak piyasaya sürme stratejisi bile murathan mungan'ı doğrultmaya yetmedi, yetmeyecek. mungan, zirveden aşağı yuvarlanmış eski bir edebiyatçıdır. keşke yine güzel hikayeler yazsa, şiir kitapları çıkartsa hatta romanlar yazsa diyeceğim ama zor, çok zor.
ps: hangimiz yaz geçer kitabını başucumuza koymadık ki?
3. sezon, bomba gibi bir 8. bölümle ara final yaptı. şubata kadar nasıl sabredeceğiz belli değil. bu arada andrea artık mallık sınırlarını zorluyor. -spoiler-kendisini çok severdim ama kesik başlarla dolu akvaryumları gördükten sonra bile governer'a güveni sarsılmadı salağın. boyun devrilsin andrea! meğer tüm beynin amına endeskliymiş...puhhhh....
izmir'in daha derli toplu ve zengin hali(idi). yunanistan'da tüm şiddetiyle devam eden ekonomik kriz sonrası, eğlence yerleri kapalı, sokakları evsiz ve mutsuz insanlarla dolu bir akdeniz kentine dönüştü.
büyük cüssesine rağmen oyuncu ve sevgi dolu bir ırk olduğu doğrudur. lakin en duygusal ırk budur diyemem. kuzeni labrador retriever, duygusallık konusunda golden'ları kıskandıracak kadar sevgi doludur. labrador'lar cankurtaran olarak ortaya çıktıkları için insana ve suya aşık bir türdür. benimki gibi sarı bir labrador'unuz varsa çoğu zaman golden'ınız var zannedilerek tezahurata maruz kalırsınız. türkiye'de hayvan sevgisi bile belli moda kalıpları içinde düşünüldüğünden, barınaklar ağzına kadar cins hayvanla doludur. golden'lar çok şirin, aman alayım, bakarım demeden önce ben bu işin altından kalkabilirmiyim diye düşünmekte fayda var.
90'lı yıllarda bir hayli popüler olan, şimdinin muhafazakar tv ekranları içinse fazla feminen kaçan şarkıcı. aynı klasmandaki fatih ürek, aldo, kuşum aydın ve arto'da ekran yasağından nasibini almış durumda. hiç unutmam rahmetli defne joy foster, doktor bilal'in evini programı için ziyaret ettiğinde, yatak odasında kutu kutu ağda bulmuştu. ikisi de çok gülmüşlerdi. hey gidi 90'lar hey...
bir dönem bilkent üniversitesi'nde ders veren popüler tarihçi. dersine girmek her babayiğidin harcı değildi. ders sırasında konudan konuya atlar, güncel siyasetten, etimolojiye ne ararsanız tartışırdı. osmanlı'ya inanılmaz derecede hayrandı. aptal türkler, gerzek araplar gibi cümlelerde sık sık ağzından kaçardı. osmanlı'ya vakıf olduğu doğrudur ama tarafsız bir tarihçi olduğunu söylemek zordur.
halk müziğine yeni bir arayış ve nefes getirmek istediklerini söyleyen enfes grup. tüm türküleri incelikle ve duygu dolu söylemişler. öyleki dinlerken gözleriniz doluyor... ezim ezim eziliyor yüreğim türküsü bundan daha iyi söylenemezdi...
habertürk'te öteki gündem programına çıkan ismet özel'in gündeme bomba gibi düşen açıklamasıdır. trollük müessesinin şairlere kadar indiğini göstermesi açısından da eşşsizdir. hazarlar ve gagavuzlar gibi musevi ve hristiyan türkleri ne yapacağız desem onlar türk değil diyecek demekki! peki göktürkler'i falan ne yapacağız hacı desem nafile. zat ayrıca harf inkilabıyla geleceğimizin çalındığını ve türkçe diye bir dil olmadığını da belirtmiş. şahsen ben namaz kılmıyorum ve gayet türküm. ama önce insanım...*
islamiyet, toptan tu kaka ilan edilebilecek ya da hoşgörü öznesi olarak sunulabilecek yekpare bir din değildir. tıpkı hristiyanlık, musevilik ya da diğer dinler gibi. diğer ülkelerdeki( özellikle de hristiyan coğrafyadaki) yaygın özeleştiri yapabilme hakkının nasıl doğduğu ve hangi ortamlardan geçerek bu noktaya kavuştuğunu anlamak karmaşık ve zor bir süreçtir. islam coğrafyası 12. yüzyıla kadar bilim ve sanatta tüm dünyadan daha ileri ve saygın bir durum sergilerken endülüs emevilerinin çöküşüyle tersi bir sarmala girmiş ve tıkanmıştır. ispanya'da kurulan islam medeniyeti kadınların eğitim gördüğü üniversiteleriyle, başarılı siyasi yapısıyla islamiyete yöneltilen eleştirilerin aksini ispat edebilen yegane örneklerden biriydi. şu an yücelttiğimiz hristiyan ittifakın bu medeniyeti yok etmesiyle islamiyet aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştır. ilginç ve tartışmaya açık iddialardan biri de osmanlı imparatorluğu'nun tüm arap ve asya coğrafyasını emperyal nedenlerle sömürmesi ve bu nedenle islamiyetin gerilemesinin hızlanmasıdır. bu iddia tartışmaya açıktır ama üzerinde düşünmeye değerdir. hristiyan batının şu an içinde bulunduğu özgür ve liberal ortamın dinlerinin islamiyetten daha hoşgörülü olmasıyla alakası yoktur. kilise ile uzun üren ve milyonların ölümüyle sonuçlanan uzun ve kanlı mezhep savaşları, ardından gelen reform dalgası hristiyan erki durdurmuş ve seküler düzeni yaygınlaşmıştır. islami toplumlar ise bu esnada yerinde saymış ve kibirli vaziyette elindekiyle yetinmiştir. her dinin kendine has olumsuzlukları ve bazı olumlu özellikleri vardır. islamiyetin diğer dinlerden ne çok matah ne de daha fazla kötü özelliği vardır. islam coğraftasının genelinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çöküntü müslümanlıkla ilgili imaja da yansımakta, malesef doğu medeniyeti eşittir yamyamlık gibi bir sonuç çıkmaktadır. kişisel görüşüm dinlerin misyonunu tamamladığı yönünde. herhangi bir dinin yaşadığımız dönem itibariyle bize bilgi ve ahlaki gelişme sağlaması çok zordur.
sokak hayvanlarına gulyabani muamelesi yapan kızdır. çoğu çevreden ilgi görmek ya da sevgilisine poz yapmak için böyle tavırlar sergiler. mırıl mırıl gezen bir sokak kedisi ya da size mahsun gözlerle bakan bir köpek bu kız için potansiyel bir seri katildir. klasik sözleri bu kedi burdan gitçek ozaan, ıyyy oturamam ben buraya gibi sevgi sözleridir. böyle insanları görünce çekinmeden ağızlarına kürekle vurunuz.
8 mart dünya kadınlar gününü sayfasında yazdığı bu güzide sözlerle kutlayan akp kırıkkale il başkanı mehmet demir'in beyanatı. memleketimi yöneten akp zihniyeti için emekçi kadınlar günü işte bunu ifade ediyor... zatın sözlerini değiştirmeden aktarıyorum:
" eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığınız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir..."
sözlükte yeniyim. lakin bazı şeyleri hayretle izliyorum. biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz sosyalleşmek için kurulduğuna inandığım bir sözlükte böylesine gruplaşmaların olması ve kişilerin birbirinden bu denli huzursuz olması çok tuhaf. sosyal medya ve internet bazen insanın içindeki canavarı ortaya çıkarıyor. daha önceki entrylerimde söylediğim gibi nefret söylemi içermediği sürece herkes herşeyi söyleyebilmeli. aynı fikirde olmadığımız ve karakteri bizimkiyle taban tabana zıt insanlara aşık olabiliyorsak, arkadaş niye olamayalım?
bütün şarkıları aynı ton ve nağmeyle söyleyen hacı şarkıcı. yüzüne baktıkça içim sıkılıyor. kezban'ların sevdiği romantik şarkılar genelde mustafa ceceli ve farhat göçer'den çıkar. nice hanzo düğün töreninde gelin ve damatın ilk dans şarkısını ceceli ağabeyimiz söylemiştir.
emek sineması, istanbul'un önemli tarihi binalarındandı. malesef yıkımından önce kötü işletmecilik yüzünden can çekişiyordu. yenilenmeyen iç ve dış cephesi yüzünden mekan küf kokuyor, cicili bicili avm sinemaları yüzünden de seyirci kaybediyordu. lakin çok önemli bir tarihi değeri vardı. sinema olarak değil ama müze ya da istanbul film festivali için kurumsal bina olarak değerlendirilebilirdi. emek için yıkım kararı alınmadan önce tüm sinema yazarlarına mail atmış, o zamanlar ön gösterimlere katıldığım için hepsiyle konuşmuştum. bakın bu sinema çöküyor başına bir iş gelecek dediğimde hiçbiri ilgi göstermemişti. şimdi günah çıkarır gibi röportajlar veriyor, festival açılışında protesto konuşmaları yapıyorlar. emek sineması'nı sinemacılar da istanbul halkı da el birliğiyle yıkıma itti. hafızası olmayan, kültürel ve tarihi değerlerine sahip çıkamayan bir halktan bir cacık olmaz. şu an yapılan eylemleri de samimiyetsiz buluyorum... ben en azından arkadaşlarımla o sinemada festival filmlerini izledim. siz avm'lerde patlamış mısırlarınızı yiyin...