zarathustra

Durum: 563 - 0 - 0 - 0 - 18.05.2023 13:50

Puan: 8022 - Sözlük Kezbanı

8 yıl önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

Mutsuzum.
  • /
  • 29

halk sebze

bugün gördüm mecidiyeköy'de, kamyonun önünden uzunca bir sıra vardı. ilginç bir uygulama, acaba kimlerin cebine ne kadar para girecek.

süleyman demirel

fikret kızılok'un hakkında yazdığı bir şarkı vardır.

küçücük bir çocuktum
sebebini bilmeden
sokağa çıkamadık
ihtilal oldu sandık
sonra biraz büyüdük
alfabeyi bitirdik
azı dişim çıkmıştı
sünnet bile olmuştu

kennedy öldürülmüş
migros açılmamıştı
beatles ortada yokken
ekonomi bomboktu
zeki müren ortada
bülent ersoy erkekti
vietnam savaşını
kendisiyle başlattı

süleyman (hep) başbakan(hep)
başbakan (hep) süleyman

sonra ay'a gidildi
evelallah dönüldü
suya yazı yazıldı
içimiz rahatladı
mao henüz ölmemiş
ortaokul bitmemiş
yahya işe başlarken
bankalar hep bomboştu

kırat attan inerek
kemerini sıkmıştı
halk üstüne binince
başımıza düşmüştü

hak hukuk düzen vardı
çüş demesi çok zor
ortaokul biterken
yine ihtilal oldu

süleyman (hep) başbakan(hep)
başbakan (hep) süleyman

bilgisayar bulunmuş
deniz gezmiş asılmış
papa yine değişmiş
mandela hapisteydi
çevre kirlenmemişti
ibo evlenmemişti
ajda tam boşanırken
dolar yine çıkmıştı

süleyman (hep) başbakan(hep)
başbakan (hep) süleyman

kenan sopalısıydı
turgut boyalısıydı
pek anlamazdı ama
mesut hopalısıydı
naim kaldırıyordu
zalim bastırıyordu
dündür bugün bugün
gafil avlanıyordu

kırat attan inerek
kemerini sıkmıştı
halk üstüne binince
başımıza düşmüştü

hak hukuk düzen vardı
çüş demesi çok zor
tam askere giderken
yine ihtilal oldu

süleyman (hep) başbakan(hep)
başbakan (hep) süleyman

paşa resim yapardı
sabancı'ya satardı
netekim ben demezsek
anasını satardı
tonton dayanamadı
hepimizi batırdı
efelerin efesi
muz ağacına tutundu

süleyman (hep) başbakan(hep)
başbakan (hep) süleyman

ecevit hep umuttu
erdal bizi uyuttu
yaş günü pastamızı
vestiyerde unuttu
arabamız, evimiz
iki anahtarımız
nasıl da inanmıştık
verir diye babamız

kırat attan inerek
kemerini sıkmıştı
halk üstüne binince
başımıza düşmüştü

ne padişah ne sultan
bir enişten bir ablan
yanında bir de baban
sefam olsun yaradan

süleyman (hep) başbakan(hep)
başbakan (hep) süleyman

nerde kalmıştık
silindir şapkamı verin

saçma sapan yetenekler

dilimi burnuma değdirebiliyorum

toplu taşımada kitap okuyan insan

çoğunlukla yaptığım eylem, ayakta da okuyorum. çocuk yaştan beri yaptığım için mide bulanması hiç olmuyor bende, alışmakla ilgilidir yanılmıyorsam.

milliyetçi eşcinsel

her yerdeyiz madalyonunun karanlık yüzü

pagan

bildiğimiz köy anlamındaki pagus kelimesinden türemiştir. hristiyanlık ilk önce şehirlerde yaşayan alt tabaka insanlar arasında yayıldı ve roma'da böyle baskınlık kazandı, buna nazaran kırsal hayata çok geç sirayet etti. şehirlerin hristiyan ama köylerin eski inançlara sadık olduğu bu dönemde hristiyanlar bu eski inançlara mensup kişileri köylü anlamına gelen ifadeyle bir tuttular ve böylece kırsala ait anlamı taşıyan pagan kelimesi doğdu.

maji

ismin kökeni iran mecusilerine dayanır.

arap hristiyanları incilde geçen üç yıldız bilimciyi tanımlamak için mecus kelimesini kullanmışlar, zira zerdüşti rahiplerin astronomi ile uğraşmaları olası.

bu kelime avrupa'ya magus olarak geçiyor ve anlamı değişerek yıldız biliminden büyücülüğe kayıyor.

esasen zerdüşti rahiplerinin yani mubidlerin yaptığı ateş ayinlerinden büyücülük anlamını çıkartmak o kültüre cahil bir yabancı için zor değil.

velhasıl magus kelimesi latince, kelime ingilizceye mage olarak geçiyor bu kişilerin icra ettikleri olay da magic oluyor. mage yerine bazen magi de kullanılıyor.

sonra dönüp dolaşıp bizim dilimize wicca ve neo-pagan inançlarıyla maji veya majisyenlik olarak ulaşıyor.

