bir zamanlar okumaktan çok zevk aldığım, şimdilerdeyse arada bir göz attığım nostaljik kara delik. malesef trollerin işgali altında. yazarlarının çoğu demokrat olsa da yerlerini yavaş yavaş lümpenlere ve fetullahçılara bırakmaktalar... yine de severim keratayı...
çocukluğumu hatırlatan en önemli şeylerden biridir şeker portakalı! çoğu yerinde ağlamış, çocuk aklımla yoksulluğun ve kaybetmenin anlamını ilk o romanla algılamıştım. şimdinin kodamanları sakıncalı ve ahlaksız bulmuşlar romanı. zaten bence tüm çocuklar namaz hocası okusun. ya da boşverin, hiçbirşey okumasınlar! keşke çocukluğumuza tecavüz etmeseydiniz. keşke...
suudi arabistan'ın onca zenginliğine rağmen altyapısını kurmamasından dolayı giderek daha da kirlenen kuyu suyu. neredeyse her sene zemzem suyundan zehirlenen veya kolera olan birçok insan hastanelere kaldırılmaktadır. zemzem suyunun kutsal olduğu düşünüldüğü için bu haberler çoğu zaman hasıraltı edilir. siz siz olun hactan dönen akrabalarınınızın getirdiği zemzem suyunu içerken bir kez daha düşünün.
kapitalizmin sınıflar arasında yarattığı derin uçurum nedeniyle genelde büyük şehirlerde görülen kentleşme problemi. sosyal donatısı olmayan, yolları çarpık, yapılaşma görüntüsü bozuk ve altyapısı berbat durumda mahalleler aklımıza gelir çarpık kentleşme diyince. ne yazıkki türkiye gibi memleketler söz konusu olunca kent merkezindeki sözde nezih mahalleler bile çarpık kentleşme sinyalleri verir. bugün türkiyenin vitrini olarak pazarlanan istanbul'un zengin semtlerinde bile boyadan badanadan nasibini almamış apartmanlar, araba karmaşası ve sürekli azalan yeşil alanlar dışında iyi birşeyden bahsedebilir miyiz? bize şehirleşme olarak yutturulan alışveriş merkezleri, gökdelenler ve artan araba kullanımı bir kentin dokusunu ve altyapısını hangi ölçüde düzeltir ya da baltalar? şehrin kalbinde bulunan fakir ve yoksul semtleri kazıyarak çarpık kentleşmeden kurtulacağını sanan neo-liberal aromalı dinci hükümetimiz, o yoksul milyonların bir adresten başka bir adrese taşındığını görmüyormu acaba? istanbul'daki ve diğer büyük kentlerimizdeki çarpık kentleşmeden kurtulmak istiyorsak fakirliğin ve yoksulluğun nedenlerini ortadan kaldırmalı ve insanların barınma ihtiyacını karşılamalıyız. yoksa daha çok ağlarız...
ps: çarpık kentleşmeye en iyi örnek brezilya'nın büyük şehirleridir bence. sao paulo ve rio gibi şehirler bu alanda fantastik resimler verir.
orta karar bir yann martel romanı, muhteşem bir ang lee filmi. romanını aylar önce okumuştum, filmini ise dün izledim. sinemada o kadar etkileyici bir eserle karşılaştım ki sıcağına sıcağına yazmak istedim. okyanusta sürüklenen bir kurtarma botunda yaşam savaşı veren pi'nin yarı fantastik hikayesini anlatan ang lee, belki de kariyerindeki en mükemmel filmlerinden birine imza atmış. tanrı, doğa, varoluş ve sevgi üzerine bir takım sorular soran ve bunlara doğu mistizmi üzerinden yanıt veren bir film pi'nin yaşamı. müzikleri, oyunculukları ve görsel efektleri şapka çıkartılacak cinsten. hatta bugüne kadar çekilmiş en iyi 3d film olduğu yönünde batı medyasında bazı yazılar yayınlanmış durumda. yaklaşan oscar ödülleri içinde adı sıkça anılmakta. şu soğuk kış günlerinde sinemaya gitmek istiyorsanız pi'nin yaşamını es geçmeyin derim.
konusu:
pi, pondicherry adlı kasabadada ailesi ile hayvanat bahçesi işletmektedir. hindistan'daki politik çalkantılardan endişe eden baba, aniden kanada'ya yerleşmeye karar verir. hayvanlar batıdaki hayvanat bahçelerine satılır. kalan hayvanlar ise pi ve ailesinin bulunduğu gemi ile kanada'ya doğru yolculuğa çıkar. kanada'da son kalan hayvanlar da elden çıkarılacak ve yeni hayat için para biriktirilecektir. fakat okyanusun ortasında bir fırtına patlak verir ve gemi batar. gemiden sadece pi kurtulmuştur. ya da pi öyle sanmaktadır. kısa bir süre sonra filikaya bir zebra, bir sırtlan, dişi bir orangutan ve vahşi bir kaplan sığınır. hayatta kalma mücadelesi çok zor olacaktır...
