ciwan

Durum: 3217 - 0 - 0 - 0 - 06.01.2025 17:09

Puan: 64990 - Sözlük Kevaşesi

16 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

REWEND
  • /
  • 161

pisinge

pişo pişo çawa te kor biye pisike reşo * *derdi biri çocukluğumda yaramazlık yaptığım zaman o günleri hatırlatan yazar.hoş geldin.ona aldırma sen moskovaya gitmene gerek yok dünyanın her yeri bizimdir.biz insanlar ve siz kediler sınırları kaldıralım.

ya sev ya terk et

kendisi sevmemiş büyük ihtimal terk etmiş.haklısın wallahi sevilecek gibi değil artık bu eller.çikolatasına gurban olduğum alaman bizi de alır mı ola ?

israil

islamcılar yüzünden artık sevmeye başladım kendilerini.ben ki tüm devletleri katil olarak görüp bu minik ölesiye nefret ederken sempatik bulmaya başladım.kafalarına taş tüşse islamcılar bu ülkeden bilirler.madem bu kadar kötü ulan neden tüm tarımı bunların eline bıraktın sadece tarım olsa iyi ulan senin devletinin telekomu bunlara satıldı be huuu katil olan hani şu israil.ulan sen o ülke olmasa yemeye domates bulamıyacan lan.tüm tohumlar bu ülkeden geliyor aloo sesim geliyor mu?ulan senin van minütcü cumababan milyon dolarlık ticaret yapıyor gemicikleriyle bu ülkeyle alooo.ulan senin ülkenin tek ürettiği kaynak olan tarımın halini biliyormusun sen.büyük ihtimal bilmiyorsun dursana bir hikaye anlatayım terkedip gittiğin ülkenden.anadoluda bir ot vardır ona bizim oralarda cılban derler.bu otu hayvanlara yem yapmak için ekerler.kurutup kışın hayvanlara yedirirler.tarım bakanlığı 5 sene önce bir girişimde bulundu.bu otun yeşilini iyi paraya alıp köylüye ekmesini tavsiye etti.dediğini yaptı köylüler yeşilini sattılar bir kaç sene.en sonunda satacak cılban kalmadı çünkü hepsi yeşil olduğundan tohumluk ayrılmadı ve yenisi yetiştiremedi.hayvanlara yedirecek dahi kalmadı.peki ne yaptı köylü gitti hazır yem aldı.beleşi varken gitti hazır yem almaya başladı.çünkü artık yetişmiyordu bu ottan.o hazır yemi kim satıyor bil bakalım.evet milletvekilinin akrabaları.peki nerden ithal ediyorlar o yemi.aha bu ülkeden.başımıza her türlü bela getiren bu ülkeden.

bu minik hikaye sadece benim bizzat dinlediğim.bunun gibi binlerce hikaye var daha.o katil israil senin ülkeni mahkum etti kendine.hemde yöneticilerin tarafından.ama helal olsun o ülkeye böyle salak bir millet zor bulunur.hak ediyoruz.hikayenin geçtiği anadolu ilinde son seçimde birinci parti kim çıktı tahmin et bakalım.evet çok sevdiğin o parti birinci.hayvanlarına yedirecek yem dahi bulamayan köylü yine onu seçti.neden çünkü israile van minüt dedi.hey maşallah be!müslüman aleminin sesi sesi.....

pkk ya terörist diyebilen kürt

sayıları hayli fazla olan kürtlerdir.köprü uçurup hastaneye gidemeyip ölen insanlar,bağış adı altında haraca bağlanan zenginler,çocuk vergisi adı altında zorla alı konulan çocuklar,yas ve protesto bahanesi ile kapatılan kepenkler,öz yönetim adı altında kurulan mahkemelerde sırf ailesinden biri dağda yok diye haksız bulunup ceza kesilenler,örgütten ayrılmak isteyip infaz edilenler,dağda olan yakınlarına bilgi vermemeleri gibi nedenlerle.sen terörist dersin öbürü halk savunma birliği gerillası der.kelimelerin manası yok.bazılarıda devlete işgalci,katil,tecavüzcü der.insanlar düşmanını her şekilde tanımlayabilirler.devlet faili meçhullerde adam öldüren, diyarbekir zindanlarında bok yediren,genç kızları sorgudan sonra tecavüz edip öldüren,dilini yasaklayan,atalarını dere kenarında toplayıp tarayan birisidir bazılarının gözünde de. ama ortak nokta hepsinde ölümdür. ister devlet ister pkk olsun ölümle eşittir kafalarda. ölen askerlerin yakınları için de artık pkk ve onun nezdinde tüm kürtler katildir.ölen pkklilerin yakınları için devlet yine katildir.
her bokta olduğumuz gibi bu konudada asla empati yapmayız.takım tutar gibi koruruz inandıklarımızı.haksız olsa dahi anamızı,kardeşimizi,partimizi,arkadaşımızı savunuruz inatla.değişmeyiz değişmeye çalışmayız çünkü.biz savunurken yine biz ölürüz savunduklarımızın yoluna.ölenler zaten hep şehittir.asker ölür şehitler ölmez denir pkkli ölür şehid namırın denir.ama askerde pkklide ölür.bu dünyadan daha yaşama doymadan giderler.kalanlar vicdan mastürbasyonu yapıp hayatına devam ederler.aslında kimsenin de umrunda değildir.sorsan 2007'de ölen askerin adını bilmez,sorsan bu saldırıda ölen pkklinin kod adını bilmez.ama yinede utanmaz daha savunmaya devam eder onları öldürenleri.nasıl olsa klavye başında facede tvitır da profilini siyah yapıp göstermiştir üzüntüsünü.işin aslı öyle değil canlar.işin aslı ölüm bok gibi bir şey geride kalanlara.bir ömür insan bununla yaşar.30 senedir şehit-bayrak-vatan-allah-cennet-millet-gerilla-şehid-tekoşin-azadi-serok-kürdistan-direniş-heval-önderlik muhabbetleri.30 senedir iki halkın çocukları ölüyor.sonucunda ne kürdistan kuruldu nede kürt sorunu çözüldü.şimdi çıkıp birileri anadil kazanımı,kürt halkının tanınması falan fıtık diyecek geçsin o işi.30 senedir bir bok kazanmadı kürt halkı kaybettiği ise çok fazla.türkler içinde durum aynı ne kardeşlik inşa edildi nede beraber yaşama şansı yakalandı bu kafayla giderlerse daha çok ölmeye devam edecekler.ya oturun konuşun yada ayrılın sonsuza kadar.artık kimse ölmesin toprak parçaları ve bezler için. toprak insandan daha değerli değil.

recep tayyip erdoğan

bu adam bizi ölüme alıştırdı.14 asker ölmüş ben hala traş olup olmamak konusunu düşünüyorum.normal insan bunu düşünmez normal insan üzülür ve uyuyamaz.fakat her gün ölen asker haberini o kadar kanıksadık ki hımm allah rahmet eylesin deyip bok gibi hayatımıza devam ediyoruz.az önce bide ölen askerlerin babalarına karaktersiz demiş.5 çocuğum var beşide bu vatana feda olsun demiş.ama oğluna çakma taşak kanseri raporu aldı.taşak kanseri olan admaın sonra çocupu falan oldu tabi.ağzı ölğm dili ölüm.söylemek kolay tabi ona nasıl olsa kendi çocukları 2345 koruma ile geziyor.
dediğim gibi bu adam bize ölümü normalize etti.ölen 14 asker ki daha fazladır unutulup gidecek seçim telaşından.ölenlerin ailesi içine bir ömür ızdırap.ızdırap olduğunu yakından biliyorum dayı oğlum kuzey ırakta askerliğini yaptı çatışmada yaralanınca terhis oldu kafayı yedi.hala düzelemedi.
allah sana uzun ömür versin uzun adam.allah sana bu dünya da tüm acıları yaşatmadan almasın canını.

esiyor

sabah yelinin sahibine şükür esiyor.dedemin dediği gibi es rüzgar es kürdün bağrına bağrına.


*

ayı sözlük

son olaylardan sonra tüm sosyal medya gibi çekilmez hal alacak eminim.kan ölüm nefret görmek bilmek duymak istemiyorum.

