ahmetonski

Durum: 1370 - 0 - 0 - 0 - 24.09.2016 21:01

Puan: 32648 - Sözlük Kaşarı

15 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

hmm...
  • /
  • 69

levent kırca

fatih altaylı ile muhbabbetinde zaman zaman sağlam ayarlar vermiş, zaman zamansa ucuz numaralara başvurmuş kişidir. iktidara muhalefet eden her sanatçıyı, işte kahraman diye ortalara salma halinin en çokta muhalefete zarar verdiğini ne zaman anlayacağız acaba? bayağılaşmadan da insanlara ayar vermek mümkün. terbiyesiz laflar etmek, belden aşağı esprilerle muhafazakar erki eleştirmek yarardan çok zarar getiriyor. haklıyken haksız konuma düşmemek için aklı başında insanlarla yola çıkmak lazım...

aile imamı

allahını, kitabını sikerim gibi küfürlerin sempatik bulunduğu şehir adana'da başlatılan uygulamadır. söz konusu şehir adana olduğuna göre her ihtimale hazırlıklı olmalıyız. ailelere hidayet götürmek isterken rakı-kebap yapan bir imam haberiyle türkiye çalkalanabilir.

ps: aile imamı evime gelirse küfrü yer. net!

mercimek çorbası

fasulyenin adı çıkmıs dedirten çorbadır. bağırsaklarına güvenen içsin...

o ses türkiye

ve hülya avşar yine şaşırtmadı! gitti iki cilveye mis gibi gölge'yi harcadı...

ps: ömer'in gitmesi skandaldı!
ps2: orhan gencebay şarkılarından gına geldi...

açık ilişki

bir tür ilüzyondur. eşcinsel ilişki ve evlilik dışı seks gibi netameli konularda ahlakçı kesilerek bizlere kan kusturan orta sınıf ahlakın peşinden gitmek kimseye fayda sağlamaz diye düşünüyorum. yapabileceğimi sanmıyorum ama açık ilişki yaşayan insanlara özgürlükçü ve liberal yaklaşımını da, ahlaksız ve kaltak lincini de doğru bulmuyorum. istemeyen böyle bir ilişki içine girmez...durum bu kadar basittir...

cloud atlas

ağır kapitalizm eleştirisi yapan filmdir. karışık kurgusu ve abd'li seyirci için fazla fikir barındıran altmetni nedeniyle de gişede batmıştır. özgürlük aşk, kölelik, kapitalizm gibi meseleleri karışık bir kurgu tekniğiyle anlatan filmin en azından en iyi makyaj ve uyarlama senaryo dalında oscar'a aday olacağını düşünmüştüm. yanılmışım. bu derece sert muhalefet yapan bir filmin oscar'larda hiç şansı olmayacağını düşünmeliydim. artık gereği kalmamış klonların mezbahalarda kesildiği ve sistemin insanları bir nevi yamyamları dönüştürdüğünü iddia eden sahnesi için bile defalarca izlenir. ilerde kült bir klasik olacağını düşünüyorum...

"okyanus dediğin nedir ki, bir sürü damla olmasa..."

ps: filmi din karşıtı ilan eden islamcılara ve radikal hristiyanlara kafam girsin.

avrupa'da gay olmak

hangi ülkede olduğunuza göre rahatlığı değişecek durumdur. polonya, bosna hersek, sırbistan gibi muhafazakar ülkelerde değilseniz bir hayli rahat edebilirsiniz. ispanya ya da danimarka gibi ülkelerde evlenebilir bazılarında da çocuk sahibi olabilirsiniz. balkan ülkeleri ve eski demirperde ülkelerinde ise problem yaşamanız yüksek ihtimaldir. bu ülkelerin çoğu katı muhafakazar değerlere bağlı ve ataerkil kültüre sahip yerlerdir. mesela sırbistan'da gay pride zaman zaman bir ölüm kalım meselesine dönüşmektedir. kimi zaman cinayetlerle sonuçlanan faşist saldırılar olmakta, kimi zamansa polisin dayaklarıyla bu yürüyüşler engellenmeye çalışılmaktadır.

ps: işin sosyal kısmı ise pekte matah değildir. doğrudur, avrupa'nın küçük şehirlerinde bile envai çeşit gay bar ve disco mevcuttur. lakin avrupa nüfusu hızla yaşlanmaktadır. dolayısıyla turist alan ve sanayisi gelişmiş büyük şehirlerde bile gay'lerin yaş ortalaması çok yüksektir. dolayısıyla o envai çeşit gay bar ve disco bir noktadan sonra huzurevi tadında görüntülere sahne olmaktadır...