halvet olmak

bisikletten düşmek de diyorlarmış bu olaya, insanımız ilginç

ayı sözlük yazarlarının ilişki durumları

forever and ever and unto the ages of ages virginity
yok ya o kadar da değil ama uzun bir süredir bekarım

valar morghulis

braavos'un ölümün çok yüzlü tanrısına tapan yüzsüz adamlarının kullandığı mantra. "tüm insanlar ölmeli" manasını taşır. eğer biri size bunu diyorsa valar dohaeris demeniz icab olunur. bu da "tüm insanlar hizmet etmeli" manasına gelir.

cümlelerin kökeni kıyamet öncesindeki valyria kölelerine dayanır.

iskenderiye kütüphanesi

eukleides, sisamlı aristharkhos, eratosthenes ve batlamyus'u yetiştirmiş olan muhteşem bilgi hazinesi.

platon

söyledikleriyle veya sokrates'e söylettikleriyle dünya bilimine zarar vermiş ve akdeniz uygarlıklarının bağnazca fikirlerde takılı kalmalarını sağlamıştır. bu kişiye göre sanat ve doğa bilimleriyle uğraşmak aşağılık bir vaziyettir.

cunda adası

çocukluğum'un özlenen incisidir kendisi

aşık olunan kişinin uzakta olması

2 yıl oldu ve geri dönerse kafamın karışacağını düşünüyorum hala, bu yüzden tanrı onu korusun ve benden uzak tutsun.

ayı sözlük itiraf

altıncı günde yanına gideceğim ve her şeyi söyleyeceğim, ama cesaret bir geliyor bir gidiyor. hiç konuşmamaktan daha çok, gerçeği çarpıtılmış bir şekilde açıklamaktan pişman olacakmışım gibi geliyor.

sucuk ağacı

gora filminde görülen ağaç, gora gezegeninde yetişen ve anlaşıldığı üzere yapraklarını döktüğü zaman meyveleri(!) olgunlaşmış bulunan bodur nebatat.

god of war

politeizmden monoteizm'e geçiş sürecidir yakında ateizme de geçilecek galiba

ekşi sözlük

gayya kuyusuna dönmüş kollektif linç başlatma platformu olmuştur. türkiye'nin agresif beyaz yakalı mastürbasyonuna yenik düşmüştür.

meditasyon

eskiden yapabiliyordum hatta bir keresinde yarım saatlik sürenin sonunda 5dk geçmiş gibi hissetmiştim. ama artık yapamadığım şeydir

orta dünya'da insanlar

tolkien külliyatında bahsi geçen insanlardır.

melkor habis örümcek ungoliant ile birlikte ulu ağaçlar laurelin ve telperion'u karartıp yok etmesinden sonra arda üzerinden ışık silinmiştir ama vala yavanna'nın çabalarıyla laurelin'in bir altın meyvesi ve telperion'un bir adet gümüş çiçeği kurtarmıştır. vala aule bunları taşımak için kaideler yapmış, vala manwe onları kutsamıştır.

kaideleri taşımak için ise iki maia seçildi, bunlardan arien altın meyveyi dolayısıyla güneşi, tilion çiçeği yani ayı taşımak ve yönlendirmekle görevlendirildiler.

böylece yaradılıştan uzun çağlar sonra ilk şafak batıda sökerek göğe yerleşti onun ardını da ay izledi.

eru'nun son çocukları olan insanlar da gün ışığının batıdan doğuşuyla uzak doğudaki hildorien'de uyandılar ve batıda gördükleri anar'ın kalplerine yerleştirdiği üzere hep batıya gitmeye meylettiler.

bununla birlikte melkor ve uşakları korkup sindiler güneşin ışığından ve kuytu deliklerden çıkamaz oldular bir süre, böylece yavanna'nın yaratıp uykuya yatırdığı tohumu meyvesinde bulunan tüm ağaçlar, çiçekler ve tabiatın güzellikleri de uyandılar.

ama insanların eski günlerine dair şeyler pek az anlatılmıştır ve batıya gelen insanların da geçmişlerine dair hatırladıkları ne varsa unutmak için bir azim gösterdikleri açıktır. zira söylediklerine göre arkalarında bir karanlık bırakıp gelmişlerdir batıda bahsedilen ışığı aramaya.

ve böylece daha beleriand denizler altına batmadan evvel doğudaki dağları aşarak gelmişler, elf beylerinin yüceliklerine hayran kalarak onların öğrencileri olmuşlardır. bunun yanı sıra noldor'un lanetinden nasiplerini sayısız göz yaşıyla almış, uğruna geçmişi unutmayı seçtikleri gölgenin dibinde sıkışmış ve öğretmen bildiklerinin kendi gözlerinde birer pişmanlık gölgeleri haline gelmelerini izlemişlerdir.

elfler onları pek çok farklı isimle anarlar; edain insanlar, atani arkadan gelenler, hastalıklılar, lanetliler, faniler. bunların sebebi ise insanların ölümlü tabiatlarını kavrayamamalarıdır. bunun onlara eru tarafından verilmiş bir hediye olduğunu bilmelerine rağmen taşıması ağır bir yük olarak ifade ederler.