çözüm süreci

bir bok olmayan süreç.pkk bu arada iyice güçlenip silah biriktirdi.hükümet çatışma olmadığı için diğer kürtlerin oyunu aldı.her iki tarafta kazandı aslında.şimdi iki tarafta birbilerine gücünü göstermeye çalışıyor.olan iki halkın zavallı çocuklarına oluyor.ölen gençler birilerinin gücü uğruna ölüyorlar.pkkliler dersim şehir merkezine saldıracak kadar kafayı sıyırmışlar artık.izledim görüntüyü daha silah tutmasını bilmiyor gidip 300 polisin olduğu yere saldırıyor.sonucuda belli zaten ölüyor.askerlese ayrı acı zaten.hadi pkkli gönüllü gidiyor onlar gönülsüz zorla götürülüp dağlıca gibi ölümün kesin olduğu yere bırakılıyor.
allah belalalrını versin ne diyelim ölenlere sebep olanlardan.mecliste veya kandilin yüksek mertebesinde olanlara bişey olmaz çocuklarıda olmaz.ölen fakirin çocuğu.

6 eylül 2015 pkk dağlıca saldırısı

hay senin 400'ne ya hala 400 diyor.ulan verin şuna istediğini yoksa ülkenin yarısı ölecek.senin askerin ana kuzuları öldü lan orda ne millevekilinden bahsediyorsun.baş kamutan diyor ki:verin bana istediğimi askerlerimi yoksa öldürürüm.allah belanızı versin ikitidar hırsınız yesin başınızı emi.seçimden önce bu kadar saldırı varmıydı kaç asker ölüyordu.ulan o dağalrda o yollarda kaç kere geçtim gezdim.herkes hayatından memnundu ne olduda aniden savaş hortladı.ölen herkesin kanı bunun ve bunu destekleyen herkesin elinde.daha seçime 2 ay var kaç kişi ölecek bakalım.


http://webtv.hurriyet.com.tr/haber/c_119...

dutchbear'ın sözlükten uçurulması kampanyası

akşama kadar kürde aleviye feminen eşcinsele küfür ediyor bu adam.mum söndüren aleviler pis kürtler adını batıran feminen eşcinseller var bu sözlükte ona göre.bende çıkıp namussuz sünniler barbar türkler şerefsiz maskulen geyler şeklinde yazılar yazsam acaba kaç kişi uçurulmamı ister.büyük ihtimal çoğu kişi ister.standart türkiye toplumunun çoğunluğunu oluşturan kesim bu sözlükte de hayli fazla.düşünce özgürlüğü ve hakaret arasında çok ince bir çizgi var.lakin birilerinin söylemek isteyipte söyleyemediği şeylerin sesi bu adam.uçurulmasını istemeyenler acaba bu arkadaşa yaptığının çok kötü bir şey olduğunu söyledimi ? renkmiş,hep aynı düşünce olması sıkıntılıymış falan filan hepsi bahane.sözlüğe hakim bir düşünce veya siyasi görüş yok.herkesin ayrı bir çizgisi var.uçurulması umurumda değil ama eğer o adam aleviye kürde diğer azınlığa hakaret ederse bende daha önce yaptığım gibi ona küfür ederim tabi düşünce özgürlüğü kapsamın da.

bitch better have my koli

sevgilisi elinden alınmış bir nigga lubunyanın tehdit sözü.

aşırı gizli gaylerden nefret etme sebepleri

toplumun değer yargılarına hassasiyet içerisin de yaklaşmak bulunduğumuz konum açısından asla bir kazanım sağlamaz.zaten bizi öldüren ötekileştiren bizzat toplum denilen şeyin hassasiyetleri.toplum asla bizi ay siz çok çektiniz alın haklarınızı demez demeyecektirde.lgbt haklarının doğuş yeri olan amerika da stonewall isyanı toplumun hassasiyetlerine bir isyandı zaten.polisin ve onu destekleyen toplumun baskılarına artık dur demek için bir barı ölümüne savundular ve hikaye o şekilde başladı.
toplumun efendi görünümlü,iyi bir işi olan,erkeksi,makyaj yapıp kadın kıyafeti giymeyen eşcinselleri kabul etmesi sanıldığı kadar kolay değil.eşcinsellik onların gözünde dine-topluma açık bir savaş ilanı.onlara yaranmak adına yapılacak her şey bir nane kazandırmaz bize.heteroseksüele yaranmak için veya onlardan hak dilenmek için mücadele etmiyoruz.biz kimsenin onayı veya kısıtlaması olmadan yaşamak istiyoruz.sokakta rahat yürümek,işimizden atılmamak kısacası yaşamak istiyoruz.bunun için mücadele ediyoruz.bakın kelimeyi iyi anlayalım mücadele hak dilenciliği değil.eğer heteroseksüellerin onayı beklersek inananın bin yıl bekleriz.
kadınsı ve aşırı marjinal eşcinsellerin sizi temsil etmesini de istemiyorsanız,sizde açılın ve topluma ;bakın hepimiz onlar gibi kıvırtan fuhuş yapan insanlar değiliz.bakın bana bende gayet normal! bir insanım diyerek mücadelenize devam edebilirsiniz.onur yürüyüşünde sözlük olarak katıldığımız da aramızda hi kimsenin marjinal bir hali yoktu.gayet sıradan giyimli tiplerdik ama orda marjinal marjial olmayan herkes adına yürüdük.sizler feminen,trans ve marjinal eşcinselleri ayrıştırıp ötekilerseniz gün olur onlarda size aynısını yapar.unutmayın toplumun gözünde hepimiz aynı bokuz siz maskulen görünümlü olmanız hiç bir şeyi değiştirmiyor.ayrıca eğer hak istiyorsan bunu dilenerek değil mücadele ederek kazanabilirsin.

iki erkek arasında aşk olamaz

aşkı bilmeyen ibne hezeyanı.aşk her şeyin arasında olur.anne çocuğuna,kadın erkeğe,erkek kadına,kadın kadına,insan kedisine,sufiler allaha aşık olur.bu şekilde aklı fikri kolide olan ibneler tabi anlamazlar.insanlar bilmedikleri şeyi anlamaz.

aşırı gizli gaylerden nefret etme sebepleri

açılmak veye açılamamak kişinin kendi hür iradesine bağlıdır.lakin açık olanları aşağılamak,lgbt mücadele edenleri terörist-allahsız-dinsizler diye hakaret etmek neyin kafası anlamış değilim.onur yürüyüşünde bunu iyice görmüş olduk.bir çok gizli eşcinsel açık olup eylemlere katılan insanlardan nefret ediyor.argümanları ise evlere şenlik:bizi kötü gösteriyorlar toplum buna hazır değil.aslında psikolojik alt yapısı gayet anlaşılabilir.kıskançlık evet onlar açık insanları kıskanıyorlar.isteyip de yaşayamadıkları hayatı,özgürce dans ettikleri,ultra absürt giyindikleri,varlıklarını cihana duyurmaları onları deli ediyor.şahsen açık bir eşcinsel değilim.lakin açık olanlara ve feminen eşcinsellere hayranlığım fazla.ölümü göze alıp bu memlekette eşcinsel olduğunu belli edip açıklamak her babayiğidin harcı değil.gizli eşcinsellik bir tercihin yaşanması.haliyle kimseyi açılmaya zorlayamayız.lakin en azından bir yerlerde bir şeyler yapan insanları desteklemeyip köstek olmak çok ahlaksız bir davranış.onur yürüyüşündeki pankartı paylaşıp altına yüzlerce hakaret yorumu giren ibneler var hala ülkede.aslında lgbt aktivistlerin ilk hedefi işte bu ibnleri yola getirmek.zaten bir olursak heterolar sıkıntı değil.

boysan yakar

bir mücadele insanını kaybettik.görünürlüğümüzü artıran biriydi kendisi.allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun yiğit adamın.

homojen dergi

emeğinize ellerinize sağlık.o kadar profesyonel ve dolu dolu ki sanki e dergi değil basılı dergi.emek veren herkes, canı gönülden tebrik ederim.

eşcinsel evliliğe izin vermeyen memurun tutuklanması

amerikada meydana gelen ben garip ortadoğu ülkesi ibnesinin kafasının almadığı hadise.efendim memurumuz homofobikliği yüzünden bir eşcinsel çiftin nikahını kıymıyor ve anayasal hakkı gasp ettiği için devlet evet devlet tarafından hapse atılıyor.yüce rabbim hep amerigaya veriyor böyle güzellikleri.şu garip müslüman kullarına da nasip edersin inşallah.