iki gündür medyayı 20 bin liralık kürküyle işgal eden oyuncu eskisi kadın. 20 bin liralık kürk görgüsüzlüğünü bir kenara bırakacak olursak(ki bırakamıyorum) cidden magazini nasıl sömürmesi gerektiğini biliyor. acun gibi akp hükümetini arkasını almış bir adamın tüm yarışmalarında kadrolu jüri oluyor, senelerce sanat filmlerine sayıp sövdükten sonra altın portakal'da jüri başkanı oluyor, yetmiyor kimi filmleri sapıklıkla suçluyor, kendisi kraliçe elizabeth olduğu için ödül törenine çıkmayan tarkan için dangalak zaten sadece göbek atıyor diyor, madonna için berbat bir şarkıcı diyor... yani diyorda diyor! seneler önce çektiği fatmagül'ün suçu ne, hasan boğuldu, çil horoz, berlin in berlin gibi güzel oynadığı filmleri bir kenara koyarsak hülya avşar'ın şu an geldiği nokta bir garabettir. monica belluci misali anlamlı yüzünü ve bakışlarını para, şöhret ve bitmek tükenmek bilmeyen hırsı uğruna harcamıştır. ha evet zaten kariyerini bunun üzerine inşa etmiştir ama insan yine de tiksiniyor ve üzülüyor. otomatiğe bağlamış gibi herkesin çok güzel kadın, 50 yaşında demesinden de gına geldi. çok değil kısa bir süre öncesine kadar bende bazı eski filmlerini hatırlayıp haksızlık yapmayın sadece şımarık bir kadın diyordum ama cidden yeter. zaten bir beş sene daha beklersek kendisi banu alkan jr. olarak sahnelere çıkabilir.*
ps: bir kürke bu kadar para verme moronluğu ve görgüsüzlüğünden geçtim. lakin vicdanındamı sızlamadımı be kadın? onca yazıldı, çizildi. ufacılk bir kürk parçası için onlarca hayvanın işkenceler eşliğinde öldürüldüğünü bugün herkes biliyor. zenginlik ve statü sembollerinizi başka iğrenç şeylerle tatmin edin. zavallı hayvanlardan uzak durun... aşırı sinirliyim şu an...
aslında lezzetli bir ettir. belki de tek problemi tıpkı koyun etinde olduğu gibi kendine has bir kokusunun olmasıdır. ziyadesiyle yağlı bir et olmasından dolayı sevmeyeni hiç sevmez ya da çok sever. avrupa'nın belli ülkelerinde çok tercih edilirken, abd gibi memleketlerde dana eti daha çok sevilir. müslümanlar gibi yahudiler de domuz etini haram diyerek yemez.
eurovision'la ilgili yaptığı homofobik açıklama ardından yan çizmeye çalışan sanatçı. gelen tepkiler ardından röportajım çarpıtıldı desede biz kendisini tanıdık, kıvranmasına gerek yok. keşke hafızamızdaki o romantik şarkıcıyı, homofobik bir şarkıcı eskisine çevirmeseydi. ne diyelim hayırlısı olsun... bu aşkın katili sensin levent!
güzelim denizini ve doğasını yazlık sitelere kurban vermiş, harap şehir. öylesine kötü ve çarpık bir yapılaşma vardırki kilometreler boyunca 15-20 katlı apartmanları tarlaların dahi içinden fışkırırken görürsünüz. onlarca yıldır devam eden kötü belediyecilik ve para hırsına kurban gitmiştir mersin. yazın yazlıklara hücum eden nüfusu kaldıramayan mersin'de, denizin rengi bildiğiniz kahverengidir. kent merkezinin onlarca kilometre dışında bile uyduruk bir sürü site olduğu için deniz bir türlü temiz kalmaz mersin'de(buna birde sanayiyi ekleyin). son 15 yılda güneydoğudan alınan yoğun göçte şehrin altyapısını ve sosyal hayatını yaralamıştır. yazlıklar öyle abartıldığı kadar türkiye karması değildir. mersin'de siteleri en çok adanalılar doldurur. sonra sırasıyla antep ve kayserililer gelir. tabi birde ege ve akdeniz'in pahalı beldelerinden ev alamamış ankaralı memurlar vardır ama onlar azınlık kalırlar. son yıllarda şehre arap ülkelerinden yoğun bir ilgi vardır. 2013 yılında mersin'de yapılacak olan akdeniz olimpiyatları mersin'in altyapı sorunlarını çözmesi için son şans olabilir. herşeye rağmen mersin, bir akdeniz kentidir ve güzeldir. memleketim adana'nın deniz kıyısında oturan hırpalanmış kızkardeşidir o.
