eskinin güzel oyuncusu, şimdilerin cesur rüzgarı. bundan birkaç ay önce bomonti'de küçük bir pastanede çalıştığını görmüş hayli şaşırmıştım. 3 numaraya vurulmuş saçları, oduncu gömleği ve utangaç haliyle pasta paketliyordu. cihangir'de oturduğum senelerde de sık sık lezbiyenlerle görürdüm onu. demekki artık gerçek kimliğini yaşamaya karar verdi. hapsolduğu bedende tutsak kalmaktansa özgürlüğü tercih etti. türkiye gibi homofobi ve transfobinin günlük rutin olduğu, en ünlü eşcinsellerin bile evleneceğim açıklamaları yaptığı bir yerde gazetelere yaşadığı tecrübeyi açık yüreklilikle anlatması alkışlanası. yolun açık olsun rüzgar! umarım istediğin hayata kavuşursun...
*ağır spoiler içerir* nicole kidman'ın, nicole kidman olmanın hakkını verdiği yıllarda çekilmiş enfes film. eski usül, karanlıkla oynayan, sırtını oyunculuğa ve atmosfere dayayan çok iyi bir gerilim. sonundaki twist bir yana filmin metafizik ve din üzerine sorduğu sorular hayli ilginçtir. aşırı dinci ve kuralcı anne grace'in kendini ve çocuklarını öldürmesi ardından kendini bilinmezlikler içine hapsedilmiş bulması hayli düşündürücüdür. grace'in yıllarca inandığı hristiyanlık ölüm ardından ona yardım etmemiş, ne çocukları ne de kendi tanrıya dair birşey bulmuştur. filmin yapısını kurduğu temel metafizik bir ateizmdir.
ağına zamanında benim de düştüğüm facia furyalardır. o hıyarlıkları özlesem de kimilerini hatırladıkça ürpermiyor değilim... aklıma gelenler:
mavi camlı güneş gözlükleri:
hemen alıp yazlıkta hava atmışlığım vardır.
step:
kadınları spor yapıyorum ayağıyla salonlara doldurmuştur. nice dombili kadın taytlar eşliğinde bu yolda telef oldu.
bandana:
her üniversite öğrencisinin çılgınlığını kanıtlamak amacıyla kafasına geçirdiği bez parçasıydı. daha çılgın olanlar kollarına bacaklarına bile bağlardı. o dönem üniversiteye giden ablamın bandanalarına hayranlıkla baktığım olurdu. hay bin kunduz.
anket defterleri:
hayatta yapmak istediğiniz en çılgın şey nedir gibi envai çeşit soruların olduğu ekseriyetle ortaokul öğrencilerinin sınıflarda dolaştırdığı defterlerdi. soruları cevaplarken üniversite sınavında o kadar düşünmemiştim. hey gidi hey!
yılmaz erdoğan'la yaptığı evlilikle bir anda ortamlara salınmış hanımkızımız. doğru dürüst bir güzelliği olmamasına rağmen filmlerde güzel kadın rollerine çıkması ekstra sinir bozucu*. karı koca hırstan ölüyor olsalar gerek! bkm, yılmaz erdoğan hatrına neredeyse tüm büyük projelerinde bu kadını başrol oyuncusu olarak kullandı. kötü çınlayan sesi, sivri çenesi ve berbat oyunculuğu ile daha ne kadar yılmaz erdoğan'dan yiyecek merakla izliyoruz...
belki bir umut aramıza katılanlar olur umuduyla tekrar yazılan başlıktır. ulan hani nostalji seviyordunuz? hani kanallarda türk filmleri görünce fırk fırk ağlıyordunuz? demet akalın türkan diyince göt atmakla olmuyor. gelin şu yeşilçam timini oluşturalım. *
gay hayat namına özel mekanların olmadığı, aksiyon planınızı fiziğinize ve cilvenize göre yapmanız gereken yerdir batum. gürcü erkeklerinin bear severleri üzmeyeceğini söyleyeyim siz anlayın.