http://www.radikal.com.tr/dunya/escinsel...

halk eğitimi merkezi

annemin okuma yazma öğrendiği başarılı öğretim kurumu.eğitimi ortalamanın üzerindedir.içinde bazı meslek edindirme kurslarıda gayet işe yarar.

göbeği içeri çekmekten fıtık olmak

yakında başıma gelecek hadise.allah korusun böyle bir gün hem kasılıp hem göbeği içeri çekerken yürürken aniden fıtık olup kıvranıcam yerlerde.

hoşlanılan beyin eli götünde iş makinası çalışması seyretmesi

bünye de ufak bir şaşkınlık yaratsada sonra ne kadar halktan ve sade diye mutlu olabilirsin.milli sporumuz iş makinası ve inşaat izlemek sonuçta.
  • /
  • 161

işsizlik

işsizlik olgusundan çok başka şeyler konuşmamız gerektiğine inanıyorum. sözlüğü okuyan var mı yok mu bilmiyorum ama kendi düşüncelerimi yazmayı seviyorum.
öncelikle ben z kuşağı dediğimiz 1996 - 2015 doğumlu olan tayfadanım. 2000-2005 aralığında doğdum diyebilirim. gerçek yaşımı gizlilik nedenlerinden dolayı vermek istemiyorum. ailede 3. nesilim ve ilk nesil anneannem ve dedemdi 0'dan başladılar.

annneannem yunanistan göçmeni, dedem ise anadolunun bir köyünden ıstanbul'a göçmüş ailesiz, köksüz bir adamdı. babannem de yine annesiz ve babasız kalmış, istanbula göçmüş bir kadın, dede ise yine genç yaşında iç anadolundan biryerlerden ıstanbul'a gelmiş bir adam. yani kısacası genel aile yapısının sosyoekonomik yapısı ve eğitim seviyeleri anlaşılabilir. anneannem tütünde çalışmış, dedem pazarcılık, limonculuk ve belediye kanalizasyon işinde çalışmış. annemler üç kardeş. annem tek lise mezunu olan kişi kardeşleri arasında. yani kısacası ailenin genel sosyoekonomik ve eğitim seviyesi anlaşılabilmiştir diye düşünüyorum. baba tarafında da benzerlikler söz konusu.

ilk okul dönemlerimde ve ortaokul dönemlerimde mesleklere, paraya hayata dair pek bir düşüncem yoktuç ot gibi okula gidip geliyordum. kendi çapımda başarılı bir öğrenci olsam dahi yeteneklerimi yoğun bir şekilde geliştirmek adına çeşitli pratikler yapmıyordum. ana hedefim yüksek notlar almaktı. aynı zamanda kendi çapımda resim çizerdim, kitap okurdum. annemin çeşitli yönlendirmeleri doğrultusunda iyi bir öğrenci olmak kafama kazınmıştı ve genel olarak bana emek veriliyordu. (yeterli, yetersiz, faydacı kısmını konuşmuyoruz ki birçok şeyin yetersiz kaldığını zaten biliyorum) ellinden geldiğince diyelim bu emek kısmına. lise mezunu bir kadından, kendi kendine bir şeyler yapmayı deneyimlemiş, orrtalama bir zeka seviyesi olan, ailesi tarafınan çok da desteklenmemiş bir kadın ne kadar yapabiliyorsa artık.

lise ilk iki yılım yine kafam kuma gömülü bir şekilde devam ettim ama onbirinci sınıfta alan seçme muhabbetleri başladığı noktada kafamı kumdan çıkarttım ve gerçeklikle yüzleşmeye başladım. hayatın başından beri bana anlatılan şey memur kafasında şuydu; iyi bir lise, iyi üniversite, staj, meslek sonrasında para, kariyer, seyehat aile filan falan. klasik hikaye bildiğiniz gibi. benim onbirinci sınıf dönemimde işlerin hiç de böyle olmadığını anladım. ülke ekonomisi boka sarıyordu, kimse yaptığı işten memnun değildi, üniversiteler saçmalamaya başlamıştı, işsizlik hat saffadaydı. dünya zaten sonbirkaç senede çok hızlı bir şekilde değişti. sanayi devrimi yaşandı bitti. şuanda başlıbaşına bambaşka bir devrimin içindeyiz. yapay zeka devrimi.

sanayi devrimi sonrası fabriaklar kuruldu, işlerde çalışıldı, üretimler yapıldı, birkaç parça varlık edinilindiyse edinilindi.(anneannem, annemlerin dönemi) ve şuanda dünyada birçok farklı sektörde tokluk var. her şey zaten çok sayıda üretildi, yapıldı, hatta şuanda dünyada herkese yetecek kadar giysi de olduğu söyleniyor ama hepsi ya depolarda ya da imha ediliyor çünkü marka değerleri bozulmaması lazım. kapitalizm 101.

yapay zekanın gelişi ile birlikte bazı meslek alanları daralmaya başladı, insanalar işssiz kalmaya başladı. ve gelecekte bu durum daha da artacak gibi duruyor. yetişkinlerin hayal ettikleri plan ellerinde mi patlamaya başladı, götümüzde mi patlamaya başladı bilmiyorum ama dünya genelinde iyi bir noktaya ilerlemediğimiz çok açık ve net.

fakirler, zenginler için çalışır durumda. her şey parayla ilgili ve ucuz olan her şeyde aslında ürünün bir parçası da sensin. ucuz ye hastalan, ilaç al iyi olmaya çalış, ilaca paran mı yetmiyor? kredi çek, ilaca öde stres yap çünkü kredi borcun var daha çok hastalan ve sistem içerisinde daha çok çalış ya da yerinde say. basic slaverity system. bunları tek gören kişi ben miyim diye düşünüyorum ama bu konularda hiç konuşmadığımızı farkediyorum.
kendimi bazen koca bir matrix içerisinde hissediyorum. apartmanlara kapatılmış, zamanında şehirlere daha konforlu bir yaşam için göç etmiş, bir şekilde gelmiş minik fareler. her şey para ile ilgili. "güzel" üniversiteler okumak istememizin sebebi akademik kaygılar, bilim üretmek, akademiye katkı sunmak vb değildi birçoğumuzun, özellikle sosyoekonomik dargelirli ailelerin çocukları bunları ana hedef olarak arzuyabildiklerini düşünmüyorum(arzulaynlar vardrı tabii ki ama istisna olduğuna inanıyorum) daha karnını doyuramazken, kitap alamazken, şuradan şuraya nasıl gidecğinin hesabını yaparken, üşürken, hastayken herhalde dünyaya bilim getireceğim, sanat getireceğim derdi ve motviasyonu ile kimse tutuşmadı. birçok kişinin ana motivasyonu ki doğal olarak daha iyi yaşam standartlarına sahip olmaktı. o okulların, işlerin, mesleklerin arzulanmasının sebebi de temel olarak bununla ilgili "daha iyi yaşam standartlarına sahip olmak enazından temel seviye" ki temelden kastıma hala birçok kişi ulaşabilmiş değil. karnımız doyuyor, kiramızı ödüyoruz, işe gidip geliyoruz çok şükür rabbime bir temel değildir. temel işsiz kalma korkusununun ortadan kalktığı noktada ve 3 yıl işssiz de kalsan hayatında ve standartlarına bir şey değişmeyeceği noktada başlar...