2013 yılının ilk dakikalarında cnbc-e, türk tv tarihinde bir ilke imza atarak biscolata erkekleriyle seksi bir şov sunacak. çerez elimde, ağzımda salya bekliyor olacağım...
an itibariyle gala gecesi yapılan ossuruktan teyyare yarışma. güneri civaoğlu şu an türbanlı yarışmacıya yağ çekmekle meşgul. gözler miss piggy nur yerlitaş'ı arasada paçoz kontenjanından izliyorum...
90'lı yılların sonunda ünlü olan ve o güçlü sesine rağmen ne hikmetse kayıplara karışan israil asıllı şarkıcı. orhan gencebay'ın desteği ile 90'lı yıllarda ortalığı kasıp kavurmuş sonra ne olduysa piyasadan ismi silinmiştir. son dönemdeki albüm ve müzik çalışmaları ise ses getirmemiş ve istenilen başarıyı yakalayamamıştır. orhan gencebay'la bir ömür albümünde neden şarkı söylemediği ise benim için büyük merak konusudur. çaresizim adlı şarkısını rakı eşliğinde dinleyin...
90'lı yıllarda bir hayli popüler olan, şimdinin muhafazakar tv ekranları içinse fazla feminen kaçan şarkıcı. aynı klasmandaki fatih ürek, aldo, kuşum aydın ve arto'da ekran yasağından nasibini almış durumda. hiç unutmam rahmetli defne joy foster, doktor bilal'in evini programı için ziyaret ettiğinde, yatak odasında kutu kutu ağda bulmuştu. ikisi de çok gülmüşlerdi. hey gidi 90'lar hey...
bir dönem bilkent üniversitesi'nde ders veren popüler tarihçi. dersine girmek her babayiğidin harcı değildi. ders sırasında konudan konuya atlar, güncel siyasetten, etimolojiye ne ararsanız tartışırdı. osmanlı'ya inanılmaz derecede hayrandı. aptal türkler, gerzek araplar gibi cümlelerde sık sık ağzından kaçardı. osmanlı'ya vakıf olduğu doğrudur ama tarafsız bir tarihçi olduğunu söylemek zordur.
halk müziğine yeni bir arayış ve nefes getirmek istediklerini söyleyen enfes grup. tüm türküleri incelikle ve duygu dolu söylemişler. öyleki dinlerken gözleriniz doluyor... ezim ezim eziliyor yüreğim türküsü bundan daha iyi söylenemezdi...
habertürk'te öteki gündem programına çıkan ismet özel'in gündeme bomba gibi düşen açıklamasıdır. trollük müessesinin şairlere kadar indiğini göstermesi açısından da eşşsizdir. hazarlar ve gagavuzlar gibi musevi ve hristiyan türkleri ne yapacağız desem onlar türk değil diyecek demekki! peki göktürkler'i falan ne yapacağız hacı desem nafile. zat ayrıca harf inkilabıyla geleceğimizin çalındığını ve türkçe diye bir dil olmadığını da belirtmiş. şahsen ben namaz kılmıyorum ve gayet türküm. ama önce insanım...*
islamiyet, toptan tu kaka ilan edilebilecek ya da hoşgörü öznesi olarak sunulabilecek yekpare bir din değildir. tıpkı hristiyanlık, musevilik ya da diğer dinler gibi. diğer ülkelerdeki( özellikle de hristiyan coğrafyadaki) yaygın özeleştiri yapabilme hakkının nasıl doğduğu ve hangi ortamlardan geçerek bu noktaya kavuştuğunu anlamak karmaşık ve zor bir süreçtir. islam coğrafyası 12. yüzyıla kadar bilim ve sanatta tüm dünyadan daha ileri ve saygın bir durum sergilerken endülüs emevilerinin çöküşüyle tersi bir sarmala girmiş ve tıkanmıştır. ispanya'da kurulan islam medeniyeti kadınların eğitim gördüğü üniversiteleriyle, başarılı siyasi yapısıyla islamiyete yöneltilen eleştirilerin aksini ispat edebilen yegane örneklerden biriydi. şu an yücelttiğimiz hristiyan ittifakın bu medeniyeti yok etmesiyle islamiyet aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştır. ilginç ve tartışmaya açık iddialardan biri de osmanlı imparatorluğu'nun tüm arap ve asya coğrafyasını emperyal nedenlerle sömürmesi ve bu nedenle islamiyetin gerilemesinin hızlanmasıdır. bu iddia tartışmaya açıktır ama üzerinde düşünmeye değerdir. hristiyan batının şu an içinde bulunduğu