kıbrıs gazisi babası vefat etmiş, başı sağolsun. recep tayyip erdoğan da taziye için kendisini aramış. erdoğan'ın escinsel kimliği açık olan birini arayacagini hiç düşünmemistim ama konu ölüm olunca, daha doğrusu bir gazinin vefatı olunca o da sıfatları bir kenara bırakıp milli bir bilinçle aradaki duvarları yıkabiliyormus demek ki.
bilmiyorsa öğretmeyi denesinize arkadaşlar. eğer bildiklerinizden eminseniz. bilmemeyi ne zaman ayıplamaya başladık? bilmediğini fark ettirip öğrenmeye teşvik etmenize rağmen öğrenme çabası göstermiyorsa kinayin. bu hircinlik saldırganlık niye? ah yine sevgi pitircigiyim adeta.
tam tersi durum için bu içerikte bir klip bile vardır türkiye'de. bardan kaldırdığı kadının erkek çıktığı bir içeriğe sahip.sonra bunu hande yener ve grup 84 coverladilar.
eşcinselik tarifesine geçen herkese ilk üç sekste deneme amaçlı sadece aktif olma imkanı sağlanacaktır. begenmezseniz 30 gün içinde heterolugunuz iade. kapıda verme secenegemiz de mevcuttur.
erkek denen yaratılmış şey götünün dokunulmazlığını erkekliğinin bir kıstası olarak gördüğü icin karşı tarafin savurdugu ilk tehdit götüne olacaktır. götunun dokunulmazlığıni kaybeden oyunu kaybeder. seni sikerim der mesela bir güç yarısında erkek, veya üstünlüğü ele alınca işte simdi siktim seni der çünkü erkek için başarı sikebilmek ya da sikememekten ibarettir. kazanamayan sikilecegi ve erkekliğinin nişanesi olan götü artık ele geçirilmiş olacağı icin o sikilmeyi göze alabiliyorsa, yani götüne güveniyorsa başka bir erkeğin karşısına çıkma cesareti göstermelidir. burda cesaret erkekliğinin garanti belgesi olan götünu gözden çıkarıp cikaramamaktan geçmektedir. kaybetmeye cesareti var mıdır? aralarındaki ilişki budur.
ya o mesafede gözümün önünde duran bir şeye bakarken odak kırılması yaşıyor ve çift görüyorum ben zaten. yakındaki tek noktaya odaklandıgi için gözlerim.böyle şaşı bir ifade beliriyor. öyle bir tipte beni görse karşımdaki bence güler, romantizm sifirin altında eksi bilmem kaç olur. ben bu yüzden kapatıyorum valla sizin dediğiniz incik cincigini bilemem.
açan yazarın mantık hatasına kurban giden bir başlık. yorum yapıyor gibi olmasın diye tdk'dan referans alacağım. tdk'ya göre fahişe = hayat kadını = para karşılığında erkeklerin cinsel zevklerine hizmet eden ve bu işi meslek edinen kadın, orta malı, kaldırım çiçeği, kaldırım süpürgesi, kaldırım yosması, sürtük. tabi bunu kadın olarak değil hem kadın hem erkek olarak ele almalıyız. cinsiyetin değil eylemin önemi var çünkü. yani zevk için yapan seks yapan bir insanın fahişe olması imkansız. sadece seks konusundaki zevkine düşkünlüğü sebebiyle kolay elde edilebilir olarak ele alabiliriz. kaldı ki ele almamiza lüzum yoktur. klişemizi hatırlayalım : benim bedenim, benim kararım.
1- kimlik sorgusunu asamiyorsan uzman desteği almaktan çekinme
2- gerekmiyorsa açılma
3- ilgi görmenin cazibesine kapılma
4- hayattan anlık bir haz alma düzeninde kalma, ilerisi hep aklında olsun
5- her şeyin daha iyi olabileceğine olan inancını kaybetme
hakkında yazılması bizlere aktarılması çok iyi olmuş bir kitaptır. eline, kalemine sağlık hazineci.bir kural da benden gelsin o zaman, ilişki yaşamaya başladığınız kişiyle paylaşılan hayatta karşılıklı olarak bazı şeyler temellesmemisken finansal anlamda bir destek beklentisinde olmayın. içinden geleceği için ve yardım etmesi gerektiğini düşünecek kadar hayatının içine aldıgi takdirde karşı taraftan sizin bunu istemenize gerek de yoktur zaten. ama daha iki üç aylık bir ilişkide özellikle uzun vadeli bu tarz beklentilere girmek olumsuz anlamda sorgulanmaniza sebep olacaktir.