sikiyle ceviz kırmak

hangi ilin neyi meşhur

adana
kebap
pamuk
sıcak
yakışıklı erkek popülasyonu
en uyduruğundan enteline sanatçı skalası(barış manço, şener şen, abidin dino, yaşar, ferdi tayfur, murat göğebakan, ayşe hatun önal, feridun düzağaç, fatih terim, kıvaç tatlıtuğ, yeliz yeşilmen bu böyle uzar gider...).

kadınlara ait her ayrıntıyı bilen erkek

adana'da halk arasında avrat hasan olarak adlandırılan erkek tipidir.

kıbrıs

türkiye kıyılarında envai çeşit sahil kenti ve kasabası dururken gidilmesi gereksiz adadır. hatta ada romantizmi yaşamak istiyorsanız mis gibi bozcaada varken bahis konusu yapmak bile saçmadır. ama bazı pozitif yönleri de yok değildir. kendi deyişleriyle gıprıs şiveşi pek sevimli pek hoştur. yerli tanıdıklarınız da varsa ada mutfağını deneyebilir orgazmik tatlarla haşır neşir olabilirsiniz. girne en güzel şehirdir(kale ve çevresini mutlaka gezin). diğer şehirleri(ki şehir demeye bin şahit ister) turisitik açıdan gezmek için ideal değildir. hele başkent lefkoşa faciadır. ada suyu sıcaklığı bir hayli sıcaktır. güneyde olmasının etkisiyle su sıcaklığı mersin, antalya kırması bir derecede sabittir. gelelim negatif yönlerine. kıbrıs çok pahalı bir yer. ev kiraları, markette satılan şeyler, otel fiyatları herşey abartılı bir fiyata sahip. genelleme yapmak istemem ama ada halkı da tembel. dolayısıyla hizmet sektörü de çoğu zaman vasat ve vasat altı. adada su sıkıntısı var. musluktan akan suya da güvenmeyin. türkiye'den gelen türklerle ilgili inanılmaz bir önyargı var. türkiye'nin türk nüfusu artırmak için mersin, adana ve hatay'ın varoşlarından gönderdiği yığınlar malesef ada kültürüne uyum sağlayamamış. adalıların da kibirli ve tuhaf ayrımcılığı garip bir kontrast oluşturuyor kıbrıs'ta. birde yerliler uyduruk işlerde çalışmak istemiyorlar ama inşaatlarda ve diğer basit işlerde çalışmak için gelen vatandaşlara da laf ediyorlar. işin ilginci yerlilerin bu biz ve siz kavgasının temeli pekte sağlam değil. ada kültürüne uyum sağlayamayan yığınları anlıyorumda kendilerine mal ettikleri o kültüre ait pek birşey göremedim. gördüğüm şey müthiş bir ingiliz hayranlığı ve para hırsı oldu. güney kısmına geçme şansı da yakaladım. türk tarafından tamamen farklı yer güney kıbrıs. ab'den gelen yardımlar ve kara para güneyi resmen ihya etmiş. aynen türk tarafında olduğu gibi kumarhane turizmi burda da geçerli. türklerden nefret ediyorlar. işin en acıklı yönü adada beraber yaşama deneyimi olan yaşlılar türklere karşı daha normal hisler beslerken genç nüfus türklerden hem korkuyor hem de tiksiniyor. larnaka en büyük kentleri. turizmden ciddi olarak faydalandıkları belli. lakin aynen yunanistan gibi iflas ettiler. akıbetleri şimdilik belirsiz. demem o ki kumarhane, temiz deniz ve bazı lezzetli seçenekler dışında kıbrıs'ın pek bir numarası yok. illa gideceğim diyenler aşırı sıcak olan temmuz-ağustos yerine haziran-eylül aylarını tercih etsin...

ayınızı nasıl alırsınız

stocky olsun canımı yesin...

capri-sun

ortaokul yıllarında kutusunu şişirip, patlatmak için aldığım meyve suyu. itiraf etmek gerekirse tadı çok kötüydü...