özgür ve liberal ortamın dinlerinin islamiyetten daha hoşgörülü olmasıyla alakası yoktur. kilise ile uzun üren ve milyonların ölümüyle sonuçlanan uzun ve kanlı mezhep savaşları, ardından gelen reform dalgası hristiyan erki durdurmuş ve seküler düzeni yaygınlaşmıştır. islami toplumlar ise bu esnada yerinde saymış ve kibirli vaziyette elindekiyle yetinmiştir. her dinin kendine has olumsuzlukları ve bazı olumlu özellikleri vardır. islamiyetin diğer dinlerden ne çok matah ne de daha fazla kötü özelliği vardır. islam coğraftasının genelinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çöküntü müslümanlıkla ilgili imaja da yansımakta, malesef doğu medeniyeti eşittir yamyamlık gibi bir sonuç çıkmaktadır. kişisel görüşüm dinlerin misyonunu tamamladığı yönünde. herhangi bir dinin yaşadığımız dönem itibariyle bize bilgi ve ahlaki gelişme sağlaması çok zordur.
sokak hayvanlarına gulyabani muamelesi yapan kızdır. çoğu çevreden ilgi görmek ya da sevgilisine poz yapmak için böyle tavırlar sergiler. mırıl mırıl gezen bir sokak kedisi ya da size mahsun gözlerle bakan bir köpek bu kız için potansiyel bir seri katildir. klasik sözleri bu kedi burdan gitçek ozaan, ıyyy oturamam ben buraya gibi sevgi sözleridir. böyle insanları görünce çekinmeden ağızlarına kürekle vurunuz.
8 mart dünya kadınlar gününü sayfasında yazdığı bu güzide sözlerle kutlayan akp kırıkkale il başkanı mehmet demir'in beyanatı. memleketimi yöneten akp zihniyeti için emekçi kadınlar günü işte bunu ifade ediyor... zatın sözlerini değiştirmeden aktarıyorum:
" eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığınız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir..."
sözlükte yeniyim. lakin bazı şeyleri hayretle izliyorum. biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz sosyalleşmek için kurulduğuna inandığım bir sözlükte böylesine gruplaşmaların olması ve kişilerin birbirinden bu denli huzursuz olması çok tuhaf. sosyal medya ve internet bazen insanın içindeki canavarı ortaya çıkarıyor. daha önceki entrylerimde söylediğim gibi nefret söylemi içermediği sürece herkes herşeyi söyleyebilmeli. aynı fikirde olmadığımız ve karakteri bizimkiyle taban tabana zıt insanlara aşık olabiliyorsak, arkadaş niye olamayalım?
bütün şarkıları aynı ton ve nağmeyle söyleyen hacı şarkıcı. yüzüne baktıkça içim sıkılıyor. kezban'ların sevdiği romantik şarkılar genelde mustafa ceceli ve farhat göçer'den çıkar. nice hanzo düğün töreninde gelin ve damatın ilk dans şarkısını ceceli ağabeyimiz söylemiştir.
emek sineması, istanbul'un önemli tarihi binalarındandı. malesef yıkımından önce kötü işletmecilik yüzünden can çekişiyordu. yenilenmeyen iç ve dış cephesi yüzünden mekan küf kokuyor, cicili bicili avm sinemaları yüzünden de seyirci kaybediyordu. lakin çok önemli bir tarihi değeri vardı. sinema olarak değil ama müze ya da istanbul film festivali için kurumsal bina olarak değerlendirilebilirdi. emek için yıkım kararı alınmadan önce tüm sinema yazarlarına mail atmış, o zamanlar ön gösterimlere katıldığım için hepsiyle konuşmuştum. bakın bu sinema çöküyor başına bir iş gelecek dediğimde hiçbiri ilgi göstermemişti. şimdi günah çıkarır gibi röportajlar veriyor, festival açılışında protesto konuşmaları yapıyorlar. emek sineması'nı sinemacılar da istanbul halkı da el birliğiyle yıkıma itti. hafızası olmayan, kültürel ve tarihi değerlerine sahip çıkamayan bir halktan bir cacık olmaz. şu an yapılan eylemleri de samimiyetsiz buluyorum... ben en azından arkadaşlarımla o sinemada festival filmlerini izledim. siz avm'lerde patlamış mısırlarınızı yiyin...