çünkü eru ulu müzik bitip arda tamamlandığında söylediği söz şöyledir;
"quendi ve atani'nin malikanesi olacak yeryüzünü seviyorum! lakin quendi tüm dünya yaratıkları içinde en latifleri olacaklar ve güzelliğe hem sahip olup, hem de onu anlayacaklar ve tüm çocuklarımdan daha fazla güzellik koyacaklar ortaya ve gerçek saadeti yaşayacaklar bu dünyada. atani'ye ise başka türlü ihsanlarda bulunacağım."

bundandır ki insanların kalpleri hiçbir an bile huzur bulamayıp hep dünyanın ötesine meyletmiştir ve ulu müziğin ve her şeyin kaderinin ötesinde kendi yaşamlarını biçimlendirecekleri bir erdem gönüllerinde peydah olmuştur.

ve eru buyurdu ki, her şey ama her şey onların elinden çıksın, biçimlerini de onlar versin ve bunun için emek ve cefayı da onlar üstlensin.

oysa elfler, insanların eru'nun tasarıları hakkında en fazla bilgisi olan vala manwe'nin kalbini kedere boğduğunu düşünürler, çünkü valar arasında insanlara en çok benzeyen melkor'dur. onlardan, hatta kendisine tapınıp hizmet edenlerden, daima korkup nefret etmiş olsa bile.

eru'nun bahşettiği armağan ile insanlar bu dünyada kalıcı olmadılar ve ömürlerinin bitimiyle yaşayanlar için bilinmezlik olan bir yere gittiler. böylece elfler gibi kalpleri kederle dolu yorgun ruhlar olup günlerin sonuna dek yaşama katlanmak yerine başlarını alıp giderler. böylece kaygıları ve acıları son bulur.

eru'nun hediyesi öyle bir hediyedir ki zaman geçip yıprandıkça valar bile imrenir.

ama melkor çarpıttı onların yüreklerini ve bilinmeyen kadere dair korkunun tohumlarını ekti. ve böylece onun nazarına tutulmuş insanlar gidicekleri yolun hiçlik ve mahvoluş olduğuna kanarak ölüme ve yaşama küfrederek günlerini bir şafak daha uzatabilmek adına kendilerini mahvettiler.

işte insanlar da böyle yürümeye başladılar dünyada.

hildorien'de uyandıklarında zamanla kabilelere ve soylara ayrışarak rhun üzerinden batıya ve güneye yayıldılar.

güneye giden topluluklar orada haradrim ve khand halklarını oluşturdular ve ne elflerden ne de valar ve eru'dan haberleri olmayan bir biçimde kendi başlarına yaşadılar.

hildorien'den batıya yürüyen toplulukların bir kısmı rhun denizinde kaldı ve doğudöllerini ve variagları oluşturdular.

batı yolculuğu sırasında bir kısım anduin vadisinin kıyılarına yerleştiler. devam edenler dumanlı dağları aşıp eriador ve enedwaith bölgelerine yayıldılar.

en sonunda mavi dağları aşıp gelen üş insan soyu kalmıştı bunlar da haleth, hador ve beör halklarıdır. bu topluluklar elflerle hemhal oldular ve onlardan çok şey öğrenip yüceldiler.

beör evinin halkı koyu renk tenliydi ve norgothrond krallığıyla yakınlaştılar. hador evinin halkı sarı saçlı açık tenliydi ve fingolfin hanedanının patronajında dor-lomin'de yaşadılar.
haleth evi ise brethil ormanlarında ve gondolin'in gizli hudutlarında yaşadılar.

en nihayetinde noldor elfleri ile kader birliği etmiş bu üç soyda yükselişlerini ve trajik düşüşlerini elflerle birlikte yaşadılar.

üç soydan arta kalanlar gazap savaşı ile melkor valar tarafından durdurulup hiçliğe mahkum edilince, beleriand savaşın ateşiyle suya gömülmekteyken, valar ve eru'nun lütfu ile denizden yükseltilmiş armağan diyar numenor'a yerleştiler. sadakatlerinin armağanı olarak onlara verilen bu mükemmel adanın yanısıra eru onları kutsayarak uzun bir ömür bahşettiği öyle ki 500 yılı aşkın ömürleri oldu. böylece bu topraklarda yüceldiler ve kudretleri de elflere denk hale geldi hatta onların da yapamadıklarına cesaret edecek uyumu yakaladılar.

ama melkor'un birinci uşağı sauron hala vardı ve saklandığı viranesinden çıkıp hildorien'e geldi. burada doğuluları etkisi altına alıp onları kendisine devşirdi ve güneyde haradrim kabilelerini ve khand halklarını kandırarak yanına çekti.

o zamanlar numanor'un kalpleri kibirle dolmuştu ve uzun ömürlerine rağmen ölümün kaçınıpmazlığından hicab duyar oldular kendilerine koşulmuş şartları da zorlamak uğruna eylemlere kalkıştılar.

edain için sonun başlangıcı esasen sauron'a kafa tutmalarıyla başladı. savaş mordor'un kapılarına dayanında sauron numenor kralına teslim olup, zincirlenmiş bir esir olarak adaya getirildi.

burada yılan dili kullandı ve insanların kaçınılmaz kaderinden doğan korkularını çarpıtarak onları saptırdı. vaların ve elflerin ölümsüzlük bilgisini kendilerinden sakladıklarını çünkü insanların ölümsüzlükle birlikte sonsuza kadar her şeyin üstünde bir güç olacaklarından çekindiklerini tükürdü akıllarına.

kibre düşen insanlığın kalplerine dünyanın dışına atılmış olan melkor'un tek yüce efendi olduğunu ve eru'nun valar tarafından elfleri ve insanları boyundurukları altına almak için uydurulmuş bir yalan olduğunu söyledi.