cemil ipekçi

bir dönemin ünlü modacısıdır. eski kuşak modacılar arasında saygın bir yeri vardır. lakin son dönemde kibrine yenik düşmüş ve boyundan büyük açıklamalarıyla kendi başarısına gölge düşürmüştür. muhafazakar olduğunu açıklamış. kadınların bikini ve mini etek giymesini eleştirmiştir. beyzademiz heteroseksüel olsa karısına bunları giymeyi de yasaklarmış. ne tuhaftırki bu açıklamarı yaptığı sırada thy ve bazı devlet firmalarının açtığı ihaleleri kazanmıştır. yeni kuşak modacılara(yerli-yabancı farketmez) sürekli sallayan ve durmadan kendi işlerini öven ipekçi bey'e basma entari soslu kıyafetler de bir yere kadar demek istiyorum. birde ne cesur, eşcinsel olduğunu açıkladı durumu var. doğruya doğru, bizimki gibi ataerkil ülkelerde eşcinsel olduğunu açıklamak çok zor iştir. lakin katıldığı her tv programında kendi deneyimlerini ve yaşantısını baz alarak eşcinselliği bu minvalde açıklamak neyin nesidir? mesela her programda eşcinselliği bir seçim diye anlatıyor. ve ne tuhaftırki ben eşcinselliğimi seçtiğimi hatırlamıyorum. zaten hiçbirimizde seçmedik. yükselen siyasi rüzgara göre şekil alan sözde aydın ve sanatçılara zerre saygı duymuyorum. onlardan sanatçı değil olsa olsa zanaatkar olur.

ps: kendi açıklamasına göre akp, bodrum gölköy belediyesi için kendisine belediye başkanlığı adaylığı teklif etmiş. ve biraz önce akp sümme haşaaa, mümkün değil diye bir açıklama yaptı. bilenler bilir cemil ipekçi cihangir kahve'de falan aniden yanınıza oturup anlatmaya başlayabilir. ve o anlattıkça siz utanırsınız. kafası çoğu zaman güzel olduğu için çok takılmamak lazım.

american horror story

spoiler
american horror story asylum 10.bölümde, sister jude(jessica lange) elektroşok tedavisi yüzünden tırtlamıştır. isimleri hafızasında tutmaya çalışırken pikaptan name game adlı şarkıyı çalar ve hayalinde tüm tımarhane ekibiyle danseder. işte sadece bu sahne için bile izlenir bu dizi.

ps: malesef name game'li sahneyi koyamadım. henüz nete kaliteli versiyonu düşmemiş...

ayı sözlük yazarlarının hiç öğrenemedikleri

kravat bağlamayı ve kişilere hakettiği şekilde* muamele etmeyi bir türlü öğrenemedim...

neyinkafasilabu

sevimlilik muskası, yer yer atarlı egeli. tanıyınca seversiniz, hatta vazgeçemezsiniz.

2013 oscar ödülleri

moonrise kingdom'un en iyi özgün senaryo dışında adaylık almaması sürpriz olurken, cloud atlas'ın neredeyse yok sayılması haksızlık olarak gözüme çarptı. django unchained'in adaylıklarını gereksiz buldum. anlaşılan o ki quentin tarantino flash tv'ye dizi çekse artık 120 dalda adaylık alacak. adam öylesine bir overrated hare yarattıki etrafında ne çekse aday oluyor. artık bir gelenek haline gelen sıradışı romantik komedi kontenjanını bu sene silver linings playbook kaptı. filmi bir hayli merak ediyorum. lord of the rings'in etinden sütünden faydalanma hadisesi bu sefer işe yaramadı. hobbit dişe dokunur bir adaylık alamamış. iyi gişe yapsada box office'te harikalar yaratamadı. hobbit ikinci bölümünde de çılgın gişe yapmaz ve adaylık alamazsa stüdyolar, büyük bütçeli fantastik filmlere bir süre ara verebilir. argo içinse fazla konuşmak gereksiz. abd'liler yakın siyasi geçmişleriyle ilgili bir film çekildiği zaman kayıtsız kalamıyorlar. eli yüzü düzgün ama çok dişe dokunur bir film değil argo. ödüllendirileceğine ise hiç kuşkum yok. umarım tüm önemli ödülleri life of pi kapar.

porter

kafa adama benziyor ve güzel yazıyor... takipteyim!