sosyolojik çıkarımlara girmeyecegim ama çocukluğumdan beri futbolu sevmemekle kalmayıp nefret eden bir bireydim. sebebini bilmiyorum zaten erkeklerle değil kızlarla oynardım hep. çünkü şiddet dolu oyunlar oynuyorlardi hep ve ben şiddetten hoslanmaz ılımlı olmayı severdim. fiziksel kuvvetin değil aklımın hayal gucumun coştugu etkinliklerle uğraşmayı severdim. resim şiir yazı filmler çizgi filmler falan. resimlerin birleşerek hareketlenmesi beni inanılmaz buyulerdi mesela, atılan bir gol değil. erkekler ise maç yaparken güç mücadelesine girerlerdi, birbirlerine küfür ederlerdi, kavgalar çıkardı, top çalmak veya golü engellemek için fiziksel müdahaleleri abartırlardi. ben hep canımın aciyacagindan korkup ilismezdim oyunlarına. butun bu oynama şekilleri mantıksız gelirdi, ne izlemeyi ne oynayi sevmez hatta dediğim gibi nefret ederdim. hala da ediyorum. ama bunun escinselligimle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. benim hayatımda futbolun yeri böyle, yani yok.
pasif için (bkz:ölümüne mokoko),öldüresiye sikmek bu olsa gerek.
aktif için (bkz:götten düşmek), evet evet doğru okudunuz gözden düşmek değil adam götten düşmek eylemini yaşadı.
“efendim, kimliksiz yaşamakmış! hani çarşıdan alınmaz, pazarda satılmaz bir şey varsa o da kimliktir ki, ana sütü gibi helâldir. insan dediğin, bir mahalleye, bir sokağa, hiç olmadı bir memleket böreğine benzer; içi karışıktır ama her malzemenin bir adı vardır.
tahayyül sahibine ister istemez sorası geliyor insanın. yoksa sen yaratılış hatası mısın, evrenin boşta kalmış paragrafı mı? madem ne kadınsın ne erkek, ne inanan ne inkârcı, ne sağ ne sol... o vakit seni kim doyurur, kim gömer, mezar taşına ne yazarız? ‘hiçlikte yaşamış, boşlukta göçmüştür’ mü insan dediğin biraz da aidiyettir; yoksa yolda yürüyen bir gölge olur, selam versen yankı yapmaz!”
ben. tam bir ortam orospusuyumdur. ortamdaki herkesle özel bir arkadaşlık kurup sürekli dedikodu bombardımanına tutulan kişiyimdir. kendime bayılıyorum.
kitap okumak eyleminin sembolik bir şey olduğunu düşünecek olursak, kendisine hiç bir şey katmayacak birisiyle hayatını paylaşma çabası genelde büyük hüsran ile sonuçlanıyor.
yalnız burda kendi aramızda bile birilerini genelliyor olmak ne kadar üzücü. lezbiyenler maskülen, gayler feminendir stereotypeından farksız bu genelleme.
yukarıdakilerin tamamına ters düşecek ama ben yazar arkadaşımıza nedense kayıt olduğum günden beri en çok önyargı topladığım kişi diyerek başlayacağım. altını çiziyorum kendisini tanımadan bende oluşan önyargılar yığını var bunlar sadece teorik iddialar olarak sıralanacak. dolu dolu yazdığını düşünmüyorum bu yüzden fırtına öncesi sessizlik savının üzerini çizdim, çok aktif olduğu doğru ama sürekli kendi açtığı başlıklarda yazıyor gibi geliyor, başlıklara bakıyorum devamını getiren kimse yine çoğu zaman yok, getiren üç beş kişi de yine karşılıklı pohpohlaştığına inandığım sabit yazarlar. alternatif yazdığı çok şey göremedim çünkü yazdıkları hep aynı tonda ilerliyor ve çizgi olarak çoktan tekrara düşmüş gibi geliyor. girdisini görünce kesin yine okunacak bir şey yazdı demeyi çok istiyorum ama şimdilik bu sefer önyargılarım yıkılacak mi acaba diye okuyorum ki bu negatif bir yaklaşım dahi olsa sonuç olarak merakla takip ediyorum. bu kesinlikle karalama kampanyası değil dediğim gibi kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok. iletişim dahi kurmadık, bu yazdıklarım belki çok eksi tepki alacak bilemiyorum ama dediğim gibi bende istemsiz oluşan önyargıları belirtmek istedim ki içimde kalmasın. nefret etmediğim ama sevmeyi çok istediğim bri yazar. başarılar diler saygılar sunarım.
kızlaaaar yeni bir zirve ile yine karşınızdayım. kesin katılacağını bildirenlerin sayısına göre olur diyorum. kalabalık bir sayıya ulaşırsak bir mekan belirlenir şuan için neresi bilemiyorum ama halledilir. üç beş kişiyle kalırsak da birimizin evinde falan olur en kötü ihtimal. benim kapılar sonuna kadar açık. evin kapıları yani. bence bi düşünün ona göre hareket edelim derim.