şöhretini memelerine borçlu olan 90'lar yıldızı. rtüksüz o güzel yıllarda televole'lerde hamamda yakalandım diye memelerini açar, iki tas su dökünürdü. nadide sultan'ın ilk patladığı yıllar rober hatemo'yla lezbiyen ilişki yaşadığı gibi söylentiler de çıkmıştı*. memelerini küçülttürdüğü son gelen bilgiler arasında. tabi artık nadide'nin memelerini kim ne yapsın o ayrı konu...
ps: arada almanya'ya falan konsere gidiyormuş.
ps2: ne kadar çok meme demişim...
hanzoluğun kitabını yazan kadın. kanımca ebru gündeş'i bile solda sıfır bırakacak kırolukla bu dalda altın madalyayı kazanır. bizim oranın adetleri meşhurdur cinayetleri şarkısı onu görünce çığlık atarak kaçmanız için yeterli sebeptir. korkuyorum sözlük!
hangi çılgın bana zincir vuracakmış zirvesi. adana'nın şanzelize ilçesinde doğup büyüdüğüm için sizin bu seviyesizliklerinize inmeyeğim. yani siz kim benle 80-90lar kavgası yapmak kim? alimallah 70leri bile cebimden çıkarırım. tek tek gelin uleeeen! *
ellerimde çiçekler kapında sırılsıklam diyerek koşturan oluşum. hangimiz arabaların çimen yollarda bile ses çıkardığı, öpüşmelerin kafayı sağa sola kafa sallamaktan ibaret olduğu, adile naşit'lerin, kemal sunal'ların cirit attığı o naif günleri özlemiyoruz? iste bu sebeple geride kalan son yeşilçam yıldızlarını ziyeret etmek ve gerekirse yardım yapmak için kolları sıvadık. wolverine efendi ve ben fikir babalarıyız! katılmak isteyenler bize mesaj atsın! xmen aman yeşilçam ekibin sana kurban olsun ayı sözlük...
şu ahir ömrümde beni okan yalabık'a benzettinizde ya siz çok yaşayın ayı sözlük yazarları! halbuki abd'de iken bana george clooney junior derlerdi o ayrı...*
90'lı yıllarda bir hayli popüler olan, şimdinin muhafazakar tv ekranları içinse fazla feminen kaçan şarkıcı. aynı klasmandaki fatih ürek, aldo, kuşum aydın ve arto'da ekran yasağından nasibini almış durumda. hiç unutmam rahmetli defne joy foster, doktor bilal'in evini programı için ziyaret ettiğinde, yatak odasında kutu kutu ağda bulmuştu. ikisi de çok gülmüşlerdi. hey gidi 90'lar hey...
bir dönem bilkent üniversitesi'nde ders veren popüler tarihçi. dersine girmek her babayiğidin harcı değildi. ders sırasında konudan konuya atlar, güncel siyasetten, etimolojiye ne ararsanız tartışırdı. osmanlı'ya inanılmaz derecede hayrandı. aptal türkler, gerzek araplar gibi cümlelerde sık sık ağzından kaçardı. osmanlı'ya vakıf olduğu doğrudur ama tarafsız bir tarihçi olduğunu söylemek zordur.
halk müziğine yeni bir arayış ve nefes getirmek istediklerini söyleyen enfes grup. tüm türküleri incelikle ve duygu dolu söylemişler. öyleki dinlerken gözleriniz doluyor... ezim ezim eziliyor yüreğim türküsü bundan daha iyi söylenemezdi...
habertürk'te öteki gündem programına çıkan ismet özel'in gündeme bomba gibi düşen açıklamasıdır. trollük müessesinin şairlere kadar indiğini göstermesi açısından da eşşsizdir. hazarlar ve gagavuzlar gibi musevi ve hristiyan türkleri ne yapacağız desem onlar türk değil diyecek demekki! peki göktürkler'i falan ne yapacağız hacı desem nafile. zat ayrıca harf inkilabıyla geleceğimizin çalındığını ve türkçe diye bir dil olmadığını da belirtmiş. şahsen ben namaz kılmıyorum ve gayet türküm. ama önce insanım...*
islamiyet, toptan tu kaka ilan edilebilecek ya da hoşgörü öznesi olarak sunulabilecek yekpare bir din değildir. tıpkı hristiyanlık, musevilik ya da diğer dinler gibi. diğer ülkelerdeki( özellikle de hristiyan coğrafyadaki) yaygın özeleştiri yapabilme hakkının nasıl doğduğu ve hangi ortamlardan geçerek bu noktaya kavuştuğunu anlamak karmaşık ve zor bir süreçtir. islam coğrafyası 12. yüzyıla kadar bilim ve sanatta tüm dünyadan daha ileri ve saygın bir durum sergilerken endülüs emevilerinin çöküşüyle tersi bir sarmala girmiş ve tıkanmıştır. ispanya'da kurulan islam medeniyeti kadınların eğitim gördüğü üniversiteleriyle, başarılı siyasi yapısıyla islamiyete yöneltilen eleştirilerin aksini ispat edebilen yegane örneklerden biriydi. şu an yücelttiğimiz hristiyan ittifakın bu medeniyeti yok etmesiyle islamiyet aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştır. ilginç ve tartışmaya açık iddialardan biri de osmanlı imparatorluğu'nun tüm arap ve asya coğrafyasını emperyal nedenlerle sömürmesi ve bu nedenle islamiyetin gerilemesinin hızlanmasıdır. bu iddia tartışmaya açıktır ama üzerinde düşünmeye değerdir. hristiyan batının şu an içinde bulunduğu özgür ve liberal ortamın dinlerinin islamiyetten daha hoşgörülü olmasıyla alakası yoktur. kilise ile uzun üren ve milyonların ölümüyle sonuçlanan uzun ve kanlı mezhep savaşları, ardından gelen reform dalgası hristiyan erki durdurmuş ve seküler düzeni yaygınlaşmıştır. islami toplumlar ise bu esnada yerinde saymış ve kibirli vaziyette elindekiyle yetinmiştir. her dinin kendine has olumsuzlukları ve bazı olumlu özellikleri vardır. islamiyetin diğer dinlerden ne çok matah ne de daha fazla kötü özelliği vardır. islam coğraftasının genelinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çöküntü müslümanlıkla ilgili imaja da yansımakta, malesef doğu medeniyeti eşittir yamyamlık gibi bir sonuç çıkmaktadır. kişisel görüşüm dinlerin misyonunu tamamladığı yönünde. herhangi bir dinin yaşadığımız dönem itibariyle bize bilgi ve ahlaki gelişme sağlaması çok zordur.