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

zuhal olcay-sizi gözlerdim hep
  • /
  • 69
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1370

grup sekse geç kalan kişi

umduğunu değil bulduğunu yemeye mahkum insan...

doktor bilal

90'lı yıllarda bir hayli popüler olan, şimdinin muhafazakar tv ekranları içinse fazla feminen kaçan şarkıcı. aynı klasmandaki fatih ürek, aldo, kuşum aydın ve arto'da ekran yasağından nasibini almış durumda. hiç unutmam rahmetli defne joy foster, doktor bilal'in evini programı için ziyaret ettiğinde, yatak odasında kutu kutu ağda bulmuştu. ikisi de çok gülmüşlerdi. hey gidi 90'lar hey...

ilber ortaylı

bir dönem bilkent üniversitesi'nde ders veren popüler tarihçi. dersine girmek her babayiğidin harcı değildi. ders sırasında konudan konuya atlar, güncel siyasetten, etimolojiye ne ararsanız tartışırdı. osmanlı'ya inanılmaz derecede hayrandı. aptal türkler, gerzek araplar gibi cümlelerde sık sık ağzından kaçardı. osmanlı'ya vakıf olduğu doğrudur ama tarafsız bir tarihçi olduğunu söylemek zordur.

tunatuan

taramalı tüfek gibi konuşan sevimli yazar.

grup abdal

halk müziğine yeni bir arayış ve nefes getirmek istediklerini söyleyen enfes grup. tüm türküleri incelikle ve duygu dolu söylemişler. öyleki dinlerken gözleriniz doluyor... ezim ezim eziliyor yüreğim türküsü bundan daha iyi söylenemezdi...

namaz kılmayan türk değildir

habertürk'te öteki gündem programına çıkan ismet özel'in gündeme bomba gibi düşen açıklamasıdır. trollük müessesinin şairlere kadar indiğini göstermesi açısından da eşşsizdir. hazarlar ve gagavuzlar gibi musevi ve hristiyan türkleri ne yapacağız desem onlar türk değil diyecek demekki! peki göktürkler'i falan ne yapacağız hacı desem nafile. zat ayrıca harf inkilabıyla geleceğimizin çalındığını ve türkçe diye bir dil olmadığını da belirtmiş. şahsen ben namaz kılmıyorum ve gayet türküm. ama önce insanım...*

müslümanlığı güzel bir din sanmak

islamiyet, toptan tu kaka ilan edilebilecek ya da hoşgörü öznesi olarak sunulabilecek yekpare bir din değildir. tıpkı hristiyanlık, musevilik ya da diğer dinler gibi. diğer ülkelerdeki( özellikle de hristiyan coğrafyadaki) yaygın özeleştiri yapabilme hakkının nasıl doğduğu ve hangi ortamlardan geçerek bu noktaya kavuştuğunu anlamak karmaşık ve zor bir süreçtir. islam coğrafyası 12. yüzyıla kadar bilim ve sanatta tüm dünyadan daha ileri ve saygın bir durum sergilerken endülüs emevilerinin çöküşüyle tersi bir sarmala girmiş ve tıkanmıştır. ispanya'da kurulan islam medeniyeti kadınların eğitim gördüğü üniversiteleriyle, başarılı siyasi yapısıyla islamiyete yöneltilen eleştirilerin aksini ispat edebilen yegane örneklerden biriydi. şu an yücelttiğimiz hristiyan ittifakın bu medeniyeti yok etmesiyle islamiyet aşağıya doğru yuvarlanmaya başlamıştır. ilginç ve tartışmaya açık iddialardan biri de osmanlı imparatorluğu'nun tüm arap ve asya coğrafyasını emperyal nedenlerle sömürmesi ve bu nedenle islamiyetin gerilemesinin hızlanmasıdır. bu iddia tartışmaya açıktır ama üzerinde düşünmeye değerdir. hristiyan batının şu an içinde bulunduğu özgür ve liberal ortamın dinlerinin islamiyetten daha hoşgörülü olmasıyla alakası yoktur. kilise ile uzun üren ve milyonların ölümüyle sonuçlanan uzun ve kanlı mezhep savaşları, ardından gelen reform dalgası hristiyan erki durdurmuş ve seküler düzeni yaygınlaşmıştır. islami toplumlar ise bu esnada yerinde saymış ve kibirli vaziyette elindekiyle yetinmiştir. her dinin kendine has olumsuzlukları ve bazı olumlu özellikleri vardır. islamiyetin diğer dinlerden ne çok matah ne de daha fazla kötü özelliği vardır. islam coğraftasının genelinin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal çöküntü müslümanlıkla ilgili imaja da yansımakta, malesef doğu medeniyeti eşittir yamyamlık gibi bir sonuç çıkmaktadır. kişisel görüşüm dinlerin misyonunu tamamladığı yönünde. herhangi bir dinin yaşadığımız dönem itibariyle bize bilgi ve ahlaki gelişme sağlaması çok zordur.