şehirlere hapsedildik, köyler boşaltıldı ve yoğun bir şekilde plansız bir şekilde kentlere göç yaşandı. herhangi bir mal varlığın yoksa sıçtın ki bazı insanlar görüyorum bu konuda sıfır noktasındalar. anadan, babadan kalacak bir şey de yok ortada.
çok sevdiğim bir alıntı var;
"baban seni memum yapabilmek için tarlarınını sattı, sense şimdi kirasını zarzor ödediğin odanda, dokuz beş hayatında kendi küçük toprak parçanı hayal ediyorsun"
koca bir trajedi! koskocaman bir trajedi içerisindeyiz. aklım almıyor, büyük bir trajedi bu.

iş alanları daralıyor, mal, mülk edinmek eskisinden çok daha zor ve asgari ücretle mal edinilebileceğini düşünmüyorum bile. bu artık bir hayal, koca bir hayal. hükümet hiçbir zaman yanınızda olmadı sefil halk. memurluk seksi bir şey değildi, hiçbir zaman da olmadı.
olayın bime, a101'e, burgerking, mcdonalds a girmek olmadığını, bilmem nerde baristalık, garsonluk olmadığını biliyorum. üniversite mezunu olmak bir işe yaramıyor. her şey tamamen seninle ilgili, çevrenle ilgili, ailenle ilgili, şansınla ilgili... iş sahibi olmak için bile paranın olması lazım. meslek sahibi olmak için bile paranın olması lazım. zenginler daha çok zenginleşiyor ve fakirler daha çok fakirleşiyor.

şehir hayatında, birikimsiz ve tek başına işssizlik çok berbat bir şey. deneyimlemedim ama hayal edebiliyorum. aile evinde olan işssizlik de bence oldukça zor. uzun süre sonra gelen değersizlik ve bir işe yaramıyormuşluk hissi heleki yaş ilerideyse oldukça sıkıcıdır eminim ki. e okul okuduk kendimize göre bir şeyler yaptık? her şey mi yetersiz düşüncesi can sıkıcı olabilir.
toprağı işlemeyi bilmiyoruz, kendimizi beslemeyi bilmiyoruz, ağaçları bilmiyoruz, hayvanları bilmiyoruz. o meta işimizi kaybediyorsak marketten yemek dahi alamıyoruz. bu normal mi ? kendimizi nasıl besleyeceğiz? ölmememiz lazım!! köylere dönüş ve yeni köylerin düşlenmesi gerektiğine inanıyorum. herkes yeni şehirler düşleyelim diyor. hayır kardeşim, yeni şehir filan düşlemek istemiyorum ama. şehir zaten yapısı gereği insan yaşamına uygun bir alan değil. başta zaten estetik yok edildi. kare kare, gri, toprak tonları apartmanlar, parksız yeşilsiz yerler. beyaz çirkin florasan ışıklar, alışveriş merkezleri. konfor bence bu değil.

ben bunları görüyorum, hissediyorum ve anlıyorum. köy yaşantısı çok kolay, muhteşem harikadır demiyorum ama iyi planlanırsa keyifli olabilir diyorum. hiçbir şey bilmeyişimin eksikliğini de yaşıyorum. hayvana dair bir şey bilmem, ağaca dair bir şey bilmem, ota dair bir şey bilmem. doğada birçok farklı ot var yenilebilir, pişirilebilen. hiçbirini bilmiyoruz mesela. elime kazma kürek almamışımdır mesela, ev yapmayı bilmiyorum mesela. teknik beceri isteten şeyleri bilmek şart. bence bir erkek olarak bunlar çok büyük eksiklikler. atalarımız ev yapıyormuş, avlanıyormuş, ateş yakıyor, pişiriyor, inşa ediyormuş aile kuruyorlarmış ya . ki biz daha kendi evimizi inşa etmekten, kendi yemeğimizi yetiştirmekten aciz yaratıklarız. laptop başına geçmiş kambur bir şekilde entry giriyorum mesela.

insanlık çok yoğun bir şekilde asimile edilmiş durumda ve kölelik sisteminin içine çekilmiş durumda. çıkış yolu arıyorum? neler yapabileceğimi düşünüyorum, ortalama insan ömrü 90 yıl.
ilk 20 çocukluk vb, biraz büyümek
20-30 bir şeyler i oluşturmayı deneyimleme hali. şansliysanız 24 gibi bir şeyler yapmaya başlamışlık.
30-40 neler oluyor lan, ben napıyorum, naptım napıcam hali
40-50 biraz daha olgunluk, geçmişin meyvelerini yeme ya dahesaplaşma
50-60 biraz daha sakinlik huzur arayışı, amelelik için uygun yaşlar değil.
60-70 dinlence, eğlence hayat geçti bitti
70-80 çeşitli yaşlılık halleri, wise bir adamsanız wise manlik yaparsınız yoksa kimse sizi siklemez
80-90 dedelik!
90-100 daha ne yapasın yaşadın yaşayacağını!

tabii bu anlattıklarım kişiden kişiye de çok değişkenlik gösteriyor. aile faktörü çok önemli, çocukluğu ve gençliği nasıl deneyimlediğimiz, miraslar ve mal varlıkları, arkamızda birileri var mı yok mu, yaşanılan ülke ki avrupa ülkeleri belirli bir finanssal stabilite sağlasa dahi geçmiş yıllarda orada da zengin olamazsınız. devlet kontrolü daha çok üzerinizdedir, iş kurmak, fabrika kurmak vıdı vıdı çok da kolay değil.

olay her ne kadar işssizlik olsa dahi, zaten yapılmaya çalışılan şey bu insan denilen canlıyı sistemin içerisinde tutmak, sistemin içerisinde iyi bir fare değilse de ölmesini sağlamak, değersiz hissettirmek, hasta etmek, her türlü dış uyarıcı ile kolay bir şekilde buluşturmak ve daha çok hasta etmek, derin hipnozda ve uykuda kalmasını sağlamak. kısacası kendinizi suçlamayın ve elinizden gelenin en iyisini yapın. sistemi değiştiremiyorsanız dahi, sistem sevicilik yapmayın ve o sikindirik işlerinizi birer başarı ile gibi göstermeyi bırakın. kimseyi yargılamayın. bu süreçleri atlatmış olduğunuz noktada da ki atlatırsanız bir yaralı parmağa işememezlik yapmayın. olay tamamen mental.

aileye açılmak

boşvermişlik psikolosine batık olduğum zamanlarda yapmayı düşünmüşlüğüm olan eylem. ama iyi ki yapmamışım. tavsiyem de yapmamınız yönünde. hatta sadece aile değil, hiç kimseye açılmayın. hiç kimseye güvenmeyin. açılınca belki kabulenirler, beni ben olduğum için severler falan filan... bu noktada da şunu söyleyebilirim: ne ailenizden, ne hiç kimseden, ne de hayattan bir şey bekleyin. mevcut durumunuzla kabullenin aile ilişkinizi, her şeye rağmen, hayatta yalnız olduğunuzu bilerek mutlu olmaya çalışın.

ha tabii bunlar sadece benim tavsiyelerim. her insanın gerçekliği, yürüdüğü-yürüyeceği yol farklıdır. ben sadece kendi gerçekliğimden bahsettim o kadar.

edit: madem o kadar hiç kimseye güvenmeyin falan dedim, neden kimseye güvenmediğimi de olaylar üzerinden anlatayım. ilki lise son sınıfta aşık olduğum çocuğa açılmam şeklinde oldu. o da beni sevmiyor olsa bile, en azından gidip de bunu millete yaymaz diye düşünmüştüm. sonuçta o ağırbaşlı, iyi mi iyi kalpli, sincap gibi bir insandı. ama ben ona açıldıktan yıllar sonra beni kuzenlerine ifşalayıp, maskara etti. aslında ben de seni seviyordum minvalinde şeyler yazmıştı ki, meğer beni oynatıyormuş. en büyük rüyam gerçekleşti sanırken gerçeği öğrendim. üstüne bir de etmediği hakaret kalmadı. telefonda resmen nefret kustu. "insan arkadaşım dediği insana o gözle bakar mı?" demişti ki, umarım aynısını bir gün bir kız ona söyler. aynı hakaretleri eder, aynı şekilde aşağılar...
ikincisi de çok yakın olduğum bir arkadaşım üzerinden gerçekleşti. kendisi zaman zaman çok samimi davranırdı. hatta samimiyet falan biraz masum kalır, baya baya oynaştığı zamanlar olurdu. sonradan öğrendim ki myjudas bana yavşıyor gibisinden şeyler yayıyormuş ortamlarda. arkamdan tek atıp tuttuğu da bu değil tabii, hemen her konu da arkamdan attırıyormuş. bu söylediğim insan da herkesin çok efendi, dürüst, güvenilir bildiği biri. herkes bir yana ben de yıllarca öyle biri olduğunu sanmıştım. ama hayat işte acı gerçekleri yüzünüze böyle böyle çarpıyor.