içi boş, çürük girdilere sahip yazarlık kariyerine sahip yazar arkadaşların sıkan paylaşımları beğenilmeyince, dışlandıklarını düşünerek kutuplaşma savlarıyla duyar kastıkları durumdur. bi sakin olup "ben ne yaptım da bir kutuplaşma meydana geldi?" diye düşünmeleri tavsiye olunur. yazdıklarınızın anlamı olmalı ki zıtlaştığınız düşündüğünüz kişilerle bir şeyler konuşabilesiniz ve ortak bir paydada buluşabilesiniz. karşısında boş ve anlamsız şeyler gören bir insan sizinle tartışıp haklı çıkmaya değer görecek bir şey bulmadıkça niye sizi taksın ki? hal böyleyken tabiki aynı değil zıt kutuplarda bulursunuz birbirinizi.
kızlaaaar yeni bir zirve ile yine karşınızdayım. kesin katılacağını bildirenlerin sayısına göre olur diyorum. kalabalık bir sayıya ulaşırsak bir mekan belirlenir şuan için neresi bilemiyorum ama halledilir. üç beş kişiyle kalırsak da birimizin evinde falan olur en kötü ihtimal. benim kapılar sonuna kadar açık. evin kapıları yani. bence bi düşünün ona göre hareket edelim derim.
yukarıdakilerin tamamına ters düşecek ama ben yazar arkadaşımıza nedense kayıt olduğum günden beri en çok önyargı topladığım kişi diyerek başlayacağım. altını çiziyorum kendisini tanımadan bende oluşan önyargılar yığını var bunlar sadece teorik iddialar olarak sıralanacak. dolu dolu yazdığını düşünmüyorum bu yüzden fırtına öncesi sessizlik savının üzerini çizdim, çok aktif olduğu doğru ama sürekli kendi açtığı başlıklarda yazıyor gibi geliyor, başlıklara bakıyorum devamını getiren kimse yine çoğu zaman yok, getiren üç beş kişi de yine karşılıklı pohpohlaştığına inandığım sabit yazarlar. alternatif yazdığı çok şey göremedim çünkü yazdıkları hep aynı tonda ilerliyor ve çizgi olarak çoktan tekrara düşmüş gibi geliyor. girdisini görünce kesin yine okunacak bir şey yazdı demeyi çok istiyorum ama şimdilik bu sefer önyargılarım yıkılacak mi acaba diye okuyorum ki bu negatif bir yaklaşım dahi olsa sonuç olarak merakla takip ediyorum. bu kesinlikle karalama kampanyası değil dediğim gibi kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok. iletişim dahi kurmadık, bu yazdıklarım belki çok eksi tepki alacak bilemiyorum ama dediğim gibi bende istemsiz oluşan önyargıları belirtmek istedim ki içimde kalmasın. nefret etmediğim ama sevmeyi çok istediğim bri yazar. başarılar diler saygılar sunarım.
ay korkarım ben diye iki adımı gelmeye erinen yazarlara rağmen, urkmezsem gelicem dedi ve taaaa zonguldaklardan kalkıp geldi sağolsun zirveye. başta biraz ürkütüydü ama sohbetimizle biz oksaya oksaya sakinlestirdik. sempatik sessiz sakin yazar.
edit : sabaha karşı dönerken usudum diye verdiği boyunluk bende kaldı. emanetin ben de ürkek, bir sonraki görüşmede teslim edeceğim.
bir özellik belirten her başlığa, kendi cümlelerini kullanarak özgün anlatımıyla tanım girmek veya konuyu yorumlamak yerine kendini dünyaya tanıtmaya ant içmişçesine o başlıkta bahsi geçen özelliğin onda da olduğunu herkes bilsin isteyen yazardır. üç girdisinden birisi içinde "ben de bu kişilerden biriyim, biliyor muydunuz?" anlamı taşıyan"ben","bkz:ben","ben oluyorum", "bu benim" benzeri bilumum örneklere denk geleceğiniz, dolayısıyla ben merkezli, muhtemelen de ilgi orospusu olan yazardır.
oldukca hoş olan berberimin, traşı gereğinden fazla uzatarak elimin olduğu yeri hizalayarak alenen bastırarak yaptığı eylemdir. elim koltukla berberin bastırdığı yerinin arasında baya baya sıkıştığı için çekemediğim ama çekmeyi de beğenim doğrultusunda istemediğim için hoşuma giden küçük aksiyondur.
açtığı başlıkların aşırı spesifik konular olmasının inanilmaz hoşuma gittiği yazardir. her gün yeni bir bilgi sayfaları gibidir adeta. yazdıkları da fena değil. okunur bu okunur.