zamanla onun sözlerinin doğruluğuna inanan numenorlular, sauron'un baş rahipliğinde melkor'a tapınan ve vahşice insan kurban eden bir din yarattılar ta ki melkor onlara ölmemeyi bahşetsin diye. ama aralarında sapmamış inançlılar da vardı.

zamanla numenor üzerindeki lütuf çekildi ve diyar gölgelere boğuldu. ömürleri tüm kurbanlarına rağmen kısalmaya başladı ama bu onların kafirliklerini azdırdı.

en sonunda da güçlerin üzerine yürüyerek verilen armağanlarıyla birlikte aç denizin dibini boylayarak yok oluşlarına gittiler. aralarından inançlı ve eru'dan yüz çevirmemiş olanları kurtuldu. onlar da elendil ve oğulları anarion ve isildur komutasında orta dünyaya yelken açıp gondor ve arnor krallıklarını kurdular.

aragorn işte bu kurtulanların soyundan gelmektedir.
ayrıca hobbitler de bir insan soyudur.

olabildiğince kısarak anlattım, anlatım kabiliyetim de kötüdür ama içimden geldiği gibi yazmaya çalışıyorum.
  • /
  • 29

eşcinsellerin genellikle terbiyesiz insanlar olması

isa değiliz; hakkını yiyenin, arkandan laf edenin, tavuğuna kışt diyenin haddini bildirmek terbiyesizlik değil, direniştir. hak yiyenin hakkından geldiğinde, arkandan laf edenin yüzüne tükürdüğünde, kimseye zarar vermeden bildiğin yolda yürüdüğünde malûm ahlak penceresine itiveriyorlar insanı... ayrıca *

sylvanas windrunner

hayat hikayesi trajedidir maalesef, bu yaptıklarının bir nedeni vardır diyorum, katliamlar falan yapıyor ama sanki "greater good" için

maskülen adamın pasif olması

yine onlarca sterotyping havada uçuşuyor, kırılgan “erkeklik” egosunu aşamamak kadar evrimin ilkel bir aşamasında sıkışıp kalmak neleri getirir derseniz bu başlık güzel bir örnek. literatür tarafından konuşacak olursam: hayallerinizi yıkıyorum ama feminen aktifler vardır, maskülen pasifler vardır. dünya sizin gözünüzde gördüğünüz gibi sadece unicornların gökyüzünde dolaştığı bir yer değil ayrıca 2020 deyiz lol

malatyalıların ortak özelliği

hep bir elazığ ile kıyas içinde olmaları (benim tanıştığım 3-5 kişi için geçerli tüm lokalleri bilemem). hatta şunu duydum deprem günü.

ben- siz de hissetmişsiniz. merak ettim nasılsın?
malatyalı- evet elazığ'a göre daha fazla hissettik. orda 1 bina yıkıldıysa bizde 2.
içimden ben- okey.

(bu arkadaşa hava nasıl diye sor, elazığ'dan daha gelişmiş diye cevap verir)

yazarların şu anki ruh halleri

arkadaşlarımlq facetime yapmaktan bunaldığımı ve onlara sarılmaya ihtiyacım olduğunu hissediyorum

tüm zamanların en iyi kitabı

lut kavmi

lut peygamber ve iki kızı

tevrat'ta yazılı olduğuna göre, lut peygamberin iki kızı, babalarına şarap içirerek onu sarhoş etmişler, onunla cinsel ilişki kurmuşlar ve ondan, yani babaları lut'tan gebe kalmışlardır. tevrat'ta bu şöyle anlatılır:

"ve lut tsoar'dan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla birlikteydi. çünkü tsoar'da oturmaktan korktu ve o ve iki kızı bir mağarada oturdular. ve büyük kızı küçüğüne dedi: babamız kocamıştır ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için ülkede erkek yoktur. gel, babamıza şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatarız. ve o gece babalarına şarap içirdiler ve büyük kız girip babasıyla yattı ve (lut) onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi. ve vaki oldu ki, ertesi gün büyük kız küçüğüne dedi: işte dün gece babamla yattım. bu gece de ona şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için gir, onunla yat. ve o gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı ve (lut) onun yatmasını ve kalkmasını bilmedi. lut'un iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar. ve büyük kız bir oğul doğurdu ve onun adını moab çağırdı, o bugüne kadar moablıların atasıdır. ve küçük kız da bir oğul doğurdu ve onun adını ibni ammi diye çağırdı, o bugüne kadar ammon oğullarının atasıdır."(48)

tevrat'ta bu anlatılanlar için islam yazarları "lut peygambere yöneltilmiş bir iftiradır" derler. bu yazarlardan ibni hazm (ölm. h. 456/m. 1063), tanrı'nın, "kendi kızlarıyla ardarda cinsel ilişkide bulunmak gibi çok çirkin bir iş"i, kendi peygamberine "isnat" etmiş olamayacağını yazar. böyle bir "iftira"nın tevrat'ta yer almasını, "tevrat'ın değiştirilmiş olduğu"na "bir kanıt" diye gösterir.(49)

bu "itiraz"lar karşısında akla şu sorular gelir ister istemez:

tevrat'ta, lut peygamber'in kızlarını "gebe" bıraktığına ilişkin ve benzeri açıklamalar eğer birer "iftira" ise, bunların birer "iftira" olduğu kur'an'da neden açıklanmamıştır? tevrat "değiştirilmiş"se hz.muhammed'den çok önceleri değiştirilmiştir. tevrat'a sonradan birtakım "iftira"lar sokuşturulmuş olsaydı, kur'an'da açıklanmaz mıydı bu iftiralar? kur'an'da böyle bir açıklama yer almıyor; tersine, maide suresi'nin 43. ayetinde, tevrat'takilerin "tanrı'nın hükmü" olduğu belirtiliyor. gerçi kur'an'da, yahudiler'in "üzeyir tanrı'nın oğludur!" gibi yanlış sözler söyledikleri açıklanır.(50) ama bu gibi açıklamalarda "tevrat" değil "yahudiler" suçlanıyor. "tevrat'ta yapılan tahriflerle peygamberlere iftira ediliyor. lut peygambere de iftira edilmiştir. lut peygamber şarap içerek kızlarıyla cinsel ilişkide bulunmamıştır" biçiminde bir açıklamaya raslanmıyor kur'an'da. eğer gerçekten "iftira" edilmiş olsaydı, bu denli önemli bir konuda kur'an'da açıklama yapılmaz mıydı?

kaldı ki ibni haldun (1332-1406) gibi çok önemli islam düşünürleri, tevrat'ın "tahrif" edilmiş olamayacağı görüşündedirler. ibni haldun, "tevrat"ın değiştirilmiş olamayacağına, ibni abbas'ın buhari'de de yer alan bir sözünü kanıt olarak gösteriyor. ibni abbas diyor ki: "böyle bir şey olamaz (yani tevrat değiştirilmiş değildir). bir toplum, peygamberine inen kitabına inansın da, sonra o kitabı değiştirmiş olsun, böyle bir şey düşünülemez. tevrat'ın inanırları olsa olsa, tevrat'ı te'vil etmiş olabilirler ve olsa olsa bu te'villeri tahrif sayılabilir."

ibni haldun, ibni abbas'ın bu görüşünü, yani tevrat'ın değiştirilmiş olamayacağı yolundaki görüşünü, maide suresi'nin 43. ayetinin de açıkça kanıtladığını yazıyor.(51)

konumuz "tevrat'ın değiştirilip değiştirilmediği" değildir. onun için bu konu üzerinde daha fazla durmaya gerek yok. ancak burada şöyle bir sorunun daha akla geldiğini belirtmek gerek: eğer eldeki tevrat değiştirilmişse, değiştirilmemiş olan tevrat nerededir? ali imran suresi'nin 93. ayetinde "getirilip okunması" istenen "tevrat" hangi tevrat'tır? "tanrı kitabı" olarak bildirilen tevrat'ın şimdi nerede olduğu söylenebilir mi? göğe mi uçmuştur bu tevrat?

turan dursun, din ve seks, berfin yayınları: 100, 3.basım, haziran 2010, ısbn: 978-975-6680-01-8, s.30-32

______________________
(48) tevrat, tekvin, bap:19, ayet:30-38
(49) ibni hazm, kitabu'l-fasli fi'l-milel ve'l-ehvai ve'n-nihali, beyrut, 1975, c.1, s.133-134
(50) bkz: tevbe suresi, ayet:30
(51) ibni haldun, tarihu ibni haldun (kitabu'l-iber...), mısır, 1963, c.1, s.8

ayı sözlük itiraf

bir insanı gerçekten çok istediğinizde ona kavuşabiliyormuşsunuz... onu o kadar çok istedim ki imkansız gibi görünürken herşey imkanlı hale geldi. heteroseksüel bir insanı sevip kendinizi de ona sevdirmek hiç güç değilmiş. sevginin kucaklayıcı ve en iyi kalplisini taşıyorum şu an hayatımda. herşey bir kartpostal ile başladı... ve sana dair herşey fazlasıyla masum! kalbiniz neyi hakediyorsa onu yaşayın <3

fermente edilmiş penis suyu

hem probiyotik hem de prebiyotik *

en seksi erkeklere sahip şehirler

listede kocaeli olmadığı kesin de

Toplam entry sayısı: 563

kişinin eşcinsel olup olmadığını anlama yolları

ışığa tutunca gök kuşağı logosu çıkıyorsa eşcinseldir.

sözlükçülerin 15 yaşındaki haline vereceği öğüt

1. bir yıl sonra yaz ortasında o çocukla evde tüm herkes varken odanda seks yapma, babana yakalanacaksın.
2. insanlara karşı daha töleranslı ol, seninle aynı şeyleri düşünmeyenlere karşı yargı oklarını germe, empati kur.
3.son sınıftaki uzun boylu çocuğu boşver ne kadar yürüsen de iş o noktaya gelince uzun bir sırıktan daha fazlası olmayacak, onun yerine yan sınıftaki kas hayvanına oyna o kesin okey.
4. türk edebiyatından daha fazla kitap oku. orada kendinden çok şey bulacaksın.
5. cinsel yöneliminden dolayı geleceğine kaygıyla bakma, ileride hayatına doğru insanları sokacaksın ve onlar seni olduğun gibi kabul edecek, hatta onların algılarını da değiştireceksin.
6. sırf eğlenmek için o kıza yürümemelisin, yaptığın çok büyük puştluk, senin yüzünden kötü bir ergenlik yaşayacak.
7. geek olduğunu fark et, sosyal mecraları daha iyi kullan.
8. sen bihter ziyagilsin aptal olma!