leila's brothers

saeed roustayi'nin yazıp yönettiği 2022 yapımı iran filmi. tam anlamıyla bir ortadoğulu aile draması. ortadoğu toplumlarının neden bu kadar acı çektiğini çok iyi özetliyor. kız çocuklarının erkek çocukları kadar değer görmediği, “itibardan tasarruf edilmeyen” ama geleceğin göz göre göre heba edildiği, aile içinde bile güven ve dayanışmanın olmadığı, yalanların hakim olduğu bir düzen... böylesine kırılgan bir yapının, trump’ın attığı bir tweetle sarsılması ise çok tanıdık.

fragman:
https://youtu.be/AVyl6MX985k?feature=sha...

tek yön

taksim'deki gay club. daha önce şahika ve bigudiye gitmiştim ama tekyöne ilk gidişimdi ay bence fazla pahalı :( 530 lira giriş parası ödedik 100 lira vestiyer 33lük bira 360 gibi uçuk bi rakamdı. yani müzikler şovlar eğlenceli ama değer mi emin değilim. bi de pasifleri de aktifleri de maskülen, benim gibi zırıllara ekmek yoktu asdasdad ay hafif göz makyajıma bile beyaz tüylü eleman evde kalmış makyajı demesin mi... ay o güvenlikler gece rüyama girsinler asjdasd kapıda gülüp pas veren esmer içerde tek pas vermiyor ama gidersem tekrar vestiyerdeki laçonun numarasını almaya giderim ama gitmeye gerek yok ya

doktor sevgili

denendi %100 çalışmıyor.

müstakbel 2 dr. sevgili adayı daha var yolda, diğerlerini deneyip en kısa zamanda onlara dönüş yapacağım hacı abi.*

(bkz: çöp ego)

(bkz: üzerinden dr sıfatını alınca geriye bir bok kalmıyor)

zevk alınan ufak sapıklıklar

ankara oyun havası dinliyorum.baya etkili bir meditasyon.depresyondan çıkarıyor. tavsiye edilir.

elit gay kriterleri

ocak 2025 itibariyle kanun hükmünde kararnameyle kriterler yenilenecekmiş. kulislerden aldığımız bilgilere göre iphone dışında telefon kullanan arkadaşlar artık elit gay sayılmayacakmış. ha zaten sayılmıyordu da bu sefer kesinmiş. süre de uzatılmayacakmış. o android telefonu gözünüze mi sokarsınız yoksa krediyle iphone olayına mı girersiniz bilemiyorum. olmadı yurtdışından getirip 6 ay sonra kapanan ihponelar var onları da deneyebilirsiniz. neyse elitlik zor. ben emekli cd olduğum için kategori dışıyım.

heidi

çocukken çok dikkatimizi çekmese de, isviçre'nin utanç veren sözleşmeli köle çocuk işçiler sisteminde hayat süren bir çocuktur.

(bkz:verdingkinder)

https://www.akasyam.com/yazi/avrupanin-c...

Toplam entry sayısı: 3217

hoşlanılan erkeğin kadınsı çıkması

kazığa oturtulup cümle alemi ibne için yakmak gerekir bunu.hatta ergen yeni nesil ibneler için masal yapıp hikayesini ders olarak okutmak lazımdır.çünkü kadınsı olduğu için bizi elaleme rezil eder çünkü biz harbi erkeğizdir götümüzü ancak bir erkek sikebilir.zaten biz gey bile değiliz heteroyuz ama ibne sikiyoruz.e mubarek adam hepimizin içinde dışında bilumum yerlerinde kadınsılık yokmu var.iki ibne birbirini gördüğünde abla naaaaber demiyomu diyo.tanışma esnasın da sikinin büyüklüğünden kıllarına kadar sormuyormusun soruyosun.aktifim gay değilim diyenlere ibnelik dersi verirken niye tüm homofobilkiğini kadınsı eşcinsellerden çıkarıyosun.ha tutmaz yatmazsın orası ayrı ama kendi türünü bukadar dışlaman ne demek oluyor.
*

çok yediği halde kilo alamayan gay

ikbal uzuner ayşenur halil cinayetleri

bu olay bana yaşamimiz boyu ölüm ile kolkola yürüdüğümüzü hatirlatti. ayni o kız gibi bizi de sorgusuz sualsiz var oluşumuzdan dolayı oldurecek binlerce insan var dışarda. empati yaptığımdan mıdır nedir çok üzüldüm.
bizler bir nebze olsun alışkınız oldurulmeye, işten atılmaya, bize karşı işlenen suçlarda adaletin uygulanmamasina.
sıra kadınlarca geldi artık.

keşke penisim olmasaydı denilen anlar

penisin fermuara sikisdigi anlarda.
aboo dunyanin en kotu ani.
mevlam gokte ucan kusa vermesin.

ana dilde eğitim

türkiyede çok tartışılan,devletin kendi vatandaşından çok gördüğü haktır.olması durumun da bölünmeyiz,dağılmayız iç savaşta çıkmaz.aksine bizi birbirimize daha sağlam bağlarla bağlar.dünyanın bir çok ülkesinde uygulanmaktadır.
o ülkeler:
almanya
almanya’da bazı eyaletlerde ilkokuldan başlayarak haftada 3 ila 5 saat zorunlu anadili dersleri verilmektedir. dolayısıyla 1980′li yıllarda yaygın olan çocukların almanca’yı iyi öğrenebilmeleri için anadillerinden yoksun bırakılmaları fikri artık savunulmamaktadır. ülkede 'ulusal uyum planı’ adı altında çiftdilli eğitimin gerekliliği yaklaşımı kabul edilmiştir. bu amaçla ortaokulun ilk yılından itibaren uygulanacak olan 'karşılaştırmalı dil eğitimi’ modelleri geliştirilmiş ve denenmeye başlanmıştır. bu modele göre haftada iki saat türk ve alman öğretmenlerin bir arada girebilecekleri dersler düzenlenecek ve her iki dilin de karşılaştırmalı öğretimi uygulanacaktır.

çin
ülkede çok sayıda farklı etnik grup bulunmakta ve yaklaşık 140 farklı dil konuşulmaktadır. ülkenin çoğu memur dili anlamındaki mandarini konuşmaktadır. ülkenin resmi dili çince’dir. ülke anayasasında azınlık dillerinin korunması ve geliştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. 1984 yılında 'ulusal azınlıkların bölgesel özerkliği yasası’ çıkarılmıştır. bu yasayla bölgesel özerklik, bölgedeki dilin korunması ve geliştirilmesi gerektiği belirtilmiştir. özerk bölgeler, o bölgedeki eğitim dili hakkında karar alma yetkisine sahiptir. azınlık mensubu öğrenciler kendi anadillerinin yanı sıra çince’yi de öğrenmek zorundadırlar.

güney afrika
bu ülkede eğitimde anadillerinin kullanılmasıyla ilgili yeni politikalar, son verilen ırkçı rejimle doğrudan ilgili olmuştur. 1993 anayasası dile temel bir insan hakkı olarak bakmış ve çokdilliliği ulusal bir zenginlik kaynağı olarak ele almıştır. bu anayasayla birlikte ingilizce ve afrikaans dilinin yanı sıra dokuz farklı afrika (yerel/kabile) dili resmi dil olarak kabul edilmiştir. irkçı eğitim sisteminin ortadan kalkmasıyla birlikte çokdilli, çokkültürlü öğrenciler üniversite ve diğer okullarda bir arada öğrenim görmeye başlamıştır
güney afrika’da eğitimin ilk beş yılı çocuğun kendi anadilinde yapılmakta, ardından da ingilizce, fransızca ya da portekizce ile devam edilmektedir.

bolivya
bolivya’da 1994′de yürürlüğe giren eğitim reformuyla eğitim sisteminin kapsamlı bir şekilde dönüştürülmesi amaçlanmıştır. bu doğrultuda ülkede ispanyolca’nın yanı sıra bolivya’nın 30 yerli dili bütün okullarda hem dil dersi hem de öğretim dili olarak kullanılmaya başlanmıştır

isviçre
isviçre, 23 kantonlu federal bir cumhuriyettir. ülkenin resmi ve ulusal dilleri, almanca, fransızca ve italyanca’dır. romans dili de ulusal dil olarak kabul edilmiştir. ülke kantonlarının sınırı, konuşulan dillere göre çizilmiştir. bazı kantonlarda tek dil, bazılarında da birden fazla dil kullanılmaktadır. isviçre anayasasına göre, bölgeler dillere göre ayrılmakta, diller eşit statüde bulunmakta ve azınlık dilleri korunmaktadır.

