hayao miyazaki'nin en sevdiğim animesi. biliyorum bir spirited away değil. hatta ustanın ilk dönem eserlerinden daha zayıf bir alt metni var. lakin seviyorum. hatta çok seviyorum. küçük denizkızı masalını böylesine ilginç bir hale getirmek kimin aklına gelirdi ki? okyanusun üstünde kahkahalar atarak koşturan turuncu saçlı bir kız, tuhaf deniz yaratıkları, balıklardan oluşmuş dalgalar...izleyin, izlettirin...
ps: tamam itiraf ediyorum! balık burcu olduğum için filmi çok sevdim. bu denli su ve su canlılarıyla ilgili olan bir animeyi sevmemem mümkün mü?
japonya'nın sinema ve animasyon alanındaki en önemli isimlerinden biridir. yaptığı işi tanımlamak hayli zor. o kadar ilginç ve derin bir hayalgücüne sahipki, filmlerini izlerken zaman zaman zevkten kaybolursunuz. çizgi filmin ötesinde birşeyler yaptığını düşünsemde, filmlerinde anlattığı duyguları ancak animasyonla sağlayabileceği de bir gerçektir. spirited away'in 2003 senesinde hem oscar hem de cannes'dan ödülle dönmesi miyazaki'yi dünya çapında bir fenomen haline getirmiştir. zaman zaman japonların disney'i ya da pixar'ı gibi kıyaslama yapanlar da oluyor ki bence gidip yüksek bir yerden atlasınlar. miyazaki'nin dünyası öylesine derindir ki disney, pixar gibi kurumlar miyazaki'nin önünde en fazla eğilebilirler. hala izlemediyseniz spirited away, ponyo on the cliff, howl's moving castle, princess mononoke ve my neighbour totoro gibi şaheserler sizi çağırıyor.
çocukluk yıllarımın tebessümüydü kendisi. yıllar geçtikçe oyun gücü, esprileri ve tiyatroları zamanın gerisinde kalmaya hatta pespayeleşmeye başladı. akp iktidarının kibri ve tüm muhalefeti susturma çabası sayesinde şu sıralar tekrar gündemde levent kırca. akp karşıtı her sanatçıyı aydın görme hastalığından kurtulamadığımız içinde kendisi panellerde, festivallerde, kanallarda falan konuşuyor. facia açıklamalar, belden aşağı vurmalar, argolar havalarda uçuşuyor konuşmalarında. bazen başkası için utanırız ya, ben levent kırca için utanıyorum. o ve onun gibi insanların atatürk adına ve demokrasi adına konuşmaları sinirlerimi bozuyor. keşke hep çocukluk yıllarında izlediğimiz bestami ve küçük hüsamettin tiplemeleriyle hafızalarımızda kalsaydı.
ps: ferman padişahın ama ülke bizim organizasyonunda kılıçdaroğlu'nun erken gitmesi ardından ettiği ibretlik cümle için:
" benimde acelem var. bi karı buldum, düzüp gelicem! "
eskiden mahalle aralarında yaşlı amcaların cam sepetlerinde sattığı şekerlerdi. genellikle kırmızı renkli ve horoz şeklinde olurlardı. kaybolup gittiler, tıpkı çocukluğumuz gibi...
ps: adana'da horoz şekeri satan amca şöyle bağırırdı:
horozlu şeker horozlu şeker
parası olmayan sümüğünü çeker
ilçeleriyle arası iyi olmayan şehir. bazı ilçeleri coğrafi açıdan balıkesir'le alakalı olmadığı halde bu şehre bağlanmıştır. kent, genel itibarı ile marmara bölgesine dağılmışken bir ucu da ege'ye açılır. özellikle bandırma'lılar senelerdir il olmayı beklediği için balıkesir'e sinir olurlar. sakin, kendi halinde bir şehirdir balıkesir. deniz kıyısındaki ilçeleri dışında gezilecek bir yeri de yoktur. balıkesir'de okumak zorunda kalan öğrenci arkadaşlara sabırlar diliyorum.
"şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum." dedi. "bu eksiklik sana değil, bana ait...bende inanmak noksanmış... beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanmadığım için sana aşık olmadığı zannediyormuşum... bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar.... ama şimdi inanıyorum... sen beni inandırdın. seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... seni istiyorum...içimde müthiş bir arzu var... bir iyi olsam!"
türkiye'de nefret suçu ve söylemlerinin ne kadar yaygın ve alçakça olduğunu acı bir şekilde yüzümüze çarpan chp milletvekili. malatya akp gençlik kolları myk üyesinin pavey'e ettiği hakaretler, ne ilk ne de sondur bu ülkede. ırkçılık, kadın düşmanlığı, homofobi her yerimizi kanser gibi sarmış durumda. bahsi geçen ve allahın gazabına uğradığı için bacağı olmamakla suçlanan milletvekilinin sözlerini ise anlayanlara armağan ediyorum...
