bu aralar beni mutlu eden tek detay. hiçbir beklentim olmadan başladım ve bir anda her şey güzelleşti. kendimi kaptırdım.
lena dunham'ın gözünden kendi sex and the city dünyasını izliyorsunuz. karakterler, konu, her şey neredeyse birebir aynı. ama işleyiş biçimi ve günümüz zaman dilimi içinde geçmesi dolayısı ile sizi daha sıkı yakalayan bir dizi. yüzümü güldürdü şu zamanımda.
homofobiklikle alakası yoktur. yıllardır çektiğiniz eziyetleri bir kendimiz bildiğimiz için aynı şeyleri onlar da yaşasın istemeyiz. zor bir hayatları olup, her yerde ötekileştirileceklerini de en iyi yine biz biliriz.
tek isteğimiz bütün bunları onlarında yaşamaması olur. ayrıca biraz bencillik olabilir. çünkü ailede evlenen ve çocuk yapan bir kardeş dikkatleri sizin üzerinizden çekecektir. ama böyle bir durumda büyük olan siz olduğunuz için hep öncelik sizde olacaktır. aile için ise daha zordur. belki hiç bilmeyecekler ama üst üste 2 darbe birden iner.
sonuç olarak kimsenin yönelimini bir facebook beğenisine bakarak bilemeyiz. burda yakışıklı cocuk ama hiç sevgilisi olmadı daha önemli bir bilgi. şüpheleneceksen bundan şüphelenmelisin.
kadıköy'de son zamanlarda açılan en güzel mekanlardan. oyun salonu temalı bir burgerci. içerisi çok güzel dizayn edilmiş ve ara sokakta kaldığı için çok fark edilmiyor.
burgerleri de lezzetli ayrıca. göt kadar dükkanlarında yaptıkları burgerleri 30 tl den satan diğer popi dükkanlara inat burası fiyat olarak 14-20 arası. biz patates ve içecekler beraber 20-21 lira gibi bir para ödedik ve gayet doyduk.
en güzel olay ise içerde kocaman bir ekranda twitch yayını yapıyorlar. yemeğinizi yerken bir yandan da oturup fortnite falan izleyebiliyorsunuz. çok zevkli ve güzel bir konsept olmuş.
abi izmir'de manisa'da her sokakta hayrına dağıttıkları lokmayı size tanesi 2 liradan kitliyorlar anlamıyor musunuz ? hala çok gitmek isteyenler var bir de. allahım bir midyeci ahmet vakası daha. çok basit şeylerin üstüne çikolata döküp 20 liradan satıp "ayy bu çok trenddy" diyen ağzı yamukları kandırıyorlar işte.
lan kadıköy gibi cool bir yerde bile önünde metrelerce kuyruk olmuş. rezillik resmen. ekmek ıslatan gülben ergen'e bakan oya aydoğan gibi iğrenerek geçiyorum yanlarından.
artık pro olduğum yemek. bulgurla yapılan her şey gibi bu da mükemmel bir yemektir. yanında yapılan soğan salatası ile servis edildiğinde mükemmel bir ikili olurlar. geçen gün bir leğenin yarısını yemiş bulunmaktayım.
allahım nolur en çok artılanan entrymin "reynmen" ait olmasını istemiyorum. lütfen artılarınızı geri alın arkadaşlar. rezillik yani daha güzel girdilerim var. yapmayın bunu bana nolursunuz*
her şeyi geride bırakıp kaçtığımı, bir şeylerden kurtulduğumu sandım. şehir değiştirince, uzaklaşınca bir şeyler geçecek sandım. hep aynı oysa ki. aklımızın içinde ne varsa, gittiğimiz yere onu da götürüyoruz. korkularımız, tedirginliklerimiz, mutsuzluklarımız hepsi kafamızın içinde.
artık kendi içime kapanıp, kozamı örüp, herşeyi düzeltmek istiyorum. sonra o kozadan çıkıp hayatımı daha güzel, anlamlı ve güçlü bir şekilde yaşamak istiyorum.