isveç
isveç 1976 yılında ev dili reformu’nu yapmıştır. bu reform, göçmen çocuklarının ikinci dil olarak isveç eğitim sistemine katılmalarını zorunlu kılmakla birlikte isterlerse kendi dillerinde eğitim hakkına sahip olduklarını yasal olarak kabul etmiştir. anadili öğretiminin amacı, aktif bir biçimde yani sözel ve yazılı olarak çocuklara çiftdilliliğinin kazandırılmasıdır ve kültürel kimliğin iki yönlü geliştirilmesidir. bu bakımdan isveç, kültür politikası ve çiftdilli eğitim açısından kıta avrupası’ndan farklı bir yapı göstermektedir.
isveç eğitim sistemi, evde konuşulan dili eğitimde de geçerli dil olarak kabul etmekte ve en az 5 kişilik grup oluştuğunda anadili öğretimi vermeyi belediyelere bir yükümlülük olarak şart koşmaktadır. anadili öğretimine ihtiyaç olup olmadığını saptamak üzere okullar her eğitim yılının başında ihtiyaç yoklaması yapmak zorundadır.
isveç’te 32 dil grubuna yönelik olarak anadili öğretimi organize edilmektedir. anadili öğretimi, haftada 2 saat olup öğleden sonra örgün ders saatlerinin dışında verilmektedir. anadili öğretimi dokuz yıllık zorunlu eğitim sürecinde en fazla yedi yıl izlenebilmekte ve bu eğitimin organize edilmesinde velilerin talepleri önemli bir rol oynamaktadır. evde konuşulan dil, anadili öğretiminde ölçüt olarak alındığı için kendi ülkelerinde ulusal ve resmi bir nitelik taşımayan dillere de eğitimde yer verilebilmektedir. sözgelimi kürt çocukları da bu çerçevede anadili öğretimi alabilmektedir.

israil
ülke nüfusunun büyük çoğunluğu (yüzde 82) musevi olmasına ve ibranice konuşmasına karşın ülkede oturan arap nüfusun (yüzde 18) konuştuğu arapça’ya özel bir statü tanınmıştır. resmi dil ibranice olsa da, arapça’ya eğitim ve kültür alanları ile kamu alanlarında özel bir statü verilmiştir. arap azınlık ilk ve orta öğretimde kendi anadillerinde eğitim alırken ikinci dil olarak da ibranice’yi öğrenmek zorundadır. yüzde 98′i ingilizce öğrenen musevilerin arapça öğrenme zorunluluğu yoktur.

hollanda
hollanda’da bütünleşme politikası ve anadili öğretimi yalpalayan bir gelişim çizgisi izlemiştir. hollanda 1980′de yabancıların kalıcı varlığını kabul ettikten sonra 1983 yılında yayımladığı 'azınlıklar notası’yla resmi görüşlerini kamuoyuna açıklamıştır. ülkedeki tüm azınlık gruplarının eşit ve tam gelişme imkanlarının olduğu bir toplumun kurulması amacı benimsenmiştir. bir yandan göç sınırlandırılırken öte yandan da azınlıkların entegre olması hızlandırılmaya çalışılmıştır. 1980′lerin ortalarından itibaren hükümet bir yandan anadili eğitimini saat olarak azaltmış, öte yandan işlevlerini yeniden belirlemiştir. her ne kadar anadili öğretimi haftada 2.5 saat olarak belirlenmiş olsa da, uygulamada bu eğitim bir ders saatiyle sınırlanmıştır. daha sonra anadili öğretimi kendi başına bir amaç olmaktan çıkarılmış ve ikinci dil olan hollandaca öğrenimini destekleyen bir 'araç dil’ haline getirilmiştir.
2000′lerden itibaren anadili öğretimi entegrasyona engel olmaktadır görüşü savunulmaya başlanmıştır. her ne kadar son dönemde hollanda’da çok olumsuz gelişmeler olsa da hollanda batı avrupa ülkeleri arasında anadili öğretimini en çok destekleyen ülkelerden birisi olarak bilinir. ama son zamanlarda hem sosyal demokrat hem de tutucu partiler anadili öğretiminin sosyal bütünlük kaygılarıyla okullardan kaldırılmasını istemektedirler. toplumsal bütünlük kaygısı hollanda’da anadili öğretiminin önündeki en büyük engel olarak durmaktadır.

abd
2000′lerden itibaren anadili öğretimi entegrasyona engel olmaktadır görüşü savunulmaya başlanmıştır. ülkede nüfusun dörtte biri tarafından konuşulan ispanyolca, eğitimde ikinci dil olarak yer bulmaktadır. abd’de anadili ispanyolca olan çocuklara yönelik okullar vardır. bu okullarda ingilizce ve ispanyolca olmak üzere her sınıfın devam ettiği iki eğitim grubu bulunmaktadır. her grupta söz konusu dilde (ingilizce veya ispanyolca) eğitim veren bir öğretmen ve bir öğretmen yardımcısı vardır. öğrenciler eğitimlerini bir hafta ingilizce, bir hafta da ispanyolca olarak alabilmektedirler.

kanada
kanada’nın nüfusu 33 milyondur. bunun 8 milyonu fransız kökenlidir. ingilizce ve fransızca, ülkenin resmi dilleridir. quebec eyaletinde ağırlıklı olarak fransızca konuşulmaktadır. ülke çiftdillidir. resmi dilin yanı sıra isteyen kendi anadilinde öğretim veren okul açma ve hizmet isteme hakkına sahiptir. bu hak anayasayla korunma altına alınmıştır. 20 civarında olan diğer azınlık dilleri korunma altındadır. kanada hükümeti değil baskı uygulamak, bütün azınlık dilleri için okul, dernek açma, gazete yayımlama, hatta devlet imkanlarıyla televizyon yayını yapma imkanlarını sunmaktadır. ülkede devlet kanalından haftada iki saatlik bir 'türkçe yayın’ hizmeti de sunulmaktadır…

fransa
fransa’da okullar çokdillidir. ülkedeki azınlık dilleri de özel ve resmi okullarda okutulmaktadır. azınlık dillerini özel okullarda isteyen öğrencilere öğretilmesi anaokulundan itibaren serbesttir. örneğin bask ve alsace-mosell bölgelerinde, isteyen anaokul ve ilkokullar eğitimlerini tamamen bask veya alsace dilinde verebilirler. orta öğretimde de durum aynıdır. devlet bu sisteme mali katkı yapmakla yükümlüdür. bask bölgesinde bask dili, bölgede yüzde 70 oranında devlet, yüzde 30 oranında anne-babalar tarafından finanse edilmektedir. devlet okullarında veya devletle sözleşmeli okullarda bu dersler, haftada iki saatle sınırlıdır. çiftdilli denilen türde her düzeyde (ana, ilk, orta düzeyde) okullarda ise, 31 temmuz 2001 tarihli idari karar gereği derslerin yarısı fransızca, yarısı azınlık dilinde okutulur. korsika dili de 1974′den bu yana ilk ve orta dereceli okullarda ve ayrıca 1980′de açılan corte üniversitesi’nde okutulmaktadır. 1998 verilerine göre adadaki öğrencilerin yüzde 85′i okullarda ve özellikle de çiftdilli bir okulda korsika dili öğrenmektedir.

belçika
fedaratif bir ülke olan belçika’nın üç resmi dili vardır: fransızca, flamanca (felemenkçe) ve almanca. nüfusun çoğunluğunu flamanlar ve fransızlar oluşturmaktadır. belçika her ne kadar fransız dilinin egemen olduğu tekil bir devlet olarak kurulmuşsa da, 10. yüzyılda flamanca eğitim ve yargıda kullanılmaya başlanmış, 1932 yılında da flaman bölgesinin resmi dili olmuştur. belçika’da dil grupları özerktir. bu nedenle üç topluluk (flamanya, valonya ve brüksel), özellikle eğitim ve kültür konularında kararlarını tümüyle kendileri almaktadır. brüksel okullarında fransızca konuşanlar için flamanca, flamanca konuşanlar içinse fransızca öğrenmek zorunludur.