''insan hakları; mermer binalar içindeki kudretliler için değil, sıradan erkekler, sıradan kadınlar ve sıradan çocuklar için vardır.''
''eşcinsel vatandaşlarınız, toplumun en alt katına itilmeyecek.''
''öğrencinin saçını kesmeyecek, poşusunu boynundan almayacak ve parasız eğitim hakkı için yaptığı protestosuna tahammül edeceksiniz.''
''insana ve doğaya değil, dine yatırım oy getiriyor.''
bu durumun çılgınca kar ve yağmur yağan günlere denk gelmesi ayrıca fevkalededir. kuraklık desen değil, barajlar desen değil. şehrin altyapısı öylesine mükemmelki arada böyle cortluyor. yok ortadoğu'nun en harikasıymışız, yok avrupa'yı elimizin tersiyle itecekmişiz. bi siktirin gidin ya...
kokarcanın meyve versiyonu. değil yemeye yanından geçmeye korkarsınız. bazı asya ülkelerinde metro ve toplu taşıma araçlarına durian meyvesiyle binmek yasaktır...
90'lı yıllarda bir hayli popüler olan, şimdinin muhafazakar tv ekranları içinse fazla feminen kaçan şarkıcı. aynı klasmandaki fatih ürek, aldo, kuşum aydın ve arto'da ekran yasağından nasibini almış durumda. hiç unutmam rahmetli defne joy foster, doktor bilal'in evini programı için ziyaret ettiğinde, yatak odasında kutu kutu ağda bulmuştu. ikisi de çok gülmüşlerdi. hey gidi 90'lar hey...
bir dönem bilkent üniversitesi'nde ders veren popüler tarihçi. dersine girmek her babayiğidin harcı değildi. ders sırasında konudan konuya atlar, güncel siyasetten, etimolojiye ne ararsanız tartışırdı. osmanlı'ya inanılmaz derecede hayrandı. aptal türkler, gerzek araplar gibi cümlelerde sık sık ağzından kaçardı. osmanlı'ya vakıf olduğu doğrudur ama tarafsız bir tarihçi olduğunu söylemek zordur.
halk müziğine yeni bir arayış ve nefes getirmek istediklerini söyleyen enfes grup. tüm türküleri incelikle ve duygu dolu söylemişler. öyleki dinlerken gözleriniz doluyor... ezim ezim eziliyor yüreğim türküsü bundan daha iyi söylenemezdi...
habertürk'te öteki gündem programına çıkan ismet özel'in gündeme bomba gibi düşen açıklamasıdır. trollük müessesinin şairlere kadar indiğini göstermesi açısından da eşşsizdir. hazarlar ve gagavuzlar gibi musevi ve hristiyan türkleri ne yapacağız desem onlar türk değil diyecek demekki! peki göktürkler'i falan ne yapacağız hacı desem nafile. zat ayrıca harf inkilabıyla geleceğimizin çalındığını ve türkçe diye bir dil olmadığını da belirtmiş. şahsen ben namaz kılmıyorum ve gayet türküm. ama önce insanım...*
islamiyet, toptan tu kaka ilan edilebilecek ya da hoşgörü öznesi olarak sunulabilecek yekpare bir din değildir. tıpkı hristiyanlık, musevilik ya da diğer dinler gibi. diğer ülkelerdeki( özellikle de hristiyan coğrafyadaki) yaygın özeleştiri yapabilme hakkının nasıl doğduğu ve hangi ortamlardan geçerek bu noktaya kavuştuğunu anlamak karmaşık ve zor bir süreçtir. islam coğrafyası 12. yüzyıla kadar bilim ve sanatta tüm dünyadan daha ileri ve saygın bir durum sergilerken endülüs emevilerinin çöküşüyle tersi bir sarmala girmiş ve tıkanmıştır. ispanya'da kurulan islam medeniyeti kadınların eğitim gördüğü üniversiteleriyle, başarılı siyasi yapısıyla islamiyete yöneltilen eleştirilerin aksini ispat edebilen yegane örneklerden biriydi. şu an yücelttiğimiz hristiyan ittifakın bu medeniyeti yok etmesiyle islamiyet aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştır. ilginç ve tartışmaya açık iddialardan biri de osmanlı imparatorluğu'nun tüm arap ve asya coğrafyasını emperyal nedenlerle sömürmesi ve bu nedenle islamiyetin gerilemesinin hızlanmasıdır. bu iddia tartışmaya açıktır ama üzerinde düşünmeye değerdir. hristiyan batının şu an içinde bulunduğu özgür ve liberal ortamın dinlerinin islamiyetten daha hoşgörülü olmasıyla alakası yoktur. kilise ile uzun üren ve milyonların ölümüyle sonuçlanan uzun ve kanlı mezhep savaşları, ardından gelen reform dalgası hristiyan erki durdurmuş ve seküler düzeni yaygınlaşmıştır. islami toplumlar ise bu esnada yerinde saymış ve kibirli vaziyette elindekiyle yetinmiştir. her dinin kendine has olumsuzlukları ve bazı olumlu özellikleri vardır. islamiyetin diğer dinlerden ne çok matah ne de daha fazla kötü özelliği vardır. islam coğraftasının genelinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çöküntü müslümanlıkla ilgili imaja da yansımakta, malesef doğu medeniyeti eşittir yamyamlık gibi bir sonuç çıkmaktadır. kişisel görüşüm dinlerin misyonunu tamamladığı yönünde. herhangi bir dinin yaşadığımız dönem itibariyle bize bilgi ve ahlaki gelişme sağlaması çok zordur.