sokak hayvanlarına gulyabani muamelesi yapan kızdır. çoğu çevreden ilgi görmek ya da sevgilisine poz yapmak için böyle tavırlar sergiler. mırıl mırıl gezen bir sokak kedisi ya da size mahsun gözlerle bakan bir köpek bu kız için potansiyel bir seri katildir. klasik sözleri bu kedi burdan gitçek ozaan, ıyyy oturamam ben buraya gibi sevgi sözleridir. böyle insanları görünce çekinmeden ağızlarına kürekle vurunuz.
8 mart dünya kadınlar gününü sayfasında yazdığı bu güzide sözlerle kutlayan akp kırıkkale il başkanı mehmet demir'in beyanatı. memleketimi yöneten akp zihniyeti için emekçi kadınlar günü işte bunu ifade ediyor... zatın sözlerini değiştirmeden aktarıyorum:
" eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığınız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir..."
sözlükte yeniyim. lakin bazı şeyleri hayretle izliyorum. biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz sosyalleşmek için kurulduğuna inandığım bir sözlükte böylesine gruplaşmaların olması ve kişilerin birbirinden bu denli huzursuz olması çok tuhaf. sosyal medya ve internet bazen insanın içindeki canavarı ortaya çıkarıyor. daha önceki entrylerimde söylediğim gibi nefret söylemi içermediği sürece herkes herşeyi söyleyebilmeli. aynı fikirde olmadığımız ve karakteri bizimkiyle taban tabana zıt insanlara aşık olabiliyorsak, arkadaş niye olamayalım?
bütün şarkıları aynı ton ve nağmeyle söyleyen hacı şarkıcı. yüzüne baktıkça içim sıkılıyor. kezban'ların sevdiği romantik şarkılar genelde mustafa ceceli ve farhat göçer'den çıkar. nice hanzo düğün töreninde gelin ve damatın ilk dans şarkısını ceceli ağabeyimiz söylemiştir.
emek sineması, istanbul'un önemli tarihi binalarındandı. malesef yıkımından önce kötü işletmecilik yüzünden can çekişiyordu. yenilenmeyen iç ve dış cephesi yüzünden mekan küf kokuyor, cicili bicili avm sinemaları yüzünden de seyirci kaybediyordu. lakin çok önemli bir tarihi değeri vardı. sinema olarak değil ama müze ya da istanbul film festivali için kurumsal bina olarak değerlendirilebilirdi. emek için yıkım kararı alınmadan önce tüm sinema yazarlarına mail atmış, o zamanlar ön gösterimlere katıldığım için hepsiyle konuşmuştum. bakın bu sinema çöküyor başına bir iş gelecek dediğimde hiçbiri ilgi göstermemişti. şimdi günah çıkarır gibi röportajlar veriyor, festival açılışında protesto konuşmaları yapıyorlar. emek sineması'nı sinemacılar da istanbul halkı da el birliğiyle yıkıma itti. hafızası olmayan, kültürel ve tarihi değerlerine sahip çıkamayan bir halktan bir cacık olmaz. şu an yapılan eylemleri de samimiyetsiz buluyorum... ben en azından arkadaşlarımla o sinemada festival filmlerini izledim. siz avm'lerde patlamış mısırlarınızı yiyin...