hz. muhammed

arap paganizmini reformize edip, yahudilikle sentezleyen inanç kişisi, kendisini spitama zerdüşt ile aynı kefeye koymak en doğru olandır ki biri diğerinin yolunu izlemiş gibidir.
ikisinin de aralarında teolojik benzerlik olmamasına rağmen politeist toplumları tek tanrıcılığa yükseltmekte aynı prosesler uygulanmıştır.
muhammed'in oluşumununda ilk devindiricilik rolünü üstlendiği kültür ise bir hayli ilginçtir zira tasvir karşıtlığı konusundaki katılığı arap paganizminde tanrıların heykellerle tasvir edilmesinden ziyade geometrik şekillerle tanımlanmasından kaynak alıyor.

her ikisi de panteon'un en mistik tanrılarını alıp "tek gerçek tanrı" olarak revize ediyorlar.

bu konuda spitama zaratustra ve aradılları diğer diyetleri çok yıkamıyorlar bunun sonucunda zerdüştlükte kişileşmiş güneş imgesi olarak mithra önemli bir yer tutuyor. bunun sebebi ise kültür alışverişinde bulunulan komşu toplumların yapısında yatmakta.

öte yandan haşimoğullarından muhammed'in toplumu tek tanrılı semitik dinlerin bulunduğu coğrafyalarda güçlü ticari ve kültürel bağlara sahipler.

özellikle islam'ın erken safhalarında bölgede etkin olan habeşistan ve aden-şam ticaret yolunu yöneten hristiyan bizans'ın mevcudiyeti yatsınamaz. bununla birlikte mısır; iskenderiye başta olmak üzere gelişmiş bir hristiyan ekolüne sahip ki bunlar da teolojik tartışmalarla istanbul'a (günümüzün fener patrikhanesi) kafa tutuyorlar.

spitama'nın ise çevresinde tek tanrılı unsurlar olmadığı gibi ülke hindistan alt kıtasından gelen felsefi akımlardan etkileniyor. hindu çok tanrıcılığından her dem etkilenildiği gibi (ki mithra esasen bir hindu tanrısıdır ve agni'nin bir tezahürü olarak yorumlanabilir) iran sahasının doğu sınırında budizm'in izleri mevcut bulunuyor. (taliban'ın ,doksanlarda olması lazım, havaya uçurduğu buddha heykellerini araştırabilirsiniz.)

tüm bu şartlar birini mutlak tek tanrılı ve katı kurallı reforma yöneltirken bir diğerini daha zayıf bir geçişte bırakıyor.

her ikisi de kendinden önceki inanışlarda bulunan tanrıları şeytani güçler olarak yorumluyor, zerdüştlükte bu tanrılan daeva şeytanlarıyken( daeva ismen hindu-sanskrit dilinde tanrı manasındaki deva veya devi kelimesinden gelir), islam'da eski tanrılar ya da arap inançlarındaki hürmet edilen doğa ruhları cinler olarak şekilleniyor ve uluhiyetleri ellerinden alınıp tanrıya hesap verecek olan mükellef bir ırk olarak düşünülüyor. (şuan günümüz halk söylencelerinde korku nesneleri olmaları onların bir zamanlar ilahi varlıklar olarak görülmesinden temel aldığı gibi eski türk inançlarındaki "iyeler" inancıyla özdeşleşmeleriyle de alakalıdır.)

buna rağmen muhammed, eski pagan kültlerinden en güçlüsü olan karataş kültünü yıkmak yerine inancın merkezine oturtuyor. günümüzde bile esasen kabe'yi kabe yapan şey küp şeklinde olan o siyah örtülü yapı değil. hacerül esved taşıdır. bu taş mescidi haram'ın köşelerinden birinin duvarının içine oturtulmuş metal bir kaideye gömülü durumdadır, esasen çatlak olup bu metal kaide onu bütün tutmaktadır.

küpik yapı ise islam sonrası da dahil olmak üzere farklı zamanlarda yıkılmıştır, hacerül esved'in hasarlı olmasının sebebi de haccac döneminde mancınık darbesi yemesinden kaynaklıdır.

bazı uç görüşlü (ve muhtemelen yanlış) araştırmacılara göre ise muhammed; esasen mekke'de yaşamamıştır ve misyonuna petra antik kentinde yani nebati ülkesinde başlamıştır ama bir takım siyasi entrikalar sonucu emevi devletinin çöküşüyle daha güvenli bir ortam olan mekke'ye yeni kabe'nin kurulduğu söyleniyor. hacerrül esved de bu olaylar sırasında zarar görmüştür. lakin bulunduğu yeri kabe haline getirdiği tüm bu şaibeli yorumun ötesinde tartışılmaz bir gerçektir ki bu karataş paganizm döneminde arapların tanrılarını geometrik şekiller ile tasvir etmesinden köken alıyor olabilir ama yine de peşin konuşmamak sahayı uzmanlara bırakmak gerek.

zerdüşt ise dualist bir tahayyül sahip bir inanç üzerinden şekillendirdiği teolojisinin merkezine ışık inancını ve onun manifestosu olan güneşi ve ateşi yerleştiriyor.
spitama'nın izlediği yol yine de muğlak, çünkü çok eski ve islam'dan daha fazla değiştirilmiş bir teolojidir. sonuçta iskender öncesinden köken almış bir inançtan söz ediyoruz. sasani iranına gelene kadar zerdüştilikten gayrı ne inançlar doğup battığı o coğrafyada. iran pek bir ortodoks şii olmasına rağmen bahailik gibi akımları başlattı yakın geçmişte.