sokak hayvanlarına gulyabani muamelesi yapan kızdır. çoğu çevreden ilgi görmek ya da sevgilisine poz yapmak için böyle tavırlar sergiler. mırıl mırıl gezen bir sokak kedisi ya da size mahsun gözlerle bakan bir köpek bu kız için potansiyel bir seri katildir. klasik sözleri bu kedi burdan gitçek ozaan, ıyyy oturamam ben buraya gibi sevgi sözleridir. böyle insanları görünce çekinmeden ağızlarına kürekle vurunuz.
8 mart dünya kadınlar gününü sayfasında yazdığı bu güzide sözlerle kutlayan akp kırıkkale il başkanı mehmet demir'in beyanatı. memleketimi yöneten akp zihniyeti için emekçi kadınlar günü işte bunu ifade ediyor... zatın sözlerini değiştirmeden aktarıyorum:
" eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığınız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir..."
sözlükte yeniyim. lakin bazı şeyleri hayretle izliyorum. biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz sosyalleşmek için kurulduğuna inandığım bir sözlükte böylesine gruplaşmaların olması ve kişilerin birbirinden bu denli huzursuz olması çok tuhaf. sosyal medya ve internet bazen insanın içindeki canavarı ortaya çıkarıyor. daha önceki entrylerimde söylediğim gibi nefret söylemi içermediği sürece herkes herşeyi söyleyebilmeli. aynı fikirde olmadığımız ve karakteri bizimkiyle taban tabana zıt insanlara aşık olabiliyorsak, arkadaş niye olamayalım?
bütün şarkıları aynı ton ve nağmeyle söyleyen hacı şarkıcı. yüzüne baktıkça içim sıkılıyor. kezban'ların sevdiği romantik şarkılar genelde mustafa ceceli ve farhat göçer'den çıkar. nice hanzo düğün töreninde gelin ve damatın ilk dans şarkısını ceceli ağabeyimiz söylemiştir.
emek sineması, istanbul'un önemli tarihi binalarındandı. malesef yıkımından önce kötü işletmecilik yüzünden can çekişiyordu. yenilenmeyen iç ve dış cephesi yüzünden mekan küf kokuyor, cicili bicili avm sinemaları yüzünden de seyirci kaybediyordu. lakin çok önemli bir tarihi değeri vardı. sinema olarak değil ama müze ya da istanbul film festivali için kurumsal bina olarak değerlendirilebilirdi. emek için yıkım kararı alınmadan önce tüm sinema yazarlarına mail atmış, o zamanlar ön gösterimlere katıldığım için hepsiyle konuşmuştum. bakın bu sinema çöküyor başına bir iş gelecek dediğimde hiçbiri ilgi göstermemişti. şimdi günah çıkarır gibi röportajlar veriyor, festival açılışında protesto konuşmaları yapıyorlar. emek sineması'nı sinemacılar da istanbul halkı da el birliğiyle yıkıma itti. hafızası olmayan, kültürel ve tarihi değerlerine sahip çıkamayan bir halktan bir cacık olmaz. şu an yapılan eylemleri de samimiyetsiz buluyorum... ben en azından arkadaşlarımla o sinemada festival filmlerini izledim. siz avm'lerde patlamış mısırlarınızı yiyin...