ps: evet ateistim.

her türlü hayvandan korkan uyuz kız

sokak hayvanlarına gulyabani muamelesi yapan kızdır. çoğu çevreden ilgi görmek ya da sevgilisine poz yapmak için böyle tavırlar sergiler. mırıl mırıl gezen bir sokak kedisi ya da size mahsun gözlerle bakan bir köpek bu kız için potansiyel bir seri katildir. klasik sözleri bu kedi burdan gitçek ozaan, ıyyy oturamam ben buraya gibi sevgi sözleridir. böyle insanları görünce çekinmeden ağızlarına kürekle vurunuz.

kadınları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz

8 mart dünya kadınlar gününü sayfasında yazdığı bu güzide sözlerle kutlayan akp kırıkkale il başkanı mehmet demir'in beyanatı. memleketimi yöneten akp zihniyeti için emekçi kadınlar günü işte bunu ifade ediyor... zatın sözlerini değiştirmeden aktarıyorum:

" eğer onlar sizden izinsiz razı olmadığınız kimseleri aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise örfe göre her türlü yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir..."

sözlüğün bokunu çıkartmak

sözlükte yeniyim. lakin bazı şeyleri hayretle izliyorum. biraz eğlenmek, biraz bilgilenmek, biraz sosyalleşmek için kurulduğuna inandığım bir sözlükte böylesine gruplaşmaların olması ve kişilerin birbirinden bu denli huzursuz olması çok tuhaf. sosyal medya ve internet bazen insanın içindeki canavarı ortaya çıkarıyor. daha önceki entrylerimde söylediğim gibi nefret söylemi içermediği sürece herkes herşeyi söyleyebilmeli. aynı fikirde olmadığımız ve karakteri bizimkiyle taban tabana zıt insanlara aşık olabiliyorsak, arkadaş niye olamayalım?

bilmemne mutfağı

trollerin sevdiği yemekleri içinde bulunduran mutfak.

(bkz: illallah dedirten mutfak başlıkları)

mustafa ceceli

bütün şarkıları aynı ton ve nağmeyle söyleyen hacı şarkıcı. yüzüne baktıkça içim sıkılıyor. kezban'ların sevdiği romantik şarkılar genelde mustafa ceceli ve farhat göçer'den çıkar. nice hanzo düğün töreninde gelin ve damatın ilk dans şarkısını ceceli ağabeyimiz söylemiştir.

içinde türk ve atatürk geçen entrylerin eksilenmesi

her konuda 126 bin parçaya bölünmeyi matah birşey zanneden türkiye toplumunun sözlüğe yansımış halidir.

seviyorsan git sik bence

seviyorsan git konuş bence'nin hırt versiyonu. one night stand bağımlısı odun ruhlular için ideal bir önerme olabilir...

emek sineması

emek sineması, istanbul'un önemli tarihi binalarındandı. malesef yıkımından önce kötü işletmecilik yüzünden can çekişiyordu. yenilenmeyen iç ve dış cephesi yüzünden mekan küf kokuyor, cicili bicili avm sinemaları yüzünden de seyirci kaybediyordu. lakin çok önemli bir tarihi değeri vardı. sinema olarak değil ama müze ya da istanbul film festivali için kurumsal bina olarak değerlendirilebilirdi. emek için yıkım kararı alınmadan önce tüm sinema yazarlarına mail atmış, o zamanlar ön gösterimlere katıldığım için hepsiyle konuşmuştum. bakın bu sinema çöküyor başına bir iş gelecek dediğimde hiçbiri ilgi göstermemişti. şimdi günah çıkarır gibi röportajlar veriyor, festival açılışında protesto konuşmaları yapıyorlar. emek sineması'nı sinemacılar da istanbul halkı da el birliğiyle yıkıma itti. hafızası olmayan, kültürel ve tarihi değerlerine sahip çıkamayan bir halktan bir cacık olmaz. şu an yapılan eylemleri de samimiyetsiz buluyorum... ben en azından arkadaşlarımla o sinemada festival filmlerini izledim. siz avm'lerde patlamış mısırlarınızı yiyin...