hindistan
hindistan, 22 eyalet ve merkezi hükümete bağlı dokuz idari bölgeden oluşmaktadır. nüfusun büyük çoğunluğu (yüzde 83) hindulardan ve diğer yerel gruplardan (müslüman, hıristiyan, sih, budist) oluşmaktadır. ülkede 872 dolayında dil, lehçe ve diyalekt konuşulmaktadır. tüm eyaletlerde ingilizce resmi dil olarak kullanılmakla birlikte çoğu eyalette hintçe de resmi dil olarak kullanılmaktadır. ülke, dünyada en fazla farklı dil ve kültürü bir arada bulunduran ülkedir.

britanya
britanya’da galler, iskoçya ve kuzey irlanda’da anadilde eğitim mevcuttur. anadilde eğitim hakkı bu bölgelere yetki devri ile özerklik tanıyan yasalarla tanınmıştır. ayrıca britanya 1992-avrupa bölgesel ve azınlık dilleri şartı 2000′de imzalanmış, 2001′de onaylanmıştır. britanya bu 'şart’la gal, iskoç ve irlanda dillerini ulusal azınlık dilleri olarak kabul etmektedir. böylece uzun yıllardır uygulanan azınlık dillerine yönelik politika, uluslararası alanda bir yükümlülük olarak üstlenilerek bu konudaki garanti pekiştirilmiştir. bu şart uyarınca eğitim alanında gal ve iskoç dillerinin kullanılması düzenlenmiş, okul öncesi eğitim, ilköğretim, orta öğretim ve üniversite dönemlerinde gal ve iskoç dillerinde eğitim kabul edilmiş, ayrıca bu dillerin yetişkinler tarafından okul dışı eğitimle öğrenilebilmesinin de önü açılmıştır. iskoç dilinin geleneksel olarak konuşulduğu yerler dışında eğitim dili olabilmesinin önü de açıktır. gal ve iskoç dillerinin medyada, yargı kurumlarında, idari makamlarda ve kamu kurumlarınca kullanımı da düzenlenmiştir. irlanda dili de dahil olmak üzere her üç dilin de sadece özel alanda değil kamusal alanda da kullanımı serbesttir. her üç dilin konuşulduğu bölgelerde bölgesel ve yerel yönetimlerde bu dillerin kullanılması ve bu dillerdeki yer adlarının resmî dildeki adıyla birlikte kullanılması ve benimsenmesi kabul edilmiştir. bu yükümlülükler ulusal mevzuatta yer alan düzenlemelerle merkezî iktidar ile bölgesel iktidarlar arasında paylaşılmaktadır. özellikle eğitim alanında bölgesel iktidarların öne çıktığı görülmektedir…

ispanya
1978 ispanyol anayasası’nın 3. maddesi kastilya dilinin resmi ispanyolca olarak tanındığı karara bağlanmakta, fakat kastilya dili dışında diğer ispanyol dillerinin kurulacak özerk bölgelerin statüleri uyarınca ikinci resmi dil olarak tanınması da kabul edilmektedir. 3. madde ispanya’nın bu dilsel çeşitliliğinin kültürel bir miras olduğunu belirterek bu mirasın korunmasına ve saygı gösterilmesine de yer vermektedir. bu bağlamda bugün ispanyol anayasası’nda tarihsel milliyet olarak adlandırılan ve diğer 14 bölgeden daha geniş özerkliklere sahip olan katalonya, bask ülkesi ve galiçya’da bölge halkının dili 2. resmi dil statüsündedir. eğitim de bu özerk bölgelerin yetki alanında olan bir konudur ve her üç bölgede de anadilinde öğretim mevcuttur.
katalonya’da 1983′te çıkarılan katalan dilinin normalleştirilmesi yasası’yla katalanca’nın kamusal alanda ve eğitimde kullanımı düzenlenir. bu yasa bölgede eğitimi iki temel ilkeye dayandırmaktadır. bu ilkelerden ilki, eğitim dilinin serbestçe seçilebilmesi, ikincisiyse, dil üzerinden bir ayrımcılığa gidilmemesidir. öğretmenler her iki resmi dili de bilmek zorundayken, öğrenciler istedikleri dilde eğitim alma konusunda serbest olacak; fakat eğer katalanca müfredatı seçtilerse ispanyolca’yı, eğer ispanyolca müfredatı seçtilerse katalanca’yı zorunlu ders olarak alacaklardır. diğer yandan öğrencilerin genellikle ingilizce ya da fransızca dillerinden birini öğrenmeleri de teşvik edilecektir. katalonya, 1998′de katalonya parlamentosu’nun çıkardığı katalan dil yasası’yla dilsel politika ve uygulamalar konusunda daha ileri bir adım atmıştır. yasanın amacı, okullarda ve kamusal hizmetlerde kullanılan katalanca’yı uyumlaştırmak, medyada ve kültürel faaliyetlerde katalanca’nın daha fazla kullanılmasını ve katalanca’nın sosyo-ekonomik alanda fiili olarak kullanımını geliştirmek ile tüm anayasal ve diğer yasal sınırlamalara rağmen katalonya’da katalanca ile ispanyolca arasında tam bir eşitlik sağlamaktır…
bask ülkesinde bask özerklik statüsü’nün 6. maddesi, baskça’nın aynen ispanyolca gibi bask ülkesi özerk topluluğu’nun resmi dili olduğunu ve tüm yerleşiklerin her iki dili de bilme ve kullanma hakları bulunduğunu, özerk topluluk kurumlarının iki dilin kullanımının garantisi olacağını, kimsenin dil üzerinden bir ayrımcılığa maruz bırakılamayacağını hükme bağlamaktadır. 1982′de çıkarılan bask dilinin normalizasyonu yasası bugün de bölgede geçerli olan eğitim sisteminin temelidir. bu eğitim sistemine göre bask ülkesinde dört dilsel model üzerinden eğitim verilmektedir. öğrenci velilerine ilk ve orta öğretimde bu dört modelden birini seçme hakkı tanınmaktadır.
model a: tüm öğrenim ispanyolca’dır. baskça ayrı bir müfredat konusudur.
model b: hem ispanyolca hem baskça yarı yarıya kullanılmaktadır.
model d: tüm öğrenim baskça’dır. ispanyolca ayrı bir müfredat konusudur.
model x: tüm öğrenim ispanyolca’dır. baskça’ya hiç yer yoktur.

kaynak:http://www.egitimsen.org.tr/down/anadil-ana%20rapor.pdf

toplumun en dejenere olmuş kesimi

dominant kültür kendinden farklı olanları hep dejenere olmakla suçlamıştır. türkiye'de eşcinsel, metalci, ateist olmak hep dejenerelik olarak değerlendirilmiştir.avrupa'da din değiştirip müslüman olanlar, amerika'da zenciler de dejeneredir. neden?
çünkü sosyal normlara ters olan bir kültür geliştirmişlerdir.

eşcinselliğe gelince:

-kanunen tanınıyor muyuz?
-yaşam hakkımız güvence altında mı?
-evlenebiliyor muyuz?
-evlat edine biliyormuyuz?
-hayat arkadaşımızla karşılıklı olarak tüm haklarımızdan* yararlanabiliyor muyuz?

soruların cevabı hayırsa kusura bakmayın ama s..erim öle toplumu s..erim öle dejenereliği. tüm bunlardan ve daha fazlasından beni mahrum bırakan bu sistemin en dejeneresiyim amk.kimliğimi açıklayınca tek ekmek teknem fuhuş ya da kadın kılığında şarkıcılık oluyorsa bu benim dejenereliğimden değil toplumun ikiyüzlülüğündendir.