eklemeliyim ki aynı zamanda islam ve yahudilik birbirinin o kadar aynısıdır ki, beslenme adetlerinden, kişisel hijyen kurallarına ve hatta ibadet üslübuna kadar yüksek benzerlik gösteriyor. kısacası islam, yahudiliğin ekümenik versiyonu olarak adlandırılsa hatalı olunmaz.

peygamberlik iddiasında olan bu iki şahıs da bize kutsal metinler bıraktılar yahut bu iki inancın takipçileri bu metinleri oluşturdular (bilemeyiz), ki bunlar "avesta" ve "kur'an -ı kerim"dir.

avesta yapısı itibariyle çok fazla kelime tekrarlarıyla dolu bir metindir ve zerdüştün ardılları zamanla bu metne dua ve ayin metinlerini de eklemişlerdir. en göze çarpan özelliği zerdüşti şeriatının kurallarının ve cezai yaptırımlarının doğrudan kutsal kitap içinde yazmasıdır çoğu da kırbaçlanma içermektedir. bununla birlikte arınma kuralları da sözlü anlatımdan ziyade yazılı olarak metne girmiştir.

kur'an ı kerim ise kelime anlamı olarak erdemlerin derlemesi demektir. avesta kadar kelime tekrarları olmasa da rahman suresi gibi yoğun tekrarlamalara rastlanır. kitabın büyük çoğunluğunu oluşturan bakara suresi, yahudi inançındaki peygamber hikayelerinin en yoğun derlendiği ve arabize edildiği bölümdür. ayrıca avesta gibi toplumsal düzenlemeleri içerir (miras hukuku; kâfir mürted ve münafıklarla ilişkiler; evlilik ve boşanma; seksin nasıl yapılması gerektiği). bunun yanında şiirsel bir dil kullanılmıştır ve bazen uyak kuralları bozulmasın diye bilinçli telaffuz hataları vardır. yüksek sesle bir ritim eşliğinde halka olunmak amacıyla yazıldığı metinlerin yapısından anlaşılabilir.

ama kur'an'ın avesta'dan en büyük farkı şudur; avesta'dan kitabın anlatıcısı olan spitama tanrıyla olan konuşmalarını sonradan kaleme almış gibi bir üslup benimsenmişken ki soru-cevap metoduyla ilerler, kur'an tamamen tanrı'nın muhammed'in önünde yaptığı bir monolog gibidir. bu radikal farklılık döneminin dini metinlerinde rastlanmayan bir durumdur. zira kur'an'ın anlatıcısı allah'ın bizzat kendisidir. bu da bu kitabı dış gözler karşısında ilgi çekici yapar.

velhasıl muhammed gerçekten de safra kabartan bir şahsiyettir. anlatım hatalarımı bağışlayınız.

haaa bir de şu kız çocuğu kurbanı olayı da şöyledir ki bu kızların sevilmemesinden ileri gelmez aksine bu dini bir ritüeldir ve bebek kurban etmek orta doğu din geleneğinde büyük yer tutar. özellikle evli çiftin ilk doğan bebeği kurban edilmelidir. israiloğulları da hayvan kurban etmeden önce bunu yaparlardı.

esasen bebek kurbanı dünya nimetlerinin kefareti olarak orta doğu paganizminde yer buluyordu, ibraniler ise bu kefaret geleneğini çocuklardan alıp hayvanlara vermişlerdir. gelenek ilk başta doğan bebeğin yerine geçen hayvan ile evrilirken islam ile birlikte sistematize edilmiştir, böylece kurban geleneği ikinci evrilmeyle genel olarak toplumsal şükran belirtisine dönüştü. muhammed'in ise karşı çıktığı kız çocuğu gömme geleneği bunun uzantısıdır.

buna paralel olarak spitama ise kurban geleneğini tamamen yıkmıştır, zira zerdüştlükte köpekler dahil tüm çiftlik hayvanları kutsal kabul edilmiş, kanlı kurban ayinlerinin yerini buğday gibi tahıl ürünlerinin ilk hasatlarından bir parçanın tanrıya sunulması yahut alkollü bir sıvının bu vazifeyi yapması buyurulur. buna karşın hayvan kurbanı geleneği sonradan devam etti.

orospuluk

eskiden pek kutsal görülen bir meslektir. hatta tapınaklardaki kutsal kadınlar bu mesleği icra ederek orospuluk mesleğini ruhbanlık ile birleştirmişler ve yüceltmişlerdir. ardından gelen süreçlerde anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçişte, erkek ruhbanlar ve eril tanrılar öne çıkmış, kadın ilahlar ve onların fahişe kahinleri güç kaybederek ilk önce fahişeliklerini kaybetmiştir. böylece kutsal kadınlar orospuluk mesleğinden el çektirilmiştir ve ebedi bakirelik vasfına sıkıştırılmışlardır.

semavi dinler olarak tanımladığımız ibrahimi inançlarda tanrı'ın aracısının ebedi bakire kahinlerden, eril düzende daha çok tutulan peygamberlere ve ulu babalara geçişiyle kadınlar tamamen dini öğretmenlikten uzaklaştırılmıştır.