bu günlerde yapmaya çalıştığım kendine odaklanma sanatı. anladığım kadarıyls meditasyon için sessiz mekanlar tütsüker falan gerekmiyor. çok kalabalık bir ortamda da olabilir. önemli olan o an sadece kendinize ve zihninize odaklanabilmeniz. kendi kendini dinleyip o an bütün enerjini iç dünyana yöneltmekle alakalı bir olay.
bazı şeylerin özel ve güzel olduğuna inanmıştım. her şeyin düzelebileceğine inancım tamken, elimden gelen her şeyi yapmama rağmen olmadı. o kadar kırgınım ki. hayatımda hep yalnız olduğumu düşünmüştüm, uzun bir süre karşı çıktım, direndim ama zamanla o kadar bağlanmışım ki bu düşünceye, kötü günlerimi yalnız geçireceğimi hiç düşünmüyordum. artık çabalayamıyorum bile. kendimi böyle savunmasız bıraktığım için o kadar kızgınım ki.
ben artık bir köşede gizli gizli gözyaşı döküp mutsuz olmak istemiyorum sözlük.
yalnız isek kendimiz seçmişizdir. yalnız olmamız ve kendi yolumuzu yürümemiz, yolun sonunda da kendimizi tamamlamamız gerektiği için yalnızız. su akar yolunu bulur. tek başına tamamlanamayan diğer yarısını tamamlayacak olanları bulur.
vücut tarafından yoğun strese karşı verilen bir savaş olan bu sendrom, kalp krizine benzer bulgulara sahiptir. 1990 yılında japon hiraru sato tarafından keşfedilmiştir. tıptaki diğer adı (bkz:apikal balon sendromu) dur.
kişinin sürekli olarak kendini bitkin ve mutsuz hissetmesi, dinlenmekle bile kendini iyi hissedememesi gibi sorunlarla ortaya çıkan bir durumdur. (bkz: bağışıklık sistemi) önemlidir.
sözlükteki naftalin beyinli yazarlarımızın artık yazmamaları gerekiyor. sözlüğün eski zamanların beri yazan bu yapışkan insanlar bir sülük gibi sözlüğün kanını emiyor. yeni olan her yazara düşmanlık besleyip sözlükte gergin bir hava yaratıyorlar.
lütfen bi salın artık. gençlerin önünü açın. sizin vaktiniz geçti.
akıllara özlem tekin ablamızın "aşk her şeyi affeder mi?" şarkısını getiren başlık olmuştur. aldatmanın altında yatan sebepler de gözden geçirilmeli misal bağlanmaktan kaçmak gibi skdkdh. neyse şarkı sözümüzü iliştirelim.
çok üzgünüm istemeden
seni dün gece aldattım
kim olduğu mühim değil
sana bağlanmaktan kaçtım
çok üzgünüm istemeden
bir bakışa aldandım
inan bana bütün sabah
pişmanlıktan ağladım
aşk herşeyi affeder mi
dersin zamanla geçer mi
güzel günlerin hatrına
aşk herseyi affeder mi.
ilk olarak boşluk bırakmadan, gözü yoran uzun destanlar yazarsanız kimsenin okuyası gelmez zaten. bunun kitap okumakla alakası yok bence.
herkesin kitap okuma şekli farklı olabilir. evet bir kitabı eline alıp sayfaları çevirerek okuması hoş bir duygu ancak artık teknolojinin pik yaptıgı bir çağdayız. kindle veya tablet gibi cihazlarda milyonlarca e-booka ulaşılabiliyor.
son zamanlarda çıkan "dostoyevski okumayan insanla konuşmak" yok "hegel'i bilmeyen insanla sevgili olmak" gibi türeyen başlıklardan gına geldi. belki o adam senin hakkında bir kelime edemeyeceğin bir konu üzerinde master yapacak kadar bilgili. belki her gün atom fiziğiyle ilgili makaleler okuyor.