hoşlanılan erkeğin kadınsı çıkması

kazığa oturtulup cümle alemi ibne için yakmak gerekir bunu.hatta ergen yeni nesil ibneler için masal yapıp hikayesini ders olarak okutmak lazımdır.çünkü kadınsı olduğu için bizi elaleme rezil eder çünkü biz harbi erkeğizdir götümüzü ancak bir erkek sikebilir.zaten biz gey bile değiliz heteroyuz ama ibne sikiyoruz.e mubarek adam hepimizin içinde dışında bilumum yerlerinde kadınsılık yokmu var.iki ibne birbirini gördüğünde abla naaaaber demiyomu diyo.tanışma esnasın da sikinin büyüklüğünden kıllarına kadar sormuyormusun soruyosun.aktifim gay değilim diyenlere ibnelik dersi verirken niye tüm homofobilkiğini kadınsı eşcinsellerden çıkarıyosun.ha tutmaz yatmazsın orası ayrı ama kendi türünü bukadar dışlaman ne demek oluyor.
*

kürtçe

türkiye'de türkçeden sonra en fazla konuşulan dil.
babamın konuştuğu, benim sadece anlayabildiğim kayıp lisanım.
maalesef diğer azınlık diller gibi eğitim dili değildir.
diğer diyorum zazaca, lazca, çerkesce*gibi diller de konuşan insanların en tabi hakkı olan ana dilde eğitimden yoksundur. bu ülkede sadece kürtler ana dilde eğitim istemiyolar:

zazaca*:http://zazader.org/

lazca *:9eb
çerkesce *:http://www.hurriyet.com.tr/gundem/204500...

bu dilleri konuşan insanlar bu ülke için can verirken çoğu türkçe bilmiyordu. kanlarıyla kurdukları memleketlerin de ana dilde eğitim almaları en doğal ve yaratılıştan gelen haklarıdır. bunu engellemek vatan millet sakarya edebiyatıyla savunanları bölücülükle suçlamak, cehaletten başka bir şey değildir.

ayı sözlük yazarlarının askerlik anıları

vatan haini adlandırılan bir ibne olarak uzun dönem yaptığım zorunlu görev.ülkenin en doğusunda üç ülkenin sınırı olan bir yerde yaptım askerliğimi.mesleğim gereği revir de yaptım.lakin alt devre olduğum için 3 ay hem revir temizleyip hem sınır nöbeti tuttum.-45 derece de her gün 2 saat dikildim.gündüzleri aralıksız paspas çektim.o lanet beyaz parkeler askerlerin her içeriye girişinde kirleniyordu.obsesif komutan da leke görürsem seni sikerim dediği için mecbur elimden paspas düşmüyordu.yemek,içtima,nöbet,rev,r,enjeksiyon,pansuman derken günde sadece 3 saat uyuyabiliyordum.
çavuş olup revir sorumlu askeri olduktan sonra en azından biraz rahatladım.
komutan pek siklemediği için muayene hariç tüm tıbbi işlemleri ben yapıyordum.kalifiye eleman da olmadığı için her şey bana kalmıştı.gerçi sonradan bir askeri yetiştirdim rahatladım.askerliğim boyunca gördüklerim beni pek etkilemdi lakin normal insanları kafayı yedirtecek şeyler gerçekleşti.


-kendini vuran askerin paramparça göğüs kafesini kimse dokunmadığı için tek başıma ceset torbasına koydum.
-mayınla oynarken elinde patlatan askerin paramparça eline daha fazla görüp kafayı sıyırmaması için arda arda sakinleştirici yapıp bir yanda da bir şey olamaycak elini kurtaracağız diye teselli etmeye çalıştım.
-40 derece askeri banyoda sırf ateşi düşsün 20 dakika boyunca ellerimle yıkadım.
-kendini vurmak isteyen bir askeri 3 saat konuşarak ikna etmeye çalıştım.
-sivilde maddi durumu el vermediği için ameliyat olamayacak askerleri bin bir yalaklık.rica minnet ile ameliyatlarını yaptırdım.
-3 veremli askerin taburdan çıkış yasak olduğu için tedavilerini yaptım.verem çok çabuk bulaşan bir hastalıktır bu arada.
-hepatit b hastası bir askere sırf bana bulaşır bana ne sen yap lan diyen komutana küfür ederek sütur attım.
-soğuktan dolayı parmak uçları kangren olan askere sabaha kadar uyumadan başını bekledim.
-tilki ısıran bir askerin kuduz aşısını yaptırmak için komutana saatlerce yaptırdım.komutanlar pek askeri siklemez çünkü onlardan çok var.
-dev örümceklerin kendine saldıracağını düşünen şizofren askeri ikna etmek için gecenin bir yarısı nöbet kulesinin tepesine çıkarak indirdim.gördüğü halisülasyondan dolayı benimde düşman olduğumu söyleyip tüfeği bana doğrultmuştu.
-krize girip kollarını,bacaklarını,boynunu,yer kalmayınca da kalçasını kesen askere 200 den fazla sütur attım.komutana kalsa hiç dokunmamam gerekıyordu ve dikiş atmamı yasaklamıştı.sonucunda tokat dahi yedim yaptığım için.
-yanan askere çocuğum gibi 1 hafta boyunca sevgi şefkat gösterip tedavisini yaptım.
-ilaç içip intihar eden askerin boğazına sokup kusturdum.parmağımı koparacak kadar ısırmıştı gavat.
-her gün kıl dönmesi pansumanı yaptım.bilen bilir iğrenç gelir çoğuna.analarının yapamıyacağı bakımı yaptım.

daha unuttuğum ve yazmak istemediğim bir sürü macera geçti başımdan.bana vatan haini terörist diyen arkadaşlara bir şeyleri kanıtlamak için yazmıyorum bunları.askerliğin ne kadar boktan bir şey olduğunu göstermek için yazıyorum.türk askerinin canı ve kanı ucuzudur.beş kuruş değer vermezler orda insana.yoksul her yerde olduğu gibi orda da değersizdir.bu ve bunun gibi zor durumlarda askerlik yapan ana kuzularını ölüme göndermek için salyalarını akıta akıta böğürenler bunları düşünün.düşünün ki ders alın.allaha şükür askerliği yaptım.eğer normal bir askerlik yapsaydım kafayı yerdim.bu çarka bu pis sisteme hizmet zulüm gelirdi.ben sevdiğim işi yapıp insanların derdine çare olmaya çalıştım.

gusül abdesti alan geyler

müslüman ibnedir.dininin gereğini yapıyordur.aşağılanmayı yada taşak konusu olmayı hak etmeyendir.ne milliyetçi, ne kemalist ne de muhafazakarlıkla alakası yoktur.
dini ritüellerinin yerine getirmekle muhafazakarlık arasındaki farkı bilmeyen ibnelere her hangi bir şey açıklamak zorunda da değildir.

leyla zana

davasının sahibi kadındır.inançları uğruna hayatının en güzelyıllarını dört duvar arasında geçirmiştir.düşüncelerini seven de sevmeyende dik duruşunu takdir eder.

biseksüel

ibne olmaktan tırsanların uydurduğu birşey.inanmıyorum ben böyle bir yönelime, ya siyahsın ya beyaz grisi yok bu işin.yok aşk cinsiyet tanımazmış, zevk almanın yolları farklıymış fasa fiso bunlar. biseksüelliği legalleştirme çabaları kardeşim.*

biseksüelleri eleştirmenin bifobi sayılması

yurdum biseksüellerinin için de bulunduğu durum.
kabul edin kafanız karışık çift taraflı oynuyorsunuz ve bunların zararını en çok geyler görüyor.geylerin hayatı zatenhiç kolay değil ve bunu bazılarınız çok daha zorlaştırıyorsunuz.zora düştüğünüz de biseksüel olduğunuzu öne sürüp ekstra saygı ve takdir beklerken bu bahaneniz çok can yakıyor.
ayrıca kendinizi aklamak için geylerin sadık olmayan,feminen,seks düşkünü diye suçlamak sizi daha çok komik duruma düşürüyor.*


edit:eleştiriye açıklığınız gözlerimi yaşarttı

sırrı süreyya önder

bdp heyetinin karadeniz turu

seyirlik orta oyunu oynamaya niyetlenmiş bdp'li arkadaşlar.
sinoplu arkadaşlar da restlerini görmüş şiddetli bir karşılık vermişler.bunun trabzon ayağını düşünemiyorum bile.
amaçları dialogmu demokrasi ihracımı yoksa var olan ön yargıları pekiştirmek mi insan düşünmeden edemiyor.
bazı şeylerin konuşulmaya başlandığı dönem de nereden çıktı bu rezalet.devlet bahçelinin diyarbekir'de miting yapma kararı kadar saçma ve provakatörce.
Henüz takip ettiği biri yok.