bu dönemde orospuluk mesleğini icra edenler kutsal olanın dünyada belirmesinin aracıları olmaktan çıkıp, büyücülük ve şeytani güçler ile özdeşleşmiş hale gelmişlerdir. merak edenler için babil'in fahişesi bu kadın cinselliğinin dışlanmasının bir göstergesidir.

yaşadığımız çağda ise kutsal olana dair hiç bir şeyin gerçek olmadığı algısı ile birlikte orospuluk, büyücülükten ve cincilikten arındırılmış ama ataerkil düzenin devam etmesi, kutsalın kayboluşuna rağmen bu eski dogmatik tutumun daha bir şehvetle desteklenmesi gibi durumlar nedeniyle çok horlanan ve kötü görülen bir meslektir.

sonuç olarak tarih bize gösterir ki; orospuluğu aşağılamak, kadını ve ataerkil kalıplara uymayan tüm var oluşları aşağılamakla aynı kökten beslenir.

bizans ilahileri

esasen mevlevi ilahileriyle daha çok benzetiyorum. ayrıca sadece bizans değil ortodoks geleneğin tamamında benzer ezgiler mevcut.
aha bu da bildiğin mevlevi ayini şerifi


ayrıca ortadoğu ruhu da mevcuttur ortodoks ezgilerinde;


bu da baya ünlü bir ilahi, galiba osmanlı döneminde yazılmıştı hatırlamıyorum tam, türkçe altyazısı da var.

secde pozisyonu

koca bir cami dolusu erkeğin aynı anda yapmasıyla toplu bir doggy kalkışmasını andıran şey.

bir kaç saniyeliğine koca bir cemaatin kıçlarını kafalarından yukarıya kaldırması da denilebilir.

ekşi sözlük

gayya kuyusuna dönmüş kollektif linç başlatma platformu olmuştur. türkiye'nin agresif beyaz yakalı mastürbasyonuna yenik düşmüştür.

kişinin eşcinsel olup olmadığını anlama yolları

ışığa tutunca gök kuşağı logosu çıkıyorsa eşcinseldir.

fasulye yiyelim ete para vermeyelim birbirimizi sikelim göte para vermeyelim

öz kaynaklarla yetinme fikri taşır.

prostat orgazmı

düşüncesi bile dizleri titreten başka hiçbir şeyden alınamayan bir zevk kesinlikle herkesin bunu kendisine yaşatacak partnerlerinin olması gerek.
aktif kişinin penisini ya da parmaklarını pasif kişinin içine sokarken kasıkların seviyesinde aşağıya doğru baskılayarak ilerletmesi gerçekleşmesini sağlıyor, aktif kişi parmaklarını kullanırsa daha başarılı olur; seks yaparken penisle bunu başarmak zordur.
olay sırasında pasif ilişkiye giren kişi normalde salacağından daha fazla pre cum sıvısı salar. tabi farklı kişilerde farklı şeyler olabilir.

müslüman eşcinsel

olmaması gereken durumdur. sevgili yazarlar eşcinsellik islam inancına göre günah değildir. düpedüz lanetlilik halidir yani mizanda tüm ibadetini boşa çıkaracak bir haldir. öyledir ki cezası ahiret gününe bırakılmayacak şekilde helak edilmelidirler. lütfen savunmadan önce kur'an okuyunuz. bunu sadece kur'an söylememekte aynı durum incil ve tevrat içinde de mevcuttur. hatta avesta'da bile eşcinsellik şeytanlarla birlikte olmakla, büyücülükle eş tutulur.
eşcinselliği ve müslümanlığı bir arada benimsemek çelişkilidir. kişinin bu durumda ebediyen merhametten yoksun bırakılacağını kabul etmiş olması gerekir.

edit: ayrıca lütfen imanın mantıklı olmakla alakalı bir şey olmadığını bilelim, iman mantık yürüterek elde edilecek bir şey değildir. kişinin fikri ehliyetini kendisinden daha büyük gördüğü bir sürece teslim etmesidir. aynı zamanda deist ergümanlar kullanarak islamı savunmayalım, tanrı ve yaradılış konsepti ayrı bir şey, islamın iddiasının doğruluğu farklı bir şey.
kimse de ne yaparsa yapsın olduğu şey nedeniyle sonsuza kadar dışarıda bırakılacağı bir iddianın peşinden gitmemeli.
ve lütfen kutsal kitaplarınızı ve iman akitlerinizi okuyunuz, üzülecek olsanız dahi buna hepimizin ihtiyacı var.
hitler seven yahudilerin olduğu bu dünyada boşa yazıyorum galiba.

türk kahvesi içmenin varoşluk belirtisi olması

müslüman kökenli bir ortadoğulu kişinin söylemesiyle komik duracak, kendine yabancılaşma cümlesidir.

league of legends

allahım çok kötü oyun ya, çevremdeki insanlar için kalite turnusolu görevi gördüğünden dolayı minnet duyuyorum

nilgün bodur sözleri

içinizden en az yarısını arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum ve yarınızdan azını hak ettiğinizin ancak yarısı kadar sevebiliyorum.
-nilgün bodur

karantinaya bir kitap film dizi önerisi bırak

dune serisi ama frank herbert'ın kitaplarını ilk başta okumak gerek. film olarak izlemediysen memento izle
dizi olarak da friendsi tekrar izle ya da penny dreadful izle.