kendi standartlarına uymayan insanlara "cahil" demek de yeni moda oldu sanırım. genelleme yapıp insanları bu genelleme havuzunda yargılamadan önce çok kitap okuyarak geliştirdiğiniz beyninizi kullanıp bir düşünün bence.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
herkes hayal kurar, kurduğu hayallerde yaşar ama bazılarımız bunun ayarını fazla kaçırıyoruz. "her şey güzel olacak, mutlu olacağız" falan diye kendimizi kandırıyoruz.
kirlenmiş insanların, duygusuz ve kalpsiz silüetlerinden kaçıp kendi kabuklarımıza sıkışıyoruz. kabuğun içinde işliyoruz kendimizi ilmek ilmek. bir gün o kabuğu kırıp, kanatlarımızı açıp özgürlüğe ve mutluluğa uçacağımıza inanıyoruz. ama bilmiyoruz ki o kabuk çok kalın, kırılması çok zor.
bugün de güzel hayaller kurduk. kendimize sözler verdik "onlar gibi olmayacağız!" diye. gerçek olur olmaz bilemeyiz ama ümidimizi kaybetmeyelim yeter.
yeni tanışılan entelektüel kişi ile popüler kültür üzerine başlayan hararetli bir konuşma esnasında üzerine tartışılabilecek bir konudur. sonuçta bu dünyada oscillation hareketini yapan tek şey foucault sarkacı değildir. başka pendulumlar da vardır.
anoreksik vücudu ve küçük memeleri ile 2013 yılına damga vuran miley cyrus 24 saatte 19 milyon izlenme ile göğüslediği youtube rekorunu sonrasında 19.6 milyonla nicki minaj anaconda'ya kaptırmıştır. çıplak bir şekilde sallandığı yıkım topu şarkısını şimdilerde tekrar barıştığı eski nişanlısı chris hemsworth için yazmıştı.
sohbet iki tarafında inşaat alanında balyozları yalaması ile son bulur.
an itibari ile ysk denen sözde kurumun kararı ile gerçekleşen olaydır. millet iradesinin ve demokrasinin yok sayıldığı, onlarca insanın aptal yerine konulduğu korkunç bir olay.
gelecekte utançla hatırlanacak bu karar için, cb ve akp sokakta mız mızlanan bir çocuk gibi yenilgiyi kabul etmemiş, "tek adam rejimi" nin gücünü kullanarak seçimleri iptal ettirmiştir.
artık gerçekten hiçbir şeye inancım kalmadı. lanet olsun böyle işe ya. günlerce ysk merkezlerinde çuvalların üzerinde oylar çalınmasın, bir şey olmasın diye uyuyan insanların emekleri her şey bir anda yok oldu. sırf hırs için. hırsınızda boğulursunuz inşallah.
bomboş kıro bir adam. bir içerik de üretebildiği yok. iki gözü renkli diye ergenleri düşürüyor işte. "yeteneksizlik is the new trend" akımının öncüsü olabilir bu şahıs o derece boş.
yalnız yaşayan herhangi bir insanla bir gayin hiçbir farkı yoktur. o yüzden yalnız yaşayan gay başlığını protesto ederek buraya yazıyorum.
şuan ki şartlarımla yapamadığım ama bir gün yapacağıma inandığım eylem. kendi başına yaşamak. sadece sana ait bir yer. çok güzel olsa gerek. yalnızlık çoğu zaman sevdiğim bir şey değil ama bir evi paylaşması da çoğu zaman zor.
kendi evimin içinde kendi mutluluklarımı yaratacağım günler umarım bir an önce gelir. şuraya yalnız yaşamakla ilgili şu güzel illüstrasyonları bırakıyorum
allah kimseyi aç gezerken, evine et süt alamazken suriyelileri savunacak kadar rezil bir konuma düşürmesin. yazık.
edit: hiç bir zaman giremeyeceğimiz ab'ye yaranmak için suriyelileri kendi ülkemizde tutmak da ayrı bir rezillik. "omo poroyo ab veroyo" amk babasının hayrına vermiyor heralde. suriyelilerin pislikleri kendilerine bulaşmasın diye veriyor.
edit 2: bazı yazarlarımızın (bkz: pollyannacılık) oynamayı çok sevdiğini gösteren başlık.